İçeriğe geç

Güneş Rüzgarı

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Güneş Rüzgarı

Bölüm 6

Yalandan Gülümseme

"Yalanlarda bir tür alkoldür , insanları uyuşturur ve avutur. Kendi yalanlarının arasında kaybolurken yüzündeki yalandan gülümseme yerini korur. Bir bakarsın gerçek gülümsemen yalandan bir gülümsemeden ibaret olur."

Yanaklarım yanarken Rüzgar'ın elini tutarak ayağa kalktım. Elimi hızla geri çekip panikle yüzüne bakmadan önden bara doğru ilerlemeye başladım.

Rüzgar masaya bıraktığı elma suyunu geri getirirken düşerken dökmediğim için hayret ediyordum. Önüme bıraktığı bardağı alıp sessizce ona bakmadan içerken gözlerinin yüzümde gezindiğini hissediyor ama başka yöne bakıyordum.

"Canın acıdı mı?"

Doğrusu kalçam hâlâ sızlıyordu ama bunu ona söylememe gerek yoktu.

"İyiyim."

Bir kaç dakika daha yüzümde gezinen ela gözlerinden kaçınmak isteyerek elma suyunu içmeye devam ettim. Bu sırada yanımıza gelen Can , Rüzgar'a karta benzer bir şey uzattı.

"Rüzgar , Salih Bey bunları yakamızdan çıkarmamamız gerektiğini söyledi. Lütfen tak şunu da Saadet Hanım'ın söylenmeleriyle beni uğraştırma."

Anlamayarak ona döndüm.

"Salih Bey söylediyse Saadet Hanımla ne ilgisi var?"

Can kıvırcık saçlarını eliyle düzeltirken etrafta kimsenin olmadığından emin oldu.

"İkisi ruh eşi , gerçekten karı koca olduklarına şaşmamak gerek. Kötü biri değiller ama çok konusuyorlar. Geçen gün yanlarında on dakika kaldım , yanlışlıkla bütün aile dedikodularımı ağzımdan kaçırmışım."

Rüzgarda ayın anda güldüğümüz de bana baktı.

"Gerçekten de ağızdan çok iyi laf alıyorlar."

Can'ın tezgaha bıraktığı kartı beyaz gömleğinin yakasına takarken merakla sordum.

"Dün bunlardan takmadınız değil mi? Yoksa isimlerinizi gömleğinize bakıp öğrenebilirdim."

Bunu sormamın sebebi bu kadar dikkatsiz olup olmadığımı anlamaktı. Rüzgarla kapının önünde tanıştığımda çalışan olduğunu anlamamıştım ve ismini de görmemiştim.

Eğer görseydim kendimi onlara Güneş diye tanıtıp bu tuhaf isim uyumuna sebep olmazdım.

Can hayır anlamında başını sallarken Rüzgar devam etti.

"İki gün önce hepimizden isimlikleri topladılar. Sadece isimlerimiz yazıyordu ama Saadet Hanım soyadlarımızın da kartlarda gözükmesinin kendince daha şık olacağını düşünmüş. Ufak bir değişikliğin ardından bu gün tekrar bize gönderdiler."

Merakla soyadlarına baktım. Sesli bir şekilde okudum.

"Can Sunay , Rüzgar Baytekin."

Can'a onaylarcasına baş parmağımı kaldırdım.

"Kulağa hoş geliyor. Şarkıcılık kariyerini büyüttüğün zaman hayranların bolca ismin ve soy ismini tekrar edeceği için soyadının isminle uyumlu olması güzel."

Can cümlemin devamını dinlerken hayallere dalmış gibiydi. Şuan sahne de oldugunu ve hayranlarının ismini bağırdığını hayal ediyor olmalıydı. Ona gülerken Rüzgar bana baktı.

"Benim isim uyumum hakkında ne düşünüyorsun?"

Tek kaşım havaya kalktı.

"Doğrusu senin ismin ve soy isminin uyumu yok. İyi yanından bak , şarkıcılık kariyerin zaten yok."

Kaşları çatıldı.

