🌻Seni hatırlayan son kişi de öldüğünde, hiç yaşamamış olacaksın.🌻
Üzerimdeki sporcu atleti ve altıma geçirdiğim kısa taytla birlikte ellerime geçirdiğim boks eldivenlerimle tam teçhizattım. Tünelde kendime yaptırdığım oldukça konforlu odamda oturmuş koçumun bana anlattığı saçma şeyleri dinliyordum.
"Bak kızım unutma kızın sağ ayağında hafif aksaklık var. Eğer çok gerekirse kullanmaktan çekinme sakın." Kaşlarım o kadar hızlı bir şekilde çatılmıştı ki Tuncay abi benim bu dediğinden dolayı onunla kavga edeceğime emin olmuştu.
"Abi sakın, sakın bir daha bana böyle bir şey söyleme. Ben bugüne kadar asla bir insanın zayıflığıyla kazanmadım." Tuncay abi bana gülümseyerek kafa salladı ve "Bilmem mi güzel kızım en iyi ben biliyorum hemde."
"Ben çıkıyorum o zaman." Tuncay abi de benimle beraber ayağa kalktı ve eline aldığı havlu ile su matarasıyla arkamdan beni takip etmeye başladı.
Tünelin koridorunda yürürken kulaklarım aşina olduğu ve aynı zamanda aşık olduğum sesle doluyordu.
"Gam"
Önce her zaman ki gibi lakabımın ilk kısmı hemen ardından ise son kısmını bağırarak söylemişlerdi.
"zede."
"Gam"
"Zedeee"
Kulaklarıma dolan bu güzel kelime keyfimi yerine getirmişti. Yüzümdeki maskeden dolayı milyonlarca insan beni destekler ama kimi desteklediklerini bilmezlerdi. Sadece ama sadece benim başarımı desteklerlerdi. Güzelliğimi ya da çirkinliğimi bilmezlerdi. Yüzümü bilmezlerdi. Saç rengimi bilirlerdi göz rengimi bilirlerdi. Fiziğimi bilirlerdi ama beni ben yapan şeyi yani adımı bilmezlerdi. Yaşadığım yeri bilmezlerdi. Dertlerimi mutluluklarımı hüzünlerimi bilmezlerdi.
Ringe çıktığımda düşündüğüm tek şey rakibiminde en az benim kadar güçlü olmasıydı. Tuncay abi elimdeki boks eldivenlerini çıkardığında bunun zorlu bir maç olacağı belliydi. Burada bir taraf ne isterse diğer tarafta ona uymak zorundaydı. Kurallar burada herkesin kendi istediği şekilde, şekil değiştirir hiçbir kurala da uyulmazdı.
Maçın başladığını belirten çan çalındığında ağzımdaki dişliği daha da sıktım. Eğer Tuncay abi en iyi markayı almış olmasaydı şimdiye bu dişliklerin çoktan kırılmış yada ağzımda parçalanmış olmaları gerekirdi. Hakem bizi yanına çağırdı ve artık ezbere bildiğim şeyleri sıraladı.
"Belden aşağıya ve enseye vurmak yok" İkimizde kafamızı onaylar anlamda salladığımızda devam etti
" Kişi kendi etrafında 360 derece dönerek rakibine vuramaz!"
" Aynı şekilde dirsekle vurmak ve
kulağın arka tarafına vurmak, rakibe akadan vurmak , tekme atmak ya da kafa atmak yok!"
Hakem geri çekildiğinde ikimizde bu kurallara uymayacaktık. İlk yumruğu onun atmasını beklediğim için ikimizde ringin etrafında ellerimiz yumruk şeklini almış birbirimizi bekliyorduk. Rakibim beni daha önce izlemiş olmalıydı ki benim asla ilk yumruğu atmayacağımı bildiğinden önce davranmış ve sağ elinin yumruğunu bana doğru sallamıştı.
