"Yavuz abii"
Küçük kız düştüğü yerden bağrıyordu
"Yavuz Alii"
Sinirle soludu çocuk,yine ne vardı! küçük kız peşinden hiç ayrılmıyordu Yavuz'a göre o artık bir yetişkindi 12 yaşında olsa bile daha fazla seslere dayanamayan Yavuz kızın yanına gitti
"Ne var Mehlikâ?top oynuyordum"
Küçük kız dudaklarını büzüp başını öne eğdi
"Düştüm kalkamadım"
Nazlı nazlı konuşmasına dayanamadı Yavuz Ali elinden tutup kaldırdı ve elbisesini silkti
"Bir yerin ağrıyormu?"
Mehlikâ başını iki yana salladı ve Yavuz Ali'nin yanağına ıslak bir öpücük kondurdu
"Öf Mehlikâ"
Yavuz sinirle oradan ayrıldı kız kollarını birbirine sarıp evinin yolunu tuttu...
ŞİMDİKİ ZAMAN
Tepsideki poğaçaları arkamdaki mutfak adasına bıraktım
"Mehlikâââ!"
"Efendim anne"
"Abin geliyormuş aman de babanla kavgaya tutuşmasınlar e mi kızım"
Annemin fısıldayarak dediği şeylere kaşlarımı çattım,babam beni ve abimi sevmeyen babam abim sırf ondan kaçmak için şehir dışında okuyordu ama okulu bitmişti ve anlaşılan geri dönüyordu buda bu evde sık sık kavga çıkacak demekti başımı sallayarak onayladım babam Balım dışında bu evden kimseyi sevmezdi Balım'da benden 3 yaş küçük kız kardeşimdi o okuyordu bende okulumu daha yeni bitirmiş çalışıyordum yani stajyerlik yapıyordum düşünceleri savıp çıkan bulaşıkları toparladım ve odama ilerledim kapıyı açtığımda Balım'ı gördüm ders çalışıyordu
"Heh Mehlikâ bana birazcık para verebilirmisin? vallahi son verdiğinle kitap aldım"
Başımı yukarıya kaldırdım mecbur verecektim çantamı açtım ve bir miktar parayı verdim ne yapıyordu bilmiyordum ki gülümseyip cüzdanına koydu bende yatağıma oturup komidindeki kitabı aldım kaldığım yeri açtım ve devam ettim.Annemin seslenmesi ile irkildim
"Ne oluyor ya"
Balım'a tebessüm edip kapıyı açtım
"Anne birşey mi oldu"
"Gel yemeği hazırlayalım"
Babamda içeriden seslendi
"Salataya az yağ dökün dün çok dökmüşdünüz yiyemedik"
Başımı eğdim ve mutfağa girdim
"Balım sende gel"
"Anne ders çalışıyorum"
"İyi o zaman"
Domatesleri ince ince doğrayıp geniş kaba koydum diğer şeyleride doğrayıp koydum içine biraz sirke koydum yağda koyacaktım ama ne kadar koymam gerektiğini çözemedim göz kararı döküp karıştırdım. Yemekleride masaya koydum kapı çalınca koşarak kapıya gittim karşımda abimi görünce direk sarıldım
"Abii hoş geldin,çok özlemişim seni"
"Abi senmi geldin!?"
