Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Şafağın kızıllığı denize dökülüyordu. Motorun o sakinleştirici sesi aramızda yankılanıyordu. Havada hafif bir esinti vardı anacak o esinti bile sıcaktı.
Tekne yavaş yavaş haraket etmeye başladığında günes kremlerimizi ne olur ne olmaz sürmeye başladık. Baran bir anda yanıma çöktü. Elindeki güneş kremlerini sallayarak "Sırtına sürmemi ister misin?" Diye sordu.
Bir anda bir çığlık duyuldu ve oraya döndüğümüzde Alya'yı suyun içinde gördüm. Deniz güneşin kızıllığıyla parlıyodu. "Eren Allah belanı versin!" diye bağırdı Alya.
Baran işine döndü ve bir sırtıma bir güneş kremine baktı. "Hayatımda ilk kez güneş kremi sürüyorum." Dediğinde istemsizce güldüm. Kaşlarını çattı ve "Gülme, ciddiyim." Dedi.
Yaklaşık on dakikanın sonunda güneş kremini sürmeyi başardığında sırt üstü şezlonglara uzandık ve batmak üzere olan güneşi izlemeye başladık.
"Ben gün doğumunu daha çok seviyorum." Dediğimde anlamaz gözlerle bana baktı. "Doğumuyla batımının tam olarak ne gibi bir farkı var?"
"Batımı bana bir veda gibi hissettiriyor ve vedaları sevmem." Doğruldu ve dikkatle beni dinlemeye başladı. "Doğumuysa yeni bir başlangıç gibi hissettiriyor."
Başını bir aşağı bir yukarı salladı ve "Vay anasını millet hayata nasıl bakıyor?" Diye mırıldandı.
"Sende azıcık pozitif olsan keşke."
"Sence ben negatif bir insan mıyım İclal? Sen bana işlevsiz conta mı demeye çalışıyorsun? Ben turşu suyu muyum?" Bir anda kendince triplenmye başladığında onun ne kadar Oğuz'a benzediğini fark ettim.
Bir anda ikimizin şezlonglarının arasına üzerinde tavşanlı bornozla Alya oturdu. Sonra bana döndü ve "Eren beni denize attı." Dedi sanki arkadaşını annesine şikayet ediyormuş gibi bir ses tonuyla. "Ona bir şey de."
"Eren!" Diye seslendim.
"He," diye odunca bir cevap aldım.
"He, ne oğlum? Karşında kimsesiz mi var?" Diyerek aramıza Baran girdi. Bende Eren'e dil çıkarttım.
Melis koşarak aramıza girdi ve elindeki fotoğraf makinasını ben ve Alya'ya tutarak "Gülümseyin!" Dedi ve fotoğrafımızı çekti.
Defne'yse hoparlörü çıkarttı ve bir Manifest şarkısı açtı. Hepimiz bas bas bağırarak şarkıya eşlik etmeye başladığımızda bu an hiç bitmesin istedim.
Yirmi yaşındaydım, hayat eski tadı vermiyordu. Ama onlar vardı. Arkadaşlarım hatta belki kardeşlerim. Yılın sadece küçük bir bölümü görüşüyorduk ancak birbirimize olan sevgimiz ve inancımız bir an bile azalmıyordu.
Onlarla olmayı seviyordum.
Onlarla rezil olmayı, anı biriktirmeyi...
Baran bir anda iki elimide kavradı ve kolunu bir öne bir arkaya atarak dans etmeye başladı. Bende kahkahalarla ona eşlik ettim.
Aniden yüzümüze flaş patladığında Melis "Devam edin." Diyerek elini iki yana salladï.
Hava iyice kararmıştı. Dans ederken Baran'a yaklaştım ve "Geceyide severim ama ona üzülüyorum. Bir çok insanın gözyaşlarına, haykırışlarına şahit oluyor." Diye fısıldadım.
"Bende gündüze üzülüyorum. Bir çok insanın gözlerinin dolmasına ama ağlayamamasına, haykırmak isteyip haykıramamasına şahit olduğu için."
