Evren kadının önünde, tıpkı onun gibi diz çökmüş ve ellerini sıkıca kavramıştı. Cansu ise ağlamaktan kızaran dudaklarını ısırıyor ve asla kocasıyla göz teması kurmuyordu. Perişan vaziyetteydi. Öğrendiği şeylere direnecek ya da onlara karşı kendi doğrularını savunacak dirayeti yoktu. Zaten neye inanacağını da fazlasıyla şaşırmış durumdaydı. Babası, bugüne kadar ne yapmaz dediyse onu yapmıştı. O adamın bir sınırı var mıydı varsa neydi, genç kadın bunu bilmiyordu. Genç kadın babasını gerçekten tanımıyordu. Onun ile ilgili kafasında bir ideal vardı ve bunca yıldır onu yaşatıyordu. Bir kez daha burnunu çektiğinde artık sesli hıçkırıkları yerini derin iç çekmelere bırakmıştı.
" Birtanem. " diye seslendi adam karısına nahifçe.
Kadının kirpikleri titredi. Evren parmaklarıyla kadının beyaz ellerini okşarken tekrar konuştu.
" Bana inanmana ihtiyacım var. "
Ondan böyle büyük bir şey istemesinin doğru olmadığının farkındaydı. Fakat çaresizdi. Bu yoldan dönemezdi, ona da sırt çeviremezdi. Cansu bir kez daha çekti burnunu. Gözleri de silmekten acımaya başlamıştı fakat yine de yaş dökmeyi kesmemişti.
" Çok zor biliyorum. " diye fısıldadı Evren bu defa.
Kadın sertçe yutkundu. Yüzünü kaldırıp da adama bakmaktan imtina ediyordu çünkü dağılmış durumdaydı. Kafasında milyonlarca soru fink atıyordu. Üstelik cevapların kimde olduğunu da bilmiyordu. Evren biraz çekinerek de olsa eğilip, kadının saçlarına bastırdı dudaklarını. O saçları okşamayalı, kokusunu içine çekmeyeli öyle uzun zaman olmuştu ki... ciğerleri bayram etti tek nefeste. Tüm bedeni kasılırken, kadının ellerini de sıkmıştı istemsizce. Onu çok özlemişti. Ona fazlasıyla hasret kalmıştı. Zaten bunca agresifliğinin ve uykusuzluğunun nedeni de buydu.
" Annene çok yaklaştık... " diye mırıldandı mayışık bir sesle, saçlarının arasından.
Cansu da adamın yakın temasıyla gözlerini yummuştu. O da farklı durumda değildi. Haftalar öncesine dönmeyi çok isterdi. Her şeyin mahvolmasından önceye...
" Bana izin ver. Anneni bulayım, gidelim konuşalım. Bak... günlerdir o adama gidip bildiği şeyleri sormayı erteliyorum. " iç çekti seslice.
Bahsettiği kişi Demeter'in eski sevgilisi Haluk Talas'tı. Günlerdir gerçekten de onunla ilgili tek bir aksiyon almış değildi. Her şeyi erteleyip durmuştu.
" Sen bende değilken devam edemiyorum Cansu. " diye itiraf etti dürüstçe.
Evet, olan buydu. Gözde de, Vedat da ellerinden geleni yapıp gereken her şeyi öğrenmişken Evren kendisine düşeni bir türlü yapmıyordu. Üstelik bu onun davasıydı. Fakat bu süreçte yüreğindeki bir başka davayla yolları kesişmiş; eli kolu bağlanmıştı. Dudaklarını yavaşça çekip kadının yüzünü görebilmek için hafifçe eğildiğinde, Cansu da açmıştı gözlerini.
" Özür dilerim. " dedi adam samimiyetle.
Ve bu özür sayesinde dakikalar sonra kadının mavileri kendi kahveleriyle buluştu. Nefesi kesildi sanki adamın. Kadına öyle aşıktı ki, bakışlarındaki hüzün bile canını fazlasıyla sıkıyordu. Kavradığı eli kaldırdı ve nazikçe öptü, göz temasını kesmezken.
" Özür dilerim her şey için. " diye tekrarladı özrünü.
