İçeriğe geç

GÜL 🥀(MARDİN SERİSİ 2)

Bölüm 1 · 48 dk okuma

GÜL 🥀(MARDİN SERİSİ 2)

Bölüm 1

1.BÖLÜM I Nar çiçeği I🥀

Selam canlarım sonunda Gül'e kavuştuk. Umarım güzel bir yolculuk olur. Hoş geldiniz sefa getirdiniz.

Başladığınız tarihi buraya yazabilirseniz güzel olur ;)

ozlem_okatan beni buradan takip ederseniz bildirimlerden haberdar olursunuz canlarım.

Oy ve yorumlarınızı lütfen unutmayın.

İlk bölüm olduğu için sınır koymuyorum ama siz gene de bölümün çabuk gelmesi için beni buradan bol bol güzel yorumlarınız ile taciz edebilirsiniz :)

Keyifli okumalar

Bölüm müziği "Nar çiçeğim"

Seninle olan hesabım mahşere kaldı nasıl olsa paşa paşa gelecen.. G.

1.BÖLÜM

"GÜL"

🥀

2008/ 09 /14 Gül on yaşında

GÜL'DEN..

Yüzümde ki içten gülüşle ellerimi ona doğru uzattım

"Kartal abi topumuzu ver. Devran'la top oynayacağız.", dedim. Kartal abi kara basan gibi yüzünde çattığı kaşları ile beklemediğim bir şekilde beni tersledi.

"Bana abi deme.", dedi duyduklarım karşısında kaşlarım yukarı doğru havalandı.

Anlamamıştım. Ne demek istemişti Kartal abim?

"Niye ki benden beş yaş büyüksün abi. Sana abi demem lazım." Kartal abi sözlerimle gene sinirle bağırdı.

"O zaman Devran'a niye demiyorsun Gül! Oda büyük senden, benimle aynı yaşıt?" , dedi yutkundum, kızaran yanaklarım ile dudaklarımı ısırdım. Gözlerimi kocaman ederek konuşmaya başladım.

"Şeyden o.. Şey.. Şeyden" , dedim ellerimle oynayarak bir şey anlatmaya çalıştım Kartal abi tek kaşını havaya kaldırarak sordu.

"Neyden Gül!" , dedi gene bağırdı yerimde sıçrayarak derin bir nefes aldım, başımı utanarak yere eğdim. Kartal abime sinirlenmişti zaten ona neydi Devran'a abi demiyorsam! Kafamı yerden kaldırıp kaşlarımı çattım.

"Arkadaşım o benim." , dedim aklıma gelen toz pembe yalanı söyledim. Kartal abi ilk kez bir şey istedi benden

"Benimle de arkadaş ol o zaman." Kartal abi ile arkadaş olmak mı? Kaplumbağalar uçar mı sorusuna aldığımız aynı cevaptı şimdi Kartal abinin bu sorusu. Tamam dersem yakamdan düşmezdi, Devran ile de çok iyi anlaşmıyorlardı. Onunla arkadaş olursam Devran yanıma gelmezdi.

"Olmaz Kartal abi. Topumuzu ver?" Kartal abi sözlerime kaşlarını çattı sinirle elinde ki topuma cebinden çıkardığı çakıyı geçirdi. Gözlerimi irice açarak ona baktım.

"Al top falan yok sana.", dedi yüzüme doğru havası inmiş topu attı. Dolan gözlerim ile Kartal abinin arkasından baktım.

O topu Kara abim almıştı bana dudaklarımı büzerek ağlamaya başladım. Devran koşarak yanıma geldi. Kartal abide iç çekerek ağladığımı görünce sinirle büyük büyük attığı adımlar ile yanıma geldi.

"Gül niye ağlıyorsun?", dedi Devran. Elimle kucağımda ki topu gösterdim.

"Tamam ağlama.", dedi Kartal abi. Omuzlarımı yukarı kaldırıp indirdim, ağlamaya devam ettim.

"Ağlamazsan sana kendi topumu veririm.", dedi gözlerimi ona çevirdim. Devran beni bırakıp Kartal abiye dönerek heyecanlı heyecanlı konuşmaya başladı.

"Kartal abi bize bile vermediğin milli takımda ki tüm oyuncuların imzası olan kıymetli topu Gül'e mi vereceksin. O anlamaz ben şimdi gider ona bakkaldan bir top alırım sen o topunu bana ver.", dedi Devran. Ona doğru dönüp çattığım kaşlarımla baktım.

"Ben niye anlamıyor muşum Devran?", dedim gülerek elini omuzuma koydu.

"Sen ne anlarsın milli takımın oyuncularından.", dedi sinirle omuzumda ki elini ittim. Ayağımla dizine vurdum.

"Küstüm sana insan dostuna böyle der mi?", dedim kırılmıştım bir topa beni satmıştı. Halbuki Kartal abiden aldıktan sonra ben ona verirdim topu. Kartal abiye döndüm. Devran'a yaptığım şeyden mutlu olmuş gibi güldü.

Kartal abi beni kendine doğru çekti kolunu omuzuma koyarak konuştu.

"Gel Dotmam(Amca kızı) sana topumu vereyim sen Devran'a bakma.", dedi elimle kızıl saçlarımı Devran'a doğru savurup Kartal abi ile onların konağına doğru yürüdüm. Devran'da koşarak yanımıza geldi. O da kolunu benim diğer omuzuma atarak yürümeye başladı. Bakışlarımı ona çevirdim gülümsedim. Orta da ben sağım Kartal abi solumda Devran yürüyorduk. Kartal abiye doğru dönünce çatılı kaşları ile yüzümde ki gülümsemeyi sildim.

Kartal abi konağa gelince Devran ile bizi ayırıp beklememizi söyleyerek odasına çıktı. Peri'de koşarak elinde ki bebekler ile yanımıza geldi. Evcilik oynayalım mı sorusuna Devran ile ikimizde aynı anda kafamızı sallamıştık. Kartal abi topunu bana verdiği zaman gidip ona sıkıca sarıldım.

"Teşekkür ederim Pismam(Amca oğlu)", diyerek elimde ki topumla konağımıza doğru yürüdüm. Devran ,Peri ile oynamaya devam etti onu çağırmama rağmen gelmemişti. Bende omuzumu sirkerek çıktım konaktan.

Konağımıza gelince Kara abim önce elimde ki topa dikkatlice baktı sonra Kartal abiye dönüp sordu.

"Bu senin İstanbul'a gittiğin zaman. Milli oyunculara özel imzalattığı topun değil mi?", dedi Kara abimin sorusu ile Kartal gözlerini kaçırdı. Kafasını hıhı diyerek salladı.

"Sen gözün gibi baktığın topu Gül'e mi verdin?", dedi Cihangir abimin sorusuna Kartal abi gene kafasını salladı.

"Niye?", dedi Mirto abim. Kartal abinin yanakları kızardı. Galiba topumu patlattığını söylemeye korktu.

Kartal abi soruyu cevaplamak yerine başka bir soru sordu.

"Yarın at yarışı yapıyor musunuz siz onu söyleyin?", dedi abimleri baş başa bırakarak kollarıma sardığım yeni topum ile kız kardeşlerimin yanına doğru yürüdüm.

*******

2013/08/22 Gül on beş yaşında

Atın üstünde yarış yaparken Devran beni geçmişti. Liseyi yeni bitirdiği için havalarından geçilmiyordu. Kartal abiler bir sene önce İstanbul'a taşındıkları için artık çok sık görüşmüyorduk. Ama İstanbul onu kesinlikle değiştirmişti. Üniversiteye gittiği için mi bilmiyordum konuşması, kılık kıyafeti acayip değişmişti. Sınıftan kızlar onunla aralarını yapmam için bana resmen rüşvet veriyorlardı. B kadar abartacakları kadar yakışıklı değildi ki kuzenim. Atımın yelelerini tutarak arka tarafta kalan Kartal abiye doğru dönüp baktım. Kara abimle derin bir sohbetin içindelerdi. Bakışları bir anda bana döndü, onu izlerken yakalanmanın verdiği utanç ile hemen atımın yelelerini tutup çevirdim. Birazcık karizma olmuştu kızlar az da olsa haklılardı.

