İçeriğe geç

Güneş Rüzgarı

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Güneş Rüzgarı

Bölüm 2

Güneşli Tuzak

"Pırıl pırıl yalanlarla çerçevelenmiş , yaz sıcağında bir dondurma misali eritilmiş, tatil denilen ama çalışmakla geçen güneşli bir tuzaktı hayat."

Rüzgarı tenimde hissederken derin bir nefes aldım. Arabanın penceresinden giren serin hava sıcaktan bunalmış bedenime iyi gelirken topuzumda kendi bağımsızlığını ilan edip yüzüme dökülen saç tutamlarım uçuşmaktaydı.

Elimdeki telefondan gelen bildirimle bir kez daha ekrana bakarken yüzümde tatlı bir tebessüm oluştu. "Üç Silahşörler" isimli grubumuza tıklarken üst üste mesajların yağdığını fark ettim.

Üç Silahşörler

(Esra,Beren,Hayal)

-----------------

Esra:

Hayal otele varabildin mi? Tatil nasıl gidiyor?!

Beren:

Kız yola çıktığından beri sekiz defa benzer mesaj gönderdin. Darlamayı bırak ki tatilde eğlenebilsin!

Esra:

Ben ve darlamak mı?! Beni kendinle karıştırma Beren!

Beren:

Esra belliki senin evde oturmaktan canın sıkılmış, can sıkıntından kavga edecek kişi arıyorsun dimi?

Esra:

Ne alakası var? ( Çok canım sıkılıyorrrr) Ben ikiniz de uzaktayken bütün yaz ne yapacağım yaaa!?

Esra'nın son mesajını okurken göz devirmemeye çalıştım, bazen olayları fazla abartıyordu. Sadece iki haftalık bir tatile çıkmıştım. Ekranıma bir mesaj daha düştü.

Esra: "Yapayalnız , bir başıma , kimsesiz bir şekilde bütün yazı tek geçirmek zorundayım."

Gülerken daha fazla kendi kendine efkarlanmaması için mesaj attım.

Ben: Bütün yaz değil sadece iki hafta yalnız olacaksın. Ayrıca Türkçe hocamız bu mesajını görseydi kahrından ölürdü.

Esra: Niyeymiş o?

Ben daha mesaj atamadan Beren Esra'ya cevabını verdi.

Beren: Aynı anlama gelen kelimleri ard arda sıralamışsın yani gereksiz kelime kullanımı var. Anlatım bozukluğu yapmışsın , inşallah YKS'de de anlatım bozukluklarıyla ilgili soruyu yanlış yapmamışsındır.

Konu son zamanlarda olduğu gibi YKS'ye gelince yüzüm düştü. Babam yüzümdeki değişimi fark etmiş olacak ki bir saniyeliğine gözlerini yoldan bana çevirdi.

Kıvrımlı yolda direksiyon yavaşça bir sağa bir sola doğru hareket ederken sıcaktan terleyen alnı parlıyordu.

"Hayal , bir şey mi oldu?"

Başımı ondan uzağa cama doğru çevirirken "Bir şey yok." Diye mırıldandım. Aile üyelerimle aram bu aralar oldukça gergindi ve doğrusu bu çok yorucuydu.

Telefonuma bir kez daha bildirim gelince oflayarak ekrana baktım.

Esra: Hayal orda mısın? Beren sana şu konuyu açma diye daha kaç kere uyarmam gerekiyor.

Beren: Şuan Hayal'inde bu grupta olduğunun farkındasın değil mi? Yani beni uyardığın zaman ona da tekrar hatırlatıyorsun.

Esra: Beren neden hep haklı çıkıyorsun yaa!

Beren: Çünkü ben çok haklı bir insanım.

Beren'in mesajına gülücük atarken telefona daha fazla bakmak istemeyerek telefonumu kapadım.

Ağaçların arasında ilerlemeye devam ederken radyodan gelen müziğe kulak verdim.