"Sağol ya çok rahatladım."

Ben söylediği cümleye gülerken devam etti.

"Baytekin , prens anlamına geliyor. Bir prensle konuşuyorsun , söylediklerine dikkat et."

Göz devirmemek için kendimi tutarken ona döndüm.

"Sen mi prenssin?"

Küçümser gibi sorduğumda abartılı bir şekilde şaşırırmış gibi baktı.

"Ne varmış benim prensliğim de bir atım eksik."

İnanmaz gibi baktığımda gülmemeye çalışıyordum. Rüzgar inatla ikna etmek isteyerek devam etti.

"Bence benden çok iyi prens olurdu. Değil mi Can?"

Can , Rüzgar'ın dedikleriyle kendi hayal dünyasından çıkıp yeniden aramıza dönerken güldüm. Rüzgar , Can'ın kendisini onaylacak herhangi bir şey söylemediğini fark ettiğinde azarlayan bakışlar attı.

"Alacağın olsun Can. Burada boş boş durma , işinin başına git."

Can neden azar işittiğini anlamazken yüzünde büyük bir gülümseme vardı.

"Kusura bakma Rüzgar ya. Güneş'in bahsettiği hayranlarımın bana seslenişleri kulaklarımda yankılanırken seni dinleyemedim."

Ben gülerken Rüzgar ikimizi de havuza atmak ister gibi bize bakıyordu. Can saatine bakıp bize döndü.

"Kalan isimlikleri de dağıtmam gerekiyor , sizi burada yalnız bırakmak çok tehlikeli. Birbirinize girmeyin ve barı yıkmamaya çalışın."

Can gülerek bizden uzaklaşırken Rüzgar tekrar bana döndü. Israr etmeye devam edeceğini anladığım da derin bir nefes verdim.

Kendi düşüncelerine beni inandırana kadar devam etmek ister gibiydi. Ne diye prens olmaya takmıştı ki?

"İnanmazsan inanma benden çok iyi Prens olur , sadece beyaz bir at ve prenses bulmam gerek."

Aklıma sabah gördüğüm kahve saçlı hoş kız gelirken yüzümdeki gülücük silindi. O kızı tamamen unutmuş olsam da Rüzgar bir kez daha aklımda o kız hakkında var sayımların oluşmasına sebep oldu. Söylediği cümleye karşı mırıldandım.

"Tek eksiğin beyaz at."

Yüzüme yalandan bir gülümseme yerleştirirken yirmili yaşlarda bir çocuk sipariş vermeye geldiği için söylediğim cümleyi duymadığını anladım. Rüzgar dikkatle siparişi alırken sıkılmış bir şekilde müşteriyi dinledim.

"Alkollü Kokteyl ve yanına da atıştırmalık..."

Rüzgar müşteriyle ilgilenirken Türkçe konuştukları için rahatlıkla dinleyebiliyordum. Müşterinin gelmesine ve "Prens" konusunun kapanmasına sevinmiştim.

Otele tatil yapmaya gelenlerin büyük kısmı yabancılardan oluşuyordu ve A1 ve A2 seviyesinin tam olarak neresinde olduğunu bilmediğim ingilizcemle onlarla nasıl ilginebileceğimi bilmiyordum.

Annem ve babam keşke bu otele bırakırken kızlarının İngilizcesinin olmadığını hatırlasaydı diye aklımdan geçirirken yirmili yaşlardaki çocuğa Rüzgar içecekler hazır olduğunda haber vereceğini söyledi. Çocuk uzaklaşırken merakla Rüzgar'ın ne yapacağını seyrediyordum.

Altı bardağı tepsiye dizdi ve içlerine ikişer tane buz attı. Buz dolabından çıkardığı beyazımsı şey sanırım alkoldü. Genelde dizilerde içki içtiklerini izleyen benim için uzak olan bu maddeyi merak etmiştim. Gerçi izlediğim dizilerde içki içenlerin başına pek iyi şeyler gelmiyordu.

Bir kaç sıvıyı birleştirip kavonoz da çalkalamaya başlayan Rüzgar'a baktım.

