23 Ekim 2009
"Bebeklerim. Hadi artık uyanın bakalım. Uyanalımda hemencicik okulumuza gidelim değil mi?" diyerek odalarında üç yaşındaki ikiz kızları Lia ve Luna'yı uyandırmaya çalışıyordu Bayan Hunter ama kızları dün gece babaları Bay Hunter ile geç saate kadar ayakta kalıp oyun oynadıkları için uyanmakta zorlanıyorlardı.
"Peki madem öyle. Siz uyanmıyorsanız krepleri biz yiyebiliriz." Ayağa kalktı ve odanın kapısını açıp "Erik! Sanırım bu sabah kahvaltıda yalnızız tatlım. Krepleri kızlar uyanmadan hemencecik yiyelim de onlara kalmasın!" diye alt katta mutfakta olan eşine seslendi Bayan Hunter. O sırada 'krep' kelimesini duyan kızlar anında uyanmış ama yataklarından çıkmamıştı. Aradan bir dakika bile geçmeden kızlarının ve eşinin de bulunduğu odaya gelen Bay Hunter "Demek benim minik kelebeklerim uyanmak istemiyor. Peki 'Hop Hop Adam' gelip size o kadar güzel şeyler yapıp size bir sürpriz hazırladıysa siz yine de aşağıya gelmeyecek misiniz?"
'Hop Hop Adam' Erik'in kızlarına anlattığı hayalî bir karakterdi. Farklı farklı ülkelere gider,çocuklara sorunlarını eğlenceli bir şekilde çözmelerine yardım eder ve onların her zaman mutlu olmasını sağlayan bir süper kahramandı. Tıpkı çocuklar gibi sürekli olarak bir oraya bir buraya hareket edip,en sevdiği hayvan tavşan gibi hop hop zıplayıp durduğundan ona herkes böyle diyordu
*********************************
Hop Hop Adam'ın gelip onlara bir sürpriz hazırladığını düşünüp aşağıya mutfağa giden kızlar mutfağın kapısını açtıklarında şok olduklar. Etraf dev balonlar ve rengarenk süslerle süslenmişti;kahvaltı masasında ise çeşit çeşit kurabiyeler,birbirinden lezzetli donatlar,kruvasanlar ve karışık meyve suyu vardı.
"Oleyyy! Hop Hop Adam bize bir sürü yiyecek hazırlamış!" dedi bir yandan alkış yapan Luna. "Bak Luna! Balonlarda biz varız"dedi ardından Lia. "Evettt sürprizi beğendiyseniz eğer neden hemen yemeğe geçmiyoruz ki? Hadi bakalım,herkes yerine."ve ardından burnuna gelen bir kokuyla eşine dönüp "Erik. Tatlım sende tuhaf bir koku alıyor musun?"diye sordu Bayan Hunter. Eşinin sorusuyla, ocakta unuttuğu krepi hatırlayan Bay Hunter anlık bir tepkiyle "Eyvah!" dedi ve hemen ocağın yanına koştu. O, ocakla ilgilenirken evin içini zilin 'din dong' sesi doldurdu. " Sen kreplerle ilgilen,ben kapıya bakarım" dedi ve kapıya bakmak için mutfaktan ayrıldı Bayan Hunter.
Kapıyı açtığında onu tanıdık bir yüz karşıladı. "Rinus. Hoşgeldin, bu ne kadar güzel bir sürpriz!" "Hoşbulduk tatlım. Nasılsın,iyi misin?" "İyiyim,teşekkür ederim. Sen nasılsın?" "Bende iyiyim, teşekkür ederim." "Gelsene içeri bizde kahvaltıya oturmak üzereydik.Birlikte yaparız." "Ahh biliyorsun normalde bu teklifi kabul etmezdim ama kızları kaçırmamak için aceleyle evden çıktım. Bu yüzden teklifinizi red etmeyeceğim. " dedi ve birlikte içeri geçtiler.
Rinus, Erik'in babası sayılırdı. Erikk'in ailesi o daha 6 yaşındayken vefat edince, genç yaşta Rinus onu evlat edinip, büyütmüş ama Erik ona 'baba' demek yerine her zaman 'abi' demiş ve onu öz abisi gibi benimsemişti.
Rinus'un geldiğini gören kızlar yerlerinden fırlayıp hemen ona sarıldılar. Erikle de selamlaştıktan sonra hep beraber kahvaltı sofrasına oturdular.