Çok içtendi çünkü kendini suçluyordu fazlasıyla. Kadının yaşamak zorunda kaldığı her şey için. Ve bunun için kendisini affetmesinin tek yolu onu geri kazanmaktı. Cansu ise çıtını dahi çıkartmadan adamı dinliyordu. Ağlaması kesilmişti fakat canını yakan ateş henüz sönmemişti. Çok ağır şeyler yaşıyor ve tek bir kelime dahi edemiyordu. En büyük yük de buydu işin aslı. Sessizlik.
" Yalan söylemek zorundaydım. İnanmazdın bana. " diye fısıldadı Evren, sesinde devasa bir mahcubiyetle.
Cansu'nun dudakları titredi. O yalan her şeyi başlatan şeydi. İçi çekildi sanki fakat tek bir ah etmedi. Evren kadının hırçınlaşmaması ve göz temasını kesmemesinden güç alarak bir kez daha öptü ellerinin üstünü. Sonra parmaklarının uçlarını, tek tek. Kadın dudaklarını birbirine bastırdı usulca. Adamın her dokunuşu içini ürpertiyordu.
" Biliyorum beni affetmen zor. Belki güvenmen de... ama bir şans daha ver. Hiçbir şey gizlemeyeceğim bundan sonra. " dedi yemin içer gibi.
Cansu sessizliğini korusa da içten içe onun boynuna sarılmamak için büyük bir savaş veriyordu kendiyle. Onu affettiği için değil. Ona inandığı için de değil. Yalnızca onu sevdiği için. Fakat bunu yapmadı. Gururu, kırgınlığı, öfkesi, çaresizliği... hepsi bir yana, kendini güvende hissetmiyordu artık. Bu adamın kolları arasında bulduğu huzurdan eser kalmamıştı hayatında. Dudakları titredi o an fakat sertçe dişleyerek engel oldu ağlamasına.
" Sadece seni sevdim, sadece seni istedim, sadece seninle seviştim ben. " dedi Evren bu kez.
Kadının güvenini kazanmak için adeta çırpınıyordu. Fakat Cansu bu sözüyle gözlerini yummuştu ve bir damla yaş sol gözünden usulca kaydı. Artık emin değildi hiçbir şeyden. Adamın kendisini kullanıp kullanmadığından, gerçekten sevip sevmediğinden... Sevilecek biri olup olmadığından... Üstelik karnında bebeğini taşırken... Bir yaş da diğer gözünden süzülürken Evren dudaklarıyla tutmuştu onu.
" Ağlama nolur. " dedi içi gide gide.
İkisi de yutkundu aynı anda. Sonra adam kadının ellerini bırakıp kollarının arasına aldı onu ve sıkıca sarmalayarak göğsüne çekti.
" Bak... bana şans ver. Güvenini geri kazanmak, seni iyileştirmek için. Birlikte iyileşmek için. Bir şans. Lütfen. "
Cansu sessiz ve usulca ağlarken adam devam etti konuşmaya.
" Ne istersen, nasıl istersen öyle olsun. Sadece yanımda kal. Yanında kalmama izin ver. Yapamıyorum... "
Kadın sessiz kaldıkça adamın yakarışları çoğaldı.
" Cansu'm. Ne olur anla beni... yıllardır nasıl bir ateşin içinde kaldığımı düşün. Ne olur biraz anla beni. Ailemin başına gelenleri öğrenmem gerek. Ama seni bırakamam. Yanımda olmana muhtacım. "
Kadından bir hıçkırık sesi geldiğinde onu göğsünden ayırdı ve yüzüne baktı.
" Cansu... " dedi titrek sesiyle,
" Bu yaşıma kadar benimsediğim hiçbir şey olmadı benim. Tek bir oyuncak, bir kalem, taş parçası... hiçbir şeyin bana ait olmadığını ve bir gün geri alınabileceğini bilerek yaşadım. Yetim bir çocuk hiçbir şeyin kendisine ait olmadığını iyi bilir. 31 yaşındayım ben. 31 yaşında ilk defa bir şeyi sahiplendim. Canıma kattım, içime aldım. Kimseye veremem artık. " sonlara doğru titreyen sesi onun da iyi durumda olmadığının göstergesiydi.