Barmen olarak fazla mı havalı gözüküyordu?

Rüzgar dikkatle onu izlediğimi fark edince gülerek bana döndü.

"Ne oldu? Yoksa barmenliğimi beğenmedin mi?"

Ben gülerken kavanozun içindeki sıvıları kokteyl bardaklarına boşaltmaya başladı. Üç bardakta kırmızı , diğerinde mavi ve geri kalan ikisinde yeşil bir sıvı vardı. Galiba aromaları farklıydı ve özellikle kırmızı olanlar çok ilgi çekici gözüküyordu.

"Rüzgar."

Merakla bardaklarına baktığımı gören Rüzgar'ın kaşları hafifçe çatıldı.

"Tahmin ettiğim şeyi istemiyorsun değil mi?"

Utanarak başımı salladım.

"Siparişleri verdikten sonra bana da bir tane yapsan olmaz mı? Çok renkli gözüküyorlar, merak ettim."

Göz devirmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.

"Her renkli bulduğun şeyi içiyor musun? Alice'de tereddütsüz 'beni iç' yazan içeceği içtiği için küçülüp kızıl kraliçenin eline düştü."

Yüzümü buruşturdum. Alice Harikalar Diyarı'nda hikayesiyle bu durumu nasıl bir tutabilmişti? Konumuzla ne alakası vardı?

"Ama ben artık reşitim. On sekiz yaşındayım, sadece tadına baksam olmaz mı?"

Olmaz derken huysuzca pipetleri bardaklara yerleştirdi. Neden küçük çocuk muamelesi görüyordum ki? Ayağımı yere vururken ona döndüm.

"Sen kaç yaşındasın? Hiç merak edip içmedin mi?"

Tahminen benden bir iki yaş büyük olabilirdi ama yine de tanıştığımızdan beri merak ettiğim için sormuştum.

"Yirmi yaşındayım. Bir kere içtim. Başka sorun var mı?"

Tahminim tutmuş sayılırdı, benden iki yaş büyüktü. Neden kokteyl içmek istemem ona bu kadar dokunmuştu anlayamıyordum.

Aslında alkole hiç heves etmemiştim ama yasak olan bir şey her zaman daha çok ilgi çekerdi ve şuan Rüzgar daha çok merak etmeme sebep oluyordu. Bir kere içtiğini söylediğine göre tadını mı beğenmemişti?

Israrcı bakışlarıma karşı tepsiyi sinirle tezgahtan aldı.

"Çok içmek istiyorsan ben olmadığım da istediğin zaman bara gel ve iç ama benden sana içki hazırlamamı bekleme."

Arkasından bakakalırken ısrar ettiğim için şimdiden pişman olmuştum. Sanırım damarına basmıştım ama bu kadar sinirlenmesine anlam veremiyordum.

Ayrıca iştahım kaçmıştı, ne diye bu kadar merak etmiştim ki sanki? Ayrıca şuan kendimi kötü hissetmeme sebep olduğu için Rüzgar'a da sinir olmuştum.

Cebimdeki telefonun çalmasıyla panikle elim cebime gitti.

(Üç Silahşörler Grubu- Görüntülü Arama)

Kızlar gruptan görüntülü arıyordu , panikle sağa sola koşuştururken açmaktan başka bir seçeneğim olup olmadığını düşünüyordum. Açmasam mesaj atsam bir sorun olup olmadığını anlarlar mıydı?

Sırtımı havuz kenarına dönerken ekranı içeceklerin gözükmeyeceğini umduğum şekilde tutarak aramayı cevapladım. Ekranda Esra ve Beren'in yüzleri karelerin içinde belirirken derin bir nefes vardım. Beren neşeyle "Tatil nasıl gidiyor?" Diye bağırırken Esra terlemiş bir şekilde eliyle kendini yelpazeliyordu.

Yapmacık bir gülümsemeyi yüzüme zar zor yerleştirirken sorusunu cevapladım.

"Tatil çok iyi gidiyor, otel harika."

İç sesim "Ben bu hallere nasıl düştüm?" Diye çığlık atarken yutkundum. Esra merakla neredeyse ekranın içine girdi.

