Hemen arkalarındaki sehpanın üzerinde titremeye başlayan telefonla ikisi de girmiş oldukları transtan çıkıp birbirlerinden uzaklaştılar. Evren sertçe yutkunup kahvelerini kadının yüzünden ayırırken Cansu da sola doğru bir adım atmış ve onun etki çemberinden çıkmıştı. Adam uzanıp çalmakta olan telefonunu aldı ve arayan ismi görünce bekletmeden açtı.
" Vedat? "
" Abi bulduk nihayet. "
Evren aldığı bilgiyle kaşlarının havalanmasına müsaade ederken tek eliyle sakalını sıvazladı.
" Kimmiş? " derken göz ucuyla hemen çaprazında duran kadına bakmıştı.
Cansu, gelen haberin peşine düştükleri adamla ilgili olduğunu anladığından bir yere ayrılmamış adamın telefon konuşmasını dinlemeye başlamıştı.
" Düşündüğümüz gibi. Dolapdereliler'in maşası. "
Evren rahatça bir soluk verirken elini bu kez de saçlarına atıp dağıttı.
" İyi. Sağ ol haber verdiğin için. İlgilenirsin sen. "
Sonra da telefonu kapattı ve sehpaya geri bıraktı.
" Ne olmuş? "
Adam, kadının kendisine yönelttiği soruyla bedenini ona doğru çevirmişti.
" Bulmuş adamı. Dolapdereliler. "
Cansu'nun da kaşları havalandı sonra.
" Bu ne anlama geliyor peki? "
Evren kahvelerini kadının endişeli çehresinde ağır ağır dolaştırırken iç çekti.
" Fazladan bir düşmanımız yok anlamına geliyor ki bu iyi bir şey. "
Genç kadın sessizleşirken ölü mavilerini yere indirmişti. Bir süre o parkeleri, adam da onu seyretti. O an aklına gelen şeyle başını kaldırdı birden fakat söylemek ve söylememek arasında kararsız kaldı. Sonuç olarak artık bir önemi kaldığı söylenemezdi. Ancak Evren onun hal ve hareketlerinden bir şey diyeceğini fark edip tek kaşını kaldırdı.
" Ne oldu? "
Cansu mavilerini adamın meraklı parıltılar barındıran kahvelerine dikerken alt dudağını yaladı.
" Galiba bizi takip ediyordu zaten. "
Evren'in kaşlarının arasında hafif bir çukur oluştuğunda devam etti konuşmaya.
" Restoranda çaprazımızda oturuyordu. İlk o zaman fark etmiştim. Beni süzüyordu. Sonra işte barda yanıma geldi. " kelimeleri gelişigüzel, pervasızca harcarken karşısındaki adamı ne kadar huzursuz ettiğinin farkında dahi değildi.
Evren başını çevirip boğazını temizledikten sonra derin bir nefes almış ve göğsünü genişletmişti. Adamın, kadının baldırını okşadığı görüntü zihnini yoklayıp duruyordu ve avuçları kaşınmaya başlamıştı. Cansu bu kez biraz hevesle sordu.
" Yani işin bitti mi şimdi? "
Adam bu soruyla kadınla göz teması kurmadan sehpadaki Macbook'a uzandı ve yerine geri oturup onu dizlerinin üstüne yerleştirdi.
" Hayır hala bulmam gereken biri var. "
Cansu'nun Sinan Fırat denen adamdan haberi yoktu. Pek çok şeyden haberi olmadığı gibi... Fakat kim diye sormadı. Hatta hiçbir şey demedi. Biraz kararsız bir şekilde etrafına bakındı ve sonra çareyi karşı koltuğa kıvrılmakta buldu. Şayet adam kafasını kaldırıp bir kez baksaydı yüzüne, anlardı uykusu geldiği için sorduğunu. Fakat bakmamış eski ciddiyeti ve dikkatiyle çalışmaya başlamıştı. Cansu salonun ışığına, pencereden sızan güneşe ve korkularına rağmen uyumaya çalıştı. Bir saat olmadan da uykuya dalmayı başarmıştı. Kadının bölük pörçük ve son derece rahatsız uykusunu adamın ayaklanması böldüğünde; telaşla doğruldu ve dili döndüğünce konuştu.