Yolun başında kibar birisi

Biraz tanıyınca köyün delisi

Kendini prens sanıyor ama

Bana göre ruhu sokak kedisi

Eski bir şarkıydı ama Türkçe Pop sever olarak çoğu eski şarkıyı biliyordum. İçimden şarkıyı mırıldanırken bu yolculuğun daha ne kadar süreceğini merak ediyordum.

Bir an önce şu arabadan inmek ve babamla yan yana otururken oluşturduğumuz rahatsız edici sessizlikten kurtulmak istiyordum. Sanki babamla aynı anda bunları düşünüyormuş gibi bir anda sesi sessizliği böldü.

"Hayal daha ne zamana kadar bizimle konuşmayacaksın?"

Sinirle nefes verirken bakışlarımı camdan ona çevirdim.

"Siz ne zaman kararlarıma saygı duyacaksanız o zaman!"

Sıkıntılı bir nefes verirken gözlerini yoldan ayırmıyordu , direksiyonu tutan ellerinin gerildiğini hissetmiştim.

"Sadece senin iyiliğini düşünüyoruz."

Gözlerimin dolduğunu saklamak için bakışlarımı tekrar cama çevirdim. Titremesini engellemeye çalıştığım sesimle yorgun bir şekilde konuştum.

"İyiliğimi böyle mi düşünüyorsunuz?"

Babamın yüzünde tek bir mimik kıpırdamadı. Cevap vermeyeceğini anlayınca başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi yumdum. Bu kadar çabuk duygusallaştığım için kendimden nefret ediyordum.

Kendi haklarımı savunmaya çalışırken bile ağlayasım geliyordu , üzüntüden değildi. Bu ağlama hissinin sebebi sinirdendi. Onlara hiçbir şekilde kendimi açıklayamıyordum. Beni dinliyor ama duymuyorlardı , cümlelerim kulaklarına ulaştığında onlara bir anlam ifade etmiyordu.

Bende artık pes etmiştim , kendimi onlara açıklamaktan vazgeçmiştim. Sadece bir kez olsun beni anlamalarını çok istemiş ama bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anlamıştım.

Ben YKS günü hem annemle hemde babamla sonu bitmez tartışmaların başlangıcı yapmıştım...

Şimdi ise istemediğim bir tatile gidiyordum ve içime sinmeyen bir şeyler vardı.

Geçen hafta babam tatile gidelim dediğinde annem bir anda onu onaylamış ve tatile gitme kararı alınmıştı.

Bu sabah ise annem bir anda müvekkiliyle ilgilenmesi gerektiğini söyleyerek babamla ikimizin gitmesini bir kaç gün içinde bize katılacağını söylemişti.

Hareketlerinde bir tuhaflık hissetmiştim , babamın ona göz kırptığını yakalamış ama ne yapmaya çalıştıklarını anlamamıştım.

İçimde yoğun bir huzursuzluk vardı ve sabahtan beri geçmiyordu. Belki de bunun sebebi sabah bir kez daha annemle ayrılmadan önce kavga etmiş olmamdı. Ben kavgacı bir insan değildim, hiçte olmamıştım ama sınav seneme girmemle hayatımda pek çok şey değişmeye başlamıştı.

Ailemle olan ilişkim de oldukça büyük bir darbe görmüştü. Toparlamak ise hiç kolay gözükmüyordu. Sıkkın bir şekilde nefes verirken sonunda geldiğimizi anladım.

Uzaktan beliren otelin mavi tabelasında göz gezdirirken içimden okudum.

"Otel: Güneş Rüzgarı"

Bu nasıl bir otel ismi böyle? Diye içimden geçirirken bir anlamı olup olmadığını merak ettim.

Oldukça lüks olduğu uzaktan bile belli olan otele gitmek istememem insanlara tuhaf gelebilirdi. Geçen seneki ben olsam şuan heyecandan yerimde duramıyor olurdum , şimdi ise hiçbir şeye hevesim kalmamış gibi hissediyordum.