*********************************
Kahvaltı esnasında Erik,eşi, çocukları ve abisiyle vedalaşmak için tam kalkmışken birden Rinus "Erik bir saniye. Bu aralar ikinizde çok yoğunsunuz. Hem şirket hem de çocuklarla ilgilenirken kendinizi çok yoruyorsunuz. Eğer izin verirseniz çocuklarla akşama kadar biz ilgilenim. Sizde akşamki sürprizi hazırlarsiniz. Tabii sizin için de sorun olmazsa?"dedi. Bay Hunter o an eşiyle göz göze geldi ve "Kate. Tatlım sen ne düşünüyorsun?"diye sordu. Bayan Hunter "Aslına bakarsanız bence çok iyi olur. Çünkü bu minikleri okula getir götür ve oyalama derken geceye doğru düzgün bir hazırlık yapmildan katılmış olucaklar."dedi ve Rinus'un teklifini onayladı.
Kahvaltı bittikten sonra Erik, eşiyle vedalaşıp çocuklarını da alıp Rinusla birlikte evden ayrıldı. Arabaya binip çocukları kreşe bıraktı ve onlara "Benim minik prenseslerim.Bu gün okul çıkışı sizi Rinus Amca'nız alacak haberiniz olsun. Bütün gün onunla eğlenip dolasacaksınız. Daha sonra da ben ve anneniz sizi gelip alacağız ve birlikte Hop Hop Adam'ın hazırladığı bir partiye gidiceğiz. Anlaştık mı?". Kızlar bu son söylenenden sonra aynı anda "Anlaştık!"diye bağırdılar ve babalarının yanağına minik öpücükler bırakarak içeri doğru girdiler.
*********************************
Kızlar günün çoğunu kreşte arkadaşları ve öğretmeniyle birlikte geçirdiler. Birlikte oyunlar oynadılar,resim yaptılar,dans ettiler,bahçeye çıkıp keşif yaptılar.
Keşif saati bittikten sonra öğretmeni ve arkadaşlarıyla birlikte içeri geçtiler. Öğretmenleri onlara izlemeleri için bir animasyon film açtı. Filmde;sihirli hayvanların olduğu bir diyardaki koruyucular ve sihirli hayvanları yakalamak isteyen bir cadının hikayesi anlatılıyordu.
Filmin ortalarına doğru etraf birden kararmaya başladı. Bir sis bulutu okulun etrafını sarıp bahçeyi görmelerini engelledi,daha sonra ise alevler görünmeye başladı. Ne olduğu anlaşılmadan okul binasının çevresi yanmaya başladı.
Okuldaki öğretmenler bir anda panik olmaya başladılar. Ne yapacaklarını bilemeden okul müdürü itfaiyeyi arayıp durumu bildirdi.
İtfaiye gelene kadar öğretmenler çocukları bir araya topladılar ve bir çıkış yolu bulmaya çalıştılar. İçeri giren dumandan dolayı herkesi bir öksürük tutmaya başlamıştı. Bir çok çocuk ağlamaya başlamış ve ailelerinin hemen gelmelerini istiyorlardı.
Vakit geçtikçe alevler yükselmiş,bir çok öğrenci ve bir kaç öğretmen kendinden geçmişti. Bunlardan biri ise ikiz kardeşlerden Lia idi. Kardeşinin kendinden geçmesini ve ses vermediğini gören Luna da hem öksürüyor hemde ağlayarak kardeşine uyanmasını söylüyordu ama bir işe yaramıyordu.
Dakikalar geçti ve en sonunda itfaiye ve ambulans ekipleri okula geldiler. İtfaiye ekiplerinin bir kısmı alevleri söndürüyor bir kısmı ise sönen alevlerin arasından geçip bayılan öğretmen ve öğrencileri ambulanslara taşıyordu.
Yaklaşık yarım saat içinde okul kül olmuş,öğrenciler ve öğretmenlerde okulun içinden çıkarılmış ve ambulanslarla hastaneye kaldırılmıştı.
*********************************
Olanları öğrenip, kızlarını görmek için Bay ve Bayan Hunter hastaneye gidip acil kısmının orda Lunayı gördüler. Ona kocaman sarıldıktan sonra Lia'nın yokluğunu fark edip kızlarının başında duran polis memuruna onun nerde olduğunu sordular.
Lia,dumandan en çok etkilenenlerden biriydi. Hastaneye gelir gelmez doktorlar müdahale edip kendine getirmeye çalıştılar. Müdahale esnasında kızın kalbi iki kez durmuş ama en sonunda geri atmaya devam etmişti. Onu bir odaya alıp kendisine gelmesini beklediler. O sırada doktorlara küçük Lia'nın ailesinin geldiğini ve kızlarını görmek istediklerine dair haber geldi.
