Ben, Hera. Adımı Yunan tanrıçası Hera’dan alıyorum. Ona benzemem istenmiş, benziyorum.
Şu dünyada iki tür kadın vardır derdi annem. Hırsları için dünyayı yakanlar ya da aşkı için kendinden vazgeçenler. Ben hangisiydim? Gençlik duygularını en yükseklerde yaşamış Hera mı, yoksa dünyanın tüm pisliklerinden kurtulmak için hırslarına sarılan genç kadın mı? Soruların cevaplarını bilmiyorsunuz, değil mi? Ben de bilmiyordum. En sonunda ikisi de olduğumu keşfedene kadar. Son baharın soğuk esintilerinin derimin altına işlediği o gecede keşfetmiştim kendimi. Deli dolu bir aşkı o zamanlar hiç tatmamıştım belki ama onun için, Lucas için göze alamayacağım şey yoktu. Hırslarımla dünyayı yakmak isterken bulunduğum konuma gelebilmek için harcamadığım kimse kalmamıştı. Arafta geziyordum belki de... daha dramatik, daha gösterişliydim. Size kendimle ilgili söyleyebileceğim en net şey ise asla iyi bir insan olmadığımdır. Ben, masum genç kızların masallarındaki prenses değildim, adımın hakkını veren bir kızdım. Ben Hera’ydım. Alevleri söndürüp donduracak kadar soğuk, buzları eritecek kadar cehennem ateşiyle doluydum. Beni az çok anladınız değil mi? Hadi o zaman, başlayalım.
***
Ben, Lucas. Hayatımı bu şehre, San Francisco’ya adadım. Morrison soyadını bu şehrin bir diğer adı olması için ayakta tuttum.
İnsanların ne düşündüğü ne gördüğü ya da ne yaptığı hiçbir zaman umurumda olmadı. Bir şeyi istemek ve alabilmek benim için hiç sorun değildi. En azından onunla karşılaşana kadar... Hera Allen. Gördüğüm her kadından farklıydı. Hırslıydı, güzeldi ve korkusuzdu. Tıpkı bana benziyordu. Kendi yansımamı güzel bir beden ve kıvrak bir zekâda görmek gibiydi. Daima buzlarla kaplı olan bakışları bana bu şehri bırakmayacağını, ellerinden alabilmem için onu ezip geçmem gerektiğini söylüyordu. Benim de amacım buydu. Yoluma çıkan herkesi ezip geçmek ve yok etmek. Ancak hiçbir şey planladığım gibi gitmedi. Ne yazık ki, kaybetmekten korktuğum tek şey artık bu şehir değildi. O buz mavisi bakışlar bütün bildiklerime meydan okuyordu. Şimdi bir karar vermem gerekiyordu. Ya ona gidecektim ya da bu şehir için onu yok edecektim. Onca yemin, binlerce söz ve vadedilen onca güç, yapacağım seçimle yok olmak üzereydi. Bu satırlarda iyilik bulmak istiyorsanız yanlış yerdesiniz. Benim hikâyem, yanlışlar üzerine kurulu birçok gerçekten ibaret. Şimdi, hazırsanız eğer başlayalım.