Balımda sarıldı ben ayrılınca annem sarıldı
"Gel oğlum yemek yiyelim"
Babam da kapısının biraz ilerisinde durmuş ellerini arkasında bağlamıştı abim gelince bir elini öne doğru uzatmıştı abim elini tutup öptü ve tek omzu ile sarıldı.Yemek yerken kimseden çıt çıkmıyordu bu sessizliği ilginç bir şekilde babam böldü
"Ahmet işe ne zaman başlıyorsun daha doğrusu iş bulabildinmi"
"Baba arkadaşımın şirketinde işe başlayacağım önümüzdeki hafta"
"İyi iyi"
~~~
Üzerime çiçekli dizimin altında bir elbiseyi giyindim başımı uyuyan Balım'a çevirdim
Tatilde olduğu için uyandırmak istemedim ve aşağıya indim babam daha yeni işe gidiyordu yalandan bir gülümseme sunup başımı eğdim kahvaltı için olan şeyleri çıkarttım buzluktan kahvaltılık börekleri çıkartıp kızarttım. Masaya son tabağıda koyduğumda Balım ve abimi uyandırmak için merdivenlerden çıktım merdivenlerden çıkan gıcırdama sesi tüm bedenimi sonrada tüm evi esir almıştı ev çok eskiydi dedemden kalmıştı babam çocukkende burada kalıyormuş sonra Dedemler yurt dışına taşınmış babamda evlenip bu eve taşınmış ne yazık ki geçtiğimiz yıl dedemi kaybetmiştik önce kapıyı iki kere tıklattım ve içeriye girdim abim uyuyordu onu uyandırıp Balım'ın yanına gittim
"Balımm Balım kalk"
Onuda zar zor uyandırdıktan sonra aşağıya indim kısa bir süre sonra onlarda geldi
"Günaydın annem"
"Günaydın oğlum gel bak Mehlikâ sen seversin diye hamur kızartmış"
Abimin bakışları bana dönünce tebessüm ettim
"Sen işe geç kalmadın demi kızım"
"Yok anne bu gün öğlen açacakmışız"
"İyi kızım bende yarına baklava yapalım diyordum onları yaparız"
Moralim biraz bozulmuştu ama çaktırmadım
"Peki anne"
"Anne neden yarına baklava yapıyorsunuz he ben yapamam yani arkadaşlarla kütüphanede buluşacağızda"
"Aslında bende merak ettim anne"
Annem çayının dibini masada kalan Tabağa döktü bende mutsuzluğumu belli etmemeye çalışıyordum
"Yarın köyden geliyorlar mirası bölüşeceklermiş"
"Öf anne kaç aydır gelip gelip kavga ediyorlar ve hiçbirşey olmamış gibi tekrar geliyorlar"
Balım'ın bağrışı ile onu dürttüm
"Ehe yani gelsinler başımızın üstünde yerleri var ben huzursuzluk olmasın diye şeyttim"
"Birdaha şeytme Balım"
Annemin sert çıkışı ile rahatsızca kıpırdandım Balım bir çeneni tutsan! Telefonuma gelen bildirim ile açıp baktım
|Vedat abi|Mehlikâ dükkanı yarım saat sonra açacağız erken gel.
Gördüğüm bildirim ile hem sevindim hem üzüldüm
"Üzgünüm anne eczaneyi şimdi açıyormuşuz ben hazırlanayım çıkarım"
"İyi madem"
Anneminde yüzü düşmüştü ama yapacak birşey yoktu.üzerime krem rengi hırkamı giydim ve krem rengi sırt çantamı taktım merdivenlerden inip abimin yanağını öptüm ayağımada krem rengi babetlerimi geçirip koşar adımlarla eczanenin yolunu tuttum.
"Günaydın Vedat abi,günaydın Asrın"
Asrın benim en yakın arkadaşımdı onunla burada tamışmıştık çantamı arkadaki taburenin üzerine bıraktım ve kendi koltuğuma oturdum.10-15 dakika içinde o kadar çok müşteri gelmiştiki başım ağrımıştı şuan baya sakinlemişti ama kapı açılınca o tarafa bakmadım
"Afedersiniz ben şu ilaçları alacaktım"
Başımı kaldırdım Yavuz Ali abiydi acaba kime ne olmuştu ona tebessüm edip elindeki reçeteyi aldım ve Vedat abiye ilaçları söyledim o karşı taraftaki dolaptan ilaçlara bakmaya gidince dayanamadım
"Yavuz Ali abi birine birşeymi oldu"
"Asil hasta olmuş"
Soğuk cevabı ile kaşlarımı çatmamak için zor tuttum hep böyleydi işte
"Yaa geçmiş olsun"
"Buyrun bunlar istediğiniz ilaçlar"
Fiyatı ödedikten sonra çıkıp gitti
~~~
Eve geldiğimde üzerime eşofman takımımı giyindim ve salona geçtim telefonuma ard arda gelen bildirimler ile bakışlar anlık olarak bana dönmüştü
|Asrın|Mehlikâââ acaip birşey oldu.
