"Yavuz Ali abi? Şey sorun yok çöpten kedi fırladı"
Güçlü bir kahkaha attı eskiden çok soğuk diye kızardım şimdide çokmu samimiyiz
"Geçenlerde bendede oldu ama çöpü yavaş ve kenardan atmakta fayda var aklında bulunsun"
Bende kahkaha attım bakışları dudaklarıma düşünce gülüşüm dondu
"Seni öyle bağırırken hayal edemiyorum"
Bu esnada tekrar gülmeye başlamıştı
"Ben senin gibi bağırmadım ama"
"Çokmu bağırdım?"
İç güdüyle sessiz söylemiştim oda benimle aynı ses tonuna büründü
"Evet"
Ona yalandan kızgın bir bakış attım
"İyi akşamlar"
Yine sessiz söylemiştim
"Sanada iyi akşamlar"
Oda fısıldayarak konuşmuştu tebessüm ettim ve eve doğru adımladım kapının önünde durduğumda hala bana baktığını hissettim arkamı döndüm ve elimi salladım
Oda sırıtıp elimi sallayarak karşılık verdi daha fazla duramadım ve kapıyı açtım kendimi içeriye attım ve dudaklarım kıvrıldı
"Anne ben odamdayım"
"Tamam kızım"
Odama girdiğimde Balım yine uyuyordu bende yorgun olduğum için yatağa girdim hiç birşey yapmadan direk uykunun beni çekmesine izin verdim karanlıktı çok karanlık...
~~~
Eczaneden gelmiştim ve annemler köye gitmişti Balım'ıda zorla götürmüşlerdi havalar iyice sıcaklığı belli ettiği için üzerime askılı bir bluz giydim altımada uzun uçuş bir etek giydim mahallede dolaşmak için dışarıya çıktım mahalleli hepten dışarıdaydı güneş batmaya yaklaştığı için çok yakmıyordu yaşlı teyzeler kapılara dökülmüş dedikodu yapıyorlardı amcalar ise tavla oynuyorlardı. Mahallenin sonuna gelmiştim gözlerim istemsizce tamirhaneye takıldı gözlerimi kaçırdım ve arkamı döndüm yürümeye devam ederken arkamdan ismimi duydum
"Mehlikâ"
Arkamı döndüm
"Efendim Yavuz Ali abi"
"E buraya kadar gelmişsin bir çayımı içmezmisin?"
Gözlerimi kaçırdım
"Yok ben öylesine geziniyordum eve gitsem iyi olur sanada iyi günler"
Hızlıca arkamı döndüm ve bir adım attım
"Küsüz herhalde benim haberim yok"
Gözlerimi bir kaç saniye kapattım
"Neden bu kadar ısrar ediyorsun"
Omuz silkti
"Canım sıkılıyor"
Bu hali çok tatlı gelmişti
"Peki ama bu sıcakta çay içmem"
Gülüp göz kırptı
"Tamam gel alacağım sana elmalı gazoz"
Bi anda dondum benim elmalı gazoz sevdiğimi nerden biliyordu?
"E tabiki biliyorum küçükken peşimde dolanıp dururdun gazoz gazoz diye"
Gülümsedim bende şey sanmıştım...saf
O gittikten sonra tamirhaneye girdim ve arkadaki tahta tabureye oturdum bir kaç dakika sonra gelmişti o kadar neşeliydi ki gülümseyip oda bir tabure çekti elindekileri kaldırdı
"Sana çekirdek ve üzümde aldım"
Bana?
"Üzümü nerden buldun ki?"
