İçeriğe geç

Güveler

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Güveler

Bölüm 1

Bizler

Bilincin Körelmiş Zihniyeti Ve Renkleriyiz

Part 1

"Dünyam her zaman küçüktü. Sevimli, biricik bilincim ve bana ait olan şeylerden oluşuyordu, sonuçta açgözlü değildim. Kendimi yaşamaya teşvik etmek için hoş bir örüntüye sarmalanmış yalanlar ile bahanelere ihtiyacım yoktu. Bu bir yaşam biçimi idi, bu sevimli griliğim ve ben. Başından beri hiçbir şeyi bilmiyordum sonuçta; acı tatlı şeylere bir anlam yükleyemeyecek kadar masumiyetim ve cehaletim bana sarmalanmıştı. Ta ki Dahi olduğunu düşündüğüm bilinçler, üstün vâri tohumcuklar dünyamdan eksilmeye başlayana kadar. Tuhaftı, kavramak zordu. Geriye kalan tek bilinç ben kalınca dünyam duraksamıştı. Açgözlü olmadığım için dünyamı genişletmek uğruna hiçbir hamle yapmadım. Nedeni bilinmez, nedense inatla minicik olan bu bilinmezliklerle dolu, anlam katamadığım dünyama hücum etmeye çalışan sinir bozucu güveler vardı. Beni kanatırmışçasına ısırıyorlar gibi hissettiriyorlardı. Bir gram arzuladığım huzuru ve kıymetli yalnızlığımı kemiriyorlardı. Zaten fazla bir şeyim yoktu, gerçi güvelere karşı gözle görülünce de öldürmek için değil, bakmak için duraksıyordum. Ne kadar ironik... değil mi? Bakmak bile istemediğim, tiksindiğim o yaratıklar nefesimi kesermişçesine, gözle görülebildikleri sürece aşırı güzellerdi. Ama hayır, kendime bahaneler sunuyordum belki, ya da güzellikleri beni yanıltıyordur. Bir hissiyat olsa da...güvelerin tek dileği hayatta kalma pahasına yiyecek bulmak idi. Ben farkında bile olmadan bir şekilde içeriye, buğdayların ve tahılların olduğu yere sızmayı başardılar. Bu sefer onları öylece kovalayamamış ya da boş verememiştim. Onlara kıyasla koca bir varlık olmama rağmen benim için sayıları aşırı fazlaydı. Ne kadar zayıf hissetmiştim...minnacık yaratıklara karşı koyamamak. Bütün erzakları tüketmişlerdi... Ah, ne kadar öfke doluydum. Anın körlüğü ile, o ana sürüklenerek güvelere kabaca davrandım. Biricik sıkıntıdan parçalanan Tanrım... Ardından gördüğüm şey güzel değildi, tiksinçti, sinir bozucuydu...Yine de. Yine de; O güveleri gerçekten fark ettikten sonra bakış açım değişti, ufuğum genişledi. Onlar basit güveler değildi ki. Daha ne kadar süre kendimi kandırabilirdim? Güvelerin bir amacı vardı, yaşamak, uyum sağlamak, umudun sarhoşluğuna kapılmak. Peki ya benim? Uyum sağlamak nedir, Ne için yaşıyordum, Ne için tüketmekten vazgeçemeyip kendi kozamda kıvranıp duruyordum? Neden bu saçmalığa devam ediyorum ki bile bile. O güveler sayesinde anlayabilmiştim. Ne kadar sinir bozucu olsalar da, belki de dönüp teşekkür etmem gerekiyor. Ah, Ben... Henüz başlangıçta idim, güvelerin aksine değişime inanmıyordum. O değişim denilen şey bir soy döngüsü idi benim gözümde sadece. Bu yüzden; o güvelerin kapıldığı tutkularla, tutundukkarı umutları ve korkularından türettiği saçmalıklar bana göre aşırı önemsizdi. Kafa ütülüyordu sadece! Sözde nefretle, hırsla, çabalamakla, ağlamakla, özlemekle, yas tutmakla ve intikam denilen tuhaf türeme sözcükler ile dalga geçmeyi öğrenmiştim. Yaşamak için yalana, inandırıcı bahanelere ihtiyacım vardı. Çünkü bazen o kadar tuhaf ve boş geliyorlardı ki, bahane olarak sahte bir geçmiş bile zırvalayabilirdim güvelere... Kendimi bile kandırabiliyordum hatta, içten içe içimde tuhaf bir zonklama duyulsa bile. Umursamadım tabi ki...benim biricik gri dünyamda bunlar normal idi, normalleşmediği sürece ben de normal diye hitap edilen herhangi bir güve olamazdım. Güzelliklerine değil, hareketlerini takip ediyordum, arada hoş geliyordu, o zonklama yankılanınca kaçınıyordum gerçi. O güvelerin varlığını kabullenmeye başladıktan, döngülerine "sıkıntıdan" anlam yüklemeye başladıktan sonra gri dünyam yeniden renklenmişti, alıştıkça da normalleşmişti. Kafa ütüleyen yaratıkların arasına karışmış griliğimle beraber... Fena değildi belki. Kim bilir. Ama tekrar, tekrar ve tekrar...ben farkında bile olmadan tekrardan her şey grileşmişti. Bu dürüst bir renk değildi sonuçta, renkli olduğuna kendimi inandırdığım griliğimden ibaret idi. Yeni Dahiler edinsem bile. Kendim de Dahi olma yoluna adım atmaya karar vermiş olsam bile. Eğer Dahi olmak griliğimi bulandıracak ve daha fazla güvelere sebep olacak ise, Dahi olmaya ilerlemek istemiyordum. Ama o zayıf, çelimsiz ayaklarım durmuyor, beni dinlemiyordu. Ben bilgi edinmek istemesem bile illa ki birkaç düşünce zihnime akın ediyordu. Ne de olsa bilince sahip olmama rağmen devam etmemek, o bitmek bilmez, tatmin olamayan egoma koca bir hakaret idi. Sonunda da pes ettim. Ne? Duramıyorsam benim suçum mu? Değil tabi ki! Evet, Bu yüzden artık umursamıyordum. Halsiz, bunalmış hissediyordum. O kanıtsal normlardan biri olmadığımı sanıyordum. Gözlerimin en başından açgözlü olmasına "izin vermemiştim", ya da öyle sanmıştım. Herkes kendi hayatının karakteri sonuçta, kendim için parlamam normal değil mi? Açgözlü bir budala olduğum gerçeğini hep çarpıttım, o sürünün bir parçası olmadığıma kendimi inandırdım. Kabul edemediğim için tekrar, tekrar tekrar... sürekli olarak suçumu diğer bilinçlere savurmaya devam edeceğim. Ben ego yığınından ibaret bir tohumcuğum sonuçta. Peki neden? Artık huzuruna kavuştun mu biricik kalıtsal, dürtüsel egom ve benliğim? Ya da üstün bilinç ve dahilerden biri olduğun hakkında etrafındaki sesleri kısıp kendine yalanlar yağdırmaya, söylenmelerine, mızmızlanmalarına devam mı edeceksin? Ah, hayır? Anlıyorum... sen bilirsin. Sonuçta ikimiz de ışık gördüğümüz yere uçmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Sıkma canını, biz birbirimizden pek de farklı değiliz. Yine de söylemeliyim...Sayenizde; şimdiki zamanımızda, sadece grilik ve ben varız. Pul yağdıran o zavallı kanatlarımızı alıkoyamıyoruz, ama artık denemeye bile çalışmıyoruz. Bir süredir... günledir...aylardır...yıllardır ve şuan da dahil birbirimizle bakışıyoruz. Aşırı sessiziz, ikimiz de artık ses yapacak olan ya da içimizde dolaşan o haşereleri umursamıyoruz. Artık sadece akışına bıraktık. Zaten bu dünyadan da bıkmaya başlamıştık. Biricik Güvelerim ve Griliğim ile birlikte "Bu bizim düşmanımız!" dediğimiz şey, onca zamandır içimizdeymiş meğer. İstemsiz kahkaha atasımız geliyor, ne tuhaf soytarılar olduğumuzu hatırlamaya devam ettikçe. Eh, Dünya başından beri gri idi, biz sadece renklere inanmıştık. Yine de o eski nostaljimizin kalıntılarını tekrardan koklamak istiyorum, ne güzel bir kokuydu o öyle. Bu dünyaya yeni başladığımız zamanlar... Ah. Herşeyin ilk deneyiminin, merakının ve nicelerinin daha da renkli olduğunu hatırladıkça ne kadar imreniyorum... Hatırladıkça; o çürümüş, yozlaşmış Dahilerim, yaşadığım cemiyet, bana cehalet ve kokuşmuşluğun kozası gibi görünüyor. Bu farkında olmadan, içimizdeki artık her ne ise, başka şeylere suçu yönelttiğimiz, beter olası bir salgın gibi yayılan tiksinç bir şey. Sanılandan daha tehlikeliydi, sadece biz bunun için fazlasıyla kördük... Sadece kabullenmek zordu. Ve devam ediyor, bir şekilde. Ne kadar sinir bozucu olsa da, tamamen bizlere bulaşmış vaziyetteler.