Derin bir nefes aldım , aşırı derecede saçmalıyordum. Son zamandır iç düşüncelerimin bu kadar depresif olması sinirlerime dokunmaya başlamıştı ve ne yazık ki onları susturamıyordum...

Bir kaç dakikanın ardından gergin sessizliğimizin eşliğinde otelin önüne vardığımızda babam yol boyunca kaçırdığı gözlerini bana çevirdi.

"Valizini bagajdan al , ben birazdan inerim."

Başımı sallarken arabadan indim ve bilerek kapıyı sert çarptım. Babamın söylenmesini umursamadan bagaja gidip iki hafta için fazla büyük olan bavulumu indirdim.

Yaptığım hareketin hoş olmadığının farkındaydım , babama böyle davranmaktan zevk almıyordum. Sadece biraz olsun beni anlamak için çabalamaması zoruma gidiyordu.

Bavulumu çekerek babamın camının önünde durdum.

"Arabadan neden hâlâ inmiyorsun?"

Trip atmaya çalışarak sorduğum soruya karşın babamın anlam veremediğim sırıtışı yüzüne yerleşti.

"Özür dilerim."

Bu da ne demekti şimdi!?

Arabanın tekerlekleri dönmeye başlarken son gördüğüm şey babamın suratındaki sinir bozucu sırıtış oldu.

Araba benden hızla uzaklaşırken ağzım açık bir şekilde giden arabanın arkasından bakmaktaydım.

Bu az önce yaşanmış mıydı?

Şaka olmalıydı öyle değil mi? Öz babam beni bir otelin önüne bırakıp kaçmış olabilir miydi?

Aklımdan geçen sorularla artık gözükmeyen arabadan geriye kalan yola bir kaç saniye bakmaya devam ettim. Şoku atlatmamla elim telefonuma gitti.

Annem ve babam ne yapmaya çalışıyordu bilmiyordum ama şuan acil bir açıklamaya ihtiyacım vardı. Telefomu arabada kapattığımı hatırlayarak hızla telefonu tekrar açtığım da annemden bir saniye önce gelen mesajı gördüm.

Annem: "Canım otel müdürü babanın bir tanıdığı, bu yaz o otelde çalışacaksın. Çalışmanın zoruluklarını görmeni istedik , bir kaç hafta çalışmak sana pek çok şey öğretecektir."

Hayretle ekrana bakmaya devam ederken annemden bir bildirim daha geldi.

"Unutmadan tatlım babana kızma olur mu? Sadece iyiliğini istiyoruz."

Sinirle elimde sıktığım telefonu cebime soktum.

Ebeveyinlerim sınır tanımayan çılgınlardı!

Kızını İstanbuldan Mamaris'e getirip Lüks bir otelin önüne bırakıp kaçmak ve sonrada orada çalışacaksın demek de neydi?

O an cümle beynimde tekrarlandı.

Bir dakika , "Çalışmak" demişti!

Tatil değildi, planları hiç ailecek tatil yapmak olmamıştı, kandırılmıştım.

Tuzağa düşürülmüştüm...

Panikle kol çantamı açtım, otobüs bileti alıp eve dönebilirdim değil mi?

Cüzdanım!

Küçücük çantayı kurcalarken cüzdanımı bulamıyordum.

Valizimi hızla açarak her şeyi birbirine karıştırırken dışarıdan bana bakan insanların ruhsağlığımı sorguladıklarını hissediyordum.

Cüzdanımı bir türlü bulamıyordum, yoktu! Cüzdanımı da mı almışlardı , bu kadar ileriye gitmişler miydi?

Cebimdeki telefon titrerken nefes nefese gelen mesaja baktım.

Annem: Birtanem söylemeyi unutmuşum , cüzdanın bende. Yani orada çalışmaktan başka şansın yok. Salih Bey seni sık sık kontrol edecek , sakın kaytarayım deme. Seni seviyorum...

