Selam arkadaşlar.Bu benim İlk kitap deyimim ve umarım seversiniz.
" Kaçıyor Rüya koş." dedi Göktuğunun tanıdık sesi. Önümdeki it oğlu iti yakalamak için daha hızlı koşuyordum. Sonunda kapşonunu tuttuğumda dizimi karnına geçirip yere düşmesini sağladım. Kelepçeyi koluna taktığımda hala yerdeydi, ben ise kendimi tutamayıp bir kaç tekme daha attım.
✨
Göktuğ gelince beni durdurdu ve yerdeki adamı aldı ve omzundan tuttu ve " Mehmet alın şunu götürün." dedi Mehmet adamı alıp götürürken Göktuğ bana döndü ve " Sakin ol be kızım, tamam öfkeleniyorsun bende öfkeleniyorum ama kendini yiyip bitirme artık." derken ve sakinleştirmeye çalışan Göktuğuya göz devirdim.
Bu adam yüzünden 40 dakikadır koşuyordum tabiki sinirlenecektim.
" Buraya geldiğimizden beri yoğunluk başladı. Ne kadar çok it kopuk var." dedim gözlerimi devirirken.
" Mardin böyledir kızım. Burada aşiretler falan oluyor. Onların Töre davaları oluncada bir sürü olay çıkıyor." dedi Göktuğ derin bir nefes verirken.
" Töre olayları ne kadar gereksiz ve saçma. Töre töre diye yaptıkları tek şey kadınları aşşağılayıp hor görmek." dedim yani hangi kadın kocasını başka bir kadınla paylaşmak isterdi ki. Kuma olayları, berdel olayları falan çok saçma geliyordu bana.
Ortalıkta ben ağayım diye dolaşan belalı tipler vardı. Ağaysan ağasın oğlum bizene yani? Ağa olacağına insan olsaydın.
" Akşam düğün gibi bir şey var. Benim manitanın abisi evleniyor, sende geleceksin. " dediğinde gözlerimi devirdim. Düğünleri pek sevmezdim.
" Hiç bir güç beni düğüne falan götüremez!
✨
" Biraz fazla dikkat çekmiyor musun?" dedi Göktuğ düğün salonuna doğru yürürken. Ben dimdik bir şekilde özgüvenli bir biçimde yürümeye devam ediyordum.
"İstediğim kıyafeti giyemeyeceksem neden yaşıyorum?" dedim biri laf atarsada döverdim.
Saçlarımı açık bırakmıştım. Kirpiklerimede biraz rimel sürmüştüm.
" Ya cidden benim düğünde ne işim var kendime koca mı arıyorum? Beni niye getirdin buraya ? " dedim. Bananeydi onun sevgilisinin abisinin düğününden. Şimdi ne güzel evimde rahat rahat uyuyordum ya da güzel bir lahmacun falan gömerdim. Doktor Denizle takılabilirdik ya da güzel bir yemek yiyebilirdik. Doktor Deniz hoş bir adamdı. Ben bir operasyonda vurulmuştum o beni sürekli kontrol etmişti ve fazlasıylada ilgiliydi.
Nazik, kibar, hoş, yakışıklı,kaslı gücü kuvveti yerindeydi. Allah sahibine bağışlasındı.
Telefonum titrediğinde mesaj geldiğini anladım.
Deniz: Neredesin Rüya?
Siz: Göktuğ ile düğüne geldik, sevgilisinin abisinin düğününde benim ne işim var bende anlamış değilim pwjdwosijdksşkodöçdkoşsenilwkxwpdjwlwkswisk dşlpöğxioeşlmdoeijsaseviyorumallslalwkdkd
Deniz: Randomun içinde' seni seviyorum' mu var? Ben mi yanlış görüyorum.
Siktir ya? Bilerek yapmadım desem inanmazdı zaten. Ama gerçekten yanlışlıkla olmuştu.
Siz: Yanlışlıkla olmuş
Deniz: O zaman hep yanlışlık olsun
Tam cevap yazacakken birine çarpmıştım.Sert ve uzun bir bedendi bu. Sırf Denize mesaj yazmak için önüme bakmıyordum.
" Dikkat etsene." diyen sert sesi umursamadan telefona bakmaya devam ettim. Bir anda elimden telefonun çekilmesiyle birlikte başımı kaldırıp karşımdaki kişiye baktım.
