Herkesin mahallesinde bir deli vardır. Gülizar ablada bizim delimizdi. Tüm gün camın önüne oturur hiç kıpırdamadan öylece dışarıya bakardı. Mahalleli "deli" derdi ama deliliği ne çarşaflara sarılıp çıglık savuranlara ne de sokakta insanları rahatsız edenlerdendi. O, sesizliğin içine gömülmüş, kendi küllerinden örülü bir heykel gibiydi.
Arkadaşlarım onunla dalga geçiyor;"Gülliiiiii gözlerin nereye takıldı?Cennetten mi haber bekliyorsun?" Diye bağırırlardı. Hatta bazen camına bilerek taş veya top atarlardı göz kırpacak mı diye. Bence asıl deli onlardı. Gülizar abla hiç tepki vermezdi. Canım Gülizar abla... Onun bize bağırmasını çok isterdim çunkü gözlerindeki sessiz çığlığı bir tek ben duyabiliyordum.
Gülizar abla hiç tepki vermediğinin yanı sıra hiç dışarıda çıkmazdı. Karanlık kuyuda unutulmuş ruhu, güneş görmemiş kitapları andırıyodru. Suratına vuran ışık demeti gece vakti suya vuran ay ışığı gibi yansırdı. Ruhu o karanlık kuyudan çıkmak istermişçesine bir gün dışarı cıktı. Onun adına çok mutlu olmuştum. Gülizar ablada güneşin yüzüne vuran sıcaklığını sevmiş,rüzgârın saçıyle oynamasına izin veriyordu. Gecenin kraliçesi misali kısa sürmüştü mutluluğu. Arkadaşlarım gelip etrafını sardı yine aynı cümleyi söyleyip eğelendiler. Oysa Gülizar ablada mutluluğu hak ediyordu. Hatta en çok onun hakkıydı. Gülizar abla yine tepki vermiyor sadece çıkmak istiyordu o çemberden. Arkadaşlarım çemberi çözdüler ama hic yapmadıkları bir şeyi denediler Gülizar ablanın soğuk donuk bakışlarını taklit etmek. Gözlerini Gülizar ablanın ki kadar donuk ve soğuk yapıp karşısına dikilmiş onları görmesi için kolundan çekistiriyorlardı. Ardından Gülizar abla kolunu çekiştiren çocuklardan kurtulmak için kolunu çekerken arkadaşlarımın birinin yüzünü görmüş olucak ki gülmeye başladı. Mutluydum. Ama o gülme sesi ağlamaya döndü. Güneş ışığı artık yüzünde parlamıyordu. Ağladı ağladı. Sonra güçlü bir çığlık koparıp caminin dış duvarına gitti. O duvara vurup çığlık atıyordu. O kadar sert vuruyordu ki elleri ve duvar kıpkırmızıydı.
Duvardan hınçını anlınca yere çömeldi birazda yere vurdu. O kadar sinirliydi ki toprağı sıkıyor eline gelen toprağı etrafa atıyordu. Artık gücü kalmamıştı. Elinde kalan son toprağı azıcık gücüyle fırlattıktan sonra ellerindeki kana baktı ve kanlı gözleri fal taşı gibi açıldı öylece kalakaldı. Arkadaşlarımda korkmuş olacaklar ki onlarda sadece Gülizar ablayı seyrediyordu. Etrafta sadece Gülizar ablanın hıçkırık sesleri yankılanıyordu. Annesi ağlayarak yanımızdan aldı Gülizar ablayı. Bizim için 1-2 dakikaydı ama Gülizar abla bu anı Allah bilir ne zamandır içinde tutuyordu. Ama artık insanlar şimdi "deli" diyebilirdi.