Nitekim kadın, mavilerini kaldırıp adama bir kez daha baktığında onun kahvelerini de tıpkı kendi gözleri gibi yaştan parlarken görmüştü. Karşısında çaresizlik ve acı içerisinde kıvranan adamın samimiyetine, ıslanan kirpiklerinin titreyişi dahi şahitti. Yumruklarını sıktı genç kadın. İçinde yüzlerce zelzele olup her şeyi temelinden sarsarken canı hiç yanmadığı kadar yanıyordu. Evren burnunu çekip gözyaşlarının akmasına engel olurken yeniden konuştu.
" Seni hiçbir şeye zorlamayacağım ama ne olursun vaz geçme benden. "
Genç kadın daha fazla tutamadı hislerini ve başını salladı yavaşça. Ona istediği o tek şansı verecekti. Yeniden inanmayı seçip her şeyi yoluna koyması için bekleyecekti. Annesini bulmasını ve onunla yüzleşmelerini kendisi de en az onun kadar istiyordu zira. Fakat bu onu affettiği anlamına gelmiyordu ne yazık ki. Evren, birden kadının boynuna başını gömüp gürültülü bir nefesle kokusunu içine çekmişti.
" Seni seviyorum... " diye fısıldadı kulağına.
Cansu ise karşılık vermedi. Artık bazı şeyler eskisi gibi olmayacaktı. İkisinin de çözmesi gereken devasa problemleri vardı. Her şey olup bittiğinde devam edebilecek bir yol kalmışsa eğer, devam ederlerdi. Fakat şimdi değil...
Gecenin ilerleyen saatlerinde Cansu uzun bir duş alıp kendine gelmeye çabalamıştı. Sonrasında Evren bandajını yenilemesine yardım etti ve ikisi de kendi odalarına çekilip uyumaya çalıştı. Evren için son birkaç gece kadar huzursuz geçmişti bu gece de. Kadına sarılıp uyumak istiyordu fakat Cansu o sınırı koruyordu. Yine de ona güvenmek için bir şans daha tanımış olması yüreğindeki ağırlığı bir nebze olsun hafifletmeyi başarmıştı. Şimdi nihayet işlerine odaklanıp Demeter'i bulması gerekiyordu.
Kadın ise kafasında binlerce düşünce ve şüpheyle yatakta dönüp durmuştu. Sızmayı başardığı iki buçuk saatin sonunda ise mide bulantısı ile uyanmıştı. Banyoya koşup midesindekileri boşalttığında çok yorgun hissediyordu. Hamilelikle ilgili hiçbir bilgisi yoktu fakat sabah bulantılarıyla ilgili bir şeyler duymuştu. Aynadaki solgun aksine bakarken uzun zamandır bu kadar kötü görünmediğini fark etti. Her anlamda kötüydü karşısındaki görüntü. Gözaltları uykusuzluk ve ağlamaktan mosmor olmuş, gözlerinin kenarları kızarmıştı. Dudaklarını ısıra ısıra yara bere içinde bırakmıştı ve suratı sapsarıydı. Bağımlı olduğu zamanlara gitti aklı. En az o zamanlardaki kadar bitik vaziyetteydi.
Genç kadın midesine bir parça ekmek girsin düşüncesiyle mutfağa girdiğinde gün çoktan doğmuştu. Buzdolabının kapağını açıp ekmeğe sürmek için çilek reçeli ararken Evren'in heybetli bedeni mutfak kapısından içeriye girdi.
" Günaydın sevgilim. " derken çekinerek söylemişti.
Ona doya doya sarılmak, öpmek ve sevgi sözcükleri söyleyebilmek için canını verebilirdi oysa. Cansu, adamın tok sesini işittiğinde elindeki reçeli tezgaha bırakıp dolabın kapağını kapattı.
" Günaydın. " sesi oldukça çatallı çıkmıştı.
Evren'e dönüp bakmadan tezgaha dönmüş ve ekmek poşetine uzanmıştı. Ekmeğin ucundan bir parça koparttığı esnada önüne uzanan kol ve burnuna dolan ferah kokuyla kısa bir an heyecanlandığını hissetti. Bedenini geriye doğru çekerken, Evren çoktan reçel kavanozunu alıp kapağını açmıştı. Sonra gecikmeden ilk çekmeceyi açtı ve bir bıçak çıkartıp kavanoza daldırdı. Cansu tüm bunları sessizce izlerken, adam kadının parmakları arasında tuttuğu ekmek parçasına reçeli özenle sürmüştü.
