İçeriğe geç

Güllerin Laneti: İkiz Alevi

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Güllerin Laneti: İkiz Alevi

Bölüm 4

KÂBUS -3

Babamdan teyzemden sevdiklerimden uzakta, çevremde tanımadığım varlıklar, yanımda bana onlardan kalmış yalnızca bir sandık. Her şeye yabancıydım, bir o kadarda yakın. Sanki ruhumun bir parçası buraya aitti, sadece kaybolmuş yapboz parçalarını bulmam gerekiyordu, cevaplanacak binlerce soru binlerce şüphe. Hem kaybolmuş, hem de yolumu bulmuş gibi hissediyordum.

Saati bilmesem de her yer karanlıktı, Elena ve Kalya'nın uyuması da gece olduğunu gösteriyordu. Uyku tutmamıştı ya da kendimi güvende hissetmiyordum, bana giyecek rahat giysiler vermişlerdi, kucağımda duran annemden bana kalan sandığı açma kararı almıştım, kafamı sağımdaki ve solumdaki yatağa çevirerek hala uyuyorlar mı diye kontrol ettim. Bir kaç saniye bekledim ve uyuduklarına emin olup sandığı incelemeye başladım, sandığın kapağında minik bir anahtar deliği bulunuyordu, sandığı göz hizama getirip iyice incelediğimde deliğin normal bir anahtar için olmadığını fark ettim, ince bir iğneyle açılabilir diye düşündüm. Fakat iğneyi nereden bulacağım hakkında en ufak bilgim yoktu, sandığı kulağıma götürüp hafifçe salladım, içinden fazla ses gelmedi. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlıyordu, sandığı yatağın altına görünmeyecek şekilde sakladım, sessizce ayağa kalkıp odadaki pencereye adımladım. Önüne geldiğimde durup dışarıyı izlemeye başladım, bulunduğumuz yurt dağın yamacında duruyordu, ürkütücü kargaların ve rüzgarın sesi uğultu halinde geliyordu, çenemi elime dayayarak karanlık geceyi izlemeye koyuldum. Camda bir yansıma görmemle güçlü bir çığlık attım, arkamı döndüğümde karşımda beyazlar içerisinde Elena gülümsüyordu, "Uyku tutmadı galiba?" daha fazla gülümsedi. Başımı tedirgin bir şekilde aşağı yukarı salladım "Şey evet uyku tutmadı, peki şey senide mi tutmadı?" hala korkuyordum "Sakin ol Jayla, fakat buradan olman çok büyük bir hata." elini omzuma koydu, beyaz gözleri kırmızıya dönerken oldukça kalın bir sesle nefret dolu bağırdığında tekrar çığlık attım. Nefes alamıyordum, sanki felç olmuş gibi parmağım bile hareket edemiyordu. Korku iliklerime kadar işledi.

"Hey iyi misin? Uyan hadi." görüşüm bulanıklaşmaya başladı, çok uzaklardan Kalya'nın sesi geliyordu. Gözlerimi araladığımda hiddetle doğrulup hızlı hızlı nefes almaya başladım, sakin ol sakin ol sakin ol . Artık pencerenin önünde değildim ve Kalya bana endişeyle bakıyordu, Elena Kalya'nın arkasından kafasını uzatmış terden banyo yapmış vücudumu seyrediyordu. Olanları düşünmeye başladım ve hiddetle sarkarak yatağımın altına baktım, sandık yerinde gece koyduğum yerde duruyordu, o zaman gördüklerim nasıl rüya olabilirdi ki. Sakin ol sakin ol sakin ol. Gözüm Elenaya kaydı, o gayet normal görünüyordu.

Elena odadan ayrıldıktan bir kaç dakika sonra elinde bir su bardağıyla döndü, "İç ve sonra bize ne gördüğünü açıkla." elindeki bardağı alıp suyu kafama diktim, Elena'nın emir verir gibi konuşması canımı sıkmıyor değildi. "Boş verin, önemli değildi sıradan bir kabus." Kalya inanmadığını açık açık gösterse de hiç bir şey söylemedi, Elenaya baktığımda gözlerinde gördüğüm şüphe irkilmeme neden oldu yine de diretmeden konuyu kapattı. Kalya gülümseyerek baş ucumdan ayrıldı, yatağının yanındaki dolaptan üç tane forma çıkardı. Üçü de siyah diz üstü bir etek, korse şeklinde siyah üst ve farklı renklerde pelerinlerden oluşuyordu. Gri pelerinli formayı Elenaya uzattı, kahve tonlardaki pelerine sahip formayı yatağına atıp, mavi pelerinli olan formayı bana uzattı. Elena tek el hareketiyle tamamen hazır hale gelmişti, formayı alıp inceledim, renkler galiba mühürlerimizle bağlantılıydı. Ayağa kalkıp formayı giyinmeye başladım, garip bir şekilde üzerime cuk oturmuştu, son olarak mavi pelerinin iplerini boynumdan bağladım ve aynanın karşısına geçerek kendime baktım. İçinde mutlu olduğumu hissettim, yüzümde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Kalya'nın yanına adımladım, onun yanında kendimi azda olsa güvende hissediyordum "Çok güzel oldun." içten bir gülümsemeyle tekrar baştan aşağı süzdü "Ayakkabın kapının önünde, bir de unutturma çıkışta sana bir kaç parça giysi alalım." yüzümde yarım bir gülümsemeyle yanıtladım "Hiç param yok, yanımdaki tek şey sandığım." gözlerini yere indirip düşünmeye başladı, ardından Elena dahil oldu "Bende fazlaca taş var, sana verebilirim birazını" minnetle gözlerimi ona çevirdim, birden gözleri kabusumdaki gibi kırmızı oldu. Göz yanılmasıdır diye fazla takılmadım, kızlarla beraber odadan çıktık, saçlarım kötü görünmüyordu bu benim için büyük bir artı oldu mutlaka tarak da almalıydım. Oldukça kasvetli düz koridorda yürümeye başladık, arkamızdan başka kız öğrenciler de geliyordu, karşıdan ise erkek öğrenciler...

