Bir kedi için en iyi şey kaşınan yerlerin sahibinin kaşıması, karnının türlü mamalar hatta etle doyması ve sonsuz sevgidir; bunu inkar edemezsin çünkü ben zaten bir kediyim, benden daha iyi bilemezsin. Yeşil gözlerim, pamuk gibi tüylerim var; Leyla’mdan başkası bana elleyemez. Tabii ki ben sahibesine ve evine sadık bir erkeğim. Hayır hanımefendi, Sütü sümüğüne karışmış mercimeğin fırına girmesi sonucu ortaya çıkan o "aşk meyveleri" —özellikle sen Atakan, pis çocuk— tüylerim çok yumuşak olsa da bana elleyemezsiniz; maşallah kız bana vallahi.
Sahibem Leyla’nın en sevdiği şeylerden biri benimle oynamaktır. Kurban olduğum eğlensin diye elindeki ipi bana uzatıp "Hadi tut!" dediğinde, tüm gücümle atlarım. Onun eğlenmesi için dokuz canımın sekizini veririm; bir tanesi bende kalsın ki bu alandaki çalışmalarıma ve soytarılık sürecime devam edebileyim. Onun için çok uğraşıyorum çünkü en iyi arkadaşı, hatta tek arkadaşı benim.
Aslında bu üzücü bir durum. Küçükken diğer şerefsizler, o küçük bok taneleri olan akranları, Leyla ile oynamak istemezdi; çünkü Leyla’yı çirkin buluyorlardı. Hadi lan oradan, Kendimi parçalıyorum; o benim gelinim olacak, o benim gelinim olacak. Şu an liseye gidiyor, değişen bir durum yok. Anlamıyorum, nereden buluyorlar benim küçük güneşimi de zorbalıyorlar? Küçükken çocuktular diyelim, şimdi eşek kadar insanlar yapıyor; bu kızın şansı şans değil. Annesi ve babası boşandığı için okul hayatını kimseye anlatamıyordu. -'Kimse' içerisinde ben yokum; çünkü ben, kaşına gözüne öldüğüm kız için kimse olamam.-
Kendi içine çok kapandı; oryantalin çocukları küstürdü onu kendine. Leyla çok konuşmazdı, genelde izler ve incelerdi ama iyice suskunlaşmaya başladı. Benimleyken gülümsüyor. Bir de bir tatlı gülüyor ki böyle kıkır kıkır... Leyla; güvende olduğunu hissedince aşırı sevecen, komik ve eğlenceli bir insandır. Sanırım hayatında aktif olarak sadece ben varım; sevdiği ve güvende hissettiği tek kişi... Bu durumdan şikayetçiyim diyemem ama onun mental sağlığı için bu durum çok sıkıntılı.
Biriciğim; aşırı zayıf, düz kumral ve kısa saçlı, görüp görebileceğim en güzel kahverengi gözlere sahip olan, elmacık kemiğinin üstünde minik dört tane beni bulunan bir kız. O kadar güzel ki saatlerce izleyebilirim; baktıkça yeni detaylar bulacağım, ressamına tüm malımı mülkümü adayacağım bir tablo gibi... Kalbimi yerinden oynatacak kadar eşsiz.
Anlamıyorum; ben küçücük bedenimle onun değerini anlayabiliyorken, diğer insanlar nasıl "çirkin, aptal, sümsük" diye dalga geçiyorlar? Tek gülüşüyle kalbimin ritmini değiştiren meleğim, okuldakiler için Orta Çağ cadısıydı; öğrenciler ise kilisenin dediklerini yapan cahil insanlar...
Leyla’m resim çizmeyi, satranç oynamayı ve kitap okumayı çok sever. Sık sık beni çizer, ben de duyayım diye kitabı sesli okur ya da satranç tahtasının önüne beni koyup öğrendiklerini anlatır. Bazen de bana kitaptaki karakterlerden bahseder; uzun, yakışıklı ve en önemlisi iyi kalpli adamlardan... Ben de insan olsaydım onun için, ona layık biri olmaya tüm kalbimle çalışırdım. Hatta çalışmaz, yapardım; insan olsam kesin çok yakışıklı olurdum be.,
Bitanem, kendi kendini sevdiği zaman sevginin nasıl bir şey olduğunu hissedecek ama bu ortamda bu çok zor. Sevgimin yarısını kendini sevsin diye feda edebilirim; çünkü benim sevgimin yarısı durduğu yerde durmaz, çoğalarak büyür.