"Var mısın kuzen son bir yarışa?", dedi Devran. Kafamı salladım, saçlarımı bu kez at kuyruğu yaparak yaparak gülümsedim.

"Bu kez ben yeneceğim seni.", dedim küçükseyerek kahkaha attı. Ben atım ile başlamıştım. Arkamda gülen Devran'a bağırdım.

"Başladık kuzen.", dedim yolu yarılamıştım. Devran söylenerek arkamdan atıyla geldi. Hayali belirlediğimiz finsh çizgisini geçince kahkaha attım.

"Ne demiştim ben sana kuzen.", dedim arkamı dönerek asık suratlı olan Devran'a baktım. Gölerin çitlerin diğer tarafından bana bakan elaları buldu. İç çekerek gözlerini benden çeken Kartal abi oldu.

Devran söylenerek arkasını dönüp gitti. Küsmüş müydü bu bana!

"Ağlayacaksan bir daha yarış yapmayalım Devran.", dedim. Kartal abi bana bakıp güldü. Atımın kişnemesi ve bir anda şaha kalkması ile boş bulunarak arkama doğru düştüm. Gözüm karardı.

Dizimde ki acı ile gözlerimi açmaya başladım. Kartal Abinin kucağında çiftliğin salonuna girdik.

"Ne oldu bana ya?", dedim acı içinde. Kartal abi endişeli bakışları beni buldu.

"N e olacak hile yaptığın için at tepti seni.", dedi Devran gülerek. Kartal abi kucağında beni taşırken Devran'a doğru döndü. Se ve soğuk sesiyle onu uyardı.

"Ben seni bir teperim görürsün.", dedi Kartal abi beni özenle koltuğun üstüne koydu. Derin bir nefes alarak dudaklarımı ısırdım. Kartal abi sinirli yönünden hiç bir şey kaybetmemişti. Burnuma gelen güzel parfümünün kokusu ile ona baktım.

"Git dolaptan buz getir.", dedi Kartal abi Devran'a iş vererek. Devran kafasını kaşıyarak salondan çıktı.

"İyi misin?", dedi sesi titremişti. Kafamı evet anlamında salladım. Elimle acıyan ayağıma dokundum.

"Sadece ayağım acıyor.", dedim eliyle acıyan yere dokundu.

"Bura mı?", dedi kafamı salladım.

"Parfümünün kokusu..", dedim cümlemi keserek konuştu.

"Kötü mü?", dedi kafamı iki yana salladım.

"Hayır çok güzel, farklı geldi ama güzel.", dedim gülümsedi. Devran elinde ki buzlar ile geldi.

"Kız hileci tut bunları ayağına.", diyerek bana uzattı. Ölürdün tutsan Devran. Elimi kaldırıp alacağım sıra Kartal abi buzları alıp özenle ayağıma yavaş yavaş tuttu. İrice açtığım gözlerim ile Devran'a döndüm. Tek kaşı havada bir bana bir Kartal abiye baktı. Sonra aklına gelen şeyle karşı koltuğa geçip oturdu.

"Kartal abi ya sen çok değişmişsin. İstanbul sana iyi yaramış. Üniversite hayatın nasıl gidiyor?", dedi ayak ayak üstüne atarak yüzünde ki tebessüm ile Kartal abiye baktı.

"İyi.", dedi Kartal abi Devran'dan hala hoşlanmıyordu.

"Senin şu sevgilinin adı neydi sosyal medyada paylaştığın.", dedi Devran eliyle çenesini kaçırdı düşünüyormuş gibi yaparak. Kartal abi başını hızlıca kaldırıp bana baktı. Kızaran yanakları gözlerimin içine bakarak konuştu.

"Benim sevgilim yok.", dedi sonra kaşlarını çatarak Devran'a döndü.

"O fıstık kimdi sana ay gibi parıldayan gözleriyle bakıyordu. Ben aşkı nerde görsem tanırım abi o kız sana aşık.", dedi tek kaşımı havaya kaldırıp bende Devran'a döndüm. Bunu o mu diyordu, yıllardır acaba benimde gözümde ki aşkı görmüş müydü? Kör kösnü!

"Bende karşılığı yok.", dedi Kartal abi tekrar elindeki buzu ayağıma tuttu.

"Kalbim dolu diyorsun yani?", dedi Devran ne yapmaya çalışıyordu. Kartal abi elinde ki buz torbasını hareketsiz tuttu. Başını yavaşça Devran'a çevirdi. Aralarında anlamadığım bir şekilde bakışma geçti. Devran gülerek oturduğu yerden kalktı.

2015/06/08

Gül on yedi yaşında

KARTAL'DAN..

Konaktan çıkacakken bir ses duyum, bu öyle güzel bir sesti ki dünyada ki bütün sesleri bastıran. Kalbimin hızlanmasına neden olan ses. Durup arkamı döndüm gözlerimde ki güneş gölüğünü çıkarıp baktım.

"Asii beni üzme ablam.", dedi Gül. Kardeşinin ısrarına sinirlenmişti. Mimiklerinden her şey anlaşılabiliyordu

"Off Gül ablaya ne var benimle okula kadar gelsen alt tarafı futbol maçı yapacağız bizim çocuklar ile ne oluuur?", diyerek Asi, ablasını ikna etmeye çalışıyordu.

"Ablam Mardin'in meydanında boynunda urganla sallarsın derim.", dedi Gül kahkahalarla gülerek. Benimde yüzümde gülümseme yer edindi. Asi kollarını göğsünde bağdaş yaparak ablasına baktı.

Gül, Konağın kapısına doğru dönünce beni gördü bir iki saniye baktı. Hemen gülmesini hızlıca keserek derin bir nefes aldı kendine çeki düzen vererek beni görmezden gelerek mutfağa doğru yürüdü. Yüzümde ki gülümseme silindi.. Bir sene içinde neden benden bu kadar soğumuştu.

Asi üzgün bir şekilde dururken ona seslendim.

"Asi?", dedim . Asi kendine seslenilmesi ile konağın kapısına doğru döndü.

"Abi!", dedi yüzünde ki gülümseme ile Kartal Abisine baktı. Onu burada fazla görmüyordu. Arada bir gelirdi İstanbul'dan.

"Gel buraya.", dedi Kartal elini havaya kaldırıp onu yanına çağırdı. Asi koşarak kuzeninin yanına vardı.

"Buyur abi?", dedi yüzünde ki kibar tebessümle. Maçada gidemiyordu bir yanı kırıktı Asi'nin

Asi sessizce yaklaştı bana.

"Duyduğuma göre akşam abinler futbol maçı yapacaklarmış.", dedim. Asi, gözlerini dört açarak iç çekti.

"Yiaa deme be abi.", dedi üzülerek başını eğdi. Onun benim gibi futbol delisi olmasını seviyordum.

"Gelmek istersen götüreyim seni?", dedim. Küçük erkek Fatma kılıklı kuzenimi severdi.

"Kızmasınlar bana?", dedi Asi.

"Seninle bir anlaşma yaparsak kızmazlar.", dedim göz kırparak.

"Ne anlaşması?", dedi Asi yaşına göre zeki kızdı.

"Maçta benim takımımda olursun zaten seni bu boyla kimse takımına almaz.", dedim Asi'nin bir metrelik boyuna gönderme yaptım. Asi çattığı kaşları ile elini havada kaldırarak burnunu dik tuttu.