"Hayal , bize oteli göster!"

Panikle telefonun kamerasını otele çevirirken yalan söylememin utancını yaşıyordum.

Beren neşeli bir sesle bağırdı.

"Havuzu da göster!"

Ekranı hafifçe havuza doğru çevirirken beklediğim soru geldi.

"Havuza girmedin mi? Tatilini iyi değerlendir , mayonu göstersene!"

Panikle ekranı yüzüme çevirdim. Şuan kombin göstermeye uygun bir zaman dilimi değildi. Konuyu değiştirmek şuan yapabileceğim tek şeydi.

"Beni boşverin sizin tatiliniz nasıl geçiyor?"

Esra abartılı bir şekilde iç çekti.

"Bütün gün evde boş boş oturuyorum , çok sıkıcııı!"

Beren gülerken arkasından çocuk sesleri geliyordu.

"Bende akrabalarla dolu bir evdeyim. Tatil diye köye gelme fikrini ortaya atan aile bireylerimi bu kararlarından dolayı tebrik ediyorum."

Kinayeli cümlesine içten bir kahkaha atarken kendimi biraz olsun rahatlamış hissettim. İkisinin de şikayetçi olduğu durumlar içine düştüğüm bu duruma karşı daha iyiydi. Kendi dertlerimi kafamda büyütmek gibi bir amacım yoktu ama kaç insan otel önünde terk edilirdi ki?

Derin bir nefes verirken Beren'in görüntüsü donmaya başladı.

"İnternet bile burada doğru düzgün çekmiyor."

Aynı anda bağırdılar.

"Bizim yerimize de tatil yap."

İsteksiz bir şekilde mırıldandım.

"Tatil yaparım, tabi!"

Esra ilgiyle ekrana yaklaştı.

"Arkandaki ela gözlü çocukta kim?"

Panikle elimdeki telefon titrerken Rüzgar'ın boş tepsiyle yanımdan geçmesiyle göz göze geldik. Esra'nın sorusunu duymazdan gelirken Beren'le ikisinin aynı anda sırıttığını fark ettim.

"Ne? Anlayamadım. Seninde internetin sorunlu galiba. Duyamıyorum."

Şuan konuşmayacak durumda olduğumu çok şükür anlamış gibi ikisi de aynı anda göz kırptı. Görüşürüz derken artık telefonu kapamaları için içimden yalvarıyordum.

Yüzümdeki gülücük yok olurken telefonu kapadım , sinirlerim bozulmuş bir şekilde boş gözlerle ekranını kapattığım telefondan kendime baktım.

Bir çukurun içine düşmüş gibiydim ve tırmanmak yerine kendi kuyumu kazmaya devam ediyordum. Ela gözlerin üzerimde olduğunu fark etmemle panikledim.

"Demek tatil?"

Kızları duymuş muydu? Utançla başımı başka yöne çevirdiğimde devam etti.

"Neden onlara yalan söylüyorsun?"

"Bu seni ilgilendirmez!"

Sesim sert çıksa da titremişti. Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Tek bildiğim bu yalana devam edemeyeceğimdi. Tek kaşı havaya kalkarken canının sıkıldığını fark ettim.

"Çalışmaktan mı utanıyorsun?"

Şımarık, sinirlerimle oynayan gülüşü dudaklarına yerleşirken meydan okur gibi bir hali vardı. Öfkeyle ona doğru bir adım atarken işaret parmağımı sallayarak bağırdım.

"Çalışmak utanılacak bir şey değil ve çalışmaktan utanacak biri değilim!"

Yüzüme değilde işaret parmağıma baktığını fark ederken elimi sallamayı bıraktım.

"Sorun ne o zaman?"

Dolan gözlerimi gözlerinden kaçırırken bu kadar çabuk duygusallaştığım için kendimden nefret ediyordum.

"Sorun benim."

Daha fazla yanında durmak istemeyerek arkamı döndüm ve hızlı adımlarla otele girdim. Arkamdan seslendiğini duysam da peşimden gelmemesi biraz olsun rahatlamamı sağladı.