Sevmek mi? Seven insan kızını bir otelin önünde terk etmezdi. Çığlık atmak isteyerek iç çekerken sinirle valizi kapadım. Şimdi ne yapacaktım?

Beş parasız , üstelik hiç tanımadığım bir şehirdeydim. Beni yapmak istemediğim bir şeye zorluyorlardı. Beni yine yapmak istemediğim bir şeye zorluyorlardı!

Neden hâlâ anlamıyorlardı , onlar zorlayınca ben daha iyi yada daha mutlu olmuyordum. Bunu anlamalarını istedikçe onlar iyice sınırı aşıyordu. Bu otelde çalışmayacaktım!

Otelin kapısının önünde ki valizimin üzerine otururken çaresiz gözlerle gelen ve giden insanlara bakmaya başladım.

Hiç daha önce bu kadar çaresiz hissettim mi acaba diye düşünürken YKS günü bir kez daha gözlerimin önünden gelip geçti. Hiçbir zaman o gün kadar çaresiz olamazdım.

Sinirden gözlerim dolarken burada tek başıma ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım. Otelde çalışmayı reddetsem de başka seçeneğim yoktu.

Neden bana hiç başka seçenek sunulmuyordu?

Daha fazla sinirimi içimde tutamayarak düştüğüm duruma sövmeye başladım.

"Ben böyle işin içine-"

Otelin dış kapısında durarak beni seyreden çocuğu fark etmemle ağzımı kapadım. Bu çocuk ne zamandır buradaydı yada beni ne zamandır izliyordu? O bana mı gülüyordu? Bir hışımla ona döndüm.

"Sen bana mı gülüyorsun?!"

Çocuk küçümseyen bir tavırla yanıma gelirken güneşin vurduğu gözleri yeşilin çok hoş bir tonuydu , galiba elaydı.

Kahve dalgalı saçlarından bir kaç tutam yürürken alnına düşmüştü. Doğrusu hoş gözüküyordu ama yüzündeki şımarık gülümsemeden dolayı bunu kabul etmeyecektim.

Önümde durup bana baktığında oturduğum valizin üzerinden kalktım. Yüzündeki sırıtış yerini korurken konuşmaya başladı.

"Otelin kapısının önünde oturarak ne yapıyorsun?"

Az önce ona bağırmama karşın sakin ses tonu sinirlerimi bozuyordu. Utançla gözlerimi gözlerinden kaçırırken sorusunu cevapladım.

"Ben grev yapıyorum."

Çocuk merakla bakarken gözleri hafifçe kısıldı.

"Bu ne grevi acaba?"

Derin bir nefes verdim.

"Çocuklarını hiç acımadan bir otelin önüne bırakan aileler için yapılan bir grev."

Ela gözler neşeyle ışıldarken kahkaha attı.

"O cami avlusu değil miydi ya? Ne zamandır otel önüne bırakıyorlar?"

Aslında gülüşü oldukça içtendi ve ona kızmamın anlamsız olduğunu fark ettim.

"Galiba bu günden beri."

İç çekerken gülmemeye çalışıyordum. Doğrusu sahiden gülünç bir durumdaydım. Sinirlerim bozulmuş ve hâlâ bu anı yaşadığıma inanamıyordum.

Çocuk bana şaşkınlıkla ve anlayamayan gözlerle bakarken valizimin açık kalan fermuarını kapadım.

"Sen kayıp felan mı oldun? Yardımcı olmamı ister misin?"

Hayır anlamında başımı salladığımda çocuk akıl sağlığımı sorguluyor gibiydi.

Son bir kez bana bakarken tek kaşı havaya kalktı.

"Müdür Bey'e otelin önünde grev yapan bir "kaçığın" oturduğunu söylemek zorundayım."

Sinirle kaşlarım çatılırken bu gün sabrımın daha ne kadar sınanacağını düşünüyordum.

