Yolumu kaybetmiştim. Gözümün gördüğü yere gidiyordum. Yol bittiğinde ormanın tam ortasında bir nehir çıktı karşıma. O kadar yol yürümüştüm ki nehre nasıl daldığımı hatırlamıyorum bile. İşim bitince çıktım ve ormanın ortasında yürümeye başladım. Bildiğim tek şey yolumu kaybettiğim ve nereye gittiğimi bilmediğim.
Ormanda beni içine çeken bir şey vardı nereye gittiğimi bilmiyorum ama bir şeyin beni beklediğini hissediyordum. Ormanın derinliklerine girdim. Bir ağaç karşıladı beni. Ormanın tümünü görmedim ama ormanda daha ihtişamlı bir ağaç bulunduğunu sanmıyorum. Geniş gövde, yeşil sarmaşık, dikensiz güller... Sadece yolunu kaybedenin ya da kör bir kuşun bulabildiği bir yer.
Bir evi andırıyor. Yanına yaklaştım içsel bir dürtüyle elimi sert bir şekilde, onu iter gibi ağaca yasladım. Boşluk hissettim... Bir ağaç değildi... Bir evdi. Daha sert ittim. Boşluk vardı eminim bir şey var içinde. Dizimin üstüne çöktüm, dizimin değdiği yerde bir kapı açıldı. Kapı o kadar küçüktü ki inanmadığım fantastik hikâyeler geldi gözümün önüne.
Başta tereddüt etsem de beni ormanın içine çeken şeyin içeride olduğunu hissediyordum. Eğildim ve tereddüt ederek içeri girdim. İçerisi o kadar genişti ki bir kapıdan değil bir portaldan geçtiğimi sandım. Her şeyi toz kaplamış, olduğu gibi terk edilmiş bir evdi. Sağ tarafımda iki duvarı kaplayan bir kitaplık, ahşaptan yapılmış geniş bir masa, dördüncü duvarı kaplayan küçük şişeler, derin; demirden yapılmış bir kap...
Hava karardı artık eve dönme vaktim geldi. Ağacın içinden çıktım, kapıyı kapattım ve geri dönmek üzere üstüne işaret bıraktım.
Sürekli o yeri düşündüm. Oraya beni çeken bir şey vardı... Sabah geri döndüm. Ormanın girişinde bir kadın durdurdu beni:
- Canına mı susadın?
- öyle rafine zevklerim yok...
Tamam kötü bir şakaydı... Yaşlı, beyazlığından saçlarının teninden ayrıt edilmeyen kısa boylu bir kadın. Bir şeyden uyarmaya çalışıyor beni.
- Uzak dur oradan seni de lanetler, aşkını lanetlediği gibi.
- Kim?
- Ophelia... Büyücü Ophelia. Orada yaşıyordu, ağacın içinde...
Dedi ve uzaklaştı benden. Konuşmaya çalıştım ama kaçar gibi gitti. Yaşlı birinin bu kadar hızlı yürüdüğünü tahmin edemezdim... Ağacı bilmesini garipsedim ama söyledikleri aklıma yatmadı. Belki hikâyeyi kendim öğrenmek istiyordum...
Evin içine girdim, kitapları karıştırdım. Büyü tarifleri, bitki türleri... Gözümü masaya çevirdim, bir şey takıldı gözüme; siyah, üstü tozlanmış bir defter... Bir günlük...