"Futbol oynayacağız abi boyla ne alakası var. Ayak işi bu", dedi Asi'nin gene asiliği tutmuştu.

"Neyse boş ver şimdi sen onu ,Maçta Devran'ı sakatlarsan bu akşam ki maça senide götürürüm.", dedim yüzümde ki piç gülümsemesi ile kuzenime baktım.

"Valla mı götürür müsün?", dedi Asi heyecanla.

"Tabi götürürüm.", dedim kendimden emin konuşarak.

"Hihihi. Tamam Devran abi bende.", dedi Asi gülerek anlaşma şartını kabul etti. Zaten Devran abisinden nefret ediyordu.

"Anlaştık.", dedim elimle Asi'nin şapkasını düzelterek..

********

Akşam yemeği yenmiş keyif kahveleri içilirken müsaade isteyerek lavaboya çıkmak için merdivenleri indim. Merdivenleri tam dönerken Gül ile karşılaştım. Gül bakışlarını benden çekerek merdivenleri çıkmak için bir adım attı.

"Nasılsın Gül?", dedim ilk ağızıma gelen soruyu sormuştum.. Oysa onunla konuşmak istediğim çok şey varken. Gül başını eğip cevapladı.

"İyi sen abi?", dedi bu abi kelimesini bir unutamamıştı! Gül'e cevap vermeden yanından geçip gittim. Ona kaç kere diyecektim bana abi deme diye!

******

2016/04/07

Gül on sekiz yaşında

GÜL'DEN..

Okuldan çıkmış konağa doğru gideceğim sıra başımı gelişi güzel çevirmem ile okulun önünde durmuş arabasına yaslanmış Devran'ı gördüm, arabadan inmiş kimi bekliyordu? Tek kaşımı havaya kaldırıp hemen etrafına baktım. Kız falan da yoktu. Yanımdaki kızlardan ayrılıp onu görmemiş gibi yaparak yoluma devam ettim. Birden bana seslendi.

"Gül?", dedi dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Kafamı kaldırıp onu yeni görüyormuş gibi yaparak şaşırdım. Sonra onun yanına doğru yürüdüm.

"Devran, senin burada ne işin var?", dedim hemen bodoslama

aklımdaki ilk şeyi hemen sormuş bulunmuştum. Bu hallerimde sevdaya dahil miydi? Bu adam bu vakitte kimin için gelmişti buraya? Acaba sevgili falan mı yapmıştı da! Şimdi onunla mı buluşacaktı!

"Seni almaya geldim. ",dedi aklımda ki soru edatları ex oldu biran da. Sözlerine şaşırdım ama çokta mutlu olmuştum.

"Beni mi?", dedim elimle kendimi gösterdim mutluluktan balon gibi uçabilirim şimdi.

"Hıhı, seninle konuşmak istediğim bir konu var. Müsait misin konuşalım mı ?", dedi hemen kafamı sallayarak cevap verdim.

"Tabi olur."

*************

Devranın arabasında giderken şehirden çıktığımızı anladım.

"Nereye gidiyoruz?" Dedim ona yan bakış atarak.

"Ha şey sana heyecandan söylemeyi unuttum. Çiftlik evine gidiyoruz. Herkes oradaymış. "

Arabaya bindiğinden beri bir hâl vardı bu adamda. Mutlu, heyecanlı, panik biraz çekingen halleri beni kuşkulandırdı.

"Tamam." Diyerek bakışlarımı dizlerimin üstündeki ellerime çevirdim. Dakikalar sonra sessizliği bozan o oldu.

"Gül?" Bunu bekliyormuş gibi ki, bekliyordum heyecanla ona dönüp cevap verdim.

"Efendim Devran?", dedim ses tonumu ayarlamaya çalışarak.

"Sen hiç aşık oldum mu?", dedi kaşlarımı yukarı kaldırdım. Sorusu ile ona uzun uzun baktım, sonra kızaran yanaklarım ile bakışlarımı kaçırdım. Bu nasıl soruydu böyle!

Neden görmüyordu kalbimdeki aşkını..

"Ne?.." Dedim kendime gelerek.

"Yani ben galiba birine aşık oldum. Bunu da ilk seninle paylaşmak istedim. "Dedi ben nefes almayı bıraktım. Yüreğimi inen hançer acısıyla aldığım nefesi veremedim. Zar zor konuştum.

"Ki.. Kim ki o..", dedim çatallaşan sesim ağlamamak için kendini kısıyordu. Nedendi sol tarafımdaki sızı? Nedendi yüreğim böyle sızlayışı neden?.. Kırılmaya hakkı mı vardı?

İlla ben onu seviyorum diye onunda beni sevmesi şart değildi. Aşkın işte böyle lanet huyları vardı.

"Senin de çok iyi tanıdığın birine kalbimi kaptırdım.", dedi yutkundum boğazımda ki mekanik tat canımı sıktı.

Kimdi! O şanslı kişi kimdi!

"Kim.. Çok şanslı olduğu kesin.. Kim bu şanslı melek?", dedim kadir gecesinde doğmuş olmalıydı. Devran gibi bir eşe sahip olmak dünyanın en güzel duasıydı bence.

Soruma yanıt vermeden sol eliyle torpidoyu gösterdi.

"Bak şu gözü açsana orta ki kutunun içinde fotoğrafı var.", dedi gözlerimi kırpıştırarak gösterdiği yere baktım. Ne! Sevdiği kadının fotoğraflarını yanında mı taşıyor!

"Birde fotoğraflarını yanında mı taşıyorsun?", dedim fısıltı gibi çıkmıştı sesim. Bu sorumda yatan derin bir kırgınlık yer edindi yüreğimde

"Evet o benim dünyam.", dedi gurur duyarak. Gözlerine ki parıltılı bakışları bana çevirdi. Elimi kapının koluna koyarak otomatik tuşa basarak camı açtım. Nefes alamıyordum.

Dolan gözlerimi ondan kaçırdım. Saniyeler önce uzun sürsün istediğim yolculuk şimdi hemen bitsin istiyordum.

"Niye yavaş sürüyorsun arabayı, Annem. Merak eder beni biraz gaza bassana.", dedim bakışlarımı ona çevirdim. Sessizce tekrar yola döndüm.

"Tamam. Ee hadi kim olduğunu merak etmiyor muydun? Açsana kutuyu.", dedi eliyle gene torpidoyu göstererek!

Bakmak istemiyordum! Her kimse ondan "dünyam" diye bahsedecek kadar sevmesi yara açmıştı bana.

"Yok ya gerek yok. Mutlu ol sen..", dedim mutlu ol sevdiğim hep mutlu ol, bazen sevdiğin için ondan vazgeçersin derlerdi haklılarmış.

Devran..

Kuzenim

Çocukluk arkadaşım.

İlk aşkım.

Yüreği öylesine güzel bir adamdı ki onun mutlu olması için ben susardım. Zordu bu çok zor.. Ama zorla güzellik olmazdı.

"Tamam kutunun içindeki yüzüğe bir baksana, bugün evlilik teklifi yapacağım ona.", dedi hızlıca başımı ona çevirdim. Öyle ölmem Devran füze at! Sıkışan yüreğim ile ona baktım arabayı sürdüğü için bakışları kısa süre beni buldu.

"Evlilik teklifi?", dedim yanlış duyduğumu umarak ama kafasını salladı mutlulukla. Gözlerinin içi cennet açmıştı sanki. Burukça önüme döndüm çöken omuzlarım ile sessizce konuştum.

"Bugün ölmezsem iyidir."

"Ne dedin?", duymuştu. Panikle konuştum.

"Hiç hiç bir şey demedim.", dedim yutkunarak

Elimle kapının yanındaki tuşa biraz daha bastım pencereyi sonuna kadar açtım temiz havayı peş peşe içime çektim. Havasız kalmıştım bu yaban ellerde.