Güzel aşkım, ömrümün kadını, yüreğimin, zihnimin ve ruhumun tek sahibi... Her zaman olduğu gibi okuldan geldi. Beyaz spor ayakkabılarını şifonyerin içine koydu, montunu çıkarıp astı, çantasını ise kenara bıraktı. Ellerini ve yüzünü yıkadı. Daha sonra çantasını alıp odasına geldi; üstünü değiştirip tekrar ellerini, yüzünü ve ayaklarını yıkamaya gitti. Bu onun için bir rutindi-takıntı-; böyle yapmasa kendini pis hissedermiş.
Odasına geldiği ilk an anlamıştım, ağlamıştı. Leyla ağladığında dudaklarını ısırmaya başlar, bir nevi kendini sıkar. Ellerine baktım; başparmağının etlerini yolmuştu, stresliydi. Ayak parmaklarını sıkıyordu, huzursuzdu. Saçındaki tokayı çıkarmamıştı, rahat etmiyordu. Orta Çağ çiçeğim beni görünce kendini gülümsemeye zorladı. Meleğim... Saklamaya çalıştığın ve seni zorlayan sınavını benden saklayamazsın; tabii şu an bunu fark edemezsin. Hemen yanına gidip bacağına sürtündüm, mırıldandım.
Aşağıya eğildi. "Fıstık’ım..." Kendini sıkmasına rağmen sesi titriyordu. Ağlamamak için kendini sıkma, haykır sen; haykır ki ben de sana eşlik edeyim. "Fıstık’ın sana kurban olsun biriciğim," diyemediğim için miyavlayıp hemen kucağına atladım, sokuldum. Yanaklarını yaladım, kafasına kafamı sürttüm. Ne güzel kokuyor kurban olduğum. Bana baktı, ben de ona baktım; o vicdansız bakışları kalbimi zorluyordu.
"Bugün sana yaş mama getirdim; hani tadını beğenip yediklerinden. Beni özledin değil mi? Yoksa mamayı mı daha çok özledin?" deyip kıkırdadı canına yandığım. Ben seni ve seninle alakalı her şeyi özlüyorum Leyla’m.
Bana sarılınca dayanamadı ve ağlamaya başladı; iyi bile dayanmıştı. "Bugün çok kötü geçti. Nazan ve Esila, İstiklal Marşı sırasındayken, marş bittikten sonra sınıflara geçerken eteğimi tutup aynı anda çektiler. Çok utandım." Hıçkırdı, uzunca bir süre ağladı. "Hakan da bana 'İç çamaşırını da ben yırtarım artık fahişe' dedi." Dinlerken kanım donuyordu; sinirden istemsizce tırnaklarım çıkıyordu. Ergenler çekilmezdi.
İçini rahatlatana kadar ağladı. Leyla, tanıyıp bileceğim en mantıklı kişiydi; bunların ona zorbalık etmek ve direncini kırmak için yapıldığını biliyordu ama dayanamıyordu kalbi. Kim olsa sabredemezdi. Leyla bana baktı, "Keşke hiç—" demesiyle patimi ağzına koydum. Her konuda haykır bitanem ama suçu kendinde arama. Sen suçlu değilsin; suçlu olan, sana bu muameleyi yapıp rahatça yaşayacak kadar haysiyetsiz o insanlar. Zorbalık 'şaka' adı altında da yapılabilir, açıkça da ifade edilebilir; bunun birçok sebebi vardır ama bu sebeplerden hiçbiri kurban ile bağdaştırılamaz. Sana nasıl anlatacağım ben? Keşke on dakika da olsa konuşabilsem ya da sen beni anlasan...