Bir o bir ben derken maç çok sıkıcı geçiyordu. İzleyiciler sinirlenmişti, çünkü milyar dolarlar dönüyordu ve herkes maçın nasıl ilerleyeceğine dair fikir üretemedikleri için sıkıldıklarını hissedebiliyordum. Geçirdiğimiz dakikaların onu yorduğunu ve galibiyet sevincine kendi içerisinde başladığını biliyordum. Rakiplerime tattırdığım tek galibiyet hayallerinde kurduklarıydı. Onun haricinde bugüne kadar hiç kimse benden maç alamamıştı. Atmaya başladığım yumruklar onu zorluyor beni sevindiriyordu. Attığım her yumrukta
deşarj oluyor galibiyete bir adım daha yaklaşıyordum. Birkaç yumruk ve tekmeden sonra attığım son yumruk onu nakavt etmeme yetmişti
Başımızda duran hakem çalan zille ikimizin de bileğinden tutmuş sonra benim elime galibiyeti mi belli edercesine kaldırmıştı. Bana para yatıran bütün taraftarlar sevinç çığlıkları atıyor onlara kazandırdığım paraları nasıl yiyeceklerini düşünüyorlardı. Bu her zaman böyle olmuştu ben bir güzel dövüşüyor hem de deşarj oluyor hem de milleti zengin ediyordum.
Tuncay abi önde ben arkasında ilerlerken, elimde havluyla bana övgüler yağdırmasını kocaman satışımla dinliyor ve bundan keyif alıyordum.
"Aferin benim kızıma ben bunun böyle olacağını zaten biliyordum o yüzden de hiç heyecanlanmıştım. Ama sena kızmalıyım sanırım neden ona o kadar fırsat verdin ki!?" Hafif sitemli bir çıkan sesine gülmeden edemiyor ona ne gibi mantıklı bir açıklama yapacağımı da bilmiyordum. Keyiften desem kızar maç uzun sürsün diye desem azarlardı.
"Abi görmedin mi kız çok güçlüydü en az benim kadar vardı. Birlikte uzun zamanlar bu işte ne yapayım bendeki de can yani." Tuncay abi buna inanmadığını gösterircesine adımlarını yavaşlamış ve önüne geçmeme izin vermişti.
"Git şu odaya duşunu al sonra da direkt arabaya gel. Acele et sadece 10 dakikan var." İki parmağımı alnıma götürerek selam verdim ve emredersiniz komutanım diye mırıldandım. Onun beni duymadığına emindim. Duysa şimdiye kadar seni komutan gelene kadar döverim derdi.
Hızlıca duşumu almış, üzerimi ışık hızında giyinmiş ve saçlarıma da ıslak olmasına aldırmadan şapkamı geçirmiştim.
Tünelden çıkmış park halinde bekleyen arabaya binmiştim. Tuncay abi benim binmemle gaza basmıştı.
"Abi beni her zamanki kuaföre bırak biliyorsun bugün davet var ona hazırlanmam lazım." Kafasını onaylar anlamda sallamış ve alışık olduğum o soruyu sormuştu.
"Yardıma ihtiyaç olacak mı davette?" Ona gülerek kafamı iki yana salladım ve içini rahatlatmak amaçlı konuşmaya başladım.
"Hayır tabii ki biliyorsun babam biricik kızına bir şey olmasını göze alamaz." Tuncay abi alaylı bir gülüşle tabii tabii dercesine kafasını salladı. Babamla aramdaki meseleyi bilen tek kişi olabilirdi.
"Peki şu iş ortağınızın oğlu seni hala rahatsız ediyor mu?" Ona bu gerçeği kim söylemek isterdi bilemem ama benim söylemek istemeyeceğim kesindi.
"Hayır tabii ki senden yediği yumruktan sonra yanıma bile yaklaşamaz oldu."
"Aferin canının kıymetini biliyormuş hergele." Bu dediğine kahkaha atmış ve onu sinirlendirmek adına konuşmaya başlamıştım.
"Ya abi nereden biliyorsun belki ben evlenmek istiyorum. Gittin bir de dövdün çocuğu!" Alaylı çıkan sesimden dolayı onunla dalga geçtiğimi anlamıştı.
"Kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş." Ters ters bana bakmaya devam ediyordu.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Uzun zamandır geldiğin tek kuaför olduğu için yüzümdeki yaralar sorgulanmamış direk makyaja oturtulmuştum. Buraya geldiğim zamanlarda benimle sadece iki kız ilgileniyor biri makyajımı yaparken diğeri çabucak saçımı hallediyordu. Burada bulunan elbiselerden birini ödünç istemiş kirası olarak da hizmetlerinin çok çok üstünde vermiştim. Gerçi kuaförün sahibi bundan pek hoşlanma mış böyle yaptığım için bana kızmıştı. Geldiğim kuaförün sahibi çok tatlı bir kadındı her geldiğimde bana bir hikayesini anlatıyor buradan mutlu ayrılmamı sağlıyordu. Yanında çalışan iki kız üç tane de erkek vardı ve bütün çalışanları ondan çok memundu.
Taksiye binmiş davetin yapılacağı mekana giderken düşündüğüm tek şey o adamla karşılaşacak olmamdı. Onu hem görmek istemiyor olmam hem de sürekli dip dibe olmamız kaderin bir cilvesidir belki de. Tırnaklarımdaki ojeyi incelerken aklımda dönüp duran tilkiler bugün onu rezil edebilecek miyim düşüncesi beni hem geriyor hem de ona zarar verecek olabilme ihtimali içimi soğutuyordu.
Gerçi ona zarar versem ben de zarar görecek belki de ileriye dönük planlarımı etkileyecekti. Zaten beni tutan en büyük engelde onu yok ederken bütün itibarının yerinde olmasını istememden kaynaklanıyordu. Yoksa şimdiye yüz kere onu öldürmüştüm. Ama iş onu öldürmekle bitmiyordu. En önemli unsur onun beni varisi ilan etmesiydi. Düşüncelerim ile kısa sürede davet mekanına gelmiştim. İlk kapıdan içeri girdikten sonra babamın meşhur anı alanına geçmiş ve bir poz verdikten sonra içeriye ilerlemiştim.
Ayağımdaki topuklu ayakkabılar hızlı ve sert adımlarım sayesinde haddinden fazla ses çıkarıyor balodaki herkesin bakışlarını üzerime çeviriyordu. Üzerimdeki ipek kumaştan yapılmış kırmızı uzun ve uzun yırtmaçlı elbiseyi iyi taşıdığıma inanıyordum. En azından öyle ümit ediyordum. Yarısı rengi tam olarak isteğidiğim gibi tutmadığından pembeye yakın, diğer yarısı ise aşık olduğum bir şekilde tutturdugumuz lacivertti ve bir yıla yakındır bu saç rengini kullanmama rağmen bu saç rengine aşıktım. Kızılın tutmama nedeni ise önce bir tarafını siyah bırakmış olmamızdı. Saçlarımı dağınık topuz yapmış birkaç tutamının enseme boynuma ve yüzüme düşmesine izin vermiştim. Gözlerim kısa bir sürede aradığı kişiyi bulduğunda yüz kaslarımı zorlayarak gülümsemeye çalıştım. Başarılı olamayıp onu daha da sinirlendirdiğimi biliyordum. Ama oda çok iyi biliyordu ki onunla bir ortama girmek, beraber görünmek ya da bir şeyler yapmak istemiyordum.
Masaya yaklaştıkça konuşulanları duyuyordum.
"Senin kıza hayranım. Baksana nasıl gelir gelmez bütün ilgiyi üzerine toplamayı başardı." Ahmet Tunalı yani babam olacak adamın biricik ve tek dostu cümlesini bitirdiğinde ben çoktan masaya ulaşmış çantamı küçük yuvarlak masaya bırakmıştım. Babam adı batasıca yani benim için ismi buydu ama sizin tanımanız için halk adında ona seslendikleri isim tam olarak şöyleydi.
Yavuz ABALIOĞLU idi.
Bu isim benim hem kalp yaram hemde bugüne kadarki tek düşmanımdı. Kimsenin ona düşman olduğumdan haberi yoktu onun bile. Babam masaya koyduğum elimi avuçlarının arasına alarak parmaklarıma hafif bir öpücük bırakmış ve beni yavaşça yanına çekerek arkadaşını cevaplamıştı.
"Evet o benim biriciğim. Ama sizin aileden kızıma hayran olan tek sen değilsin sanırım."
