İçeriğe geç

Gümüş gözyaşları

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Gümüş gözyaşları

Bölüm 1

Çürüyen Altın ve İhanet Kokusu

Altın Kan Sürüsü’nün toprakları, her yanı saran lüks ve gücün kokusuyla doluydu. Ama ben, Aria, bu kokunun içinde çürüyen tek çiçek gibiydim. Ay ışığının bile soluk tenimde canlanmak için çabaladığı, sürünün "lanetlisi". Diğer kurtların kasları gerilir, güçleri kabarırdı; bense bir esintiyle sallanan incecik bir saz gibi, neredeyse kırılacakmışım gibi dururdum. Ruh eşlerim... Kaderimin üç dişli prangası. Kai, Alfa. Tahtında oturur, altın rengi gözleriyle beni süzerken, bakışlarında sadece soğuk bir sıkıntı okunurdu. Onun, sürünün en güçlüsünün, Kader Bağı’nı benim gibi bir hiçle paylaşması, evrenin acımasız bir şakasıydı. Ryder, Beta. Keskin zekası ve her zaman gergin çenesiyle. Bir zamanlar, bu zayıf hallerime güler, gizlice getirdiği çikolatalarla ruhumu beslemeye çalışırdı. Şimdiyse o gülüşler silinmiş, yerini belli belirsiz bir tiksinmeye bırakmıştı. Onun yakınlığı, artık bir işkenceydi. Ve Liam... Ruh eşi bağımızın en sıcak, en deli olanı. Sürü kurallarını hiçe sayan, Rogue ruhu. O, beni en çok savunan, bu altın kafeste nefes alabildiğim tek delikti. Ta ki o geceye kadar. Sürünün Yükselen Ay Töreni için hazırlanmıştım. Basit, beyaz bir elbise giymiştim. Diğer dişi kurtların güçlü, kaslı hatlarının yanında soluk, cılız bir gölge gibiydim. Salonun kenarında, Kai'nin bakışlarını sırtımda hissederek duruyordum. İçimdeki o küçük, zayıf kurt, onun baskısı altında neredeyse yere kapanmak istiyordu. "Bakın," diye fısıldadı yakınımdaki bir dişi, "Alfa'nın yüzündeki ifadeye. Onun varlığından bile rahatsız." Ryder, Kai'nin yanında, belgelerle uğraşıyor gibi yapıyor ama omuzları gergin, bir saniye bile bana bakmaya cesaret edemiyordu. Sonra Liam geldi. Sürünün uğursuz saydığı siyah saçları gözlerinin üzerine düşmüştü. Doğruca bana yürüdü, kalabalığı hiçe sayarak. "Biraz hava almak ister misin, Aria?" diye fısıldadı, sesi Kader Bağı'mız aracılığıyla tenimde geziniyordu. O eski sıcaklık yoktu, sadece telaşlı, gergin bir acele vardı. "Liam, iyi misin?" diye sordum, sesim titreyerek. "Ben iyiyim. Seni düşünüyorum. Her zaman seni düşünüyorum." Elimi tuttu, parmakları benimkileri yakarcasına sıktı. "Dışarı çıkalım. Sana göstermem gereken bir şey var. Güvenli bir yer." Ona güvenmek istedim. O, benim kaçışımdı. Onunla birlikte kalabalıktan sıyrıldık, ormanın karanlık ağzına doğru ilerledik. Ryder'ın endişeli bakışlarını sırtımda hissettim. Kai'nin ise hiç bakmadığını biliyordum. Liam beni sürü sınırlarının hemen ötesine, terk edilmiş bir mağaraya götürdü. İçeri girdiğimizde, içeride iki siluetin bizi beklediğini gördüm. Kalbim yerinden fırlayacak gibi attı. "Liam? Burada ne..." Işıklar yandı. Kai ve Ryder, yüzlerinde hiç tanımadığım bir ifadeyle karşımda duruyorlardı. Soğuk, kararlı