"Baksana?" Onun sesiyle gözlerim onu buldu.

"Neye?" Diyerek sordum bir şey mi kaçırmışım?

"Yüzüğe." dedi kafamı sallayarak kendimi sakin tutmaya çalıştım.

"Ha, Tamam." Devran'ın elimden kurtulamayacağımı anlayınca titreyen ellerim ile tam önümde duran torpidonun gözünü açtım.

Yüzüğün paketlenmiş halini de görünce içinde bir kör bir ateş alevlendi.

"Şey. Paketlenmiş ya ben açmayım şimdi ayıp olur.", dedim gözlerim en azından bunu görmesin

"Sıkıntı değil aç sen, fikirlerin önemli benim için.", dedi lanetler okuyarak sinirle paketi açmaya başladım. Bugün Devran'ın bu ısrarlı hâline cin olmuştum. Sinirle kutunun son süsünü açıp kutunun kapağını havaya kaldırdım yüzüğe baktım yüzük öyle güzeldi ki.. Devran tek taş alacak sıradan bir insan değildi. Özel yapıp olduğu görüntüsünden belli olan güzel yüzüğe iç çekerek imrendim. Böyle güzel kalpli seven bir adamı kaybetmiştim ben.

"Güzelmiş.", dedim istemsizce. Devran eliyle kapalı zarfı gösterdi.

"Resimleri de şurada baksana."

Merak duygum kıskançlık duygumu yenerek zarfı elime aldım. Dolan gözlerim ile resimleri çıkarıp baktım, gördüğüm resimler ile kaşlarım havalandı.

Bu!

Bu..

"Devran.." Kelimenin devamını getiremeyen ben şaşkınlık içinde Devrana döndüm.

Benim fotoğraflarımdı bunlar. Arabayı durdurdu yan dönerek ellerimi tuttu.

"Çocukluğum, gençliğim şimdi benim geleceğim olur musun?", dedi yanaklarımdan akan yaşlar ile şoka girmiş bir halde ona baktım. Sıkışan yüreğim rahata etmişti, göz yaşları içinde mutluluktan ağlıyordum.

"Olurum., dedim heyecanla. Yüzüğü çıkarıp parmağıma taktı.

Parmağımdaki yüzük ile aşk yaşarken bakışlarımı dışarıya çevirdim. Bu bir rüya olmasın diye anı kontrol ediyordu bakışlarım. Devran'a sıkıca sarıldım.

Sonunda çiftliğe yaklaşmıştı. Devran elimi tutarak konuşmasına devam etti.

"Bu akşam amcam ile konuşacağım niyetimi söyleyeceğim.", dedi sözlerine güveniyordum.

Mutluydum hem de çoook! Kafamı sallayarak onayladım onu.

Arabadan inip çiftliğe doğru yürürken birden Devran'ın suratı düştü.

"Ne oldu birden suratın düştü ?", dedim

"Gelene baksana." gözleri ile gösterdiği tarafa baktım.

Kartal!

"Ne işi var ki onun burada?", diye söylendim.

"Bilmem sen içeri geç.", dedi kafasıyla çiftliği gösterdi.

"Tamam. Hoşçakal.. Sevdiğim.", dedim son kelimeyi sessize söyledim.

Bakışlarımı zor Devrandan ayırıp içeri geçtim. Eksenim etrafında Devran varsa benim gözüm kimseleri görmezdi. Başımı yere eğerek Kartal abinin yanından geçerek korumaların içinden sessizce çiftliğe girdim.

Cebimdeki yüzük kutusundan güç alarak salona doğru geçtim. Kalabalık sesleri her zaman severdim. Aile olduğunu gösteren tatlı bir nakarat müziğiydi.

Herkes buradaydı. Annemin bakışları bana döndü, tebessüm ederek herkese selam verdim.

****

Saçlarıma yaptığım örgü ile odamda tek başıma takıldım. Gece olunca Devranlar konaklarına dönmüştü, Bizim aile ve Kartal'ın ailesi çiftlikte burada kalmıştı. Ah keşke Devran da kalsaydı. Yarın okula gideceğim bahanesi ile sıcak aile ortamından erken kaçıp odama geçmiştim. Saat bire kadar telefonda Devran ile konuşmuştuk, kalabalıkta bir türlü konuyu açamadığından dert yanıp durmuştu. Kaçmıyorduk ya sonuçta elbet babama durumu başka bir gün gene açabilirdi. Güzel kalpli sevdiğim böyle ince düşüncesi ile beni daha çok kendine bağlıyordu. Saat'in üçe doğru geldiğini görmem ile Devran ile iyi geceler mesajından sonra yataktan çıkıp saçlarımın örgüsünü açtım.

Mutfağa su içmek için aşağı indim, mutfaktan suyu alıp tekrar gideceğim zaman hırkamın cebindeki yüzüğe bakıp gülümsedim.

Ah sanki bulutların üzerindeydim.. Ayaklarımı yere basamıyordum, otuz iki diş gülerek mutfaktan çıktım. Birden önümde Kartalı görmeyi beklemediğim için korktum. Hemen çaktırmadan yüzüğü cebime attım

"Korkuttum mu seni?", dedi panikle daldın bakışlarını yüzünden silerek bana baktı.

"Kartal abi niye sessiz geliyorsun, korktum tabi.", dedim dişlerimi arasında bastıra bastıra konuştum.

"Kork bence de.", dedi çattığı kaşları ile yüzümü buruşturdum. Ona abi dememden hoşlanmıyordu. Küçükken bunu tam anlamasam da büyüdükçe bana olan hissini anlamıştım. Ona abi diyerek kendi tarafımdan hissinin karşılıksız olduğunu göstermek istedikçe o tersine daha da beni zorluyordu.

"O ne demek?", dedim niyeti bozmuş gibi baktı. Bir kaç adım atarak üstüme doğru eğildi! Aramızda hiç mesafe yoktu kocaman açtığım gözlerim ile gözlerine baktım. Sadece yüzüme baktı korkuyla onu boşta ki tek elimle üstümden ittim.

"Ne yapıyorsun sen!", dedim sinirli çıkan sesim ile ilk kez sınırlarını açıyordu! Uzaktan sadece bakar, yada konuşma arasında sözleri ile belli ederdi niyetini. Ama asla sınırlarını açmazdı!

Rahat tavırlarla geri çekildi, arkasını döndü. Manyak mıydı bu!

"Hiç şunu merak ettim neymiş ona bakacağım." dedi hiç bir şey anlamamıştım. Hemen hızlıca ellerim ile hırkamın cebini kontrol ettim.

Yüzüğümü almıştı!

"Geri ver.", dedim haddini açıyordu! Yüzünü bana döndü elinde tuttuğu yüzüğüme yüzünü buruşturarak baktı. Hayatında gördüğü en iğrenç obje muamelesi yapıyordu!

"Kim aldı bunu sana?", dedi ela gözleriyle yüzüme baktı.

"Ver şunu. ", ona hesap verecek değildim.

"D..G.. Bu ne lan..", dedi kaşlarım havya kalktı. Oha Devran yüzüğün içine baş harflerimizi mı yazdırmıştı. Ah kalbim ya. Romantik kalplim. Benim istemsiz dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Kartal'ı bile unutmuştum şuan mutfakta salak aşıklar gibi sırıtıyordum. Dışardan saçma bir şekilde gözüktüğüme emindim.

"Bu bende kalsın.", dedi Kartal. Yüzümde ki gülümsemeyi silerek ona baktım.

"Yüzüğümü ver.", dedim elimi ona doğru uzattım.

"Sen iste yeter ki Gül'üm ben sana daha güzelini alırım.", dedi yüzümü buruşturdum.