Bu neydi böyle ya? Bu insansa biz neydik? En dikkat çeken yeri bal rengi gözleriydi. Gecede bile bal rengi olan bu gözler güneşin altında kim bilir nasıldı? Hafif dalgalı saçları, kumralın en güzel tonuydu. Yüz hatları ise sertti. Çok yakışıklıydı evet ama delici bakışlara daha fazla maruz kalmak istemiyordum. Benimde boyum uzundu ama onun boynuna göre kısaydım. Kafam onun burnuna geliyordu.
Çok pardon telefonumu alabilir miyim?" dedim sinirle derin bir nefes vererek.
"Özür dile vereyim! " dedi sinirle konuşurken.
"Diledim zaten kusura bakmayın." dedim gözlerimi devirirken.
" Düzgün bir şekilde özür dileyene kadar telefonunu vermiyorum." dedi ve kolumu yukarı doğru kaldırdı.
" Senin alnını karışlarım ver telefonumu." dedim zıplayarak telefonu almaya çalışıyordum ama bu devenin boyuna ulaşamıyordum.
✨
"Özür dile vereceğim." dedi ciddi bir ifadeyle.
" Sen nasıl bir polisin telefonuna el koyarsın? Bu bir suç! " dedim ve çantamdan cüzdanımı çıkarıp polis armasını gösterdim.
" Napabilirim? " dedi.
" Gıcıklık yapma ve telefonumu ver işte, hem kimsin sende bu hakka sahip olduğunu düşünüyorsun?" dedim sinirle.
"Ben Oğuz Karan Kılıçarslan." dediğinde tamam kardeşim en taşşaklı isim senin der gibi baktım ona. Gözlerimi devirmeme engel olamadan.
"Sana kim olduğunu sormadım ve telefonumu ver yoksa müdahale edeceğim." dedim sinirle tıslarken. Aslında sormuştum. O kadar dikkat çekmiştik ki herkes etrafımızı sarmış bizi izliyorlardı.
"Özür dile!" dedi ben ise asla özür dilemeyecektim. İnadımı hiçbir şey yenemezdi şuan.
En sonunda dayanmayıp dizimi karnıma geçirecekken mükemmel bir refleksle bacağımı tuttu. Bacağımı tutan elini ters çevirirken diğer eli hala yukarıdaydı. Telefonumu almak için sırtına tırmandım ve en sonunda telefonumu zorla alıp indim. Evet gene rezil olmuştum. Bu kadar cüsseli bir adamı
dövemezdim. Daha boyum boyuna ulaşamıyordu.
Telefonumu alınca zafere ulaşmış gibi arkamı döndüm, hızla belimi kavrayıp beni kendine çekti. Burun burunaydık, bu kadar yakın olunca odunsu ve naneli kokusu burnumu doldurdu.
Telefonu çaldığında arkasını dönüp gitmişti ben ise bir kaç saniye orada öylece kalmıştım.
"Oğuz Karan."
"Oğuz Karan."
"Oğuz Karan."
İsmini kendi dudaklarımdan duymak garip hissettirmişti? Kimdi bu bana meydan okuyan cesur adam? Yakışıklıydı cool'du ama sinir bozucuydu ve kadınlar ile nasıl konuşması gerektiğini bilmiyordu. Bana kibarca Pardon deseydi zaten özür dilerdim ama benim sabrımı sınıyordu.
İşte bu yüzden kalabalık ortamlara girmiyor yalnız takılıyordum. Telefonum çalınca,
Yağmur arıyor...
yazısını gördüm ve hemen açtım.
"Alo deli kedi ne habersin?" dedi Yağmur tüm enerjisiyle. Benim aksime aşırı enerjik yaşamayı çok seven neşesiyle yeri göğü delen harika bir
insandı Yağmur. Onunlada hastanede tanışmıştım. Kendisi doktordu aynı zamanda Deniz'in arkadaşıydı. Ben yaralanıp hastaneye düştüğümde bana karşı çok iyi davranmıştı ve samimi bir insan olmasından mütevellit hemen kaynaşmıştık.
"Ben iyi değilim, denyonun biriyle kavga ettik az önce." dedim sinirle.
"Dur dur anlatma, ne yapalım biliyor musun sen arabaya atla güzel bir restoranda yemeğe gidelim. Orada anlatırsın benimde anlayacaklarım var." dediğinde sesi hala fazla enerjik ve yumuşaktı.
"Tamam Yağmur bana konum atarsın. Kendine dikkat et yolda gelirken." dedim bir nebzede olsun sinirim yatışmıştı.