" İyi misin? "
Sesi ve tavrı fazlasıyla ilgiliydi ve kadın bundan etkilenmekten kendini alıkoyamıyordu. Fakat böyle olmasını da istemiyordu. Göz temasından özenle kaçınarak adama ve tezgaha arkasını dönüp ekmekten bir ısırık aldı.
" İdare eder. "
Bok gibiydi.
Evren günlerdir sormaktan çekindiği şeyi dile getirmeden önce kavanozun kapağını kapatıp onu tezgaha geri koymuştu. Boğazını temizlerken zaman kazanmaya çalışıyordu. Cansu da kendisiyle konuşacağını anladığında kapıdan çıkmak üzere olan adımlarını durdurmuştu.
" Anlatmak... ister misin ne olduğunu? "
Bu soruyu sormak Evren için ne kadar zorsa, yanıtlamak da Cansu için bir o kadar zordu. Ağzında çevirdiği ekmeği güçlükle yutarken iki kez öksürmüştü. Evren derhal sürahiye uzanıp kadına bir bardak su doldururken Cansu son lokmasını yutmayı nihayet başardı. Yine de uzatılan suyu alıp tek dikişte içmişti.
" İlaçlarını aldın mı? "
Kadın bu kez başını iki yana salladı.
" Alacağım. "
Bir süre ikisi de sessizliğini korudu. Evren, Yağız ile aralarında geçen meseleyi deli gibi merak etse de kadının üstüne gitmekten imtina ediyordu. Cansu ise onu bulup bulamadıklarını merak ediyordu. Bu defa konuşan kadın oldu.
" Buldunuz mu? "
Bunun üzerine sıkıntılı bir soluk sesi doldurdu kulaklarını. Yanıt belliydi. Yer yarılmıştı da yerin dibine girmişti sanki. Genç kadın elindeki bardağı arkasında kalan masaya bırakırken konuştu yeniden.
" Şimdi değil. "
Evren ise sessizliğini korudu, zaten kadın kendini hazır hissetse anlatırdı muhakkak. Sol elini gayriihtiyari yumruk haline getirdiğini parmak boğumları gerildiğinde fark etmiş ve yavaşça çözmüştü. Bir kez daha boğazını temizledi ve konuyu değiştirdi.
" Şirkete gitmem gerek. "
Cansu başını salladı yalnızca. Evren'in artık bir an evvel Gözde ile görüşmesi gerekiyordu. İşin aslı, şayet Cansu ona bu kadar bilenmiş durumda olmasa onu da yanında götürmek isterdi. Çünkü artık ondan gizli hiçbir adım atmak istemiyordu fakat kadının böyle bir şeye hazır olmadığını da görebiliyordu. Genç kadın sessizce mutfaktan çıktığında adam da peşindeydi. Onu evde yalnız bırakmak konusunda apaçık çekinceleri vardı ve bunu yansıtmakta da bir beis görmemişti.
" Suzan Hanım'ı getirmemi ister misin? "
Cansu bu soru üzerine adımlarını durdurmuş ve bedenini yavaşça adama çevirmişti. Evren nihayet karısının mavilerini görmenin huzuruyla tebessüm ettiğinde kadının yüzü onunkinin aksine asıktı. Kafasını kurcalayan şeyler olduğu ortadaydı.
" Sence... o biliyor mudur? "
Adam alt dudağını sertçe yalarken bakışlarını kaçırdı ve içine çektiği derin nefes omuzlarını sarstı.
" Bilmiyorum. " dedi sonra dürüstçe.
Tüm bu olan bitenden Suzan Hanım'ın haberi var mıydı, varsa ne kadar vardı? İkisinin de bu soruya net bir yanıtı yoktu. Fakat Cansu bu soruyu sorduğuna pişman olmuştu bile. Kaşları çatılırken cıkladı.
" Bilmiyordur. " dedi kendinden emin bir şekilde.
Bu kadarını da kaldıramazdı yüreği. Suzan Hanım her ne kadar daima babasını da tutsa, böyle bir gerçeği bilip de susacak kadar katı yürekli değildi. Hem, sonradan girmişti hayatlarına. Nereden bilecekti ki? Başını hızla iki yana sallayarak arkasını döndü ve ilerlemeye devam etti.