"İstemez, ver şunu.", dedim çattığım kaşlarım ile elimi tekrar ona doğru uzattım. Elinde tuttuğu yüzüğü sol eliyle havaya kaldırdı. Kafasının üstünde tutarak bir yüzüğe bir bana baktı. Sinirle uzanıp yüzüğü kendim almak isterken saniyeler sonra dudağımda hissettiğim dudaklar ile hemen onu göğsünden ittim! Yüzüne attığım tokat ile başı yana düştü.

Pislik beni öpmüştü!

Dolan gözlerim ile iki elimi yumruk yaptım. Sınırını çok açmıştı bugün. Bu adama ne olmuştu, yıllardır tanıdım Kartal değildi sanki karşımda ki.. İlk öpücüğümü çalmıştı benden! Ben onu özenle Devran'a saklarken hem de.. Kızaran gözlerim ile burnumu çektim, elini yanağına koyarak bana doğru çevirdi bakışlarını.

Kara abimin mutfağa söylenerek girmesi ile bir şey demedim.

"Kartal neredesin oğlum ya şu dosyalara bir bak." Abim bir bana bir Kartal'a baktı.

Açıklama bekler bakışına karşılık tek yaptığım ağlayarak açıklama yapamadan sinirle mutfaktan çıkmak oldu. Ne diyecektim abime, yada nasıl diyecektim. Sinirle dudaklarımın üstünü sildim. Sanki hala Kartal'ın dudakları ordaydı. Odama girip yatağın üstüne kendimi attım.

Ağlamaktan canım çıkmıştı resmen, yüzüğüm de o pislikte kalmıştı! Ah abi gelecek zamanı nasıl ayarlamıştın. Savaşacağım hemen pes etmek yok Gül kız.

Kapı tıklanarak açıldı, başımı yastıktan kaldırdım gelene baktım. Kara abim odaya girdi, ışığı yaktı.

"Niye ağlıyorsun, ne oldu mutfakta Gül?", dedi ilgili babacan yanını gizleyerek konuştu. Keşke ağa olmasaydı benim abim küçüklüğümde ki gibi beni koruyan beyaz atlı prensim olarak kalsaydı. Ağalık onu çok değiştirmişti, sanki Mardin'e ağalık yapmıyordu da gizli istihbarat da çalışıyordu. Öyle yoğun öyle kafası doluydu benim abimin abi olduğu unuttuğu yıllardan geçerken şimdi odaya girip sorduğu bu soruya mutlu olmuştum. Ama Kartal'ı salakça yaptığı şeyi söylemek istemiyordum şuan o dengesiz eylemini unutmam için beynin sürekli hafızama format atıyordu.

"Şey.. Kartal Abi uyuz etti beni.", dedim kısa keserek. Abimde farkındaydı Kartal'ın bana olan hislerinden.

"Sana yanlış bir hareket yaparsa bana söyle olur mu?", dedi dolan gözlerim ile kafamı salladım.

"Söylerim abi.", dedim derin bir nefes alıp verdi.

"Hadi uyu saat geç oldu.", dedi odadan çıkmadan ışığı kapatarak gitti. Yanağımdan akan yaş Kara abi içindi ben onu çok özlemiştim.

Saate bakınca dörde doğru geldiğini gördüm. Ağlamayı bırakıp odamdan yavaşça çıktım. Üst katta kalan Kartal'ın odasına doğru sessiz sessiz parmak ucumda ses çıkarmadan yürüdüm.

Kapısının önüne gelince içeriyi dinledim. İçerden de bir ses gelmeyince sağımı solumu kontrol ederek yavaşça kapının kolunu indirdim. Hemen hızlıca içeri girerek kapıyı tekrar gene aynı sessizlikte kapattım. Gözlerimin bir süre karanlığa adapte olması ile odada göz gezdirdim.

Kartal yüz üstü yatakta uyuyordu. Acaba yüzüğü nereye koymuş olabilirdi?.. Sakin bir nefes alarak koltuğun üzerine attığı ceketimsi şeye doğru yavaşça yürüdüm. Odanın karanlık olması işimi zorlaştırsa da pes etmeyecektim. Elime gelen ince kumaşa dikkatlice bakınca gömleği olduğunu anladım geri yerine atıp ceketi elime aldım, ceplerini hızlıca iç dış kontrol ederek yüzüğümü aradım ama yüzük burada da yoktu..

Acaba pantolonuna mı koymuştu? Sessiz bir nefes alıp vererek sakin olmaya çalıştım. Yatağın olduğu yere doğru sessizce yürüdüm ayağıma çarpan kumaş ile hemen yere baktım yerde duran pantolonu gördüğüm an dudaklarım bir umut sevinci ile kıvıldı yere eğilip pantolonun ceplerine baktım. Omuzlarım tekrar yere düştü. Umutsuz bir halde yerden kalktım.

Nereye koyduydu yüzüğümü ya.. Yatağın kenarındaki çekmeceleri kontrol ettim gene burada da yoktu.

Üzgün bir hâlde ayağa kalktım, daha fazla odada oyalanmadan çıkmam gerekiyordu. Pislik nereye sakladıysa bulamamıştım, artık sabah kendisinden tekrar istemek kalmıştı. Arkamı dönüp kapıya doğru gideceğim zaman yatağa çekilmem ve ağzımın kapanması ile birden kendimi yatakta buldum!

Kartal'a yakalanmıştım!

Ben korkulu gözler ile ona bakarken o avını yakalamış avcı edasıyla bana baktı. Tek kaşı havada yüzümün her ayrıntısını inceledi.

"Gece gece odama mı geldin sen?", dedi munzur sesiyle. Kafamı hayır anlamında sağa sola salladım.

"Elimi ağzından çekeceğim bağırma. Yada bağır ulan, niye bağırmayalım ,herkes gelsin buraya .", dedi gözlerimi kocaman açarak ona baktım. Ellerini ağzımdan çektiği an kendi bağıra bağıra konuşmaya başladı! Bu ne yapmaya çalışıyordu. Kartal'ın ağzını hızlıca kapatıp ona kızmaya başladım.

"Sus be sapık niye bağırıyorsun!?", dedim sesini duyup bir gelen olsa benim öldüğümün resmiyetiydi. Onun ağzını kapatıyım derken resmen ben şimdi üstüne abanmıştım!

Afferim kızım Gül sana!

"Bak ellerimi ağzından çekeceğim eğer kim bağırırsan bende senin altında kalmam seninle beraber bağırırım, ona göre aklını denk al.", dedim gözlerine diktiğim gözlerim ile güldü. Onu papuç bırakacak değildim. Ellerimi yavaşça ağzından çektim üstünden doğulup ayağa kalkacağım sıra beni tekrar kolları arasına alarak altına aldı!

"Kalk üstümden.", dedim sessiz olmaya gayret etsem de sinirlerimi tepeme çıkarıyordu.

"Niye geldin odama, beni mi özledin?", dedi sözlerine sinirle güldüm. Şizofren hastalığına yakalanmıştı galiba sözleri bana bunu düşündürdü.

"Tabi tabi aşkından gözüme uyku girmedi.", dedi kafamı sinirle sallayarak. Kollarını kafamın iki yanına koyarak yüzüme doğru eğildi. Mutfakta yaptığı şey aklıma gelince yutkundum.

"Bir öpücük verirsen odadan çıkıp gitmene izin veririm, ama yok öpmem dersen bu gece sabahı kollarımda edersin.", dedi nefesi yüzüme ılık ılık çarparken ben ağzım açık ona şaşkınlık içinde baktım. O bu dediklerinde ciddi olduğunu gösteren bakışlarıyla gözlerimi gözleriyle kora çeviriyordu.

"Tamam gözlerini kapat.", dedim bunu o istemişti sonuçta. Gözlerini kapatınca derin bir nefes aldım tüm gücümle en hassas bölgesine dizimi geçirdim.

