Yuna "evet, şimdi ne yapıyoruz",dedi. Min-jin "bilmem, ne istersen?",dedi. Yuna biraz düşündü. Sonra Min-jin'e dönüp "ben çok açım ya, kalkıp bir şeyler mi hazırlasa, sende aç mısın", diye sordu. Min-jin Yuna'nın oturmasını kendisinin hazırlayacağını söyledi. Min-jin mutfağa girdi, güzel bir bibimbap hazırladı. Sonra salona getirdi. Min-jin çok güzel yemek yapardı, bu konuda yetenekliydi. Kaseyi Yuna'ya uzattı. Sonra yemeye başladılar. Yuna "çok lezzetli, sen bu kadar iyi yemek yapmayı nereden biliyorsun?", diye sordu. Min-jin "kendimi geliştirdim diyelim", dedi. Yuna "demek öyle", dedi. Min-jin "afiyet olsun",dedi. Sonra Yuna televizyonu açtı. "20th Century Girl, bunu izleyeceğiz", dedi. Sonra filmi açtı. İzlemeye başladılar. Film bitti. Yuna, Min-jin'e filmin nasıl olduğunu soracaktı ki Min-jin'in hüngür hüngür ağladığını gördü. Yuna "amma duygusalsın",
dedi. Min-jin "ne duygusalı, kadın adamı çok bekledi ama adam hiçbir zaman gelmedi, daha aşkını yeni itiraf etmişken adam gitti, ama bir daha geri dönemedi, o öldü", dedi. Yuna "fazla mı abartıyorsun?",diye sordu. Min-jin "bilmem, abarttım mı?",dedi. Yuna "biraz", dedi. Sonra Yuna'nın telefonu çalmaya başladı. Arayan Yuna'nın hastaneye koyduğu polisti. Yuna telefonu açtı.
"Alo?"
"Alo, Yuna Hanım, Yeung-ro'nun tanısı konuldu, onu haber vermek için aradım"
"Öyle mi, ne dediler, ne oldu?"
"Yeung-ro'ya şizofreni tanısı konuldu, geçirdiği bir kaç kriz, halisülasyonlar, şizofren olduğunu gösteriyor"
"Gerçekten mi?"
"Evet", dedi polis. Yuna telefonu kapattı. Min-jin'e söyledi. Artık davayı kazanacakları kesinleşmişti.
1 ay sonra
Artık her şey kesinleşmişti. Davayı Yuna kazanmıştı. Yeung-ro hastaneye yatırılmıştı.
Yuna ile Min-jin artık çıkıyordu. Hatta beraber Yuna'nın evinde kalıyorlardı. Yuna ilk zamanlardaki gibi zekasıyla kariyerinde hızla yükselmişti. Yeni bir ödül daha almıştı. Min-jin'de ülkenin sayılı avukatlarından olmuştu. Kendine bir büro açmıştı. Yuna'ya "bir yıl üniversite kazanamadım ama şimdi millet onlara avukatlık yapayım diye tonla para ödüyor", diyerek şakalaşıyordu. Yuna, sürekli Yeung-ro'dan haber almak için hastaneyi arıyordu. Yeung-ro bu aralar sakindi, hiç olay falan çıkarmıyordu.
Yuna her ne kadar Yeung-ro'yu sevmese de onun için mutluydu.
Bir gün hastane Yuna'yı aradı. Yeung-ro'nun onunla görüşmek istediğini, bugün hastaneye uğrayıp uğrayamayacağını sordular. Yuna ilk başta istemedi ama sonradan kabul etti. Yuna hazırlanıp aşağı indi. "Hayatım, ben çıkıyorum", dedi Min-jin'e. Min-jin "işe mi gidiyorsun, bırakayım seni", dedi. Yuna "ha, yok, sana çok garip bir şey söyleyeceğim", dedi. Min-jin "söyle, ne söyleyeceksin?",diye sordu. Yuna "Yeung-ro benimle görüşmek istiyormuş",dedi. Min-jin çok garipsedi. Nedenini sordu. Yuna'da bilmediğini söyledi. Sonra Min-jin'e sarılıp evden çıktı.