|Asrın|hani Emre vardı ya abimin arkadaşı
|Asrın| bu gün yine bize geldi
|Asrın|ben yanlışlıkla üzerine çay döktüm hemde sıcak aşırı utandım
Tek tek yazdığı mesajlara kaş çattım bir seferde hepsini yazmak bu kadarmı zor en sevmediğim şey
|Mehlikâ|yanlışlıkla olduysa utanmana gerek yok bence hem ne tepki verdi ki
|Asrın|Ya ilk baş bağırır gibi oldu ama bağırmadı
|Mehlikâ|sorun yok o zaman çok kafana takma.
Uygulamadan çıkıp odama girdim Balım yatağında uzanmış telefona bakıyordu dolaba doğru adımladım ve abimden bana geçmiş olan mükemmel tişörtümü giydim
Ve yatağa uzandım can sıkıntısından biraz daha kitap okudum saat iyice geç olunca kendimi uykunun kollarına bıraktım...
~~~
Sabah telefonumu titreşimi ile kaşlarımı çattım hemen kalktım ve telefonumu aldım
|Asrın|GÜNAYDINNN CANIM ARKADAŞIM
|Asrın|Bu gün bana geliyorsun
|Asrın| çünkü dün Emre'nin üzerine çay dökmüştüm
|Asrın| gömleğini yıkayıp götüreceğim ve makyaj filan yapmam lazım
Saate baktım 7.34 bu gün iş yoktu bu kız neden bu kadar erken kalmıştı gerçi hiç uyumuşmuydu?
|Mehlikâ|Kahvaltıdan sonra gelirim.
|Asrın|AYY TAMAM ÖPTÜMMM
Kendimi yatağa bıraktım ve biraz daha uyudum.uyandığımda saat 8.15 biraz fazla uyuduğum için şaşırmıştım hemen kalktım banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve tekrar odama girdim altıma sıradan bir kot pantolon giydim tişörtümün üzerine hırkamıda giyip aşağıya indim ev çok sessizdi fırtına öncesi sessizlik olurya heh o korku ile salona girdim burnuma ilk baş yoğun deterjan kokusu çarptı mutfağa girdiğimde bahçe kapısının açık olduğunu gördüm ve başımı uzatıp dışarıya baktım kahvaltı ediyorlardı bende paytak adımlarla ilerleyip ağacın altındaki sandalyeyi masanın yanına koydum ve oturdum
"Günaydın"
"Köyden ne zaman geliyorlarmış,yemeği biraz ağır yapın te köyden geliyorlar"
Babamın dedikleri ile çaktırmadan göz devirdim sanki bizim için geliyorlar
"Fırında güveç yapacağız yanınada pirinç pilavı yaparız daha ne olsun"
Menüyü duyunca ağzım sulanmıştı bile
"E tatlı"
Bakışlar bana döndü
"Hiç bana bakmayın ben Asrın'a gidiyorum"
"Saçmalama Mehlikâ misafir gelicek bu gün"
"Anne beş dakika"
"Peki madem gelince yaparsın tatlıyı"
"Sen bu ara sınırı aştın kendini toparla"
kaşlarımı çatmamak için zor tuttum ne yapmıştım ben
"Baba-"
Kapının çalması ile diyeceklerim yarım kaldı hemen kapıyı açmaya gittim kapıyı açınca kurye olduğunu gördüm kargo numarasını verip kapıyı kapattım. Odamda Asrın'a gitmek için hazırlanıyordum altıma siyah dar şortumu giyindim üzerine kargodan gelen file eteği giydim aynadaki yansımama büyülenmiş gibi bakıyordum o kadar hoştu ki dizlerime kadardı üzerinede sıradan bir gömlek giyip çıktım