Tamam, görüşürüz." dedi.
" Görüşürüz." dedim ve telefonu kapattım. Arabayı çalıştırırken telefondan navigasyonu açtım ve gönderdiği konuma doğru ilerledim.
15 dakika içinde attığı konuma gelmiştim. Arabayı valeye verip mekana girdim. Oldukça lüks bir mekandı. İçeri girdiğimde Yağmurun olduğu masaya yöneldim. Ayağa kalktığında sarıldık.
" Hadi anlat bakalım ne oldu?" dedi heyecanla.
" Ya biz şimdi düğüne gittik. Orada içeri girerken mesajlara bakıyordum. Yanlışlıkla birine çarptım
baya uzun cüsseli birine. Yani Allah yukarıda yakışıklı da bir şeydi. Ben bundan ona çarptığım için özür dileyecek mişim falan. Görsen bir egolu bir egolu. Sanırsın İngiltere prensi. Yani anlamıyorum ki nereden geliyor bu ego? Hay sen kimsin yani sen kimsi- " derken sesimin bölündüğünü hissetim.
"Ben Oğuz Karan Kılıçarslan." diye bir ses duyduğumda şok geçirdim. Gerçekten bu onun sesiydi. Tok ve fazlasıyla erkeksi sesini duymam ile içimde bir şey titrerdi.
"İngiltere prensi kim ki benim yanımda?" dediğinde egosunu bu kadar yüceltmesi sinirimi bozuyordu.
"Ego değil özgüven." dedi sanki içimden söylediklerimi anlamış gibi.
" Abi siz, nasıl yani?" dedi Yağmur. ikinci bir şok dalgası ile sarsıldım. Nasıl yani Bu Oğuz Karan Yağmurun abisi miydi?
" Ne? Abi mi?" dedim şok ile.
"Ağzını kapat sinek kaçıcak." diyen Oğuz Karanın ciddiyeti sinirlerimi bozuyordu. Nasıl bu kadar ifadesizdi.
" Ne işin var senin burada? Benimi takip ediyorsun? " dedim burada olması tesadüf müydü?
" Bu şehirdeki herkes seni görünce yolunu değiştirir. Seni niye takip edeyim?" dediğinde hala çok soğuk ve ciddiydi.
"Kes be kes." dedim beni sinirlendiriyordu. Telefonum çalmaya başladı. Ekranı açtığımda annem arıyor yazısını görmem ile şok oldum. Annem ile hiçbir bağımız yoktu. Kumar oynar içki içerdi, iğrençti.
Hayatım boyunca en büyük şükrüm onun gibi bir kadın olmamış olmamdı.
Ayağa kalktığımda terasa çıktım ve telefonu açtım.
" Efendim?" dedim buz gibi sesimle.
" Kızım bana para lazım. " dedi gerçekten böyle bir insandı işte. Buydu O.
"Ne kadar?" dedim ciddi sesimle.
"Bir milyon. " dedi dalgamı geçiyordu?
" Gene kumar oynadın değil mi? Ama ben asla o kadar para bulamam. " dedim sinirle. Neden böyle bir ebeveyne sahiptim.
" Kızım lütfen öldürecekler beni. " dediğinde gözlerimi devirdim.
"Off ya bakacağız bir çaresine. " dedim derin bir nefes verirken. Telefonu suratına kapatırken hızla
" Bu şehirdeki herkes seni görünce yolunu değiştirir. Seni niye takip edeyim?" dediğinde hala çok soğuk ve ciddiydi.
"Kes be kes." dedim beni sinirlendiriyordu. Telefonum çalmaya başladı. Ekranı açtığımda annem arıyor yazısını görmem ile şok oldum. Annem ile hiçbir bağımız yoktu. Kumar oynar içki içerdi, iğrençti.
Hayatım boyunca en büyük şükrüm onun gibi bir kadın olmamış olmamdı.
Ayağa kalktığımda terasa çıktım ve telefonu açtım.
" Efendim?" dedim buz gibi sesimle.
" Kızım bana para lazım. " dedi gerçekten böyle bir insandı işte. Buydu O.
"Ne kadar?" dedim ciddi sesimle.
"Bir milyon. " dedi dalgamı geçiyordu?
" Gene kumar oynadın değil mi? Ama ben asla o kadar para bulamam. " dedim sinirle. Neden böyle bir ebeveyne sahiptim.