Acıdan iki kıvrım olurken hemen yataktan kalkıp koşarak odadan çıktım. Nefesimi ayarlayım hızlıca odama girdim. Kapıyı hemen kilitledim.

Aptal! Salak!

Ne işin varsa benim o odada!

Hadi biri görseydi!

Korkuyla yatağa girdim, yorganı kafama kadar çekerek yaşadıklarımı silmeye çalıştım.

******

Sabah kahvaltıyı yaparken Kartal Hanzadeleri aşağı inememişti bile. Ben bu duruma otuz iki diş gülerken keyifle kahvaltımı yaptım. Gitmişti erkekliği yazık. Bana bulaşmaması gerektiğini artık kafasına yazardı. Beni öpmek neymiş adama böyle feleğini tersten gösterirdim. Amcam ve yengeme bakıp tebessüm ettim. Peri tabağında ki kreplerden benim tabağıma bıraktı. Bu kızın Kartal'ın kız kardeşi olduğuna inanmıyordum. Abisi ile zıt karakterlere sahipti canım kuzenim. Sevdiğim krepleri yerken babamın sorusu başımı tabaktan kaldırdım.

"Bir hafta sonra okul kapanıyor değil mi kızım?"

Babamın sorusuna kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladım. Liseyi Mardin de okuyan ben ve Pınar'dı. Rezzan tutturmuştu İstanbul'a liseyi okuyacağım diye babam ve annemde okul hayatında ki başarısından dolayı onun bu istediğine izin vermişlerdi. Beni de son dakika Rezzan ile beraber İstanbul'a salacaklardı ama ben Devran'ın olmadı bir şehirde okumayı asla kabul etmediğim için burada okumuştum. Zaten aklımın tek bastığı şey Devran'dı. Rezzan yada Pınar gibi inek değildim ben. Tek istediğim şey Devran ile bir yuva kurmaktı. Artık hayallerimin gerçekleşmesine çok az bir zaman kalmıştı.

"Hayırlısı ile bitirdin Liseyi Gül'üm.", dedi Cihangir abimin lafına içten gülerek baktım. Ben hislerimi her zaman içinde yaşayan. az konuşan bir kızdım. Bu yüzden benimle bir tık daha ilgiliydi ailem. Böyle güzel bir aileye sahip olduğum için çok mutluydum. Onlar yanımda olduğu sürece asla üzülmezdim ben. Artık Devran'da yanımdaydı. Kızaran yanaklarım ile yüzeme gelen bukrelerimi kulağımın arkasına doğru sıkıştırdım.

"Bugün pek bir mutluyuz hayırdır kıskanıyorum bacım?", Meriç abimin lafına kimse görmeden ona doğru dil çıkardım. Ağzından çıkardığı zeytin çekirdeğini oda kimse görmeden bana attı. Uyuz! Çattığım kaşlarım ile saçımdaki zeytin çekirdeğini düşürdüm. Annem Meriç abime kızdı.

"Meriç, kardeşinle uğraşma.", dedi gülümsedim.

"Ne var ya canım çile reçeli çekti.", dedi kızıl saçlarıma gönderme yaparak. Masada kıkırtı sesleri yükselince Meriç abime kırılarak baktım. Ne vardı kızıl saçı seviyorsam, Piroz Ninemin de çok hoşuna gidiyordu. Saçımı düzeltip ayağa kalktım.

"Afiyet olsun, ben okula geç kalmayım.", dedim koltuğa koyduğum çantamı alıp çiftlikten çıktım korumalardan biri götürürdü nede olsa beni.

Merdivenlerden inince başımı yerden kaldırmam ile arabasına yaslanmış Kartalı görünce yutkundum. Kafamı başka tarafa çevirip arabalara baktım ama böğürerek konuştu.

"Gül seni okula ben bırakacağım gel. Canım dotmam" ,dedi canım amca kızı diyerek bana aba altından sopa gösteriyordu.

"Pismam.", dedim sessizce amca oğlu diyerek aramızda ki mesafeyi ona hatırlatmaya çalıştım. Ama Kartal'ın bu sözlerinin altında yatan tehdidi anlayınca kafamı hızlıca hayır anlamında iki tarafa salladım.

Bu gerçekten sabah sabah başıma gelen en kötü bir kabuslardan biriydi bence! Onunla okula gitmek mi! Yoksa gece yaptığım şeyden sonra beraber aynı ortamda olmak mı!

*******

" Arkaya neden oturdun anlamadım Gül?", dedi Kartal'ın dikiz aynasından bana olan bakışlarını üstümde hissetsem de hiç oralı olmadan dışarıya bakmaya devam ettim.

"Ya diyorum ki Gül şu yüzüğü Kara abiye vereyim ne dersin?" Bakışlarım jet hızında ona döndü. Kaşlarım çatılı ona bakarken o gayet mutlu bir halde bana göz kırptı.

Arabayı kenara çekti. Omzunun üstünden bana baktı.

"Yapmazsın.", dedim yoksa Kara Abim Devran'ı çok kötü yapardı.

"Öne geç." Sesi otoriter ve net çıkmıştı. Benim sesimde ona zıt bir şekilde alaycı ve kinaye barındıran tondaydı.

"Oldu, paşam başka bir şeyde ister misin!?", dedim artık karşımda eski kendi tarafından sessizce güzel seven Kartal gitmiş yerine başka biri gelmiş gibiydi.

"Ah bu deli gönlüm neler istiyor bir bilsen.", dedi iç çekerek

"Git abime ne söylemek istiyorsan söyle, kimi sevdiğimi de söyle mesela, kime aşık olduğumu söyle, bana o yüzüğün kimin verdiğini söyle, ne söylemek istiyorsan söyle senden korkmuyorum.", dedim sessiz olabilirdim ama korkak bir kız değildim. Hele zorla bir şey yaptırılmasına asla katlanamazdım. Melek olduğum doğruldu ama kanatlarım kırılınca süpürgeme bindiğimi de kimse unutmamalıydı!

Kartal bana cevap vermeden durdu.

"Haa şunu da asla unutma sakın ama sakın beni tehdit etme Kartal. Abi.", dedim abi kelimesini uzatarak ve bastıra bastıra kurmuştum.

En son kelimem onun canını çok yakmıştı, sanki ruhunda derin kurşun yarası oluşmuş gibi acı bakışları ile bana baktı. Bakışlarından korksam da duruşumu bozmadan çatılı kaşlarım ile ona baktım. Bu sessiz bakışma savaşına ilk son veren o oldu ve önüne dönerek arabayı çalıştırdı.

******

Bir hafta geçmişti ve Devran bu bir haftanın içinde babama ve abilerime hislerini açarak konuşmuştu. Yarın istemeye gelecekti beni, mutluluktan konakta havalara uçan bir ben vardı.

Sevdanın kanadında süzülen bir ben. Devran ile hayaller bulutunda gezen bir aşıktım ben. Geleceğimize dair güzel şeyleri düşledim hep. Mesela kahvesine tuz koymayacaktım, bal koyacaktım onu bir ömür boyu tatlı sözlerimle kucaklayacak sonra göğsünde tatlı kalp atışlarını dinleyecektim. Balayına gideceğiz yerden tutun evlenince onların konağında ki odamıza kadar hayaller kurdum.

Allah'ın izniyle hamile kaldığım zaman ona bu güzel haberi vereceğim şekle kadar her şeyi tasarlamıştım. Ondan bir parça olacak benim içimde Baba olacağını öğrendiği zaman nasıl bir tepki verecekti acaba.. Küçükken onadığımız oyun sırasında ilerde benim çok çocuğum olacak diyerek bana bakıp gülmüştü. Baba olmayı oda çok istiyordu, aslına çok da güzel baba olurdu ondan. Güzel seviyordu çünkü..