Kızın odasından ayrılıp ailesinin yanına giden doktorlar onlara bilmeleri gereken her şeyi açıklayıp Lia'nın durumunun iyi olduğunu ancak vücudunun çok bitik düştüğünden hala kendisine gelmediğini, gelince ise kızlarını yormadan görebileceklerini söyledi ve yanlarından ayrıldı.
Kızlarını görmek için odaya giren ailenin gözleri tekrardan dolmuştu. Tıpkı Lunadaki gibi Lia'nın vücudunda da hafif yanıklar ve siyah renkte isler; yüzünde hava makinesi ve kolunda da içinde ne olduğu bilinmeyen ilaçlarla dolu serum vardı.
Kızını bu şekilde baygın gören Bayan Hunter kendini ağlamamak için zor tuttu ve kızının alnına ufak bir öpücük kondurdu. Eşi ve kızıyla birlikte saatlerce Lia'nın uyanmasını bekledi.
Saatler geçmiş ve en sonunda küçük kız uyanmıştı. Uyandığında annesi ve kız kardeşi uyuyor, babası ise derin düşüncelere dalmış bir şekilde camdan dışarı bakıyordu. Babasını görünce dayanamayıp boğazındaki acıyla birlikte "Baba" dedi. Kızın sesini duymasıyla başını ona çeviren Bay Hunter "Liam! Benim güzel kızım"diyip yatağa doğru yöneldi ve kızını alnından öptü ve ardından "Sen beni burada bekle. Ben hemen doktora haber verip geliyorum." dedi ve doktoru çağırmak üzere odadan ayrıldı.
Bir kaç dakika sonra doktorla birlikte Bay Hunter odaya geri döndü. Onların gelmesiyle Bayan Hunter ve minik Luna da uyandı. Onlarda Lia ile ufaktan görüştükten sonra doktor son muayeneyi yaptı ve onlara serum bittikten sonra taburcu olabileceklerini söyledi ve odadan ayrıldı.
*********************************
Serum bittikten sonra kızlarını da alıp hastaneden çıkıp eve geldiler. Kızlara dinlenmeleri için uygun ortam hazırlayıp, uyumaları için yalnız bıraktılar.
Kızlar içeride uyurken birden kapı zili çaldı. Gelen Rinustu. Kapıyı açıp hep beraber içeri geçtiler ve konuşmaya başladılar:
“ Rinus: Çok geçmiş olsun evlat. Kızlar iyi mi?
Erik: Merak etme abi. İkiside şuan gayet iyi. Şuan yukarıdalar, uyuyorlar.
Rinus: Anlıyorum. Hepimize çok geçmiş olsun.
Erik:Sağol abi,sağol...
Kate:Rinus? Sen iyi misin? Yüzün bir tuhaf. Sanki bize bir şey söylemek istiyip çekiniyor gibisin?
Rinus: Aslına bakarsan tam da öyle tatlım. Size söylemek daha doğrusu göstermek istediğim bir şey var.
diyip cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı ve ardından Erik'e uzattı.
Rinus:Al,oku!
Erik:”İnsan sevdikleri şeyi kaybetmek üzereyken o şeylerin daha da kıymetini biliyor, değil mi?” Ne!
dedi şok içindeki kağıda bakarken.
Erik:Nerden çıktı bu?
Rinus: Olanları öğrendiğimde evden çıkıp hastaneye doğru gelecektim. Tam sizin evin önünden geçiyordum ki kapıda bu notu buldum ve defalarca okudum. Yazılanlardan sonra tam olarak nelere olduğunu öğrenmek için hastane yerine karakola gittim. Dediklerine göre yangın kendi kendine çıkmış ama şahsen kendim buna inanmıyorum.
Kate: Nasıl yani yangını bilerek mi çıkarttılar? İyi de kim,ne için?
Erik:Benim aklıma böyle bir şeyi yapabilecek tek bir kişi geliyor.
Rinus: Maalesef benimde.
Kate:Ne yani bu şeyi o mu yaptı. Cidden bu kadar ileri gidebilir mi? Evlatlarımı,onca çocuğu öldürmeyi deniyecek kadar ileri gidebilir mi?
Rinus: Ondan bahsediyoruz. Bizden intikam almak için elinden gelen her şeyi yapabilir.
Kate: Peki ne yapacağız? Ya bir daha denerse,ya bir daha kızlarımı bizden almaya, onları bizden koparmaya denerse? Biz ne yaparız?
