Okuldan çıktıktan sonra Güneş çantasını açtı.
Telefonunu arıyordu.
Ama eli bir şeye takıldı.
Küçük, yuvarlak…
kırmızı bir işaret.
Kalemle çizilmişti.
Defterinin arasına bırakılmıştı.
Üstünde küçük bir not vardı:
“Başladın.”
Güneş nefesini tuttu.
Etrafına baktı.
Kalabalık vardı.
Herkes normal yürüyordu.
Ama o an Güneş’in gözleri Yaman’ı buldu.
Kapının yanında duruyordu.
Hareketsiz.
Bakmıyordu.
Ama sanki tüm okul onu izliyormuş gibi…
o da izliyordu.
Ve Güneş ilk kez şunu düşündü:
“Ben gerçekten kimin hikâyesinin içindeyim?”