"Gelirken sefer amcayı gördüm o satıyordu:
başımı sallayarak onayladım
"Teşekkürler"
Fazlamı resmi olmuştu?aman ne resmisi aynı yerde büyüdük sonuçta yani o büyüktü ben onun yanında büyüdüm. Eve gitmek için ayaklandım
"Mehlikâ"
Arkamı döndüm
"Efendim"
Efendin değil kölenim
"Teşekkür ederim"
"Ne için"
"Bu gün için gerçekten çok yorgundum ama tüm yorgunluğum gitti"
Ne diyeceğimi bilemedim
"İyi akşamlar"
Ciddenmi OYO OKŞOMLOR
Elimi anlıma vurdum hızlı ve söylenerek yürüyordum bir bedene çarpmam ile başımı kaldırdım Yankı... küçükken en yakın arkadaşımdı ama sonra ailesi ile yurt dışına gitmişlerdi
"Yankı? Senin ne işin var burada"
"İnanmiyorum Mehlikâ mahallede ilk seni görmek en büyük şansım sanırım"
Bir anda sarılınca tepki veremedim o anda gözüme birisi takıldı Yavuz Ali Yankı geri çekilde ama ben gözlerimi ondan ayıramıyordum başını eğdi ve arkasını dönüp gitti kendimi nedense suçlu hissetmiştim ağzıma acı bir tat geldi boğazıma bir yumru oturdu... yanlış anlarmıydı? Bilmiyordum
"Mehlikâ? deminden beri sana sesleniyorum duymuyorsun iyimisin?"
Başımı salladım
"Dalmışım kusura bakma sen ne diyordun"
"Artık burdayım diyorum oralar bana göre değildi sadece düzen kurmayı bekledim sonra buradayım işte"
"Ee sen nasılsın?"
Tebessüm etmeye çalıştım bi anda önce burdan gitmek istiyordum
"İyiyim bende stajyerlik yapıyorum işte başkada birşey yok"
"Neyse bende ev alışverişi yapacaktım kusura bakma bir gün ayrı bir yerde kesin konuşalım"
Dediklerine genişçe gülümsedim ve başımı salladım
"Olur görüşürüz"
O gittikten sonra hemen geldiğimde yöne doğru ilerledim tamirhanenin kapısına geldiğimde kapalı olduğunu gördüm yaktın beni Yankı yaktın... arabasıda yoktu neredeydi ki biraz bekledim ama gelen giden olmayınca karanlıkta eve dönmek zor olur diye eve gitmek zorunda kaldım. Eve geldiğimde evde kimse yoktu annemler köyde abim yeni başladığı iş için daha çok mesai harcıyordu mutfağa geçtim yiyecek birşeyler hazırlamalıydım ama canım istemiyordu kalbim sızlıyordu bende içeriye geçtim ve koltuğa oturdum ışığı açma zahmetinde bulunmadım orada ne kadar kaldım bilmiyorum ama artık kalkmam gerekti ışığı açtım bir anda gözlerim aydınlıkla buluşunca sızladı gözlerimi kapatıp biraz bekledim mutfağa geçtim ve ocağa su koydum dolaptan hazır çorba aldım ve tozu içine boşalttım çırptım ki tozlar toparlanmasın daha en yapımı gözüksün diye salça ve soğan kavurup içine döktüm içine daha fazla baharatları döktüm çorbayı sıcakça cam kavanozun içine döktüm onu küçük bir bez çantaya koydum eve doğru yol aldığımda arabasını görmem ile zafer gülüşleri bıraktım zile bastım
"Mehlikâ ne var?"
MİHLİKÎ Nİ VİR bu ne biçim konuşma tarzıydı
"Evde canım sıkıldı hem sana çorba getirdim hem öyle sohbet ederiz diye"
Yalan sadece kırıldınmı diye öğrenmeye geldim
"İyi geç"
Kovsaydın birde tabi gurur benim neyime içeriye girdim
"Ben sana çorba koyuyummu?"