"Anne ben çıkıyorum"
"İyi ama bak erken gel baban kızmasın"
"Tamam seni çok seviyorum"
Kapıdan çıkınca koşar adımlarla Asrın'ın evine gidiyordum geldiğimde zile bastım ve 2 basamaklı merdivenlerden indim kapıyı Oğuz abi açınca tebessüm ettim
"Hoş geldin Mehlikâ"
"Hoş buldum oğuz abi"
"ALLAHH"
gelen bağrış sesi ile içeriye baktım Asrın koşarak geliyordu
"Sonunda geldin ya kızım"
"Hayırdır siz ne yapacaksınız yine"
"Öf abi birşey yapmıyoruz"
Asrın beni çekiştire çekiştire odasına götürdü yani SÜRÜDÜ içeriye girdiğimde yüzümü burşuturdum heryer... heryer şeydi DAĞINIK ve ben bundan nefret ederdim
"ASRIN BUNE"
Göz devirdi
"Ya kıyafiyet seçerken azıcık dağıtmışım ne var bunda"
Dudağını büzerek dedikleri ile başımı salladım en son üzerine mini etek ve zeytin yeşili bir bluz giymeyi seçti ona o kadar yakışmıştı ki sıra makyaja gelmişti o makyaj yapmakta yetenekli olmadığı için ben yapacaktım öncelikle saçlarını arkadan tutturdum çünkü Asrın kıvırcık saçlı kuğ gibi bir kızdı ama saçları böyle küçük küçük bukleler değildi tutam tutam bukleli olduğu için pek akla gelmiyordu saçlarını son zamanlarda kestiği için omuzlarına anca yetişiyordu ama çok güzeldi bu hali ona pekde belli olmayan ama güzel olduğunu düşündüğüm bir makyaj yaptık saçlarını şekillendirmek gerek yoktu zaten o yanağıma ıslak bir öpücük bıraktı ve koşar adımlarla gitti o gidince bakışlarımı odasına çevirdim evet mecbur iş başa kalmıştı odadaki kıyafiyetleri askıya astım ve makyaj malzemelerini topladım son olarakta küçük el süpürgesiyle süpürdüm ve odadan çıktım
"Mehlikâ hemen gidiyormusun?"
"Evet gidiyim ben Oğuz abi misafir gelicekmiş"
"İyi madem"
Eve geldiğimde direk mutfağa girdim ve tatlıya giriştim.Tatlı bitince dinlenmesi için masaya bıraktım ve odama çıktım üzerime uzun pembe çiçekli bir elbise giydim günlük bir elbise elbisenin üzerindeki gülleri parmağımla okşadım
GEÇMİŞTE
"YAVUZ ALİİ"
Okula giderken peşinden koşan kıza bıkkınca nefesini verdi Yavuz Ali ne istiyordu bu kız ondan kendini bildi bileli peşindeydi
"Ne var Gül reçelim"
Mehlika dişlerini göstererek güldü arka azı dişi düşmüştü çünkü henüz 12 yaşındaydı ama karşısındaki abisine(!) sevdalıydı işte o ise 19 yaşında bir yetişkin
"Nereye gidiyorsun"
Başını kaldırdı Yavuz Ali içinden sanane demek gelsede kırmadı karşısındaki gülünü
"Okula da sen neden bu saatte uyanıksın senin okuluna daha çok var"
"Seni görmek için uyumadım Yavuz Ali"
Yavuz Ali hafif gülüp göz devirdi
"Abi demek istedin herhalde çiçeğim he"
Kız başını salladı
"Hı hm hm"
Yavuz Ali'de farkındaydı ama neticede küçük bir çocuktu büyüyünce hatta bir haftaya geçerdi.Ama geçmemişti her geçen gün daha da artıyordu içindeki Aşk...