Yuna hastaneye vardı. Yeung-ro'nun nerede olduğunu sordu ve yanına gitti. Yeung-ro ile ikisini bir odaya aldılar. Yuna, Yeung-ro'ya selam verdi. Yeung-ro'da başıyla selam verdi. Sonra konuşmaya başladı.
"Eminim seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsun"
"Ne yalan söyleyeyim, çok merak ediyorum"
"Sana bir şey anlatacağım"
"Neyi?"
"Anlatınca öğrenirsin, başlıyorum lütfen lafımı bölme", dedi Yeung-ro ve anlatmaya başladı.
"Yuna, sen ve ben üniversite yıllarından beri tanışıyoruz, senin yüzde yüz burs ile girdiğin üniversiteye babam tonla para ödedi, beraber Busan'da okuduk, aynı yurtta aynı odada kaldık, babam tabi üniversitenin yurduna da bir ton para ödedi, biliyorsun benim babam milletvekili, bana bir ev tutamaz mıydı, döşeyip beni içine oturtturamaz mıydı, yapardı ama o uğraşmak istemedi, tek isteği onun söylediği şekilde hayatımı yaşamamdı, senin de ailenin parası yok muydu seni de bir özel üniversiteye veremezler miydi, verirlerdi ama buna gerek kalmadı, sen kendin en yüksek puan ile girdin o üniversiteye, neyse babam neden benim savcı olmamı istedi biliyor musun, kendi istediği için, ben savcı olursam onun yaptığı pislikleri temizlermişim ama sen başsavcısın, herşeyin başında sen varsın, o yüzden pislik yapamıyor, güvendiği başka adam da yok, bir şey yapsa birine temizletse başkasına gider diye korkuyor, aklı hiç yerinde değil, şimdi başkanlık seçimlerine hazırlanıyor, tabi insanlar benim burada yattığımı bilirse rezil olurdu, o yüzden beni çıkarmaya çalıştı ama ben istemedim sonra da tokadı yedim oturdum ama yine de doktorlara çıkmak istemediğimi söyledim..."
Yuna araya girdi. "Yeung-ro çok karmaşık anlatıyorsun, sakin sakin, sıralı bir şekilde anlatabilir misin?",dedi. Yeung-ro "belki şuan anlamıyorsun ama yakında anlayacaksın",dedi ve konuşmaya devam etti.
"Yuna seni kıskanan ben değildim. Babamdı, o adam manyağın teki, beni düşürdüğü durumlara bak, benim ondan başka kimsem yoktu ama onun benden başka herkesi vardı. Hırsı yüzünden seni öldürmeye bile kalktı. Kendimi bıçakladığım gece, eğer ben bir plan yapmasaydım seni öldürecekti. Ama artık bunların bir önemi yok. Senden tek istediğim beni affet. Bu düşmanlık son bulsun. Bende kafam rahat bir şekilde huzura kavuşayım"
"Huzura kavuşayım falan, ne demek o,ne diyorsun?"
"Önemi yok, beni affet"
"Yeung-ro benim kafam gerçekten çok karıştı, ne diyorsun, hiç anlamıyorum, ne demek baban beni öldürecekti?"
"Yuna, affet beni işte, sorgulamayı bırak ne olur affet artık", dedi Yeung-ro ve Yuna'nın ayaklarına çöktü. Bir yandan da sürekli onu affetmesini söylüyordu. Yuna, Yeung-ro'yu ayağa kaldırdı. "Affettim, sen sadece tedavine odaklan", dedi.
Sonra hastaneden çıktı. Eve geldi. Kafası çok doluydu. Yeung-ro'nun anlattıkları doğru muydu?
Yuna olanları Min-jin'e anlattı. Min-jin'de bir anlam veremedi. Araştıracağını söyledi. Yuna "sen o gece Yeung-ro bana gelmeden önce ne yapmış onu araştır", dedi ve konuyu kapattılar. Fakat bu konu hala Yuna'nın aklını kurcalıyordu. O gece zor uyudu.