Elimdeki çantayı kaldırdım
"Koy bakalım"
Alay eder gibi konuşması ile burun kıvırdım
Mutfağa girdim ve masanın üzerindeki tepsiye bir çorba kasesi koydum içine çorbayı boşaltığımda üstünde dumanı tütüyordu soğmadığı için içimden dua ediyordum ekmek sepetinden aldığım ekmeğide doğradım ve bir tabağa koydum onuda tepsiye bıraktım tepsiyi aldım ve arkamı döndüm,dönmem ile bir adet kapıya yaslanmış beni izleyen Yavuz Ali gördüm kaşlarım havalandı o arkasını dönüp içeriye giderken bende peşinden gittim salona girdiğimde buraya çok gelmediğim için unuttuğumu fark ettim elimdeki tepsiye orta sehpaya bıraktım bir süre çorbaya baktı iç sene be adam! Kapının çalması ile o ayağa kalktı neden hiç konuşmuyordu?o kapıyı açınca neşeli bir kadın sesi duyuldu
"Yavuz Ali şimdi sen yemek yapamıyorsundur sana yemek getirdim"
Simge ablaydı hani küçükken benden nefret eden ama Yavuz Ali'ye iyi görünmek için iyi davranan Simge kendimi kandırmayayım oda Yavuz Ali'ye aşık. ciddi anlamda... malesefk güzeldi,kısa ve kahve rengi saçları var yeşil gözleri birde burnunda piercing vardı küçük bir halka şeklinde buna hep çok takılıyordum istemsiz gözlerim vücudunda gezindi üzerinde uzun hanım hanımcık bir etek vardı üzerinde ise aynı tip gömlek saçlarınıda at kuyruğu yapmıştı 'hanım hanımcık kız'
"Aa bune"
Çorbayı işaret etti çorba kanka
"Aaa hazır çorba birde kıyamam ya hazır çorbamı içiyorsun"
Dudaklarını büzerek dedikleri ile yerin dibine girmek istedim en dibine...
"Aa Mehlikâ sen nasılsın"
Elindeki tepsiyi bıraktı
"İyiyim Simge abla"
"Ee yemeyecekmisin?"
Yavuz Ali bana bakıyordu neden hiç konuşmuyordu?
"Ellerine sağlık"
Önündeki tepsiyi-çorba olan- itti ve diğer tepsiyi önüne çekti onları yemeye başladığında sırtımdan defalarca bıçaklanmış gibi hissettim değişik bir histi okyanusun ortasında susuz kalmak gibiydi arkamı döndüm tam çıkacakken konuşmam gerektiğini fark ettim boğazımdan acı tadı geçirmeye çalıştım
"Şeyy beni annemler bekler ben gidiyim size iyi akşamlar"
Annemler? Beni? Bekler? Eminimki ikiside onların köye gittiğini biliyorlardı ama utanmadım az zekilerse gitmek için bahane uydurduğum anlarladı hiç sanmıyorum ama!. Eve geldiğimde abim gelmişti yaptığım çorbayı içiyordu en azından birileri içiyordu hazırda olsa... onunla biraz oturup odama çıktım hiç düşünmeden ve uğraşmadan direk yatağıma girdim kısa süredede uyumuşum ya...
