“Bazen korkuyorum anne, çok korkuyorum. Sensizlik batıyor, kalbimi ağrıtıyor ve içimde
bir yerleri öldürüyor. Ölüyorum anne kimsenin haberi olmadan çürüyorum ve kan
kusuyorum. “
Son kez nasıl güldüğünü hatırladıkça,
Gözlerimin etrafına yıldızlar yağıyor...
Seni beklerken daha kaç kere,
O yıldızları saymam gerekecek...
Nereye baksam seni görüyorum,
Gökyüzü adını fısıldıyor...
Anne,
Sesini duyuyorum demek isterdim,
Ama artık sesini hatırımda bulamıyorum.
Kelimeler boğazıma diziliyor...
Bunun verdiği acıyı nasıl anlatabilirim,
Bilmiyorum ama,
Keskin uçlu bir bıçağı yutmaya benziyor.
Önce ağzının içini deşiyor,
Kanın tadı ağzına akın ediyor,
Boğazına varıyor bıçak,
Gırtlağını parçalıyor.
Bağırmak itiyorsun, yapamıyorsun.
Çığlıklarınıda yutuyorsun.
En son mideni yarıyor,
Tüm organlarının kanadığını hissediyorsun.
Yere yığılıyor bir süre ayağa kalkamıyorsun.
Ve buna rağmen yaşıyor diyor,
Beni görenler.
Bu yaşamak mı?
Mümkün değil.
Yaşamak kelimesi,
Bunca acıyı içine sığdıramaz.
İnanmam, inandıramazsınız.
Ve gece sustu. Tek tabanca sesi geceyi susturdu, acıları susturdu. Karanlık düşüncelerini önledi, titreyen eli yüzünden tabanca istediği gibi ateşlememişti. Acı çekiyordu. Zoraki de olsa gülümsedi. Tüm karakterler önünde dizilmişti. İhtiyar elindeki bastonuna dayanarak acıyla ona bakıyordu. Walter yalvararak yanına gelmek istiyor ama sanki bir cam varmış gibi gelemiyordu. Slay ilk defa üzgünce bakıyordu ona. Neo ise mutlu bir şekilde oma bakıyordu elindeki aycıkla.
Sonra gecenin suskunluğunu bir çığlık böldü. Olamazdı. Küçük kıvırcık ve altın rengi saçlarıyla bir kız koşarak onun yanına geldi. Elleri titriyordu. Ne diyordu? Birini çağırıyordu. Küçük bir oğlan çocuğu ve küçük bir kızda koşarak geldi yanına. Neden hâlâ gülümsüyordu? Mutlumuydu gerçekten? Neden hepsi ağlıyordu? Ve gecenin o karanlık gökyüzünü yaran bir ses daha duyuldu Genç bir adam koşarak gelmiş ve kafasını dizine almıştı. Hiçbir şey duymuyordu ve daha önemlisi, bunlar kimdi? Genç adam yalvararak onun elini tutuyor ve çocuklar bir şeyler söylüyordu. Bir daha öksürmeye başladı kadın. Daha sonra yavaş yavaş hafızası gelmeye başladı. Bir fotoğraf karesi gibiydi tüm anıları. Gözünden bir yaş süzüldü ve elini zorlukla kaldırıp genç adamın yanağına koydu. Bir şey demek istedi ama olmadı. Yerde saçılmış raporlar ve ilaçlar vardı. Burası bir sarayın önü gibiydi. Burayı daha öncede görmüştü. Gözleri yavaş yavaş kapandı. Geceyi ambulans sesleri doldurmuştu. Ama onun içindeki küçük çocuğun mutlu kahkahaları daha basık geliyordu. Ağlamalar, çığlıklar ve yalvarışlar... hepsi geceyi paylaşmak zorunda kalmıştı...
küçük oğlan çocuğundan bir ses duyuldu.
“ Annem niye orada yatıyor, sesimizi duymuyor mu? “
“ Annen seni duyuyor oğlum sadece cevabı biraz sonra verecek. Sabret o sana cevap vermeye gelir elbet. “
“ Ama ona daha sarılmadım ki. Ona onu çok sevdiğimi söylemiştim. Ben cevap istemiyorum baba, annemin cevap vermesine gerek yok. Beni sevdiğini söylemesine gerek yok. Ben sadece anneme sarılmak istiyorum. “
Sonra elindeki çiçeği gösterdi, oğlan çoçuğu.
“ Hani bu çiçeği çok severdi annem, görünce çok sevinirdi. Sen bize öyle demedin mi, annem nerede? “
İçlerinden en küçük olan kız ağlıyordu. En büyükleri olansa üşümüştü, elleri titriyordu. Gözleri yaşlıydı ama ağlamıyordu. Ağlamayacaktı. Çünkü annesi gelecekti, biliyordu. Orada durmuş oğlunu sakinleştirmeye çalışan genç adamında gözleri yaşlıydı. Ama beklediği sevgilisi gelecekti. Elleri titreyen kızıyla göz göze geldiler. İkisi de umut dolu gözlerle baktı birbirine. Normalde her birbirlerine baktıklarında kavga ederlerdi. Ama bu sefer o gözler birbirine çok barışıktı.
En küçük olduğu belli olan kız çocuğu ile ondan biraz büyük olan oğlan çocuğuysa her şeyden habersizdi.
Fakat babasıyla kızı arasındaki bakışmayı bölen bir ses duyuldu. Ardından önlerinden koşarak geçen bir oğlan çocuğu,
“ Anne bak. Bu çiçekleri sana getirdik. Babam özenle seçti. Sen bu rengi çok seviyormuşsun. Ve sakın çaktırma, benden duymadın ama babam bu çiçekleri ararken sizin birbirinize olan sevginiz kadar saf renkte bir çiçek aramış. Ama en temiz çiçek buymuş. Bu bile babamın aşkını anlatmaya yetmiyormuş. Ablam babamı zar zor durdurdu. Çiçekçiyi delirtecekti az daha. “
Oğlan çocuğu annesine sarıldı. Sanırım hiçbir zaman az önce söylediklerini sesli söylediğini farkedemicekti. Genç adam çiçekçiyle olan savaşını gizlicek gibi duruyordu. Ama sanırım çocuğunun dilinden biraz sır dökülmüştü. Olanların ardından çocukların hepsi annelerine sarıldı. Çoçukların hiçbiri annesini bırakmak istemedi. Ama babaları güzeller güzeli kadına sarılmak için elinden geleni yaptı. En sonunda çocukları çekmeyi başardı.
Güzelliğiyle tüm çiçekleri kıskandıran kadın geri gelmişti.
Hayır, yanlış oldu.
Aslında hiç gitmemişti.
Ama sanırım oğlan çocuğuyla babası başka bir zamanda çiçekler hakkında tekrar konuşucaktı.
...