Erik:İlk olarak bu işi kökten çözmeli, aynı zamanda da bu süreçten kızları uzak ve güvende tutacak bir yöntem bulmalıyız. Kızların güvenliği bizim hayatımızdan daha önemli.
Kate: İyi de ne yapacağız Erik! Karşımızdaki kişi tam bir psikopat!
Erik: Biliyorum tatlım ama merak etme en kısa sürede bir şeyler bulucağız.
Rinus: Aslına bakarsanız benim aklıma bir yöntem geliyor ama pek içi açıcı değil. Ancak uygularsak kızların hayatını korumamızda baya etkili olacaktır.
Erik: Aklında ne var?
Rinus: Karakola gittiğimde öğrendim. Bizimkilerle aynı kreşte olup, farklı sınıflarda bulunan ikiz kız kardeşler yangında hayatını kaybetmiş. Eğer bir şeyler ayarlayıp ölen kızları bizim kızlar diye gösterebilirsek işe yarayabilir.
Kate:İyi de peki kızlar? Onları ömür boyu evde hapis edemeyiz.
Rinus: Biliyorum tatlım. Bak eski bir arkadaşım çocuk yurdunda çalışıyor. Eğer sizin içinde sorun olmazsa kızları ölen kızların ismiyle yurda yerleştirelim.
Kate:Ne!
Erik:Saçmalama Rinus! Kızları yurda falan bırakmayacağız!
Kate: Katılıyorum. Ya birileri evlat edinmek isterse? Ne olacak o zaman?
Rinus: Aslına bakarsanız bu kızlar için daha iyi olur. Yaşları daha küçük. Onları evlat edinmek isteyen ilk aileyi benimseyeceklerdir.
Kate: Hayatta olmaz!
Rinus: Kate anlıyorum yavrularını bırakmak istemiyorsun ama kızlar sizin yanınızda kaldığı sürece doğum günlerini korkunç bir şekilde hatırlayacak ve sizleri gördükçe bu korkunç günü tekrar tekrar hatırlayacaklar. En azından yeni bir başlangıç yaparak bu kötü günü hafızalarından silmelerine yardımcı olabiliriz. Hem böyle bir kabusu hatırlamayacaklar hem hayatta olucaklar hemde siz bu işi hallederken güvende olacaklar. Sizce de böyle daha iyi değil mi?
Erik:Ne düşünüyorsun?
Kate: Bilemiyorum. Aslında dedikleri mantıklı ama onlardan uzak kalıp bizi hayatlarından çıkartmak... Çok zoruma gidiyor.
Rinus:Zor olacak farkındayım ama merak etmeyin. Kızların güvenliğini her zaman takip edeceğiz. Evlatlık alındıkları aileleri,almadan önce ve sonrasında kısacası kızlarınızı hayatları boyunca izleyip, koruyacağız. İlerleyen zamanlarda ya da bu iş tamamen bittiğinde karşılarına çıkıp onlara her şeyi anlatırsız. Tabii bu tercih size kalmış. Eee şimdi ne diyorsunuz?
Erik:Kate?
Kate: Kızlarımın güvende olacaklarsa ben varım. Ancak onlara bizden bir şey bırakmak istiyorum.
Rinus:Tabii “
Kate odadan çıkıp birkaç dakika sonra elinde bir takı kutusuyla geri döndü.
“ Kate: Bu kutuda güneş ve ay sembolleri olan kolyeler var. Kızlara normalde bu gün parti öncesi verecektim ama olmadı.
Erik:Ohh tatlım...
Kate:Senden rica ediyorum. Evlat edinecekleri gün güneşi Liaya, ayı ise Lunaya ver.
Rinus: Elbette. Sen nasıl istersen.”
Konuşma bitiminden sonra Kate yukarı kızlarının odasına gitti ve onlara uzun uzun baktı. Aklına birlikte geçirdikleri onlarca ani geldi. Öpüp sarıldı kızlarına ve duymacaklarını bildiği halde onlara. "Özür dilerim miniklerim ama sizi korumanın tek yolu bu. Sizden ayırmak hem benim için hemde babanız için çok zor olacak emin olun ama dediğim gibi bu sizin yaşamanız için görülen tek yol. Ancak merak etmeyin. Yıllar geçse de biz hepimiz tekrardan bir araya gelicez ve kaldığımız yerden devam edeceğiz. Size söz veriyorum miniklerim..." dedi ve ayağa kalktı. Odanın kapısını açıp çıkmak üzereykende kızlarına dönüp
"Vakti geldiğinde Güneş ve Ay tekrardan bir araya gelicek ve bu sefer kimse onları ayıramayacak" dedi ve odadan ayrıldı.