Güzel seven adamlar her şeyi güzel yapardı.

Elimi tuttuğu an bile kalbim yerinden çıkacak gibi çarparken onunla karı koca olmak işte bunu hayallerim bile düşleyemiyordu. Kız arkadaşlarım düğünüm için şimdiden elbise alışverişine çıkmışlardı. Bir ay içinde düğünümüz olurdu her halde sonuçta Devran yabancı değildi. Fazla beklemenin de bir anlamı yoktu.

Kızların watsap grubundan attığı gelinlik modellerine baktım. Mardin'de ki Hanzadeler Gelinlikte bir birinden güzel modeller vardı. Gözüme mıh gibi çarpan gelinlik modeli ile gelinliğimde artık hazırdı.

Ah her şey çok güzel ilerliyordu. Sadece geriye kalan tek şey yarın olmasıydı.

Gülüşümü kara bir kutuya hapis ettiler, kalbimi yaşarken öldüğüm göğüs kafesimin içine tekrar koydular.

Her şey gece gelen haberle bertaraf oldu.

Hayatımın altı üstüne döndü. Konakta ki sözler sanki nefesimi kesti. Ne iğrenç kötü cümleydi o öylesine. Duyduğuma inanmadım gecenin o vakti amcamların konağına nasıl gittim nasıl vardım bilmiyorum..

Sadece Devran yatmıyordu yerde. Beni de öldürmüştü Kartal.

*********

Gözlerimi yavaşça açtım, her yerim ağrıyordu sanki biri beni uçurumdan itmiş sonrada getirip yatağıma koymuş gibiydi bedenim. Boğazımda ki acıyla yüzümü buruşturdum, yatakta doğrulmak isterken kolumun üstünde ki el buna engel oldu.

"Gül kalkma uzan.", dedi ailemizin doktoru olan Alp abi. Bakışlarımı koluma evirdim mosmordu, bana ne yapmışlardı.

"Ne yapıyorsun Alp abi?", dedim sesimi kendim bile duyamamıştım. Gözlerimin tekrar kapanması ile huzursuz çivi yatağında kırık bedenimle sızdım.

Uzaktan gelen sesler ile yavaşça gözerimi açtım, odamdaydım etrafa bakındım kimseler yoktu. Kolumda k serumu çıkarıp attım. Bana neden serum veriyorlardı! Dönen başım ile yavaşça yataktan çıktım çıplak ayaklarım taş zemine değince saki göğsüme bir hançer saplandığını hissettim. Odadan çıktım, merdivenlerin kenarından tutunarak nefeslene nefeslene konağın avlusundan gelen seslere doğru yürüdüm. Güneşe çıkmamla gözlerimi kısmam bir oldu. Gözlerim ışığın etkisiyle ilk kez bu tenli yandı. Abilerim Kartal'a vurmamak için kendilerini sinirle zor tutuyorlardı. Cihangir abimin sözleri ile arkaya sordu sersemledim. Sırtımdan aşağı buz gibi bir su döküldü.

"Devran'ı niye öldürdün diye bir daha sormayacağım sana Kartal!", dedi Cihangir abimin sorusu ile hafızam görüntüleri ortaya koydu. Yanağımdan akan yaş ile kafamı ki yana salladım.

Hayır hayır hayır bu bir kabus. Gerçek değil. Gerçek olamaz

"Ölmeyi hak etti.", dedi Kartal. Bakışlarımı ona doğru çevirdim yanaklarımdan akan yaşlara tekrar konağın içine girdim. Nefes alamıyordum saçlarımı çekerek kendime gelmeye bu kabustan uyanmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Kartal'ın son sözü kafamın içinde dolanıyordu. Hangi ara Kara Abimin odasına çıkıp elime onun silahını aldım hatırlamıyorum tekrar aşağı inip konağı avlusuna çıktım.

"Öldüreceğim seni, kalbimi nasıl öldürdüysen öyle öleceksin sende Kartal.", dedim bütün gözler bana döndü. Beni herkes şimdi fark etmişti. Kara abimin silahını karşımdaki katile doğrultarak derin derin nefesler aldım. Bir kaç adım atarak yaklaştım ona. Gözlerimden akan nefret onun sakin gözlerine etti etmemişti. Dik duruşuyla üç adım ötemdeydi sadece bir kaç saniye gözlerime bakıp gözlerini çekti.

Korkmuyordu!

Ailemin sözleri sadece kulağımda bir uğultuydu. O af dilemek kenara dursun ağzını dahi açmadı. Hiç konuşmadı tepki vermedi sadece baktı gözlerime. Gözlerinde ki acıyla baktı bana.

Yapma Gül! Etme Gül! Silahı indir Gül!

Gül Gül Gül!

Devran'ın kanlı bedeni gözümün önünü tekrar gelince gözlerim sıkıca yumarak korkmadan bastım silaha. Silah sesi ile korkarak gözlerimi açtım saniyeler sonra Kartal'ın sağ göğsünden akan kan ile bakışlarımız tekrar buluştu. Bakışlarımızı ayıran şey Kara abimin hangi ara konağa geldiğini anlamadığım bir anda elimden aldığı Silahı ve son olarak yüzüme inen sert bir tokat oldu.

Ben yere bayılarak düşerken Kartal'ı yere düşmeden tutan kişi Meriç abimdi.

**********

Gitmişti yoktu artık.. Sol tarafım çok acıyordu. Konaktan kaçarak gene ona gelmiştim ben zaten hep ona giderdim. Mutluyken, Üzgünken, Kaygılıyken, Korktuğum zaman.. Şimdide korkuyordum.

Kartalı vurduğum gece kıyamet kopmuştu. Kara abim silahını izinsiz almadan dolayı benimle artık konuşmayı kesmiş Kartal'ın ailesi aşireti toplamıştı. Kan hakkı istediler. Abim arada kaldığı bu durumdan Kartal'ın teklifini kabul ederek kurtuldu.

"Kan hakkı olarak Gül'ü istiyorum abi."

Günler geçerken ben git gide ayaklı bir ruha dönüşmüştüm..

Sevdiğim adamı öldüren Kartal için aşiretten nasıl bir karar çıktı, Kartal'a nasıl bir ceza verildi bilmiyorum.. Ben sevdiğim adamın hesabını ona sordum diye aşiret bana ceza ona hediye gibi beni vermişti. Bu zalimlik hangi kitapta yazardı. Abim Kara bir sene sonra düğün olacağını söyleyerek konuyu kapatmıştı. Hatta bu teklifi Kartal sunmuş.. Ne komik, acımı yaşamak ve kendimi toplamak için zaman vermişlerdi bana.

Bir sene sonra.. Ne çabuk geçip gitmişti bir sene koskoca gazel yığını gibiydi günler. Devran'sız bir haftayı bile geçiremeyen ben şimdi takvimde ki tarihe bakarak yüzümde ki acıyla güldüm. Bir sene görmemiştim onu.. Ayaklarım gene ona gelmişti. Bir senedir gördüğüm ve aklımın, gönlümün kabul etmediği tek şey mezar taşında onun isminin yazmasıydı. Kafamı koyduğu topraktan beni rahatsız eden o sesti.

"Nasıl dikensiz gül olmuyorsa, sensiz de ben olmam.", dedi başımı topraktan kaldırıp omuzumun üstünden ona doğru yüzümü buluşturarak baktım. Bir sene boyunca hep bir adım geride olması sinirlerimi bozuyordu. Görüş açım puslanmıştı ağlamaktan. Elimin tersiyle gözlerimi sildim. Ağlamayacaktım! Bu adamın karşısında asla Ağlamayacaktım!.. Güçlü duracaktım! Tiz sesim ile konuştum. Konuşurken bile ağlamaktan boğazımda ki yaralar acıdı.