Bu sırada resepsiyonda ki Merve'yle karşılaştım. Bir şey demeden yanından geçecekken kolumu tuttu.

"Güneş iyi misin?"

Güneş... Daha düne kadar Hayal'dim. İkinci ismimi kendime hep daha yakın hissetsem de tanıdıklarım için hep Hayal'dim. Bu yabancılara kendimi "Güneş" diye tanıtmam ne kadar doğruydu?

Dolan gözlerimi saklamaya çalışırken derin bir nefes aldım.

"Güneş, Rüzgar mı bir şey yaptı? Söyle kafasını kırayım."

İyi niyetle söylediği cümleye zar zor gülümseyebildim. Bu yalandan bir gülümsemeydi.

"Onunla ilgili değil , sadece-"

Derin bir nefes verdim.

"İyi hissetmiyorum."

Yaşanan herşeyin kabus olmasını istiyor , evimde , kendi odamda olmak istiyordum. Merve bir şey diyecekken arkamda duyduğum sesle irkildim.

"Güneş kızım, sonunda seni buldum."

Saadet Hanım'ı görmemle şaşırırken kolumu tuttu.

"Dün akşam yemekteyken bedenini soracaktım ama tamamen aklımdan çıkmış. Senin de herkes gibi beyaz gömlek ve etek giymen gerekiyor ki turistler senin çalışan olduğunu anlayabilsin."

Hızla konuşan kadını isteksiz bir şekilde başımla onaylarken sordu.

"Kaç beden giyiyorsun?"

Bu iş kıyafetleri olayından kaçamayacağımı anlayarak Saadet Hanım'ın sorusunu cevapladım. Onunla konuşmak ne kadar hızlı biterse o kadar iyiydi.

"L beden giyiyorum."

Severmiş gibi bir kez daha kolumu sarsarken bozulan sinirlerime hakim olmaya çalıştım.

"Bu akşam hizmetlilerimizden biri isimliğinle berarber kıyafetlerini odana getirir."

Saadet Hanım'ı onaylamak için bir kez daha başımı sallarken umutla sordum.

"Saadet Hanım ben kendimi iyi hissetmiyorum acaba odama çıkabilir miyim?"

Dikkatle yüzümü inceledi.

"Hasta felan mısın? Akşam yemeğine kadar odana çık toparlan ama akşam servis için çalışma arkadaşlarına yardım etmen gerek."

Cevap vermeden bir kez daha başımla tamam derken asansörlere doğru bir kaç adım attım. Bu sırada Merve'nin bana doğru endişeyle baktığını fark ettim. Arkamdan seslendi.

"Güneş , yanında odana kadar eşlik etmemi ister misin?"

Hayır anlamında başımı sallarken gülümsedim.

Bu ara ne kadar çok yalandan gülümsemiştim.

Merve bir şey daha diyecekken Saadet Hanım ona

bir şeyler anlatmaya başladı. Asansör geldiğinde hızla içine girdim , sekiz numaraya bastığımda cebimden oda kartımı çıkardım.

Yüzüme yerleştirdiğim yalandan ibaret olan gülümseme hızla yerini düz bir çizgiye bırakırken derin bir nefes aldım. Bizi yalandan gülümsememize sebep olanlar hiç anlamamıştı...

Bölüm sonu

8 yorum

  • Her kelimen, birinin kalbine dokunacak bir yıldız gibi parlıyor. Yazmaya devam et, çünkü senin hikayen bir gün birilerinin umut ışığı olacak.

    1Yanıt
  • Bence bu yalan kötü bir hal almadan kızıara açıllasın herşeyi bu arada ellerine salık mükemmel olmuş 💫🌸

  • Hehehhe, biraz bekleyip üst üste bolum biriktirdim şimdi okumaya devam edicem sjsmsjs

    1Yanıt
  • Yeni bölüm hemen gelsin lütfen harika olmuşş

    1Yanıt
  • Ben niye bu Saadet'le eşinden hoşlanmadım ya gıcık oldum ikisine de