"Sen bana kaçık mı dedin?!"

Bana doğru bir adım attı.

"Evet , dedim. Ne olmuş?"

Gözlerimi kırpıştırırken aramızda mesafe olmasına rağmen bir adım daha geriledim.

Sadece kendimi ezdirmek istememiştim , yani ona bir şey yapabileceğimden değildi. Sorusuna cevap veremediğim de yüzünde bir tebessüm belirdi.

Sinirle valizimin üzerine tekrar otururken bu durumdan eğlendiği oldukça açıktı.

"Yardımımı kabul etmediğine göre gidiyorum. Son kararın mı?"

Sinirle oflarken içimden sabır dileniyordum.

"Git!"

Çocuk teslim olurmuş gibi ellerini kaldırdı.

"O zaman sana grevinde başarılar dilerim."

Gülerek son bir kez bana baktı. Şımarık çocuk diye içimden geçirirken kollarımı dizlerimin üzerine bıraktım.

"Allah kurtarsın."

Son cümlesinden sonra arkasını dönüp otele doğru gitmeye başladı. Ciddiyetimi korumaya çalışsamda gülmeye başlamaştım.

Burada valizimin üzerine oturmuş tek başıma gülerken insanlar gerçekten deli olduğumdan şüpheleniyor olmalıydı.

...

Greve daha ne kadar devam edebilirim acaba diye düşünürken telefonuma baktım. Çocuk gittiğinden beri beş dakika bile olmamıştı.

Güvenlikle göz göze geldiğimde bakışlarımı kaçırdım, otelin kapısında oturduğum için adam beni kovmak istiyor olmalıydı. Keskin gözlerini bana dikmiş olan adam yanıma yaklaştığında yüzünde sevimli bir gülümseme oluştu.

"Merhaba, Salih Bey'in beklediği misafiri siz olmalısınız. Eşlik etmem söylendi , benimle gelir misiniz?"

Bir anlık otelin kapısında oturma grevime devam etmeyi düşünsem de annem ve babamın inatlarından beni dönüp almayacaklarını bildiğimden ve bu yaz sıcağında ölmek istemediğimden burada bir süre kalmak zorunda olduğumun farkına vardım.

Adamın kibar ricasına başımı sallayarak karşılık verdim. Elimdeki valizi aldığında karşı çıkmadım, doğrusu valizin içine o kadar çok şey doldurmuştum ki taşımakta zorlanıyordum.

Adam yolu gösterirken otelin bahçesine girdik , oldukça büyük bir bahçeye sahip olan otelin arkasındaki kaydıraklı havuz ve yanındaki çocuk havuzu -o bile fazla büyüktü- buradan gözüküyordu.

Başımı çevirdiğimde otelin çaprazında ki restoranın oldukça kalabalık olduğunu fark ettim. Öğle yemeği servis ediliyor olsa gerekti. Bir aile önümüzden geçerken annesinin elini tutmuş olan küçük kız mızmızlanıyordu.

"Anne , biraz daha havuzda kalalım! Anneeeee!"

İstediğini yaptıramayan şımarık kız ağlamaya başlarken annesi sabır dilenir gibi eşine baktı. Kadının eşi kızını kucağına alarak restorana doğru koşmaya başladığında küçük kızın kıkırtıları annesinin de gülmesine sebep oldu.

Yüzümde istemsiz bir gülücük oluşurken güvenlik görevlisiyle ilerlemeye devam ediyordum. Sonunda otelin ön kapısına vardığımız da bir adamın bizi beklediğini fark ettim.

Üzerinde çiçekli bir gömlek ve yeşil bir şort olan adam beni gördüğünde gülümsedi. Güvenlikle birlikte adamın önünde durduğumuz da adamın gülümsemesi iyice büyüdü.

"Demek otelimizin önünde grev veren kaçık sensin."