" Gidiyor musun? "
Evren, kadının sesini işittiğinde şaşırarak ona dönmüştü. Cansu uykulu olduğu için çatılan kaşları ve küçülen gözleriyle adama bakıyordu. Siyah uzun saçları yüzünün bir kısmını örtmüş, göğüslerini kaplamıştı. Adam bu görüntü karşısında kısa bir afallayış yaşasa da yutkunarak toparlandı ve kadını yanıtladı.
" Hayır, üstüne örtmek için bir şey getireceğim. "
Cansu aldığı cevaptan sonra uzunca esnemiş ve elini ağzına kapatmayı da ihmal etmemişti.
" Bitmedi mi çalışman?" diye sordu bu kez.
Evren onun bu sefer de huzursuzluktan çatılan kaşlarına bakarken iç çekti ve başını salladı hafifçe.
" Bitti. "
Halbuki aklında, çalışmayı bırakmak gibi bir plan yoktu. Fakat kadının korkudan uyuyamadığını da görebiliyordu.
" Bekle de battaniyeni getireyim. " derken yeninden arkasını dönüp sakin ama uzun adımlarla ilerlemeye başladığında kadın arkasından seslendi.
" Odanda uyumayacaksın ama değil mi? "
Evren bir kez daha olduğu yerde durduğunda derince bir iç çekti bu defa.
" Hayır, seni uyutacağım. " dedi sonra pürüzsüz bir sesle.
Cansu aldığı yanıttan fazlasıyla hoşnut kalmıştı çünkü son yaşananlardan sonra ondan böyle bir istekte bulunmaktan biraz utanmıştı. Adam dediği gibi elinde battaniye ve yastıkla döndüğünde kadını koltukta otururken buldu. Cansu saçlarını kulaklarının arkasına atmış uçlarını uzun parmaklarına dolarken kadının yanına doğru ilerledi. Yastığı kadının az evvel başını koyduğu tarafa bıraktı ve battaniyeyi açıp ayakucuna bıraktı. Bir süre ikisi de ne yapacağını bilemez gibi durdular öylece. Fakat sonra Evren koltuğa oturup kadının arkasına geçti ve başını yastığa koyar koymaz Cansu'nun incecik beline doladığı koluyla onu da kendine çekti. Kadın hiçbir direnç göstermeden sırtını adamın geniş göğsüne yasladı. O, sanki yeri orasıymış ve bunu her zaman yapıyorlarmış gibi rahatlıkla adamın sinesine yerleşirken Evren battaniyeyi üstlerine örtmüştü. Uzunca bir süre ikisi de sessizce o pozisyonda durdu. İkisi de birbirinin uyumadığının farkındaydı. Evrenin çenesi kadının başının üstünde yerini almış, derin nefesleri saçlarını titreştiriyordu. Kadın ise gözlerini karşı duvara dikmiş öylece düşünüyordu. Beline sıkıca sarılı olan kolu tek eliyle kavramıştı. Adamın hemen arkasındaki devasa bedeni sıcacık bir yatak kadar huzur vericiydi.
Birkaç dakika daha sessizliğe boyun eğdi. Evren, koluyla sarmaladığı ve göğsüne yasladığı kadının saçlarından gelen kokuyla gözlerini yumarken, birkaç saat önce yaşadıkları o büyülü ana dönmüştü şimdi. Nasıl da dirayeti kırılmıştı ama... Nasıl da tutamamıştı kendini. Yavaşça yutkundu ve kadın bunu hissetti. İşin iyi tarafı şuydu ki ikisi de pişmanlık hissetmiyordu. Hatta sanki, çoktan olması gereken bir şey olmuş gibiydi. Öyle doğal, öyle kendiliğinden... Kafalarında soru işaretleri de yok değildi elbette. Kadın, sürekli yanı başında olan bu adamın, sınırını geçmesine izin vermekle ne derece doğru yaptığını bilmiyordu hala. Çünkü bu defa farklıydı. Bu defa karşısında tamamen önemsediği bir adam vardı. Onu bugüne kadar fazlasıyla kırmıştı fakat artık kırmak istemiyordu. İşte en çok bundan çekiniyordu. Kendine güvenemiyordu. İçinde bir şeyler, ilk kez hissettiği bu hislerin aslında doğru yolda olduğuna işaret ettiğini söylüyordu. Çünkü biliyordu ki bu defa çuvallarsa, kendi de fena tökezlerdi. Gayriihtiyari derin bir nefesle göğsünü şişirdiğinde adama daha da yapışmıştı. Evren gözlerini açtı birden. Bu yakınlık nabzının yükselmesine neden olurken art arda birkaç defa yutkundu. Kadın da onun gerildiğini fark etmiş ve ondan hafifçe uzaklaşmıştı. Niyeti bakir bir adamı baştan çıkartmak değildi. Ki şu an çok zor durumda olduğuna emindi. Muhtemelen bu gece uyuyamayacaktı. Birden bu düşünce ona komik geldi ve kıkırdadı. Evren, nedenini bilmese de kadının kendisine güldüğünü anlayıp utanmıştı.