Zengin ve soylu ailelerde klasikleşmiş bir durum varsa oda yakın iki arkadaşın cinsiyet farketmeksizin doğan çocuklarını birbirlerinin çocukları ile evlendirmek istemeleri idi. Sanki bu çocuklar hiç büyümeyecek, aşık olmayacak, kendi kararını kendi veremeyecekmiş gibi davranmaları insanı çileden çıkarıyordu. Yalancı gülümsememle bakışlarımı babama çevirdiğimde gözlerimde ne gördü bilinmez ama Ahmet Bey'in konuşmasına müsade etmeden farklı bir konuya giriş yaptı.
"Dostum biliyorsun Deva mimarlık okudu ben diyorum ki artık şirketi çocuklara bırakıp biraz dinlenme ve emekliliğin tadını çıkarmanın zamanı geldi. Sen ne düşünüyorsun?" Ahmet Bey'in konuşmasına bu sefer ben müsade etmemiş ve
"Şu anki planlarımda 72 katlı bir binaya tıkılıp her dediğimi emir sayan ama aslında beni hiç sevmeyen insanların karnını doyurma ya da hiçbir boku beğenmeyen müteahhitlerle tartışma gibi bir şey yok ne yazık ki babacığım." Gözlerinden alev çıkan babamın bakışlarında evde görüşeceğiz seninle diyen bir mesaj vardı. Ne Ahmet Bey ne de babam olacak adam -pardon ağzımdan kaçtı adam dedim- kişi bir şey diyemeden arkamızdan bir yavşak sesi duyuldu.
"Çok haklısın her derdimin tek Deva'sı." Kolunun teki ile beni sararken diğeri ile önce babam sonra da babası ile selamlaştı. Tekin Tunalı benim başımın belası idi ama zarar veremediğim bana uzattı diye kolunu kıramadığım sayılı kişilerin arasındaydı. Ona zarar verememem sevdiğimden kaynaklanmıyor idi. Babamın tek dostunun oğlu olması benim elimi kolumu bağlıyordu.
Gece son derece sıkıcı geçiyordu ve benim gitme gibi bir şansım yoktu. Tekin Tunalı hiç durmadan bana yürüme işine devam ediyordu ve onu Tuncay abi ile korkutmama rağmen geri çekilmiyor elinden geldiğince daha fazla sözlü işkenceye maruz bırakıyordu. Bir kaç kere dans etmeyi teklif etmişti ama ona gösterdiğim yumruklarımla onu saf dışı bırakmıştım
Davetin sonuna geldiğimizde gözüme çarpan biriyle dikkatim dağılmış ve onun kim olduğunu bilmediğimi fark etmiştim. Muhtemelen burada kimse onu tanımıyordu. Çünkü şimdiye kadar kimse yanına gitmemiş onunla ilgilenmemiş ve iletişim halinde olmamıştı. Ayrıca rahat ama tedirgin hali bana, onun kendini belli etmemek için çaba gösterdiğini düşündürüyordu.
Babamın yanına ilerlemiş gözlerim ile ona karşıdaki kişiyi gösterip kim olduğunu sormuştum. Eğer tanıyorsa bana söylemekten çekinmeyeceğini biliyordum. Ama bana ifadesiz bakan yüzü onun da bu kişiyi tanımadığını gösteriyordu.
Kısa süre sonra herkesle beraber dikkatimi çeken çocuk da gittiğinde ben de babamın arabasına binmiş ve kendi evime doğru yol almıştım. Arkamdan ve önümden ilerleyen arabalar bir başkası için koruma kalkanı oluştursa da benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. İstesem onları iki dakika içerisinde atlatırdım.
Sonunda evime gelmiş ve üzerindeki rahatsız kıyafetlerden kurtulduktan sonra duşumu alıp yatağıma kurulmuştum. Bugünün hiç bu kadar sakin biteceğini düşünmüyordum ama bundan memnundum.
-Aylar Önce-
Yazar anlatımı
"Orhan Almaz, sen bizi aptal mı sanıyorsun?" Orhan Almaz karşısında ki adama endişe dolu gözlerle bakıyordu.
"Hayır estağfurullah siz beni yanlış anladınız efendim."