Adam içten neşeli bir kahkaha atarken göbeği de onunla birlikte sallanmaktaydı. Utançla yanaklarım kızarırken beni o şımarık çocuğun gerçekten şikayet ettiğini anlamış oldum.

Adam neşesinden bir şey kaybetmeden elini bana doğru uzattı.

"Ben Salih Sahilli , bu otelin müdürü ve babanın arkadaşıyım."

Doğrusu bir otel sahibi için fazla uyumlu bir isme benziyordu. Kulağıma komik gelen isme karşı gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bana doğru uzatılan eli kibarca sıkarken şort ve yazlık gömlekle adamın bir müdüre hiç benzemediğini düşünüyordum.

Gerçi hayatımda gördüklerim sadece okul müdürleriydi , bu adam ise onları hiç görmediğim kadar mutlu ve huzurlu gözüküyordu.

İlk önce başına taktığı güneş gözlüğünü düzeltti , ardından bana döndü.

"Buraya neden geldiğini biliyorsundur. Baban pek istekli olmadığını söyledi ama benim kontrolüm de olacaksın. Herhangi bir sorun olursa yanıma gel , tamam mı?"

Ağzım açık bir şekilde Salih Bey'i dinlerken başıma neler geleceğini düşünüyordum.

Arkasına döndü ve eliyle birini çağırdı. Muzip ela gözlerle göz göze geldiğimde çocuk sırıttı. Bu sırada Müdür Bey bir şeyi unutmuş gibi bana baktı.

"Baban söylemişti ama ismini unuttum. İsmin neydi?"

Derin bir nefes verirken ağzımdan çıkan sözcüğe şaşırdım.

"İsmim Güneş"

Uzun süredir kendimi "Hayal" gibi hissetmiyordum. Güneş ise ikinci ismimdi , ona yalan söylemiş sayılmazdım değil mi?

Cevabım karşısında Müdürün yanındaki çocuğun iyice neşelendiğini fark ettim. Müdür bey kahkaha attığında şaşkın bir şekilde ona bakıyordum.

Tamam , tuhaf bir isim olabilirdi ama neden söylediğim her şeye gülmeye programlanmış gibiydiler. Müdür Bey hızlıca kendini toparlarken elini çocuğun omzuna koydu.

"Bu da en güvendiğim çalışanlarımdan Rüzgar. Seni ona emanet ediyorum. Güneş ve Rüzgar iyi bir uyum , sizce de öyle değil mi?"

Adam bir kez daha kahkaha atarken şaşkınlıkla Rüzgar'a baktım. Şimdiden ikinci ismimi söylediğime pişman olmuştum. Çocuğun isminin Rüzgar olabileceğini nereden bilebilirdim ki?

Müdür Bey havalı olduğuna inandığı bir şekilde güneş gözlüğünü başından çıkarıp gözüne taktı.

"Artık otelimizin ismini tamamlayan iki çalışanım var."

Otelin isminin "Güneş Rüzgarı" olduğunu hatırlarken bu kadar tesadüfün üst üste gelmesine hayret ettim. Ayrıca hâlâ Güneş Rüzgar'nın ne anlama geldiğini merak ediyordum ama sormaktan vazgeçtim.

"Çocuklar ben şimdi gidiyorum. Öğle yemeği arasının bitmesine yarım saat var. Rüzgar konuğumuza yemekte eşlik et ve görevlerini öğret. Sonra görüşürüz."

Sıraladığı cümlelerin ardından gülüms

erken neşeyle yanımızdan ayrıldı. Ellilerinin sonunda gibi gözüken adamın çocuk ruhlu olduğu oldukça belliydi. Bu sırada asıl sorunu fark ettim.

Ben Rüzgar'a emanet edilmiştim!

Rüzgar neşeyle sırıttı.

"Demek grev kısa sürdü."

Muzip bakışların arasında sabır dinlenirken bu gün başıma daha ne gelebilir acaba? Diye sorguluyordum...

Bölüm sonu

88 yorum