Dakikalar birbirini kovalarken ikisinin de nabzı birbiriyle uyumlanmış, nefes alışverişleri yavaşlamıştı. Hatta kadın çok uzun bir süredir kımıldanmadığı için adam onun uykuya daldığını düşünmüştü. Biraz da bundan cesaretle başını hafifçe geri çekti ve burnunu, kadının gür saçlarının arasında yasladı. Bunu yaparken derin bir nefes çekmeyi de ihmal etmemişti. Evren'in herhangi bir bağımlılığı yoktu fakat bu koku kesinlikle öyle olabilirdi. Burnuna her doluşunda ciğerleri genişliyor, vücudu endorfin salgılamaya başlıyordu sanki. Acaba, bu koku yalnızca ona mı bu kadar tatlı geliyordu? Bir süre bunu düşünerek kendine işkence etti. Kadın uyumuyor olsa kalkar bahçede bir iki tur atardı fakat onu da yapamıyordu. Derince bir nefes daha alıp sakinleşmeye çalıştı. Bu kadar kıskanç bir adam olacağını hiç düşünmezdi. Gözlerini yumarken kadının kendi kolları arasında olduğunu hatırlattı kendine, bir nebze sakinleyebilmek için. Sonra şimdilik dedi iç sesi. Daha da gerildi ve resmen panikledi. Yarın bir gün yine gece kulübüne gitmek ister miydi? Yani eğlenmek için istesindi tabii de... Kesik bir soluk bıraktı dudaklarının arasından, gözlerini aralarken. Ne diyebilirdi ki istese? Aşık olma bana demişti işte. Daha ne desindi? Bu açıkça kendisini ona adamayacağını gösteriyordu. Sertçe yutkundu tekrar. En son yaşadıkları bar mevzusunu anımsadı. O zaman bile kendine hakim olamamışken şimdi böyle bir şeye kayıtsız kalması nasıl mümkün olabilirdi ki? Kadının sesi çınladı kulağında bir kez daha.
Aşık olma bana.
Kahvelerini hemen burnunun dibindeki saçlara indirdi ve iç çekti. Kolaysa sen olma, dedi içinden. Kendisini ne kadar heyecanlandırdığından haberi var mıydı acaba? Yalnızca cinsel olarak da değil üstelik. Gülüşü, bakışı, insanları ciddiye almayışı, öfkesi, çocuksu mızmızlığı... zaman içinde hepsinden ne kadar nefret ettiyse o kadar hayran kalmıştı her birine. Dudaklarını bastırdı bu kez kadının saçları arasına, belli belirsiz. Sonra fısıldadı.
" Çok güzelsin. "
Fakat sonra hiç beklemediği bir şey oldu. Cevap geldi kadından.
" Biliyorum. " sesi mahmur çıkmıştı.
Uyanmıştı belli ki. Adam bir an ne diyeceğini bilemedi fakat sonra burnundan güler gibi bir ses çıkarttı.
" Aynı zamanda serseri. " dedi bu defa fısıldama gereği duymadan.
Kadın yine yanıtladı onu.
" Bunu da biliyorum. "
Kadın adamın haddinden fazla sıktığı kolları arasında üstün bir gayretle ona döndürdü bedenini. Yüz yüzeydiler şimdi. Mavileri, adamın sakallarının sarmaladığı çenesini buldu. Sonra niye yaptığını bilmese de uzanıp bir öpücük kondurdu oraya. Evren bu hareketle tüm bedeninin kasıldığını hissederken Cansu bakışlarını kaldırıp gözlerine baktı bu kez.
" Başka neyi biliyorum biliyor musun? " diye fısıldadı adamın yüzüne doğru.
Evren sessizce bekledi yanıtını. Zira konuşamayacak kadar şaşkındı şu an.