" Bilmiyordur. " diye tekrarladı kısık bir sesle.
Evren de bunun üzerine yeniden peşine takılmıştı.
" Yalnız kalmanı istemiyorum. "
Fakat Cansu onu reddetti.
" İstemiyorum kimseyi. "
Aslında bu çok da doğru değildi. Son günlerde, ömrü boyunca hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyordu birinin varlığına. Fakat bu kişi babasıyla bağlantılı biri olamazdı. İçindeki şüpheler aklını kaçırmasına neden olacaktı zira.
" Tamam, " dedi Evren kabullenmişlikle.
" Geç kalmam zaten. "
Cansu yalnızca başını salladı ve ardından odasına girip kapıyı kapattı. Kendisini yatağına bıraktığında mavileri komodinin üstündeki ilaç kutularına çarptı. Ancak umursamadı. Ne de olsa bu bebeği dünyaya getirmeyecekti. Soluna doğru dönüp cenin pozisyonu alırken fısıldadı.
" Üzgünüm, annen olamam. "
Ardından duyulan dış kapının kapanma sesiyle evde tek başına kaldığını anlamıştı. Gözlerini yumup birkaç saniye derin ve yavaş nefesler aldı. Beynine doluşan tonlarca düşünceyle baş edebilmek için kendine zaman tanıdı. Kirpikleri birbirinden ayrıldığında yastığı ıslanmıştı. Burnunu çekti gürültüyle. Sonra bu işe bir son vermek adına doğrulup oturur pozisyona geçti ve komodinin üstünde duran telefonuna uzandı. Günlerdir eline dahi almadığı telefonun kilidini açmasıyla yüzlerce bildirimin ekranına üşüşmesi de bir olmuştu. Bunların bir kısmı bankalardandı. Kaşları derince çatılırken babasının hesaplarını iptal ettiğine ilişkin birkaç mesaj okudu. Sertçe yutkundu. Son kavgadan sonra böyle bir hamle yapması kaçınılmazdı zaten. Çünkü kızını ancak bu şekilde elinde tutabiliyordu. Fakat keşke arabasını almış olsaydı.
Keyifsiz bir şekilde mesajlardan çıkarken, niyeti hamileliği sonlandırmanın alternatif yollarını araştırmak üzere tarayıcıya girmekti. Ancak gözüne bir bildirim çarptı. İnstagram bildirimiydi bu. Mesaj isteği. Normal koşullarda sosyal mecralardan yazanı çok olduğundan onları pek dikkate almazdı fakat yazan kişi tam 183 mesaj göndermişti. İşte bu fazlasıyla garipti. Mesaja tıkladığında kullanıcı adının psikologiklimtekin olduğunu görmüş ve kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Mesajlara hızlıca bir göz attığında meselenin ne olduğu da açığa kavuştu. Bora çenesini tutamamış ve kardeşine kolundaki morluklardan ve bileğindeki kesikten söz etmişti. İklim de kendisi için endişelenmiş olmalıydı. Gariptir ki ikisi de bunun nedeninin Evren olduğuna emin gibiydi ve polis çağırmaktan söz ediyordu. Birden panikledi. Bir şeyler yapmalıydı.
Saat daha erken sayılırdı, evden çıkmadan onları yakalayıp iyi olduğunu ve meselenin Evren olmadığını izah edebilirdi. Aksi takdirde evlerine polisin gelmesi demek başta babası olmak üzere tüm ülkenin bunu öğrenmesi anlamına gelecekti. Ve Cansu'nun kimseye izahat verecek takati kalmamıştı. Yatağından kalkıp üstünü hızla değiştirdi ve telefonunu da cebine atıp evden çıktı. Korumaların arasından geçip giderken de kimse bir şey dememişti, belli ki özgürlüğüne yeni bir kısıtlama gelmemişti. Uzun adımlarını iki kardeşin evine yönelttiğinde onlara ne diyeceğini düşünüyordu. Bir şekilde onları bu meseleden uzak durmaları için ikna etmesi gerekiyordu. Birkaç dakika süren yol boyunca düşünse de telaş ve gerginlikten aklına mantıklı bir açıklama gelmedi. Kapıya vardığında fazlasıyla bıkkın vaziyetteydi.