"Desene felsefeye başladım diye." Omzuna vurdum ve güldüm.
"Senden ne kaparsam."
Müzik bittiğinde hepimiz yorgunlukla oturduk ve aldıklarımızı dizmeye başladık. Birlikte geçirmediğimiz zamanların muhabbetini yaparken açlıktan konuşan midemizi susturduk.
"Ayten Hoca sırf bu yüzden puan kırmıştı benden." Dedi Defne öfkeyle oflayarak. "Az daha sınıfta kalıyordum."
"Geldiğim ilk an kadın beni radarına aldı." dedi Uraz'da ona katılan bir ifadeyle. Bir yandanda solucan jelibon yiyordu. Bir anda aydınlanmış gibi bir ifdele doğruldu. "Farkında mısınız hepimizde bokk gibi para var ama burada oturduk pazardan aldığımız mayolarımızla, ağzımızda solucan jelibon dedikodu yapıyoruz."
Barann gözlerini kısarak ona baktı ve "Şuan kıçını yasladığın tekneyi kendini satsan kiralayamazsın gerizekalı. Edebiyat dersi sana yaramamış." dedi. Uraz ise buna cevap olarak sadece gözlerini devirdi.
Yılıdzlar yavaş yavaş gökyüzünde görünmeye başlamıştı. "Çok güzeller," Alya hayran gözlerle gökyüzünü inceliyordu. Eren hafif utangaç bir tavırla kolunu Alya'nın omzuna attı ve "Bencede," diye fısıldadı.
Yaşıtlarımızın çoğu yaz akşamlarında içmeyi severdi. Bizimse belkide ortak olduğumuz tek düşünce alkol nefretimizdi. Bu yüzden geceleri ya böyle teknelerde ya da mangal partisi gibi aktivitelerle geçirirdik. Biz birlikteyken yarım kalan cümleler bile anlamlıydı.
Kendimizce yıldızları bir şeylere benzetmeye başladık. "Şu sağ köşedeki yıldız kümesi ejderha gibi." Aramızda hayal gücü en geniş kişi açık ara farkla Melis'ti. Baran somurtarak "Hayatında kaç kere ejderha gördün Melis?" diye homurdandı.
"Sanane be," dedi Melis elindeki kolanın kapağını açmaya çalşırken. "Şunun kapağını açar mısınız?" Hemen yanında gökyüzünü çeken Uraz şişeyi eliinden alıp açtığında kesinlikle yüzüne fışkırması planda olmayan bir şeydi. "Allah seni ne yapmasın Melis," dedi kutu kolayı Melis'e uzatırken. Melis ise sadece pişkince gülümsemekle yetindi.
Bu kızdaki erkek nefreti bambaşka bir boyuta gelmişti.
Bir konu açmak amacıyla "Ben tekrardan abla oluyorum." dedim. Bu sefer Melis az önce diktiği kolayı püskürttü.
"Ciddi misin?" dedi heyecanla. "Cinsiyeti ne, umarım kız olur!"
"Cinsiyetini bilmiyoruz da Oğuz kız olursa Hürrem, erkek olursa Süleyman istiyorm diye tutturdu. Osmanlı'yı yeniden inşa etmeyi planlıyor galiba gerizekalı." dediğimde herkes şiddetle kahkaha attı. Onları güldürmek beni mutlu etmişti.
"Üç günlüğüne bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?" diye sordu Defne.
"Zor bir soru," diye mırıldandı Eren. Sonra "Bayağı bir yemek, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı, bir de Alya'yı alırım." diye yanıtladı soruyu.
"Beni ne yapacaksın çok pardon?" dedi Alya. Yüzünde saklayamadığı bir gülümseme vardı. Eren sanki çıkmaz bir sokağa girmiş gibiydi. "Bilmem yalnız kalmayayım dedim." Bu çocuğa birinin yalan eğitimi vermesi lazımdı.