" Açlıktan uyuyamadığımı. " dediğinde ise kısa bir afallamanın hemen ardından hafifçe doğrulmuştu.
" A.. tamam... gel hadi bir şeyler hazırlayayım sana." diye geveledi kollarını kadının bedeninden ayırırken.
Cansu bu fikre bayıldı. Çünkü kendisi yemek yapmaktan zerre anlamazdı. Sandviçleri bile lezzetsiz olurdu genç kadının. Birkaç kez Yağız'da kalırken yapmaya kalkmıştı da oradan biliyordu. O da uzandığı yerden doğrulurken üstündeki battaniyeyi atmıştı.
" Şey ben hızlı bir duş alsam sen hazırlarken? " diye sordu adama.
Adam başını salladı yalnızca ve kalktı koltuktan. Kendisi de alsa iyi olurdu aslında. Kahvaltıdan sonra almayı kafasına koyarken salonun çıkışına yöneldi. Cansu da paytak adımlarla peşine takılmış ve adam mutfağa dönerken o odasına ilerlemişti. Yarım saat kadar sonra kadın üstüne geçirdiği temiz çamaşır ve gecelikle odasından çıkmıştı. Saçlarını kurutmamıştı, havluyla kabaca nemini almıştı çünkü hava aşırı sıcaktı. Fakat tarasa iyi ederdi belki. Zira biraz dağınık oluyorlardı kuruyunca. Ancak buna da üşeniyordu şu an. Üstelik evi saran leziz pankek kokusuna kayıtsız kalamayacaktı daha fazla. Holde ilerlerken çalan zil sesiyle durdu ve arkasını döndü. Sabah sabah kim gelmişti ki? Babası mıydı acaba? Ancak o gelmez, ayağına çağırırdı genelde.
Merakla kapıya ilerlerken Evren de mutfaktan çıkmış, kapıyı açmak için hole giriş yapmıştı. Kadını üstünde mini bir gecelik ve ıslak saçlarla kapıyı açarken gördüğünde gerildi istemeden. Ekmek sipariş etmişti ve muhtemelen gelen de korumalardan biriydi. Herhangi bir adama kapıyı bu vaziyette açması kanını kaynatmaya yetmişti. Adımlarını hızlandırdığında siparişi getirenin Berat olduğunu görmek ise hepten cinlerini tepesine çıkarttı. Kaşları derince çatılırken elini kadının beline atıp onu kendine doğru hafifçe çekti ve ondan erken davranıp adamın uzattığı poşeti aldı.
" Niye sen getirdin? " diye sordu huysuzca.
Kargolar, misafirler ve posta gibi işlerle ön kapıdaki korumalar ilgilenirdi. Fakat Evren, Berat'ı arkaya alalı birkaç gün oluyordu. Berat adamın bu agresif tavırlarına bağışıklık kazanmıştı artık. Soğukkanlılıkla yanıtladı onu.
" Sigara almaya gidecektim zaten. Gitmişken ekmeği de ben alayım dedim. " deyip bakışlarını kadına çevirdi ve gülümsedi.
" Günaydın. "
Cansu da ona aynı nezaketle günaydın derken Evren gerginlikten, kadının belini saran parmaklarını sıktığının farkında dahi değildi. Fakat Cansu her şeyin farkındaydı. Sabah sabah da tatsızlık çıkmasını hiç istemiyordu. Çocuk ne yapsa batıyordu zaten adama. Berat'ın gözlerine bakarken gülümsedi hafifçe.
" Teşekkürler Berat. "
Genç koruma başını hafifçe salladığında içeriye dönmek için hamle yaptı fakat sonra korumanın sesi durdurdu ikisini de.
" Bu arada sana da aldım. " derken gözleriyle ekmek poşetini işaret etmişti.
Cansu mavilerini şaşırarak Evren'in elindeki poşete indirdiğinde, adamın gerçekten de her zaman içtiği marka sigaradan almış olduğunu görmüştü.
" Zahmet etmişsin. " diyebildi yalnızca.
Evren ise ikisi arasındaki iletişime bodoslama dalmış ve kapıyı çarparak kapatmıştı.