GÜNÜMÜZ
Eskiden bana hep Gül reçelim derdi onun ağzından tüm mahalleye yayılmıştı bir yerden sonra unutulup dillerde dolaşmasada hala diyenler vardı ve benim çok hoşuma gidiyordu kendime yatağa attım istemsiz dudaklarım kıvrılınca aklıma gelen şeyleri gülüşüm soldu o beni görmüyordu eskidende küçük bir çocuğu mutlu etmeye çalışıyordu bunlazrı umursamadan elime telefonumu aldım sosyal medya kullanmasamda heveslenip indirdim bir kaç dakika sonra inmişti hemen girip kayıt olmaya çalıştım ama olmadı kaşlarımı çattım o sırada kapıyı kıracak gibi içeriye Balım ve Kınalı
girdi-kınalı Yavuz Ali'nin kardeşi Balım'ın arkadaşı- Kınalı bebekken kaç kez ölümden dönmüş bu yüzden Meryem teyze onu "Kınalım" diye severmiş sonrada adı Kınalı kalmış o isminden nefret ettiğini dile getirmekten çekinmiyordu
"Ayy Mehlikâ abla sendeki burdaydın seni o kadar uzun süredir görmüyorum kii" birde çok enerjikti
"Aaa Kınalı bende,nasılsın Asil hastaymış öyle duymuştum"
Başını salladı
"Malesef Yeşim ona doğru düzgün bakamıyorki"
Göz devirerek söylediklerine kıkırdadım Yeşim abla 30 lu yaşlardaydı fakat kendinden yaşlarca büyük birisi ile evlenmişti yani Meryem teyze öldükten sonraTayfun amca ile,Kınalı'da Yavuz Ali abi'de bu duruma ilk baş çok sinirlenmişlerdi hatta Yavuz Ali... abi evi terk etmişti hala orada yaşıyordu ama bir yerden sonra alışıyordu insan Asil ise Yeşim ablanın ve Tayfun amcanın oğluydu
"Öf Kınalı ya ben vizeleri nasıl geçicem"
Balım ile konuşmaya dalınca aşağıya indim
"Heh Mehlikâ'm gül reçeli yapacaktık ya onu yapıverelim"
Gül reçeli... Gül reçeli... VE GÜL REÇELİ
"Peki anne"
Hemd
Hemen yukarıya çıkıp odamda kıyafiyetlerimi aldım hemen banyoda üzerimi değiştirdim üzerime kalın askılı bir crop giydim ve altıma siyah bir tayt cropumun üzerine bir kolu düşük civciv sarısı bir tişört giydim bir kolumdan askı görünüyordu ve bu benim çok hoşuma gidiyordu saçlarımıda at kuyruğu yaptım ve aşağıya indim
"Anne hani bu gün köyden geliyorlardı"
Annem elindeki şeker paketini açıp leğene döktü
"Babanın amca oğlunda buluşacaklarmış babanda bu akşam orada yani"
Bahçeye çıktık
Ve güllerin olduğu yere yaklaştık;bizim ailede annemde babamda reçellere çok önem veriyor bunu memleketimize veriyorum Antalya ve annemle babamın büyüdüğü yerde hemen hemen herşeyin reçeli yapılıyor bana sorarsanız saçma bir çeşit yapın işte,gülleri içim acıyarak koparmaya başladım bu güle Isparta gülü yani 'yağ gülü' diyorlar baharın çıkışında yazın başlangıcında açıyordu hatta ilk alıp diktiğimizde annem açmadığı için çok üzülmüştü bi anda açıncada şaşırmıştı dolan leğene içeriye götürdük ve annem geniş kazana döktü
"Mehlikâ nar çiçeklerinide getir"
