İçeriğe geç

GÜN AĞARIRKEN BAŞLADI RÜYA

Bölüm 2 · 5 dk okuma

GÜN AĞARIRKEN BAŞLADI RÜYA

Bölüm 2

2. Bölüm- DÜŞ GELİNCİĞİ

BÖLÜM İKİ

"ARAF"

#The Turtles- Happy Together

#Etta James- At Last

Sessizliğin baştan başa volta attığı odanın kapı eşiğinden bir akrep sızdı kafamın içine.

Bir mengene gibi kıskaçları yardımıyla düşüncelerimi kıstırdı ve kıskacın ucundaki yılan; zehirli diliyle öldürdü kelimelerimi.

Akrep, kül karası bakışlarıyla ezdi beni. "Gidelim," dedi odanın kapısını göstererek.

Neden burada olduğumu ve bu adamın kim olduğunubilmiyordum. Bildiğim tek şey duyduğum telefonkonuşmasıydı ve bu adam da ne olduğunu bilmiyordu.

Merdivenlerden büyük bir salona indiğimizde salonda bir adam ve bir kadın vardı. Taş şöminenin önündeki minderlerde oturmuş, sessizce bizi bekliyorlardı.

"Merhaba," dedi kadın gülümsemeye çalışarak. Siyah saçları beline kadar uzanıyordu ve yeşil gözleri meraklı bakışlarla yüzümü inceliyordu. Tahminlerime göre otuzlu yaşlarının ortasındaydı.

"Merhaba," sesim onun aksine kısık çıkmıştı. Karşısındaki minderde oturan adam kocaman gülümsedi ve elini uzattı. "Merhaba, ben Onur. Azrak'ın kardeşiyim." Eliyle az önceki kadını gösterdi.

"O da ablamız, Bergüzar. Yabancılarla arası pek iyi değildir zamanla alışırsın."

Selam vermesine rağmen adını kendisi söylememişti gerçekten de yabancılardan hoşlanmıyordu anlaşılan. Adını az önce öğrendiğim kül karası bakışların sahibi, Onur'a kaşlarını çatmış bakıyordu.

"Bana öyle bakma abi, onu buraya sen getirdin ve adını dahi söylememiş olman büyük kabalık."

"Her neyse," dedi Azrak. "Otur öncelikle." Bergüzar ablanın yanındaki minderi işaret etti ve kendisi de Onur'un yanına oturdu. "Aklım almıyor," dedi Onur.

"Neler olduğunu öğrenebilir miyim? Sizler kimsiniz ve ben neden buradayım?" Bergüzar abla bana döndü.

"Neler olduğunu biz de henüz bilmiyoruz, Hasna." Onlara adımı söylemediğim için şaşırmıştım, anlamış olacaklar ki Azrak konuştu. "Ben söyledim."

Onun nereden bildiğini sormadım.

Neden burada olduğumu öğrenmem önceliğimdi.

"Şimdi ikinizde olayı en başından anlatın sırasıyla. Çözüm bulmak için sorunun nedenini öğrenmemiz gerek öncelikle." Dedi Bergüzar abla.

"Uzun zamandır gördüğüm bir rüya var. Birilerinden kaçıyorum rüyamda sürekli. Ama sonunda hep yakalanıp tam o anda uyanıyordum. Bu sefer farklı bir şey oldu. Onlardan saklanabildim."

Kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Yani, sürekli aynı şekilde biten rüyanın sonunun değiştiğini mi söylüyorsun?" Dedi.

"Evet. Ormanda onlardan kaçarken yakalanacağım sırada bir tabela gördüm. Arkasına şeritler çekilmişti ve girmenin yasak olduğu yazıyordu. Daha önce rüyamda öyle bir taraf görmemiştim yani yasaklı bir bölge görmedim. Onlara yakalanmak yerine yasaklı bölgeye girmenin daha güvenli olacağını düşündüm. Ama sonuçta bu bir rüyaydı. Uyandığımda gözlerimi burada açtım."

"Yanlış bir şeyler var, çok yanlış..." Diye mırıldandı Onur.

"Araftasın," sessizce mırıldanmaya devam etti. Hipnoz olmuş gibiydi. "İki boyut arasında sıkıştın."

"Bu ne demek oluyor?" Dedim. Onur'a sormuş olsam da aslında herkese yöneltmiştim sorumu. "Daha önce böyle bir şey olmadı, bilmiyorum." dedi Azrak.

"Dün gece yürüyüşe çıkmıştım o sırada bazı sesler duydum. Bağırma sesleri..." Eliyle beni işaret etti.

"Hasna'nın adını söylüyorlardı. Önce kaybolan birini aradıklarını sandım sonra Hasna'yı gördüm ve aslında onlardan kaçmaya çalıştığını anladım. Şeridin arkasına geçmişti çoktan ben sadece onlardan saklanması için yardım ettim."

Onur gözlerini üzerimde gezdirdi ve Azrak'a döndü. "Yani kalkanı sen kaldırmadın, şerit ona göründü ve bu tarafa kendisi mi geçti?" Azrak başıyla onu onayladı.

"Gittikçe karmaşıklaşıyor." Onur'un bakışları tekrar taş şöminenin içindeki ateşe çivilendi. Hipnoz olmuş gibi gözünü kırpmadan ateşe bakıyordu.

"Kalkanı kaldırdın," dedi. "İki boyut arasında sıkıştın..." Yine aynı şeyleri söylüyordu ve ben halâ bir şey anlamamıştım.