" Arkaya dön artık. "
Kadın, adamın gergin tavırlarla attığı uzun adımlarını takip ederken derin bir nefes çekti içine. Evren elinde sıkıca tuttuğu poşetle mutfağa ilerlerken omuzları öylesine genişlemişti ki üstündeki tişört orta yerinden yırtılıverecekti sanki. Cansu normalde olsa onu kızdırmak için üstüne giderdi fakat bu kez bunu yapmaya niyeti yoktu. Üstelik bu sahiplenici tavırlarına da pek onay vermiyordu. İlişki içerisinde değillerdi. Söylemişti bunu ona açık açık. Fakat yine de bunun için hesap soramıyordu çünkü kendi kafası da fazlasıyla karışıktı. Ne istediğini bilmiyordu. Üstelik her ne kadar kendine bunu itiraf etmemiş olsa da sahilde o da Evren'i sahiplenmişti. İçinde birtakım dürtüler kol gezerken neye ne şekilde tepki vermeliydi, bilemiyordu.
Adam sert adımlarını mutfağın ortasında sonlandırdığında kadın da hemen arkasında durmuştu. Evren sinirinden gram ödün vermezken poşetin içindeki sigara paketini çıkarttı ve poşeti tezgaha bırakıp alttaki dolap kapaklarından birini açtı. Açtığı kapakla ortaya çıkan çöp kovasına avcundaki sigara paketini öyle bir fırlattı ki kadın irkildi.
" N-napıyorsun? " dedi sonra telaşla.
Evren ise burnundan solumaya devam ederken dolabın kapağını sertçe kapattı ve doğruldu. Kadın irileşen gözlerini ona dikmiş, bir izah beklerken adam sakinleşmek için birkaç derin nefes alıp vermişti. Sessizlik içerisinde geçen birkaç saniyeden sonra ise yanıtladı.
" Zararlı. "
Cansu bu yanıtla kirpiklerini kırpıştırırken Evren sanki az önceki olaylar hiç yaşanmamış, tatları hiç kaçmamış gibi ellerini açtığı musluğun altında birkaç kez ovdu ve ekmeklere uzandı.
" Hadi otur. Soğumadan yiyelim. "
Kadın adamın kendi içinde koparttığı tufanı dışarıdan bir seyirci gibi izlemiş ve ardından gelen sessizliği de aynı yabancılıkla karşılamıştı. Yavaşça yutkunarak adımlarını masaya yöneltirken Evren'in kesinlikle öfke kontrol problemi olduğunu düşünüyordu. Kendinde vardı, oradan biliyordu. Sandalyeye otururken bakışlarını adamın gergin sırtına dikti. Ekmek kesmekle meşguldü. Biraz fazla tepki gösterdiğinin farkında mıydı acaba? Merak etse de sormadı. O esnada Evren de kendi kendine sakinleşmeye çalışıyordu. Berat'ı arka tarafa alma nedeni olan şey aslında kulağına gelen birkaç söylentiydi. Korumalar arasında, evliliklerinin sahte olduğu dedikodusu hızlıca yayılınca gevşek herif de Evren'in ne kadar şanslı olduğundan, onun yerinde olmak isteyecek çok fazla koruma olduğundan falan bahsetmişti söylenene göre. Bizzat duymadığı için hesap soramasa da, bugüne kadarki tavırlarına bakarak bu şuursuzluğu yapabileceğine de emindi neredeyse. Üstelik bir de kur yapıyordu kadına. Sabah sabah onu düşünmüş de sigara almış. Kendine hakim olamayıp sinirle solurken tahtaya çarptığı bıçak baş parmağını sıyırdı ve derisini kaldırdı.
" Sikeyim. " dedi kısık sesle.
Fakat kadın duymuştu. Cansu hızla oturduğu yerden kalkarken bakışları adamın kanayan parmağındaydı.
" Kestin mi? " diye haykırdı resmen telaşla.
Evren ise gayet sakin görünüyordu. Sinirliydi yalnızca. Kontrolünü elinde tutmakta zorlandığı için.
" Sorun yok. " derken musluğu açtı ve parmağını soktu soğuk suyun altına.
" Dur dur ben yara bandı getireyim. " diyerek çıktı Cansu mutfaktan.
Ortak banyoda bir ecza dolapları vardı. Onun içinde vardır muhakkak diye düşündü. Seri hareketlerle banyoya girip dolabı karıştırırken musluğun kapandığını işitti. Gözüne çarpan yara bandını kavrayıp banyodan çıktı ve mutfağa yöneldi. O esnada Evren de masanın üzerindeki rulodan bir kağıt havlu kopartmış parmağına sarmıştı. Kadın yara bandını uzun tırnaklarıyla açarken başıyla önündeki sandalyeyi işaret etti.