Aman tanrım kalbim duracaktı adeta, hepsi birbirinden yakışıklı görünüyordu. Kalya bakışlarımı fark etmiş olacak ki kıkırdayarak başını salladı. Erkek ve kız yurdunun birleştiği orta kısımdaki merdivenlerden yukarı çıkmaya başladık, kulaklarıma bakıp fısıldaşan öğrenciler beni oldukça rahatsız ediyordu. Saçlarımla kulaklarımı iyice örtmeye çalıştım fakat yine de sivri olmadıkları belli oluyordu, merdivenlerin sonuna geldiğimizde karşımızda dört adet kapıyla karşılaştık. Her kapının üzerinde birer sembol vardı, en başta sağdaki kapının üzerinde kahve rengi toprak sembolü, yanındaki kapının üzerinde beyaz rüzgar sembolü, ardındaki kapının üzerinde mavi su sembolü ve son kapıda ise kırmızı ateş sembolü bulunuyordu. Herkes yavaş yavaş kapıların önünde ikişerli sıraya geçti, ateş sembollü kapının önü neredeyse boştu yalnızca iki kişi vardı. "Seninle ayrılacağımız nokta burası su kapısına git, sana laf atanlara cevap verme, dersleri pür dikkat dinle hocanın gözüne gir." Elena'nın kısa uyarılarını başımla onayladım, ikisi de kendi sıralarına geçtikten sonra su sembollü kapının önünde kurulmuş olan sıranın arkasına geçtim. Yanıma pembe saçlı mavi gözlü bir kız geldi, elinin üzerinde mavi gül mührü vardı, onu incelemeyi bırakıp önüme döndüm "Ben Raeyn." ismimi söylemek için ağzımı açtığım gibi hızlıca söze atladı "Arkanı kolla, burada kimseye güvenemezsin özellikle bir insan olarak çok daha dikkatli ol." tamam demekle yetindim, büyük bir sesle kapılar ardına kadar açıldı. Önümdekilerin hareketlenmesiyle ben de yürümeye başladım, kapıdan içeri girince uzun bir koridor karşıladı. Kapının az ilerisinde yaşlı tıknaz bir görevli sıra sıra öğrencilerin koluna dokunup bazılarını yanında durduğu kapıya yönlendiriyordu, sıra bana geldiğinde koluma kısa bir süre dokunup beni yanında durduğu odaya yönlendirdi. Bu da mı sihirdi? Gözlerimi sınıfın içerisinde gezdirdim, sıralar aşağıdan yukarıya yükseliyordu. Sıraların üzerinde anlam veremediğim cisimler vardı, arkamdan birinin omuz atmasıyla sendeledim "Geç bir yere ne dikiliyorsun." yanımdan geçip giderken geniş omuzlarıyla ve upuzun boyuyla bakıştım. Kafamı iki yana sallayarak kendime geldim ve ortalarda herhangi bir sıraya oturdum, sırada yanımda duran kız üç numaralı sınıfa girmişti.

Sınıfa orta yaşlarda bir kadın girince herkes ayağa kalkıp pelerinini düzeltti, aynı şeyi yapmaya karar verip ayağa kalktım ve pelerinimi düzelttim. Kadın eliyle oturun işareti yapıp siyah perdenin kapladığı duvarın önünde yani tam karşımızda yerini aldı, "Sevgili öğrenciler, Woulph Büyücüler Akademisine hoş geldiniz." on saniye boyunca alkış tutuldu "Bildiğiniz üzere sizler en nadir ikinci mühüre sahipsiniz." kadının sesi gür ve güçlüydü, bir dakika şuan büyücüler okulundayım ve sıraya oturmuş dersin başlamasını bekliyorum . Ne oluyor be bana? kadın bir kaç şey daha söylemişti fakat aniden gelen şokla hiç bir şey anlamamıştım, "Şimdi sizden önünüzdeki kağıt parçasını ıslatmanızı istiyorum." önümde duran kağıt parçasıyla bakıştım "Çok basit." arkamdan gelen kibirli sesle kaşlarımı çattım, yanımda oturan oğlanın kağıdına baktığımda şimdiden ıslanmış olduğunu gördüm. Dirseğimle dürtüp "Hey, bana nasıl yapacağımı gösterebilir misin?" gözlüğünü düzeltip beni görmezden geldi, hoşnutsuz bir şekilde homurdandım. "Jayla sen misin?" kadının sesini duyunca bakışlarımı sınıfta gezdirdim ve herkesin çoktan kağıdını ıslattığını gördüm, kahretsin sanırım azar işitecektim. Sınıftaki gözler üzerimdeyken ayağa kalktım "Evet benim." sesim oldukça özgüvenli çıkmıştı "Okulumuza gelen ilk insan kendisi gençler." bana bakarak fısıldaşan öğrencileri duymazdan gelerek hocayı onayladım, "Aramızda olduğun için mutluyuz, umarım hızlı uyum sağlayabilirsin." Umarım...

Bu bölüm bu kadardı, umarım sevmişsinizdir. Sizce Jayla kime güvenmeli? Yoksa Raeyn'in sözünü dikkate alıp kimseye güvenmemeli mi? Gözden kaçırdığım yazım hataları için üzgünüm. Bek

lemede kalın :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.