~~~
Eczaneden gelmiştim bu gün pazardı ve nöbetçi eczaneydik hiçte kalabalık değildi
Bulaşıkları yıkadıktan sonra bahçeye çıktım canım sıkıldığı için vestiyerden bir defter aldım ve babamın iş yerinden gelen mavi tükenmez kalem ile çizim yaptım çiçekler böcekler falanlar filanlar geçen haftaki tatsızlıktan sonra onu hiç görmedim görmekte istemem kalbim çok kırılmıştı ya aslında haklıda olabilir adama hazır çorba götürmüştüm çizimdende sıkılınca bahçede gezindim tam olamamış üzümler yani goruk onlardan bir tane ağzıma attım ağzıma yayılan mayhoş tat ile yüzümü buruşturdum tat geçsin diye henüz tam kızarmamış çileklerden birini ağzıma attım hala ekşi tat vardı ama bir gülme sesi duyduğumda şaşkınca başımı kaldırdım sonra kaşlarımı çattım it an çomağı hazırla
Sonra arkamı döndüm ve içeriye girdim ne bekliyordu acaba ona katılıp gülmemi mutfağın filmli camından baktım o beni göremiyordu ama ben onu görebiliyordum başı eğik bir kaç dakika bekledi sonra sanki burada olduğumu hissetmiş gibi direk buraya baktı beni göremiyordu ama görebilecekmiş gibi tedirgin olmuştum onu umursamayıp mutfaktaki uzun tabureye oturdum kapının çalması ile ayaklandım kapının önünde durduğumda açtım gördüğüm yüz ile direk geri kapattım ay yok bu olmadı tekrar mı açmalıydım? yoksa gitmesinimi beklemeliydim boğazımı temizledim ve tekrar açtım asık yüz ifademide eksik etmedim
"Abim evde değil"
Süzülerek dediklerime ben bile gıcık olmuştum!
"Yok benim canım sıkılıyordu hem sana olgunlaşmış üzüm getirdim hemde sohbet ederiz ne dersin"
Olurr
"Hayır derim"
Elindeki üzüm poşetini aldım
"Üzüm için teşekkürler"
tam kapatacakken eliyle durdurdu şimdi aklıma geldide bunun işi gücü yokmuydu?!
"Hadi be inat etme inatçı keçi"
HODO BO ONOT OTMO ONOTÇO KOÇO
Mikrop
"İyi geç"
Onu kovarmış gibi istemiyormuş gibi davranıyorum ama pekde umrunda değil gibi,içeriye geçip oturdu bende Üzümü yıkama ve tabağa koyma zahmetinde bulunmadan plastik kaptan yemeye başladım beş on dakika boyunca konuşmadık ben üzüm yedim o beni izledi
"Kapı"
Başımı kaldırdım
"Efendim"
"Kapı çalıyor Mehlikâ"
"Hee"
O içerde otururken odadan çıktım kapıyı açtığımda karşımda Yankı'yı görmeyi beklemiyordum elindeki poşeti kaldırdı erik almıştı en sevdiğim
"Mehlikâ'm sana erik aldım hemde bir Zeynep ablayı görürüm dedim"
Tebessüm ettim ve elindekileri aldım
"Hoş geldin ama annemler köyde en geç bir haftaya burada olurlar"
"Hadi bee neyse o zamanda gelirim"
İçeriye girdiğinde elimdeki poşeti mutfağa bıraktım içeriden sesleri geliyordu bende içeriye geçtim
"Şey,Yavuz Ali'ydi değilmi?"
Yankı'nın sorusu ile göz devirdim
"Aynen"
Yavuz Ali'nin cevabı çok soğuktu. Sohbet ilginç bir şekilde akıp gidiyordu
"Aaa ben sizi şuan daha iyi hatırlıyorum Mehlikâ küçükken size aşkı-"
Yankı sözünü biteremeden ağzına bir tane erik bastım eriği yedikten sonra gıcıkça sırıtıp
"Size aşıktı demi Mehlikâ"
Bana bakışı ile bakışlarımı kaçırdım sonra 'hah' sesi duydum gülüyordu
"Evet bir zamanlar birilerinin büyük aşkıydım"
Mırıldandığını duydum
"Şimdi hiç sevmesede"
Duymadığımızı düşünüyordu muhtemelen ama ben duymuştum abim içeriye girdiğinde şaşırdığını fark etmiştim önce Yavuz Ali'ye yaklaştı
"Kardeşim hoş geldin"
Onunla tokalaştı ardından çatık kaşlarını düzeltmeye çalıştı ama beceremedi
"Sen-siz kimsiniz çıkaramadım"
Kibarcık
"Yankı ben Ahmet abi,tanımadınmı?"