" Otur. "
Evren ise ikiletmeden yaptı dediğini. Kadının endişelenmesi ve kendisiyle ilgilenmesi hoşuna gitmişti. Normalde olsa asla üstünde durmayacağı bir sıyrıktı belki ama şu an Cansu isterse ona dikiş bile atabilirdi. Kahveleri kadının yara bandını özenle çıkartırken çatılan kaşlarına çevrildiğinde hafifçe gülümsedi. Kadının yüzüne düşen bir tutam saç, onu rahatsız ettiği kadar Evren'i de etmişti çünkü güzel yüzünü göremiyordu. Gerçi saçlarına ayrı bir hayrandı... Kadının her bir parçası bir manzaraydı adeta. Bunları belki de ilk kez bu kadar dürüstçe itiraf ettiği için rahatlamıştı aslında. Evet, Cansu'yu ilk gördüğü gün bile fark etmişti güzelliğini. Asla aksini iddia da edemezdi fakat tapılası bir görüntüsü olduğunu kabullenmesi çok yeniydi. Sağlam elini uzatıp kadının burnuna değen saç tutamını kavradı ve kulağının arkasına itti. Cansu hiç beklemediği bu hamleyle nefesini tutmuştu. Gözlerini adama dikmek istese de bunu yapmadı ve ona yaklaşıp titrek bir sesle konuştu.
" Uzat elini. "
Bu da neydi böyle? Resmen liseli ergenler gibi heyecanlanıyordu adamın karşısında. Ne zamandan beri dokunuşları kendisini böyle sarsar olmuştu? Kuruyan boğazını ıslatabilmek için yutkundu sertçe. Sonra adamın uzattığı avcunu tuttu sağ eliyle. Eli kocamandı. Birden aklına düşen görüntüyle kirpiklerini kırpıştırdı. Adamı baksırıyla gördüğündeki şoku hala atlatabilmiş değildi çünkü tıpkı eli gibi... Yalandan öksürerek boğazını temizledi ve adamın parmağına konsantre olmaya çabaladı. Önce parmağına doladığı kağıt havluyu çekmiş sonra hızlı hareketlerle yara bandını yapıştırmıştı.
" İşte. " dedi bitirdiğinde.
Evren ise tüm bu süreç boyunca onu izlemişti usul usul. Kadının mavilerinin kendi kahvelerine dikildiğini fark ettiğinde hafifçe kaçırdı gözlerini.
" Teşekkür ederim. "
Cansu omuz silkti sadece ve yerini az evvel öğrendiği çöp kovasına elindeki çöpleri bıraktı. Dolabın kapağını kapatırken gözleri kovanın içindeki dolu sigara paketine takılı kalmıştı. Fakat sessizce kapattı kapağı. Arkasını döndüğünde adamı kendisine bakarken bulmuştu bir kez daha.
" Yiyelim mi artık? " diye sordu mırıltıya yakın bir sesle.
Açlığı bir yana, ortamdaki gerilimden kurtulmak istiyordu. Evren de başını hafifçe sallamış ve kadının sandalyesinden kalkıp karşıya, kendininkine geçmişti. İkisi karşılıklı oturup kahvaltılarını etmeye başladıklarında Cansu herhangi bir söz etmese de adamın elinin lezzetli olduğunu fark etmişti. Evren de ondan herhangi bir nezaket beklemeyi bırakalı epey oluyordu zaten. Kadın önündeki her şeyi yemişti ya, o yeterdi. Boş tabakları kavrarken sandalyesinden kalktı.
" Kahve içer misin? "
Cansu da kendi sandalyesinden kalkarken, kahvaltının karşılığını vermek istediği için engel oldu ona.
" Ben yapayım. "
Evren, aralarındaki bu neredeyse normal iletişime şaşırmadan edemedi. İki normal ev arkadaşı gibi iş bölümü falan yapmışlardı üstelik konuşmaya dahi gerek duymadan. Üstelik teklif eden de Cansu'ydu. Yüzüne engel olamadığı bir sırıtış yayılırken kadının görüp utanmasından çekindiği için arkasını döndü. Yeni bir Cansu ile tanışıyordu anlaşılan ve bunu seve seve yapardı. Çünkü eskisini sevse de biraz yıpratıcıydı.
Beni takip etmeyi unutmayın Instagram: @ailkesandikli