Alya biraz düşündü ve "Kulaklığımı alsam yeter." dedi. "Şimdi telefonda alayım şarkıyı çalmak için. Biraz da su ve yemek."
"Çok basit düşünüyorsunuz." dedim yalancı bir egoyla. "Bir jet, jet benzini ve pilot alırdım. Ne yapayım ben ayol üç gün denizin ortasında." Saçlarımı savurduğumda herkes bana tip tip bakarak sırıtıyordu.
"Kız yüz yıllardır sorulan soruya şifa oldu." diye fısıldadı Uraz. "Ablam kurban olayım şu zekanın çeyreğini ver, o da yeter." Biraz düşündü ve o da cevap verdi. "Ben galiba yemekle su, deniz şortu ve yatak alırım. Böcek vardır uyuyamam ben yataksız."
"Ayy, paşam yataksız uyuyamıyormuş." dedi Melis yüzünü buruşturarak. "Ben Defne, İclal ve Alya'yı alırım. Acıkrsada ağçtan elma tooplamak o kadar zor değil. Hiç olmadı birbirimizi yeriz. No problem yani."
"Cani," dedi ona bakarak Baran. "Bende su, İclal ve çadır alırım."
"İclal'i araya nasıl sııkıştırdı yanlız. İlk dinleyişte anlayamadım bile." dedi Defne. "Ben sadece kitap, su ve yemek alırım. Üç gün o kadarda uzun bir zaman dilimi değil."
"Haklı aslında üç gün o kadarda uzun bir zaman dilimi değil. Yemek ve su olmadan bile geçirilebilir aslında." dedim ona katılarak.
"Yemek ve su olmadan dayanırım da İclal olmadan dayanamam." diye fısıldadı Baran bana doğru. Omzuna vurdum "Bir yıl Londra'larda gezip tozarken dayanıyorsnuz ama Baran Bey." dedim.
"O ayrı bu ayrı."
Teknenin motorundan garip bir ses geldiğinde sohbetimizden koptuk ve üzerimize ne kadar sis çöktüğünü gördük. "Eren kaptan bölümüne git, bende motora bakayım." dedi Baran.
"Kaptansız yola çıkmak hiç mantıklı bir karar değildi," diyerek sitemli bir sesle konuştu Melis. Eren ve Baran yanımızdan ayrıldığında Uraz çoktan uyuklamaya başlamıştı. KIzlarla bir çember oluşturdktan sonra UNO oynamaya başladık.
"Kız sen kartları nerene sokuyorsun, nasıl bu kadar hızlı bitebilir ya?" diye ofladı Defne, Alya'ya bakarak. "Yiyorum Defne. İşim gücüm yok, hobi niyetine kart tüketiyorum ben." Gülümsedi ve "UNO!" diye bağırdı.
Tam itiraz edecekken motor büyük bir gürültüyle çalıştı. Bir anda tekne son hız ileriye doğru ilerlemeye başladı. Hatta o kadar ilerledikki bir ara Kıbrıs'a vardığımızı düşündüm. "Ne oluyor?" diye bağırdı Defne korkuyla.
Ayağa kalkmaya çalışsakta tekne öyle sallanıyordu ki başaramadık. "Baran!" diye bağırdım. "Durdurun şu tekneyi."
"Ahh," diye bir çığlık attı Alya. Kafasını demirlere vurmuştu.
Bu sonumuz muydu?
Uraz sıçrayarak uyandı ve "Ne oluyor?" diye bağırdı. Bize doğru sürüklendi ve Alya'ya yaklaştı. "İyi misin?" diye sordu ancak Alya'nın bilinci çoktan kapanmıştı.
"Baran!" diye bağırdım.
Uraz'sa ellerini açtı. "Bismillahirrahmanirrahim!" diye bağırdığında ağlamaya başladım. Defne ve Melis'te benim gibi hıçkırıklar eşliğinde ağlıyordu.
Son hatırladığım teknenin büyük bir gürültüyle bir adaya çarpmasıydı...
