(Asya'nın ağzından) Salih Abi'yle vedalaşmaya hazırlanıyordum ki... Arkamdan gelen sesler dikkatimi çekti.Bir uğultu, cızırtılı bir telsiz sesi, ardından hızlı ayak sesleri.Kulağıma tanıdık bir tempo geldi, kavga sonrası zorla yürütülen bir adamın adımları gibi. Dönmeden önce içim ürperdi.Sanki yaklaşan biri değil de... yaklaşan bir şeydi.Sonra döndüm.Ve onu gördüm. Kelepçeli eller, yarı açık gömlek, dağınık saçlar. Yanaklarında ve dudağının kenarında yeni geçmiş bir darbenin izi, kan izinin soluk lekesi ama sanki umurunda bile değilmiş gibi gülüyor. O gülüş... alayla karışık, umursamaz ve rahatsız edecek kadar kendinden emin.İnsan böyle bir durumda utanır, başını eğerdi. Ama o... Sırıtıyordu. Gözlerini hiç kaçırmadan doğrudan bana dikti. Sanki etrafta onlarca polis, bileklerinde kelepçe yokmuş gibi.Sanki etraftaki herkes silinmişti. Sanki bu binada, o anda sadece ikimiz vardık. Bir saniyeliğine birbirimize baktık. Ben, anlamaya çalışarak. O ise... tanımak ister gibi değil, sahiplenmek ister gibi. Sonra, hiç utanmadan konuştu: - "Ne bakıyorsun öyle? Gözlerini alamadın galiba." Bir an donup kaldım. Çünkü o ses... o gülüş... Sinir bozucuydu. Ses tonu sert ama içinde dalga geçen o hafif alaycılık... Yüzümde tek bir mimik bile oynamadı. Sadece gözlerinin içine baktım.Hiçbir şey söylemeden.Ama içimdeki ateş aniden kıvılcımlandı. Adım atıp daha da yaklaştı. Kelepçeli olmasa sanki ellerini cebine koyup rahat rahat konuşacakmış gibi. Başı hafif eğik, gözlerinde o sınır tanımaz serserilik. - "Yoksa... beni gördüğüne sevinenlerden misin?" Sırıttı ve göz kırptı. - "Çıkışta görüşelim bebek" Bebek? Neydi bu şimdi? Ne bu laubalilik? Sesi kısık, çatlak ve kontrolsüzce kendinden emin. Ben hâlâ sadece baktım. Konuşmadım. Tepki vermedim.Tam o an, Salih Abi arkamdan birden bastırarak bağırdı: - "Kes lan sesini! Hayırdır, ayak üstü kime asılıyorsun sen!?" Ardından mırıldanarak ama bol öfkeyle ekledi: - "Terbiyesiz herif... çakalın önüne kemik atsan doyar mı bu serseriler..." -"Oğlum götürün sizde şu iti, bekleme yapmayın hadi." Polisler onu sertçe kolundan çekiştirerek uzaklaştırdı. Ama giderken bile gözlerini benden çekmedi. Sanki bir söz söylememi bekler gibiydi. Sanki bu sadece bir bakışma değil, başlangıçtı. Ben hâlâ konuşmamıştım. Ve içimden sadece şu geçiyordu: "Bu... başımı belaya sokacak türden biri." Bakışlarımı önce yere indirip daha sonra Salih abiye çevirdim,Ama kafamda hâlâ o gözler vardı. Ve içimde, yıllardır kurduğum bütün duvarlara sessizce çarpan bir ses yankılanıyordu: "Bu sadece bir bakış değildi..." Polisler o çenesine hâkim olamayan adamı uzaklaştırırken, bakışları son ana kadar üzerimdeydi. O sırıtan, alaycı bakışlar.Sanki beni ezbere tanıyormuş gibi, sanki içime kadar okumuş gibi. Sadece kendine güvenen bir adam değil bu... Düpedüz tehlike. Ama içimde garip bir merak çınlamaya başlamıştı. Sanki zihnim beni dürtüyordu: "Kimdi o?" “Serseri gibi gülüp, gözümün içine bakan o adam... kimdi?" Kendimi fazla belli etmeden Salih Abi'ye döndüm. Hâlâ sinirliydi, dudaklarının kenarından memnuniyetsiz bir homurtu sarkıyordu. - "Salih Abi," dedim. Sesim düşük, ama net. "Kimdi o?" Kaşlarını çattı. Bir an cevap verip vermemek arasında kaldı. Sonra boynunu hafif yana yatırıp derin bir iç çekti. - "Adını bile duymasan iyiydi kızım," dedi. "Serserinin teki... adı sanı yok gibi bir şey bu binada. Ama sorunlu. Çok sorunlu. "- "Gasp mı?" diye sordum kısa. Salih Abi başını eğdi. - "Gasp, yaralama, tehdit... say say bitmez. Ama yine de içeride uzun süre tutamıyorlar. Adam her seferinde bir yolunu buluyor. Delil yetmiyor, şikayetçi çekiliyor. Bazen de... bilmiyorum, arkasında biri mi var diye düşünüyoruz. "Bir an sustu, yüzünü biraz daha bana döndü. Gözlerinde ciddiyet vardı."Az önce yaptığını herkesin önünde yapan biri, yalnız değildir Asya. O tipler... göz göre göre dalar belaya. Çünkü sırtını bir şeye dayamıştır." Başımı hafifçe salladım ama içimdeki düşünceler dalga dalga büyüyordu. Kimdi bu adam? O özgüven nereden geliyordu? Ve neden... içimde bir yer onun adını bilmek istiyordu? - "İsmi ne?" dedim. Sadece sorar gibi değil, sanki bilmek zorundaymışım gibi. Salih Abi gözlerini devirdi. İstemedi ama söyledi. - "Emre... Emre Kırkağaç." Bir an durdu. "Annesi yıllar önce ölmüş. Babası ise... şiddet geçmişiyle dolu biri. Yani... öyle sağlam bir aile yapısından gelmiyor diyelim." Kalbimde bir şey hafifçe kıpırdadı. Nedenini bilmiyorum. Bilmek istemiyorum. Ama artık o adamın bir adı vardı.Emre. Ve bu, onunla yeniden karşılaşacağımın ilk işaretiydi.
Bölüm 3
Bölüm 2 — "Bakışlar"
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.