Bir süre sonra Leyla ağlamayı bıraktı, derin derin soluklandı. Beni aşağıya kibarca koyup arkasını döndü. "Hadi gel, bir şeyler yiyelim," dedi. Bu hali beni nedensizce ürküttü; bir anlığına da olsa nefesim daraldı. Belki de asıl nefesimin şu an daraldığını görüp hissettiğimdendir. Peşinden mutfağa gittim. Mama kasemin yanına gidip onu izlemeye başladım. Zarafetle dans ediyordu sanki; bir balerin gibi oradan oraya gidiyordu. Bana yaş mamamı verdi, diğer kaba ise süt koydu. Yemek yerine onu izlemeye devam ettim. Kendine kocaman bir kase çıkardı; kasenin içine ağzına kadar mısır gevreği koydu ve süt ekledi. Mısır gevreği yediğine göre bugün ki olay onu öncekilerden çok daha fazla etkilemişti; haklı olarak. Leyla her zaman ölçülü yerdi ama çok üzüldüğü zamanlar mısır gevreği yerdi. Yerken çenesi titriyordu; onun bu hali beni kahrediyordu. Şayet dokuz canım varsa, dokuzu da ruhlanıp bedenlerine bürünsün; öğretsin Leyla’ma kendini nasıl koruyacağını, kendini nasıl seveceğini anlatsın...
Leyla arada duraklayıp bana bakıyordu; bakarken gözleri doluyor, çenesi titriyordu. Acaba o güzel kafasından hangi düşünceler geçiyordu? Leyla kaseyi bitirdi; sonra dolaptaki malzemelerle kendine bir sandviç yaptı- Kendini mutlu etmek için malzemelere anlam yüklediği o sandviçlerden yapmıştı , Zeytin: Umut, Peynir: Huzur, Domates: Yeni bir gün, Salam: Huzursuzluk, Kızarmış sosis: Güven, Salatalık: Azim, Tuz: Sevinç, Karabiber: Mutluluk...-. bolca salam kullandı. Yerken ağzına kuruyemiş atıyordu ama en çok fıstık...
Eşofmanının belindeki ipin düğümünü çözdü, kollarını kaldırıp esnedi. Kafasını bana çevirip gülümsedi. Bakakalmıştım yarabbim; kalbim kulaklarımdan çıkmak için yalvarıyordu. Etkileniyordum istemsizce. Yanına gidip kucağına atladım ve iyice sokuldum. Seni çok seviyorum Leyla; rahatça bir hayat yaşa diye ömrümün sonuna kadar çalışırım. Başımı göğsüne koydum, kalp atışlarını dinledim. En büyük korkum bu sesin durmasıdır. Atmaya devam ettikçe, hatta dursa bile yanındayım. Leyla kafamdan öptü. "Fıstık, ben biraz dışarı çıkacağım tamam mı? Sen usluca otur." Gülümsedi. Patimi yüzüne koydum. "Ben seni bir ömür beklerim; gelmeyeceğini bilsem de beklerim, dönmeyeceğini anlayınca da beklerim Leyla’m," demek istedim ama bunu o "tamam" olarak algıladı. Leyla kalkacakken kucağından indim, onu arkasından takip ettim. Montunu giydi ve ayakkabısını eline aldı. El sallayıp kapıyı açtı; tereddütlü bir hali vardı. Daha sonra kapıyı kapatıp gitti...
Gecenin etrafa hükmettiği zaman dilimine gelmiştik. Leyla uyumadan önce beni kucağına çekerdi, sarılırdık. Yine aynısını yapmak ve kokusunu duymak bir istek değil, şarttı. Vücudumu esnettim iyice aynadan baktım kendimi kendimi dilimle iyice temizlediğimden emin oldum . Leyla odanın içine elindeki su dolu bardağı içerek girdi. Tuhaftı, Leyla uyumadan önce su içmezdi. Ayyy, sanırım fazla paranoyak davranıyorum. Leyla suyu içti, bardağını sehpaya koydu, yatağa uzandı. Hemen yanına atladım. Hâlâ gözlerinden gül dökmeye devam ediyordu . Beni kendine çekti, sıkı sıkı sarıldı. Kurban olduğum, ben de seni çok seviyorum ama sanırım kemiklerimi çıtlatmak istemezsin. dursunlar, belki lazım olur. Leyla beni bolca öptü. "İyi uykular Fıstık’ım," dedi. Sonra ise bana bakmaya devam etti, gözlerinden yaşlar akıyordu. Yanağını yaladım. O an neden bilmiyorum ama cesaretle dudağını yaladım; kalbim deli gibi attı. O ise gözyaşları içinde güldü ve kafamın üstünden öptü: "Arsız kedi."