" Kızım lütfen öldürecekler beni. " dediğinde gözlerimi devirdim.
"Off ya bakacağız bir çaresine. " dedim derin bir nefes verirken. Telefonu suratına kapatırken hızla
"Yavaş ol. " dedi ciddi sesi. Onu umursamadan içmeye devam ettim.
" Abi benim bir işim çıktı acil gitmem lazım siz birbirinize sahip çıkın. Hadi eyvallah. " dedi ve çantasını alıp gitti Yağmur. Ben ise içmeye devam ediyordum. Oğuz Karanda en az benim kadar içiyordu. Bu gidişle ikimizde eve gidemeyecektik.
Kusacak kadar içtikten sonra hesabı ödeyen Oğuz Karanla birlikte arabaya yönlendik. Onun arabasına binmiştim çünkü benim araba sürebilecek bir halim yoktu. O da sarhoştu ama benim kadar değildi.
" Niye bu kadar huysuzsun?" dedim ona dönerken arabayı çalıştırmıştı.
"Huysuz değilim, sadece insan sevmiyorum. " dedi gayet ciddi görünüyordu.
"Benden nefret ediyorsun değil mi? Ya adam olana çok bile, ben olsam bana aşık olurdum." dedim gülerek. Gerçekten çok sarhoştum ve ne dediğimi bilmiyordum.
"Neden cevap vermiyorsun?" dedim bana cevap vermiyordu.
"Heyyy konuş huysuz adam. " dedim gülerek. Neden güldüğümüde bilmiyordum ama sürekli bir sırıtma halindeydim.
"Senden nasıl kurtulabilirim onu düşünüyorum şuan. " dedi ne yani beni öldürecek miydi? Bok öldürürdü eğer beni öldürürse mezardan çıkar gene intikamımı alırdım.
" Evin nerede? " dedi ciddi sesiyle.
"Ev mi? O ne demek? " dedim anlamıyordum. Sanki arapça konuşuyormuş gibi hissediyordum. Kafam kazan gibiydi.
"Off lanet olsun. Seni bir otele bırakırım o zaman bende kendi evime gideceğim bak tamam mı? Yanlış anlaşılma olmasın. " dedi sinirle. Her cümlede sinirliydi bu gereksiz şahısda.
"Tamam." dedim ne dediğini anlamamıştım ama 'tamam' diyordum işte.
" Şimdi sana ilk okul anılarımı anlatacağım. Bir çocuk vardı ona aşıktım. İlk okuldada neredeyse tüm çocuklar bana aşıktı ama ben hepsini döverdim. Neyse ben o çocuğa çok iyi davranırdım. Sonra bu çocuk çok utangaç ya ben bunu elinden tutup okuldan kaçırmıştım. İlk okulda okuldan kaçacak akılda yani ne bileyim. İşte ben dedim ki' bu saatten sonra ya benimsin ya kara toprağın' ama okul değiştirmek zorunda kalınca hayal oldu. " dedim gülerek. Onun yüzünde ise tek bir mimik oynamıyordu.
Sonunda otele geldiğimizde resepsiyondan oda
istedi. Ben ayakta duramadığım için kolumu boynuna sardım. O ise bir kolunu bacağımın altından geçirip beni kucağına aldı. Oda kartını alınca asansöre bindik. Asansörden inince oda kartıyla odaya girdik. Benim ise gözlerime dudakları takılı kalmıştı. Kirazı andıran dolgun dudakları. Öpmeye kıyamayacağım kadar güzel dudaklardı bu dudaklar.
Kendimden beklemediğim bir harekette bulunup dudaklarımı dudaklarına yapıştırdım. Bir akrep burcu olarak libidomun tavanda olduğunu varsayarsak bu kadar seksi bir erkeğe onun kucağındayken çok bile dayanmıştım. Beni kendinden uzaklaştırmaya çalıştı ama asla umursamadan öpmeye devam ettim. Dudağını ısırdığımda kendini daha fazla tutamadı ve dudaklarını dudaklarımla dans ettirdi. Dudaklarımız birbiriyle adeta dans ederken benim ellerim gömleğinin düğmelerindeydi.
Gömleğinin her ilmeğini tek tek çözdüm. O ise benim ceketimi çıkardı. Gömleğinide çıkarınca, beni yatağa uzandırıp üzerime kapaklandı. Dudakları dudaklarımdayken saçımla oynuyordu. Bluzumu çıkartmak için elimi bluzumun ucuna yerleştirmişken beni durdurdu ve kendisi yaptı. Bluzumu çıkarınca sütyenim ile kalmıştım.