"Haa tanıdım da senin ne işin var burda"
"Mahalleye geri döndüm"
Yavuz Ali abi ayağa kalktı
"Neyse Ahmet ben gidiyim artık"
"Niye ya biraz daha kalsaydın"
"Yok,işim var biraz birdaha gelirim"
Kapıdan çıkmadan önce bana öyle bir bakış attı ki içime sıcak birşeylerin aktığını hissettim ve nedensiz huzursuz oldum onun peşinden gittim dışarıya çıkınca sahte bir gülümseme sundum
"Birdaha bekleriz"
"Küsmüyüz?"
Şu sorudan gına gelmişti
"Neden küsücekmişiz?"
Heh sen bilmemezlikten gel
Gözlerini kısa bir süre kapalı tuttu
"Hani Simge'nin getirdiği yemeği yedim ama seninkini yemedim bak ben gerçekten özür dilerim o ank-"
Kaşlarım havalandı
"Özre gerek yok öylesine götürmüşüm boş ver zaten uğraşmadımda hazır çorbaydı Simge ablanın dediği gibi"
"Senin beni düşünüp getirmen benim için gerçekten çok özel uğraşmasanda"
Uğraşmasamda?
"Uğraşmam zaten illa özenip bir yemek yapacaksam o kişi sevgilim veya eşim olur sana iyi akşamlar"
Kapıyı yüzüne kapatıp içeriye girdim sinirlerim bozulmuştu uğraşmasamda onun için özelmiş e bi zahmet göz devirdim salona girdiğimde Yankı da ayaktaydı
"Aa Yankı sendemi gidiyorsun?"
Başıyla onayladı
"Evet saat geç olmuş ben gidiyim"
Başımla onayladım hiç ısrar etmek istemiyordum,Hayat ne kadar sıkıcıydı...
~~~
"Hayır hayır hayır ben gelmem olmaz"
Neye mi olmaz? Oğuz abi bir arsa almış orada terk edilmiş bir lunapark varmış ve benim canım arkadaş gurubum orası yıkılmadan önce gece saklambaç oynamak istiyor beyinsizler! Abim,Yankı,Asrın,Oğuz abi,Kerem abi tabii Yavuz Ali'de vardı ama o cevabını vermemişti
"Ya canım arkadaşım kötü birşeyy değilki azıcık eğleneceğiz"
O kadar çok ısarar dayanamayıp kabul ettim ben kabul edince Yavuz Ali'de kabul etmişti
"Tamam o zaman saat on iki buçukta parkta buluşalım,sonra gideriz"
On iki buçuk...
"Rahat edebileceğimiz şeyler giyin ama"
Asrın'nın uyarısı ile yüzümü buruşturdum söyleyiş biçimine bak. Altıma siyah bir tayt giydim üzerine uzun pembe çoraplarımı üstüme ise tüm hafta giymek için sabırsızlandığım bosbol kazağımı aşırı tatlı şeker pembesi! Sıradan bir spor ayakkabı giyip çıktık abim altına keten bir pantolon gitmişti bence onunla rahat edemiyecekti
parka geldiğimizde hemen hemen herkez buradaydı istemsiz bakışlarım ona kaydı bol bir eşofman giymişti üzerine beyaz bir tişört ve siyah bir sweatshirt giymişti ilk defa onu eşofman giyerken gördüğüm için şaşırmıştım onun bakışlarıda bana döndüğünde hemen bakışlarımı ayaklarıma indirdim
"Ee gidiyoruz o zaman"
Aslında iki araba gidecektik ama daha eğlenceli olsun diye bir araba gitmeye karar verdiler aman ne eğlence! ha bu arada son anda Sahra'da bize katılmaya karar verdi arka koltuk 4 kişilikti oraya Oğuz abi,Abim,Kerem abi,Yankı oturmuştu arabayı Yavuz Ali sürüyordu eh bizede bagaj kalmıştı bagaja Sahra ve Asrın oturunca bana yer kalmadı oradada yer yoktu sinirle kapıyı çarptım içeriden Yavuz Ali'nin bağırdığını duydum arabasını çok seviyordu sanırım....