bir ihanet. "Zamanı geldi, Aria," dedi Kai'nin sesi, bir bıçak gibi saplandı. "Sen bir lekesin. Altın Kan'ın üzerinde bir kusur. Ve biz kusurlarımızı temizleriz." Gözlerimi Liam'a diktim, hala bir umut, bir açıklama arıyordum. Ama o, gözlerini kaçırdı. "Özür dilerim, Aria. Ama bu sürü için en iyisi." "En iyisi mi?" diye inledim, sesim bir çığlık olmak için çabalarken. "Ben sizin Kader Eşinizim!" "Kaderimizin bir hatası," diye ekledi Ryder, sesi titrek ama yüzü sert. "Senin varlığın sürüyü zayıflatıyor, Kai'yi zayıflatıyor. Bu bir lütuf değil, bir lanet." Geri adım attım, sırtım mağaranın soğuk duvarına değdi. Korkudan nefesim kesiliyordu. Üçümüz de bağınızı hissediyoruz. Acımı, korkumu hissedemiyor musunuz?" Kai bir adım öne attı, gözleri tamamen siyahlaşmıştı. "Hissediyoruz. Ve bu yüzden bitirmemiz gerekiyor. Bu bağ, senin yokluğunda bile bir sızı olarak kalacak. Ama senin varlığından daha katlanılabilir." Liam, en sonunda bana baktı ve gözlerinde gördüğüm şey çıldırtıcı bir acı ve pişmanlık değil, çaresiz bir kabullenişti. İhanetin en zehirlisi, en sıcak sandığın elden gelendi. "Lütfen," diye fısıldadım, gözlerimden yaşlar boşanırken. "Yapmayın." Ama yaptılar. Üçü birden, Kader Bağımızı kullanarak içimdeki o küçük, zayıf kurt ruhunu parçaladılar. Bu fiziksel bir saldırı değil, ruhsal bir katliamdı. Her biri, bizleri birbirimize bağlayan görünmez ipleri birer birer keserken, içimdeki her şey paramparça oluyordu. Çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı. Yere yığıldım, soğuk taşlar tenimi yalarken. Son görüşüm, üç ruh eşimin, beni ölüme terk ederek mağaradan çıkışları oldu. Arkalarına bile bakmadılar. Ama ölmedim. Yerde, kendi kanımın ve gözyaşlarımın içinde kıvranırken, içimde yeni bir şey uyandı. Soğuk, kadim ve ölümcül bir şey. Damarlarımda, atalarımdan gelen ama lanetimle birlikte uykuya dalmış bir güç yanmaya başladı. Kadim Alfa Kanı. Gözlerimi açtığımda, dünya farklı görünüyordu. Keskin. Acımasız. Mağaranın girişinden sızan ay ışığı, artık bir lütuf değil, bir savaş çağrısıydı. Ağzımdan, zayıf ve kırık olan her şeyi yok eden, buz gibi bir cümle döküldü: "Geri döneceğim." Ve dönecektim. Ama artık onların lanetli, zayıf Aria'sı olarak değil. Onların korkulu rüyası, Lanetli Luna'ları olarak. Aria, mağarada paramparça olmuş bir halde yatarken, içinde uyanan kadim ve ölümcül gücün ilk kıvılcımlarıyla, uzakta, Sürü'nün Sarayı'nda, Kai aniden dizlerinin üzerine çöktü, göğsüne saplanan yabancı ve ürpertici bir güçle nefesi kesilerek. Ryder, bağın kopmuş olması gereken yerde, şimdi onu yakıp kavuran yeni bir alevi hissetti. Ve Liam, elindeki bardağı aniden parçalayarak, pencereden ormana doğru baktı; içinde, geri dönen ve her şeyi yakıp yıkacak bir fırtınanın habercisi olan tarifsiz, kontrol edilemez bir arzu ve korkuyla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.