Baran’ın elini uzatmasıyla ortam bir anda sessizleşti.
Aras ne olduğunu anlamadan elini sıktı.
“Memnun oldum.”
Baran’ın gülümsemesi genişledi.
“Ben de.”
Kaan’ın yüzü ise giderek daha da sertleşiyordu.
Aras bunu fark etti.
“Neden bana öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?”
“Sanki birini öldürecekmişsin gibi.”
Baran kahkaha attı.
“Veliaht prens her zamanki gibi neşeli.”
“Baran.”
Kaan’ın sesi buz gibiydi.
“Fazla konuşuyorsun.”
“Sen de fazla somurtuyorsun.”
Kuzey Klanı’nın şehrine doğru birlikte ilerlemeye başladılar.
Baran sürekli Aras’ın yanında yürüyordu.
Şehrin hikâyelerini anlatıyor, onu güldürmeye çalışıyordu.
Aras da istemeden eğleniyordu.
Çünkü Baran gerçekten konuşkan biriydi.
Tam tersine Kaan sessizleşmişti.
Normalden bile sessiz.
Bir süre sonra Aras dayanamadı.
Kaan’ın yanına yaklaştı.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Yine yalan.”
Kaan iç çekti.
“Yorgunum.”
“O yüzden mi bütün gün surat asıyorsun?”
“Benim normal yüzüm bu.”
Aras istemsizce güldü.
Kaan da gülmemek için başka tarafa baktı.
Bu çocuk bazen çok tehlikeliydi.
Çünkü yanında istemeden rahatlıyordu.
Akşam saatlerinde sonunda şehre ulaştılar.
Devasa kapılar açıldığında Aras’ın gözleri büyüdü.
İnsanlar sokaklarda dolaşıyor, kuleler gökyüzüne yükseliyordu.
Her yer ışıklarla süslenmişti.
“Burası inanılmaz…”
Baran gülümsedi.
“Henüz sarayı görmedin.”
Saray beklediğinden bile büyüktü.
Aras hayranlıkla etrafına bakarken hizmetkârlar yanlarından geçiyordu.
Bir anda ayağı halının kenarına takıldı.
“Dikkat!”
Düşeceğini sandığı anda biri onu tuttu.
Kaan.
Kollarından yakalamıştı.
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
Bir anlığına göz göze geldiler.
İkisi de konuşamadı.
Sanki etraflarındaki her şey durmuştu.
Sonra Baran’ın sesi duyuldu.
“Romantik bir sahneyi bölmek istemem ama toplantıya geç kalıyoruz.”
İkisi de hemen geri çekildi.
Aras’ın yüzü kızarmıştı.
Kaan ise ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi.
O gece Aras’a sarayın misafir odalarından biri verildi.
Uzun yolculuğun ardından sonunda yalnız kalmıştı.
Pencerenin önüne gidip dışarı baktı.
Ay gökyüzünde parlıyordu.
Tam yatağa uzanacaktı ki kapı çaldı.
“Kim o?”
“Benim.”
Kaan.
Aras şaşkınlıkla kapıyı açtı.
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sanki gelmek isteyip istemediğinden emin değilmiş gibiydi.
Sonunda konuştu.
“Her şey yolunda mı diye bakmak istedim.”
Aras hafifçe gülümsedi.
“Bana bakmaya mı geldin?”
“Hayır.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Aras güldü.
Kaan da istemeden gülümsedi.
O an ikisi de fark etmedi.
Ama ilk kez birbirlerinin yanında gerçekten mutlu hissediyorlardı.
Tam o sırada sarayın en yüksek kulesinde biri onları izliyordu.
Uzun beyaz saçlı bir kadın.
Gözleri ay ışığı gibi parlaktı.
Sessizce fısıldadı:
“Kehanet hareket etmeye başladı…”
Sonra bakışlarını Aras’a çevirdi.
“Ve tehlike düşündüğünüzden çok daha yakın.”
Devam edecek…