Utanma duyumu kaybetmiş gibi hissediyordum. Ne olduğunun farkında bile değilken bir anda kendimi onun kucağında bulmuştum.
Gözlerimi açtığımda başım çok ağrıyordu. Yanımda hissettiğim bedenle çığlık attım. Lanet olsun ne yapmıştım ben? Boku yemiştim tam anlamıyla boku yemiştim.
"Sabah sabah ne bağırıyorsun?" dedi sert sesi. Oğuz Karan Kılıçarslan yanımda yatıyordu ve bana bağırdığım için tam anlamıyla homurdanıyordu.
"Ne oldu dün gece?" dedim sert sesimle.
"Hatırlamıyorum ve başım çok ağrıyor." dedi gözlerini açıp bana döndü. Hala aramızdaki mesafeden ödün vermiyorduk. Ruhsal anlamda birbirine en uzak ve ters insanlardık.
" Yani çıplak olduğumuza göre halay çekecek halimiz yok. Ya bir şey olduysa?"
" Aramızda bir şey olduysa gerçekten özür dilerim. Yani hatırladığım tek şey kucağıma atladığındı. " dediğinde ciddiydi ama dalga geçer gibiydi. Anlayamıyordum bu adamı.
"Ne malum, Ya benden faydalanmaya çalışıyorsan?" dedim sinirle.
" Faydalansam senden mi faydalanırım? Senin gibi kaba biriyle asla. Hem senin benden faydalanmadığın ne malum?" dedi sinirimi bozuyordu.
" Asıl ben senle olmam. Senden çok daha kibarları yakışıklıları varken neden seninle olayım ki?" dedim sinirle tıslayarak. Ben ona bakmadan başka tarafa döndüm. O da banyoya girince kıyafetlerimi hemen üzerime geçirdim ve otelde çıkış yaptım.
Eczaneden çıktım, birşey yaşadık mı bilmiyordum ama eğer yaşadıysak bile ertesi gün hapı almıştım. Allah'tan bu ilk ilişkim değildi. Arabama binince direk ilacı içtim ve eve doğru yola koyuldum.
Eve geldiğimde yaptığım ilk şey makyajımı silmekti. En nefret ettiğim şey makyaj yapmaktı. Makyajımı sildiğimde hafiflediğimi hissettim. Duşa girdiğimde kıyafetlerimi çıkarıp kendimi hindistan cevizli duş jelinin kokusuyla mis gibi hissederken saçlarımı ve tüm vücudumu baştan aşağı yıkadım.
Bornozuma sarılırken kasıklarımdaki derin acıyı fazlasıyla hissediyordum. Bu adam bana ne yapmıştı böyle ?
O gece ne olmuştu bu kadar?
Dolabımı açtım ve kıyafetlerime baktım.
Sivil polis olduğum için rahat giyiniyordum. Çok fazla dikkat çekmeyen normal şeyler giyinmeyi seviyordum.
Arabama binip karakolun yolunu tuttum. Karakola geldiğimde Göktuğ aşırı mutlu bir şekilde şakıyordu resmen.
" Seni varya öldürmek istiyorum Göktuğ. Sinirlerim bozuk seni net döveceğim." dedim yüzümü buruştururarak.
şekilde şakıyordu resmen.
" Seni varya öldürmek istiyorum Göktuğ. Sinirlerim bozuk seni net döveceğim." dedim yüzümü buruştururarak.
" Offf gene ne oldu?" dedi bir de püflüyordu bey efendi.
"Dün niye beni yalnız bıraktın lan şerefsiz. " dedim sinirle.
" Sevgilimle konuşmaya gitmiştim bir geri döndüm yoksun abi benim ne suçum var?" dedi cibiliyetsiz. " Off tamam. " diyip kahve almaya gittim. Zaten herşey çok yorucuydu ve bu konu hakkında kimseye bir şey söylemek istemiyordum.
Bölümün sonu.✨✨
Fazlasıyla güçlü bir kadın göreceğinizi temenni ederim.
Kadınların eziklendiği töre kitapları vs görüyorum o kadar iğrenç ve niteliksiz kitaplara çok fazla ilgi gösteriliyor ama ben kaliteli şeyler yaparım ki kaliteli insanlar benimle olsun