Asla o hayran olduğumuz gerçekliğe ulaşamayacağız. Basit bir varlık olduğum gerçeğini daha fazla çarpıtmak bana, bizlere bir cemiyet dolusu cehalet kalıntısı yansıtmış olur sadece. Dayanılmaz geliyor, üzücü ve dağınık geliyor. Bu yüzden bahaneler sunacağım o güvelere ve griliğimize... Bu yüzden işte, bu yüzden. Artık dünyama son verebilir miyim? Lütfen, biricik zavallı güvelerim ve cehaletim."

Bölüm sonu

2 yorum

  • Harika olmuş, bir an şu an profesyonel bir yazar okuyor muyum diye düşündüm. Evet, gri bir dünyada önümüze çıkan her ışığa dönüp duruyoruz ve bunlara anlam yükleyerek renklenmeye çalışıyoruz. Elinde sonunda trend peşinden uçan güvelerden başka bir şey değiliz, bulaştığımız her şeyi çürütüyoruz. Bazen kendimizi diğerlerinden farklı hissediyoruz, daha fazla bilincimiz varmış gibi hissediyoruz ve dahiler aramaya çalışıyoruz. Ama yine de diğer güvelerle ne kadar şey paylaştığımızı görünce kendi bilinciğimizi, yahut dahiliğimizi bile sorguluyoruz. Bir yerden sonra ise tekrar başa, bunları hiç düşünmediğimiz o bilinçsiz zamanlarımıza dönmek istiyoruz. Her şeyin ne kadar gri olduğunu fark edince artık hareket alan her insanın davranışları, kendi hayatını renklendirmeye çalışan güvelerin beyhude çabaları gibi geliyor... Beğenmediğim tek şey bu hikayedeki teslimiyet, pes etme ve kabullenme dürtüleriydi. Keza aramızda cahil, çürüten bir çok güve var ama güvelerin de çeşidi vardır, değil mi?

    1Yanıt