Nar çiçekleri ile gül reçeline renk veriyorduk çünkü kaynayınca rengi gidiyordu hemen elime küçük bir leğen alıp koşarak bahçeye çıktım ve yaşlı Nar ağacına yaklaştım bu ağaç o kadar eskiydiki hatta dedem dikmiş bu yüzden verdiği narlar pek tatlı olmuyo olsa bile küçük oluyordu hemen bir kaçtane Nar çiçeği aldım ve onuda götürdüm annem onları üst üste koyup ortadan ikiye ayırdı ve geniş bir tencereye koydu gerekli olacak kadar şeker koydu hemen şişedeki suyuda döktükten sonra mutfak adasına piknik tüpünü koyduk tencereyide yerleştirdikten sonra kaynamaya bıraktık annem uzun tabureye oturup başında bekliyordu.Kaynaması bitince annem geniş bir tepsiye döküp beklettik ki daha koyu yani yoğun olsun annem kenarlarına gelen suları tahta kaşık ile iç tarafa doğru itip daha hızlı kıvam almasını sağlıyordu annem birazını kavanozlara koydu kalanınıda robottan geçirip kalan kavanozlara koydu bende tepsinin dibindeki reçeli kaşık ile yiyordum bunları nasıl yıkayacağımızı düşünmeden edemedim annem onları bahçeye çıkartıp içine bahçe hortumu ile su doldurdu
"Bunlar biraz dursun ki daha kolay yıkayalım amann her yer kara sinek içine düşmese bari"
İçeriye giderken annemin söylenmesi ile göz devirdim salona geçip televizyonu açtım ve koltuğa uzandım biraz izledikten sonra annem başını kapıdan uzattı
"Annemm kalkbi koşu şunları Yeşim ablana şunlarıda Yavuz Ali abine götür o çok sever"
Dedikleri ile üzerime baktım çok özensizdi
"Hemen!"
Annemin bağırması ile mutsuzsa başımı salladım ve elindeki sepeti aldım evet sepete koymuştu bir koşu hemen yol üzerinde olan eve yani Yeşim ablaya götürdüm
"Yeşim abla reçel getirmiştimde"
Başıyla onayladı
"Ya şuraya bıraksana elime daha yeni oje sürmüştüm bozulmasın"
Tebessüm ettim ve bıraktım ardından vedalaşıp yoluma devam ettim bahçeli müstakil eve bakınca derin bir iç çektim ve bahçe kapısını iterek içeriye girdim eve ilerleyip zile bastım ama açan olmadı sonradan aklıma geldi muhtemelen tamirhanesindeydi şimdi bu reçelleri bırakıp gidebilirdim ama hayır ona götürecektim zaten mahallenin çıkışındaydı biraz yürüsem ne olurdu ki canım.Sonunda tamirhaneyi görünce biraz daha hızlandım başımı içeriye uzatıp onu aradım
"Yavuz Ali...Abii"
Ama hala görünürde yoktu
"Yavuz Ali Ab-"
"Efendi- Mehlikâ senin ne işin var burda"
Gözleri elimdeki sepete düştü bende ona doğru hafifçe kaldırdım ama ağır olduğu için kısa sürdü
"Reçel getirmiştim sende evde olmayınca"
Etrafına bakındı ve çalışma tezgahında bir bez alıp elini sildi kolumu tutup beni dışarıya çıkarttı
"Keşke bahçeye bıraksaydın"
Bakışlarım yere düştü Hayır yani seni düşünüp buraya kadar getirmişim!
"Peki ben eve giderken bırakırım"
Tam arkamı dönüp gidecekken kolumu tekrar tuttu
"Tamam dur ver elindekini ben arabaya koyayım seni bırakmayı isterdim ama meşgulüm"
Başımı sallarken tamirhaneden bir kadın çıktı gözlerim oraya kaydı kısa ve muhtemelen boya olan turuncu saçları vardı beyaz tenliydi çok...çok güzeldi
"Yavuz ah misafirin mi vardı"
Bana baktı ve gülerek bir baş selamı verdi bende zorla tebessüm ettim ve elimdeki sepeti Yavuz Ali'nin eline verip arkama bakmadan oradan uzaklaştım nedense kırılmıştım neye kırılıyorsun bizene...