Eli zile gidecekken kapının hafif aralık olduğunu fark etmiş ve içeriye doğru seslenmişti. Fakat bir cevap gelmedi. Kısa bir tereddüdün ardından kapıyı yavaşça ittirerek başını içeriye uzattı. Tam da o anda içeriden cam kırılmasına benzer bir ses ve tiz bir kadın çığlığı yükseldi. Cansu panikle eve girdiğinde yaptığı şeyin ne kadar sorumsuzca olduğunun farkına sonradan varacaktı. Birkaç adım atmasıyla kendisini salonun orta yerindeki kaosun içerisinde buluvermişti. İklim elinde kırık bir vazo parçasıyla Cansu'ya dönük dururken hemen birkaç metre önünde de genç bir adam dikiliyordu. Adam elindeki bıçağı savurarak kadına dönerken panik dolu bir şekilde bağırmıştı.
" Polis mi çağırdın?! "
Cansu ne olduğunu anlayamadan, genç adam kolunu kavrayıp onu kendine doğru çekmiş ve ardından tek koluyla belini sıkıca kavrarken diğer elindeki bıçağı da şah damarına dayamıştı. Bu esnada İklim telaşlı bir şekilde çığlıklar atıyordu.
" Dur! Dur yapma! Polis değil! "
Ancak adam, karşısındaki kadını duymuyor gibiydi. Elindeki bıçağı hafif bir baskıyla Cansu'nun boynunda tutarken sitem dolu sözler sarf ediyordu.
" Yardım edeceğim demiştin! "
İklim ne yapacağını bilemez halde adamı ikna etmeye çalışırken Cansu da panik içerisinde çırpınmaya başlamıştı.
" Bırak beni! "
Fakat o çırpındıkça genç adamın baskısı daha da artıyordu.
" Susun! " diye kükrediğinde iki kadın da olduğu yerde hareketsizce durdu.
Cansu gözlerine dolan yaşlardan İklim'in yüzünü net seçemezken, kadın elindeki kırık vazo parçasını olduğu yere yavaşça eğilerek bırakmış ve boş ellerini havada açmıştı.
" Bıraktım bak. Sen de bırak hadi. Konuşalım. "
Genç adam histerik bir şekilde sallanırken, zapt ettiği genç kadını da sarsıyordu. Cansu ara sıra karnına yapılan baskıdan nefes alamayacak gibi hissediyor fakat şah damarına dayalı bıçak nedeniyle hamle yapamıyordu.
" Ben kötü biri değilim! " diye haykırdı adam birden.
Cansu kulağının hemen dininde çınlayan ses yüzünden irkilirken İklim de ağlamaya başlamıştı. Fakat yine de kontrolü eline almak için uğraşıyordu.
" Evet... değilsin. Oğuz bana bak. Sen kötü biri değilsin. Sen çok iyi birisin. Arkadaşız öyle değil mi? "
Oğuz sallanmayı kesmezken cıkladı birkaç kez.
" Arkadaş değiliz! "
Cansu, adamın her ani hareketinde yerinden sıçrıyordu. Gözlerini korkuyla yumdu ve bu kabusun bitmesi için dua etmeye başladı. O esnada İklim hala danışanını ikna etmeye çalışıyordu.
" Neden öyle söylüyorsun? Bırak hadi bıçağı lütfen. Gel oturup konuşalım. "
Lakin adam yatışmaya müsait durumda değildi.
" Beni kovdunuz! " diye bağırdı bu kez nefret dolu bir tavırla.
O bağırdıkça Cansu'nun hıçkırıkları şiddetleniyor, İklim de en az onun kadar panikliyordu.
" Yardım edecektin. Beni kovdunuz. Yardım etmedin. " derken sesinin şiddetini biraz alçaltması Cansu'ya az da olsa umut verirken; adamın bıçak tutan koluna yaptığı hamle başarısız olmuş işler daha da karışmıştı.
Oğuz kadını daha sıkı kavrarken bıçağı bu defa çenesine sürttü. Cansu teninde açılan ince kesiğin sızısını hissettiğinde korkudan bayılmak üzereydi. İklim ise eli ayağına dolaşmış bir şekilde aklına gelen her şeyi deniyordu.
