Büyük final gününe sadece birkaç gün kalmıştı. Bütün şehir, ekran başındaki milyonlar ve müzik sektörü Gündüz ile Gece’nin yapacağı son performansa kilitlenmişti. Ancak 17. Bölümdeki o büyük kırılmanın, haksız ön yargıların ve fırtınalı hislerin yorgunluğu iki kardeşin de bedenini bitkin düşürmüştü.
Gündüz, jinekoloğun yazdığı ağır antibiyotik ilaçlarını düzenli kullanmaya çalışsa da, hem yaşadığı stres hem de ilacın sert yan etkileri vücudunu günden güne hassaslaştırıyordu. Yine de pes etmeye niyeti yoktu; stüdyodaki büyük final provasında yerini aldı.
Stüdyonun devasa ışıkları altında provalar son hızla devam ediyordu. Gece gitarının tellerine basarken, Gündüz bağlamasının başındaydı. Ancak bir anda sahne ışıkları Gündüz’ün gözlerinin önünde kaymaya başladı. Baş dönmesiyle birlikte elleri bağlamanın tellerinde boşa düştü, gözlüklerinin arkasındaki gözleri karardı ve dengesini tamamen kaybederek sahnenin ortasına yığıldı.
"Gündüz!"
Gece, gitarı bir kenara fırlatarak kardeşine doğru fırladı. Stüdyodaki yapım ekibi ve görevliler büyük bir panikle etraflarına toplandı. Gündüz’ün yüzü bembeyazdı, bilinci yarı kapalıydı. Gece, kardeşini kucağına aldığı gibi koridorlara doğru koştu. Kimseyi bekleyecek vakti yoktu; kendi arabasının arka koltuğuna Gündüz’ü özenle yatırıp hastanenin yolunu tuttu.
Ancak o sırada stüdyo kapısının önünde bekleyen magazin basını ve fırsatçı gazeteciler bu anı kaçırmadı. Kameraların flaşları ardı ardına patladı. Gece’nin kucağında baygın haldeki Gündüz’ü arabaya bindirdiği o panik dolu anlar saniye saniye kaydedildi.
Sadece on dakika içinde internet medyasında ve sosyal ağlarda devasa bir son dakika haberi yayıldı: "Yarışmanın Favorisi Gündüz Sahnede Fenalaştı! Gece Kardeşini Hastaneye Kaldırdı!"
Görüntüler ışık hızıyla yayılırken, odasında vicdan azabıyla boğuşan Ömer’in telefonuna da bu haber bildirimi düştü. Ekrandaki videoda Gündüz’ün o solgun, çaresiz yüzünü ve Gece’nin gözlerindeki o devasa korkuyu gören Ömer’in yüreği ağzına geldi. Yanağında hâlâ Gündüz’ün attığı tokatın izi ve hüznü vardı ama şu an tek düşünebildiği onun sağlığıydı. Hiç düşünmeden yerinden fırladı, haberde geçen hastanenin acil servisine doğru yola çıktı.
Ömer acil servisin önüne vardığında, kaderin cilvesi olarak orada bulunan Hilal ile karşılaştı. Hilal de haberi görür görmez Gece’ye ve Gündüz’e destek olmak için hastaneye koşmuştu.
"Ömer? Senin ne işin var burada?" dedi Hilal, şaşkınlıkla.
Ömer yanıt veremeden, acil servisin otomatik kapıları hızla açıldı. İçeriden çıkan Gece, hastane bahçesinde Ömer’i gördüğü an gözü döndü. Kardeşinin içeride serum altında yatıyor olması, günlerdir çektikleri acılar ve Ömer’in o kaba, kırıcı ön yargıları Gece’nin içindeki tüm bastırılmış öfkeyi patlattı.
Gece, bir kaplan gibi fırlayarak Ömer’in üzerine yürüdü.
"Senin ne yüzün var ulan buraya gelmeye?!"
Gece, iki eliyle Ömer’in yakasına öyle bir yapıştı ki kumaşın yırtılma sesi bahçede yankılandı. Ömer hiç karşılık vermedi, gözlerini büküp mahcubiyetle Gece’ye baktı. Ama Gece’nin gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Sıktığı devasa yumruğunu geriye çekip var gücüyle Ömer’in suratına indirdi!
Şrak!
Ömer aldığı yumruğun etkisiyle geriye doğru sarsıldı, dudağı patladı ve kan süzülmeye başladı.
Hilal çığlık atarak ikilinin arasına girmeye çalıştı: "Gece yapma! Dur lütfen, burası hastane!"
Hilal, Gece’nin kolunu tutup onu geri çekmeye çalışsa da nafileydi. Gece’nin sağ yanağındaki şimşek izi öfkeyle seğiriyor, göğsü körük gibi inip kalkıyordu.
Gece, Ömer’in yakasını bırakmadan yüzüne doğru haykırdı: "O kız senin o sığ ön yargıların yüzünden, senin o kaba lafların yüzünden kahroldu! Şimdi hangi yüzle, ne hakla onun kapısına geliyorsun?! Defol git buradan! Bir daha ne benim karşımı çık, ne de kardeşimin adını an!"
Gece, Ömer’i sertçe geriye itti. Ömer patlayan dudağını elinin tersiyle silerken tek bir kelime bile savunma yapmadı. Çünkü biliyordu ki aldığı bu yumruk, Gündüz’ün kalbinde açtığı o yaranın yanında hiçbir şeydi.
Hilal, Gece’nin bu dinmeyen öfkesi karşısında çaresizce dururken, Gece arkasını dönüp hastanenin içine, kardeşinin başucuna döndü. Ömer ise gecenin karanlığında, yüzünde kan ve kalbinde devasa bir pişmanlıkla hastane bahçesinde tek başına kalakaldı.