Bi anda başka birinin sesini duyunca etrafıma bakındım kimse yoktu her neyse hayal olmalıydı hayal değildi ben bizim sanırım ne olduğunu anlamıştım KAFAYI YİYORDUM evet iç sesimle konuşuyordum iç çektim sorun yok olabilir her insanda oluyordur...yani umarım eve yaklaştığında nefes nefese kalmış nedenmi hızlı yürüdüğüm için hemen kaldırıma oturdum bu mahalle eski olduğu için kaldırımlarda eskiydi normal kaldırımlara göre bir tık daha yüksektir bu normalde yorucu oluyordu çünkü normal yola inerken zıplamak gerekiyordu! hem sürekli çocuklar düşüyor elinde ağır eşyaları olan kişiler önünü göremiyordu ama şuan işime yaramıştı 5-10 dakika soluklan yeniden ayaklandım arkamdan tanıdık ince sesi duyunca istemsiz kaşlarım çatıldı
"Merhaba"
Arkamı döndüğümde turunç kafayı gördüm
"Selam birşeymi oldu"
Soğuk cevabımın ardından kısa bir şekilde yüzümü buruşturdum.
"Şeyy Yavuz'dan öğrendim evim sizin evin karşısındaymış,yani buraya yeni taşındım ve çok beğendim genellikle yaşlı kişilerden oluştuğu için arkadaş edinemeyeceğimi zannetmiştim ama sen varsın"
O kadar uzun konuşmuştu ki şaşkın bakışlarla ona baktım ne yani bizim evin çaprazındaki evemi taşınmıştı iyide orada Şah teyze yaşıyordu oraya o kadar çok seviyordum ki o ev hep ılık olurdu ve bu yazın bile rahatsız etmezdi ev rengarenkti örgülerden oluşuyordu heleki bitkileri birde evin duvarları ve yerleri ahşaptandı şuan ona uzun zamandır gitmediğimiz ve ne çok özlediğimi fark ettim
"Evet ama orada Şah teyze yaşıyor"
Başını hevesle salladı
"Evet o benim büyük teyzem buraya taşınınca kalıcak bir yer bulamadım ve orada yaşamaya başladım"
Anlayışla başımı salladım
"E eve beraber gidelim o zaman"
O kadar neşeliydi ki
"Yok ben biraz daha burada oturayım sen git istersen"
Başını salladı ve yanıma oturdu
"Yok canım ben seni beklerim"
"Peki o zaman"
Biraz daha oturup yürümeye başladık...
Eve geldiğimde başımın ağrıdığını hissettim nede çok konuşuyordu... geniş holde ne yapacağımı bilemeden bekledim ve ortadaki masanın içinden anahtarları aldım biraz hızlı yürüyerek merdivenin altındaki odayı açtım ve anahtarları eski yerine bıraktım odaya girdiğimde ilk baş burnuma havasızlığın kokusu çarptı küçük pencereden giren ışıktan uçuşan toz taneleri... burası kullanılmıyordu ama benim en sevdiğim odaydı diğer odalara göre çok tadilata uğramamıştı kimseden girmezdi zaten tabii eski eşyaları koymak dışında mesela eski koltuk takımımız üzerindeki çiçekli örtüyü çektim ve kendimi oraya bıraktım biraz uzandım ışığı açmadım ve burası kararıyordu kendimi kendimle baş başa bıraktım sonra karanlık beni içine çekti ve uyku beni esir aldı..
~~~
Uyandığımda burası tamamen kapkaranlıktı ayaklandım ama bir anda ayağa kalkınca başım döndü ve dizlerimin üzerine düştüm hemen toparlanıp ilerledim karanlık olduğu için sert birşeye çarptım ve baya bir ses çıktı umursamadan ilerledim ve kapının kulunu buldum yavaşça çevirdim kapıyı açmam ile kafama sert bir darbe almam bir oldu...
~Son~