Öne doğru ilerledim ve ön kapıyı açtım kaşlarım çatık birşejilde koltuğa oturdum
"Sen daha yeni bana mı bağırdın?Yavuz Ali abi"
Nefesini dışarıya verdi
"Yok,yok ne alakası var sen yanlış duymuşsundur"
Öne oturduğumda kollarımı önümde bağladım dışarıyı izlemeye koyuldum gece vakti şehir çok güzel oluyordu şiir gibi ve ben bu görüntüye pek rastlamıyordum radyodan Ümit Sayın'ın sesi yükseldi gülümsedim.
'Sen bir güldün'
'Ben bir gonca'
Yavuz Ali'nin şarkıya eşlik ettiğini duyuyordum nedense huzurlu hissetirmişti... arkadaki insan dışı sesleri saymazsak,hayvanlar!
'Nasıl büyürüm?'
'Sensiz olunca'
'Sen olmazsan ben solarım'
Bu kısımda bende eşlik etmiştim ve onunla gözgöze geldik kısa bir andı ama... nasıl anlatılır çölde su bulmak gibi bir histi. Sonunda geldiğimizde arabadan indim
"Valla bagajda sallan sallan miğdem bulandı baştan söyleyim bu sefer ben bagaja binmem"
Sinirle göz devirdim
"E iki araba gelecektik böyle daha eğlenceli olur diye tek araba geldik ya"
Sinirle söylenmeme karşılık herkez bir mırın kırın etti. Oyunda Yavuz Ali ebe olmuştu ki en korkuncu oydu saat biri geçmişti ve tek başına gibi koskoca lunaparkta bizi arayacaktı,nane bulur! Ama kurallarımız vardı sayıp aramak yerine hepimiz kaçıp saklanacaktık ve en saçma kural fener yoktu... ay ışığı yetermiş neye yetiyorsa! Yavuz Ali arkasını dönünce var gücümle koştum ha bu arada telefonlarda arabadaydı hepimizinki,metal merdivenlerden çıkmaya başladım çok dikti biraz fazla umursamadım hıh dönme dolaptı inik yere saklanırsam daha kolay bulurdu nerede olduğuna baktım korku trenine ilerliyordu hemen bir üste atladım çok zor değildi ama daha fazla yukarıya çıkarsam tekrar inemezdim bulunduğum yere uzandım rüzgarın esintisi ile çıkan metalik sesler beni korkutuyordu aşağıya baktım Oğuz abi koşarken yere kapaklanmıştı güçlü bir kahkaha savurdum ve elimle ağzımı kapattım aslında eğlenceliymiş kısa bir süre sonra buradan sıkıldım ve aşağıya indim ciddi anlamda burası çok korkunçtu arkamdan ses duymam ile patlamış mısır tezgahın arkasına girdim arakama bakmadan ilerlerken birine çarptım ona çarptığını düşünerek arkamı döndüm Sahra'yı görmem ile rahat bir nefes verdim korkmuştum... fısıldayarak konuştum
"Kusura bakma seni görmedim"
Kahkaha atmamak için eliyle ağzına bastırdı ve başını salladı Yavuz Ali abinin gittiğinden emin olduktan sonra oradanda çıktım nereye saklanacaktım? Hız treninin altına girdim burası yeşilliğini yitirmiş tamamen teknolojiden ibaret bir şehre benziyordu her yer mettallerle doluydu burada beni bulması çok zordu ingin ve iç tarafta olan bir rayına üzerine oturdum nefes nefese kalmıştım belimde bir kol hissetmem ile kalbim tekledi
"Sobe"
Fısıldayarak söylediği şeyler ile yutkundum ve arkamı döndüm...
~SON~