Gece saat 02.21’de esnerken yataktan düştüm. "Neler oluyor?" diye etrafa bakarken yerde olduğumu fark ettim. Leyla, niye tutmuyorsun kızım beni? hayır yani ya insan bir tutar. Ona bakmamla eş zamanlı şok geçirdim . Leyla’nın ağzından köpükler çıkıyordu. Nefesim kesilmişti. Hemen üstüne atladım, yanaklarına dokundum ve patilerimi ileri geri hareket ettirdim. Leyla uyan! Leyla uyansana! Diş macunu mu yedin? Leyla uyanmayınca hemen annesinin odasına doğru koştum.
Annesi Leyla’nın sessizliğini fark etmemişti. Zaten annesi ve Leyla sadece kahvaltıda, şanslılarsa yüz yüze gelirlerdi; yani sessizliğine pek şaşırmamıştım. Annesine bir şekilde Leyla’nın halini anlatmam gerekiyordu ama nasıl? Annesi şu an uyuyordu ve odası kilitliydi.
Düşünmeye başladım; ilk başta kapıyı tırmaladım ve uzun uzun miyavladım ama beni ciddiye almamıştı. Masaya çıktım; içimdeki huzursuzluk artıyordu. Leyla’m gidiyordu ve ben onu nasıl tutacağımı bilmiyordum. Ruhum, nefesim, her şeyim... Leyla’mın başına bir bela gelmişti. Bunu düşündükçe kapıyı daha sert tırmaladım.
Etrafa baktım; sehpanın üzerindeki cam bardağı gördüm. Tereddüt etmeden hemen sehpanın üstüne çıktım ve bardağı patimle yere ittim. Annesi gelene kadar ne kadar şey varsa gürültü çıkarmak için kullanıp yere attım. Gücümün yettiği her şeyi devirdim. Sonunda kilit açılma sesi duydum; seslerden bıkan annesi kontrol için odasından çıkmıştı. Etrafı görünce gözleri büyüdü, hırıltılı sesiyle bağırdı: "Ne yaptın sen! Pis hayvan!"
Üzerime geldi, hemen koltuğun üstüne atladım. Uyku mahmurluğu ile beni yakalamaya çalıştı. Bunu fırsat bilerek meleğimin odasına koştum ve içeri girince durdum. Annesi odaya girince bana önce bir tekme attı, bir kenara savruldum. Savrulmamla birlikte Leyla’nın odasına kadar gelen kırık parçalardan biri koluma battı, orayı çizdi. "Pis hayvan, her yeri kırıp dökmüş!" diye sinirle homurdandı. "Leyla kızım, sahip çık şu hayvana—" demesiyle yatağa baktı. Leyla, ağzından köpükler çıka çıka yatıyordu. "Leyla? Leyla! Anneciğim!"
Kadın paniğin doruk noktasıyla koşarak odasına gitti. O an yerde kırılan parçalara dikkat edememişti; ayaklarına cam parçaları girmişti. Telefonu aldığı gibi 112’yi aradı. "Alo, 112 Acil Hattı?" Annesi titreyen sesiyle, "Kızım şu an ağzından köpükler gelerek yatıyor, yardım edin ne olur! Ambulans gelsin!" dedi. Karşıdan gelen ses, "Adresinizi söyleyin. Ekiplerimiz gelene kadar sizden şunu isteyeceğim: Kızınızın nabzını kontrol edin," dedi. Annesi canı acısa da Leyla’nın odasına koştu. Adresi söylerken telefonu kenara koyup hoparlöre aldı. Kızının kolunu tuttu; işaret ve orta parmağını birleştirerek nabzını aradı. "Ç-çok hafif," dedi. Operatör, "Tamam, ekibimiz birazdan orada olacak. Siz sakinleşin, derin nefes alıp verin. Panik halinde olmanız doğal bir tepki ama kızınıza bu şekilde yardım edemezsiniz," dedi. Aradan yaklaşık 15 dakika geçmişti, sonunda sağlık ekipleri gelebilmişti.
-----------------------------------------------------------------
sahibem: dost , yoldaş anlamında kullanılmıştır.
Yeni kurgumm ayyyyyyy 🙈
Eğer dil bilgisi yanlışlarım ya da mantık yanlışlarım olursa nolur söyleyin🥹
Bölümler her cuma yüklenecek