Bergüzar abla Onur'u yavaşça kolundan tutarak kaldırdı. "Siz biraz olanları düşünüp, yapbozu tamamlamaya çalışın. Onur iyi değil onu buradan götüreceğim." Azrak bir şey demedi ve Bergüzar abla Onur'un koluna girip salondan ayrıldı.

"Nereye gittiler?" Dedim Azrak'a dönerek. "Onur genellikle, onunla kalır."

Kül karası bakışlarını yüzümde gezdirmeye başladı. Kıskacının ucunda zehirli yılan besleyen akrep karşımdaydı.

Akrebin kini, zihnimi viran etti.

"Kalkan derken neyden söz ediyordu?" Ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi. "Burası senin yaşadığın gerçek dünya değil. Rüyalar Ormanı burası. Rüyalar Alemi'nin kalbi."

Rüyalar Alemi ve Rüyalar Ormanı...

Daha öncede bunlardan söz etmişti ama inanılacak gibi değildi inanamıyordum da zaten.

"Sen kimsin?" Dedim.

"Azrak Bozgun." Sesinden akrebin kıskacındaki yılanın zehri aktı yeniden. Yılanın zehirli dili bir sarmaşığa dolandı ve zehirli sarmaşık, arafta kalmış bedenimin ruhuna bir kelepçe gibi kapandı.

"İsmini Onur'dan duydum, bunu kastetmediğimi iyi biliyorsun." Kül karası bakışları, şöminede titreyerek yanan ateşle kavruldu. İçime bir ateş düştü ve ateş düştüğü yeri yaktı.

"Zamanı gelince öğrenirsin." Hala rüyada olmalıydım bütün bu olanların mantıklı bir açıklaması yoktu.

Yoksa, ölmüş müydüm?

"Ölmedin ama hayatta da, değilsin. Bunu sana dün söylemiştim..." Sesli mi düşünmüştüm yoksa bu adam düşüncelerimi mi duyabiliyordu?

Yoksa...

"Sen," dedim dehşete kapılarak. "Sen, tanrı mısın?" Sorum karşısında önce kaşları çatıldı sonra yavaş yavaş gevşedi yüz hatları ve beklemediğim bir şekilde gülmeye başladı.

"Tanrı mıyım?" Yerinden kalktı ve yanımdaki mindere oturdu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve fısıldadı.

"Belki de tanrıyım..." Az önceki kahkahasından hiçbir iz yoktu ve birden ciddiyete bürünmesi kafamı iyice karıştırmaya yetmişti.

"Yeter bu kadar saçmalık, gidiyorum ben." Bir hışımla ayağa kalktım ve hızlı adımlarla salondan çıkarak kapıyı aradım. Adım sesleri arkamdan geliyordu.

Giriş kapısı olduğunu anladığım kapıya doğru geldim ve kapıyı açmaya çalıştım fakat kilitliydi. Kapıyı açması için ona döndüm fakat bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum.

Ilık nefesi, bir yaz gecesi esintisi gibi yüzümü okşadı. "Gitmiyor muydun?" Dedi. Kapının kilitli olduğunu biliyordu.

"Kilidi aç, gideceğim." Dudakları alayla yukarı kalktı ve hafifçe gülümsedi. "Kilitli değil kapı."

Bir adım geri çekildi ve açmam için kapıyı işaret etti. Tekrardan kapıyı açmaya çalıştım ama yine açılmıyordu. "Dalga mı geçiyorsun benimle?"

Kapı kulpunu kavrayan elimin üstüne koydu elini ve kulpu aşağı indirdi. Kapı aralanmıştı.

"Kilitli olmadığını söylemiştim..." Hayretle kapıya bakarken daha fazla düşünmemek için, kapının zor açıldığına dair beynimi inandırmaya çalışıyordum. Eşikten adımımı atacağım sırada bir şeye çarptım fakat önümde hiçbir şey yoktu ve bahçe tamamen gözüküyordu. Tekrar denedim ve aynısı oldu.

Elimi dışarı doğru uzatmaya çalıştım ama sanki görünmeyen bir cam vardı ve ben ona dokunuyordum. Azrak arkamdan kolunu uzattı ve beni engelleyen şey onu engellemedi. Önüme geçti ve eşikten geçip kapıdan çıktı.

"Ben neden çıkamıyorum? Sen... Sen, nesin Azrak?" Sesimin titremesi, bacaklarıma ulaşmıştı.

Gözlerim bulanıklaşmaya başladı ve düşünceler mideme kramplar sokuyordu. Beynimin beni yanıltıyor olmasını ve tüm bunların bir rüya olmasını diledim fakat ruhumun en ücra köşelerinde bile hissediyordum olanların hepsi acı verici kadar gerçekti.

Akrep, zehrini yeniden akıttı zihnimin duvarlarından. "Buradançıkış yok, düş gelinciği..."

Eşikten geçti ve eve tekrar adım attı. Sol elimi tuttu ve dışarı uzatmam için yönlendirdi. Uzattım fakat görünmez engel orada duruyordu. Sağ elimi tuttu ve kendi eliyle birlikte dışarı uzattı. Engel kalkmıştı fakat sol elim hala engele dayalıydı.

O'nun bedeni engeli aşıyordu.

O'nun bedeni saydamdı ama ruhu görünmezdi.

"Sen buraya ait değilsin; seni buraya ben çektim düş gelinciği," biraz daha yaklaştı yanıma.

"Ve ben olmadan buradan çıkamazsın."

***
Nasıldı bölüm bu hikâyeyi de sevdiniz mi?

Yorumlara koşun ❤️

Instagram: akakiyakakiyevicinpaltosu

Wattpad:FtmaBra

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.