"Biz seni yanlış anlamadık. Sen kendini bize çok güzel anlattın. Şimdi sana iki seçenek sunuyorum Orhan. Ya itirafçı olup bize yardımcı etmeyi kabul ederek bu işleri çökertmemize destek verirsin ya da biz kendi bildiğimiz yoldan ilerlerken seni de yakmayı unutmayız." Karşısında ki adamın ciddi duruşu ve net tavrı üzerine ne yapacağını bilemiyordu. Her halükarda zarar görecek kişi kendisi ve yaptığı işti. İtirafçı olup her şeyi ortaya dökse ve bu bir kişi tarafından bile duyulsa alemde adı ispikciye çıkardı, dışarıya adım atamaz insan içine çıkacak yüzü kalmazdı. En önemlisi onu yaşatmazlardı.
İtirafçı olmasa bu sefer operasyon bitene kadar diken üzerinde olacak her an arkasını kollaması gerekecekti. Yakalandıktan sonra ise kalan kısa zamanını hapiste geçirecekti. Ama o biliyordu hapise düşse iki saatte işini bitirirlerdi.
Aklına gelen fikirli bakışlarını masadan çekti ve karşısında duran üç adama baktı.
"Teklifinizi kabul ederim ama tek bir şartla." Üç adamla bu işin üstesinden geldiklerini bu cümle ile anlamış oldu. Orhan Almaz canı karşısında can almaktan da can vermekten de çekinmezdi. O yüzden isteyeceği şart kabul edilse de edilmese de bu işi kabul edecek ve sorunsuz bir şekilde yerine getirecekti.
"Nedir şartın, canını bağışlamamızı istiyorsan onu yapacağız zaten." Orhan Almaz bu cümle karşısında kibirli bir ifade ile güldü.
"Onu zaten yapacaksınız. Benim istediğim bir kızım var kimsenin de ondan haberi yok. Bu işin sonunda size kızımın adını ve adresini vereceğim onu uzaktan da olsa koruyun."
Dört adam da oturduğu yerden kalktı ve bir süre de ayakta konuşmaya başladılar.
"Bize yamuk yapma! Biz ne polise benzeriz ne de sizin o baba baba diye peşinde it köpek olduğunuz adamlara."
Orhan Almaz bu uyarıya sadece kafa sallamakla yetindi. Ağır bir hareketle elini kendisinde sürekli iletişim kuran tek adama uzattı.
"Belli ki yeni dövüşçüm sensin. Şimdiden el sıkışalım."
Genç adam Orhan Almaz'ın eline ters bir bakış atarak konuşmaya başlamıştı.
"Sakın ha orada bana patronluk taslama."
Orhan Almaz gülerek kafa salladı ve sonra da bulunduğu yeri terk etti.
"Aptal canının sağ kalacağından ne kadar da emin."
Genç adam arkadaşının sinirli haline gülerek konuşmaya başladı.
"Adam haklı dostum bu iş bitene kadar sağ."
Orhan Almaz o gün karşısındaki kişilere ne gibi kozlar verdiğini ve bundan sonraki hayatında kendisinin de dahil olmak üzere birçok insanın aşamayacağı engeller oluşturduğunun farkında değildi. Belki bu iş bitene kadar birkaç ay fazla yaşayacak belki de iki gün sonra ölecekti.
Bu oyun kurulurken herkes kaderi unutmuştu oysaki insan kendini bile unutmalı ama kaderi unutmamalıydı
Kul plan yaparken kader gülermiş....
Herkeseeeee boooolll boooooolll öpücük ve selalalalamm. Ben geldim aşklarım bugün yepyeni bir kurgu ile karşınızdayıııım. Biliyorum belki aranızda İlkiz'e bölüm bekleyenler var ama en yakın iki arkadaşım bu kitabı paylaşmam için çok ısrar etti ve onları kıramadım. İnşallah bu kitabımı da İlkiz gibi seversen çıkarsınız
💐Umarım ilk bölümü seversiniz.
💐Önerilerinizi buraya
💐Bölüm hakkındaki fikirlerinizi buraya
💐Ben burada ne yapıyorum ya diyen bebislerimi de buraya alalimmm