" Oğuz! Abim gelmek üzere! Git! "
Fakat adam hazırlıklıydı.
" Yalan söyleme! Yeni çıktı! Gördüm! "
Bir önceki sefer Bora tarafından evin kapısından kovulduğundan bu defa sabah erkenden gelip bahçeye pusu kurmuştu. Bora hastaneye gitmek üzere evi terk ettiğinde ise dayanmıştı kadının kapısına.
İklim artık tüm çarelerinin tükendiğini hissederken; Cansu bir hamle daha yaptı fakat bu defakinin dönüşü çok daha sert oldu. Oğuz artık zapt etmekte güçlük çektiği kadının karnına hırsla yumruk geçirirken bıçağı tutan koluyla da boğazını sarmıştı. Cansu hissettiği acıdan daha yoğun bir panikle gayriihtiyari bir şekilde haykırdı.
" Bebeğim! "
Bu haykırış genç adamı panikletmeye yeterken İklim de onun afallamasını fırsat bilip üstüne atlamış ve Cansu'yu elinden kurtarmıştı. Fakat bu boğuşma sırasında adamın bilinçsizce savurduğu bıçak, kadının sağ göz kapağından aşağıya doğru uzunca bir çizik attı. İklim aniden göz oluklarına dolan kanla yere yığıldığında, adam elindeki bıçağı ileriye fırlattı ve koşarak evden çıktı. Cansu, kadının yüzünü kanlar içinde gördüğünde kendi sancısını unutup ona doğru yönelmişti.
" İklim... gözün... gözüne mi geldi! "
Kadın eline abanarak yerde doğrulurken Cansu da önünde diz çökmüş ve çenesini kavrayıp yüzünü kendine doğru kaldırmıştı. Diğer eliyle kadının elmacık kemiğindeki kanı silerken kesiğin gözüne isabet etmediğini görmesiyle eli ayağı boşalmıştı. Büyük bir rahatlama tüm bedenine yayılırken;
" Kalk... " diyerek hıçkırdı.
Bir yandan da doğrulmuş, kadını kaldırmaya çalışıyordu. İklim ise hala şoktaydı. Cansu onu kolundan kavrayıp ayağa kaldırdığında iki kadın panikle banyoya ilerlemeye başladı. Cansu araya taraya ecza dolabını bulup içinden bolca pamuk çıkarttığında; İklim, lavabonun mermerine tutunmuş aynadaki aksini dehşet içerisinde seyrediyordu. Cansu kadını sarsarak dikkatini dağıtırken tutup kendine çevirdi.
" Bir şey yok... " diye telkin ede ede pamukla göz kapağını temizlemeye koyulduğunda ikisi de ağlıyordu.
" Dikiş gerekir mi? " diye acıyla inledi.
Fakat Cansu da bilmiyordu. Çok fazla kan vardı, kesiğin derinliğini algılayamıyordu. Üstelik bu işlerden anladığı da söylenemezdi.
" Abini arayalım. " dedi pamuğun hızla kızıla dönüşünü korkuyla seyrederken.
İklim'in hıçkırıkları arttı birden.
" Olmaz... çok kızar... "
Çünkü Oğuz için uzaklaştırma kararı almasını söylediğinde bunu yapmamıştı. Yapmayacak değildi sadece ertelemişti. Ciddiye almamıştı aslında gecenin bir vakti kapıya dayanmasını. Tekrarı olmaz sanmıştı. Zaten 25 yıllık hayatında başına ne geldiyse bir şeyleri ciddiye almamasından gelmişti. Fakat bu kez zararı gören tek kişi kendisi de değildi. Aklına gelen şeyle birden daha büyük bir paniğe kapıldı ve Cansu'nun pamuğu tutan kolunu kavrayıp aşağıya indirdi.
" Bebek... bebek iyi mi?! "
Cansu başını eğip karnına bakarken ne düşüneceğini de ne hissedeceğini de şaşırmış vaziyetteydi. Karnına yediği yumruğun sızısı geçmişti. Fakat bebeğe bir zararı olur muydu, bilmiyordu. Kafasını daha da karıştıran şey ise bundan akıl almaz bir korku duyuyor olmasıydı.
Instagram:@ailkesandikli