"En azından diken olduğunu kabul ediyorsun, Kartal bari sen ne dikenisin, onu biliyor musun?", dedim. Kartal yavaş adımları ile önüme doğru geçerek mezarın diğer tarafında ki boşluğa baktı sonra yere çöktü. Utanmadan mezarına bile geliyordu! Acaba vicdanı sızlıyor muydu?..

"Kırılıyorum ama.", dedi sinirden iyice kafayı yiyecektim!

Bu adam hiç bir şey yapmamış gibi nasıl karşısına geçip fütursuzca hâlâ konuşurdu! Aklım almıyordu Kartal'ı ne anlıyor nede çözemiyordum karşımdaki ruh hastası bir adamdan başka bir şey değildi. Kartal'ı anlamakta ,çözmekte istemiyordum zaten. Yada onu anlamayı bırakalı çok olmuştu. Küçük Gül hep bu adamın iyi tarafı olduğuna inanır çerçevesinde ki herkese de bu yönde uyarırdı.

"O iyi biri, yani en azından bize göstermediği iyi bir tarafı var.", derdim Hah! Ne aptalmışım!

Onun küçükken kanatlarını görünce melek sanmıştı hâlbuki şeytanında kanatlarının olduğunu geç öğrenmiştim.

"Kırma beni, üzme kahroluyorum kadın senin sözlerin yüzünden. Gönlünde artık bana yer aç. "

Karşımdaki şeytana tiksinerek baktım. Sinirle bağırdım. Kartal'a olan sinirim bir senedir boğazımdaki yarayı da gönlümde ki acıyı da unutturmuyordu.

"Kırıl! Üzül! kahrol hatta ne ol biliyor musun!? Öl Kartal! Öl! Geber! Ne bu dünyada ne gönlümde senin gibi eşek dikenine yer yok! Anla artık anla!", dedim bağırarak hışımla yerden kalktım, avcumda ki sıktığım toprağı Kartal'ın göğsüne doğru sertçe savurdum.

"O değil.. Sen! Sen ölseydin..", dedim akan göz yaşlarını silerek arkamı döndüm mezarlıktan çıktım. Yalnızdım ben.

Kalbi ölmüştü bu garip Gül'ün.

Kimsesizdim..

Ailem bile yanımda değildi. Niye ne yapmıştım ben onlara, neden şimdi kimsem yanında değildi?.

Neden?..

Nedendi Kara abim bana bu hayatı mahkum etmişti?

Ne yapmıştım ben ona Gül olarak?

Kara abim değil miydi beni böyle yakan?

*****

Gene gelmiştim ona.. Yasaktı artık bana, bir sene bitmişti sonuçta, ailem kesin bir dille gitmeyeceksin oraya dese de tek anlam veren şeydi bana mezarlık. Devran ile sohbet ediyordum. Ona kurduğu hayalleri sessizce anlatıyordum. Kafamı toprağın üstüne koyarak sarıldım ona. Toprağın altın olmak ona hiç yakışmıyordu. Kaç günün uykusuzluğu bir tek olun kolları arasındayken giderebiliyordum. Kapanan gözlerim ile sessiz nefes alışveriş mezarlıkta ki tek sesti.

Köpeklerin havlama sesi ile gözlerimi açtım. Akşamın olduğunu gördüğüm an üzülerek ona döndüm. Gitme vaktim gelmişti.. Yavaşça onun toprağını öperek ayağa kalktım. Mezarlıktan çıkarak iç çekişlerimin arasında yolda yürümeye devam ettim.

Arkamdan gelen araba sesi ile ellerimi yumruk yaptım. Artık nefes alamıyordum. Yürümeyi keserek kaldırımın kenarında durdum arkama bakmadım geçip gitsin istedim. Acımı bile rahat yaşamama izin yoktu. Bu çok zalimceydi. Benim durmakla beraber arabanın tekerlerinin toprak yolda istop etme sesi kulağıma geldi. Derin bir nefes alarak omzumun üstünde onun ela gözlerine baktım. Beni böyle acı çekerken görmek hoşuna mı gidiyordu?

Arabanın içinde sakince kafasını sol tarafa hafif yatırarak ağzına sigarasını götürdü. Tekrar önüme döndüm. Akşamın karanlığında mezar yolunu aydınlatan aya baktım.

Ne çok severdim bir zamanlar dolunayı. Şimdi hiç bir anlam ifade etmiyordu. Güneş, ay, gece gündüz, günler, saatler haftalar, aylar. Bende tüm bunlar birer boşluktan ibaretti. Başımı yere eğip derince yutkundum birden koluma değen onun pis elleri ile kendime geldim.

"Hava soğudu arabaya bin konağa ben seni bırakırım." dedi kolumu çekerek kurtardım parmakları arasından.

"Senden nefret ediyorum." dedim iki haftadır ona tek kullandığım kelime buydu.

"Evet biliyorum Gül, küçükken de sen beni hiç sevmedin ki." dedi ilk kez duyacağı şeyi ona doğru dönüp söyledim.

"Ben küçükken seni severdim. Senin farklı ama sevdiğim bir tarafın vardı." dedim gözleri bunu duymayı beklemediği için umutla açıldı.

"Şimdi? "dedi şaşırmış gözleri ile umutlanmış çocuklar gibi merakla cevap bekledi. Önüme dönerek yoluma devam ettim.

"Şimdi! Şimdide sev beni!?" dedi bağırmasıyla olduğum yerde durarak yaşlı gözlerimden akan yaşlarla fısıldadım.

"Olmaz! Yapamam.." dedim yapamazdım.

"Neden! Neden. Tekrar sev beni, sev.?" dedi bileklerimi tutarak kendine doğru çevirdi beni.

"Kalbi olmayan bir kadından en son isteyeceğin şey bu olsa gerek. Bu kadının kalbini sen söküp o toprağın altına koydun.." dedim bakışlarımı mezarlığa doğru çevirdim.

"Hepsi o piçin yüzünden keşke onu daha önce öldürseydim." dedi sözleri kalbime bir hançer gibi saplandı ona ağlamaktan kanlanmış gözlerim ile baktım. Sinirle yumruklarımı onun göğsüne geçirdim.

"Sen ölseydin, keşke küçükken Devran'ın seni hastaneye götürmesine yardım etmesinin önüne geçseydim şuan Devran yanımda, sen orda toprağın altında olurdun, senin hak ettiğin yer orası."

Gözlerindeki bakış geçmişi hatırladığını gösteriyordu. Devran onun hayatını kurtarmıştı, o Devran'ı öldürmüştü.. Dermanı kalmayan dizlerimle yere doğru düştüm. Yerdeki toprağı avucuma aldım. Daha ben sevdiğime kavuşamadan sarılamadan almıştı toprak bağrına Devran'ı..

Devran..

Çocukluğum, en iyi arkadaşım, kuzenim, dostum, sırdaşım, ilk aşkım ve son aşkım. Hayat izin verseydi eşim, çocuklarımın babası olacaktı. Mutlu bir hayat yaşayacaktık biz. Hayallerimde böyleydi şimdi neden hayat izin vermedi bize?.. Elimdeki toprakla beraber içimde kalan çığlıkları dışarı saldım.

*******

Sallana sallana sonunda konağa gelmişti ayaklarım. Duvara elimi yaslayarak güç aldım. En son ne zaman yemek yemiş şu içmiştim bu hafızamda olmayan bir bilgiydi. Kapanan arabanın kapısı ile kafamı kaldırdım. Gözümün önündeki pus perdesi göz yaşlarımın göz pınarımdan yavaşça akması ile pus perdesi gitti görüş açım düzeldi. Kapıdaki adamlar başlarını yere eğmiş Kara abimin karşısında el pençe duruyorlardı. Kara abim arabanın kapısını sinirle kapatarak yanıma doğru geldi.

"Nerden geliyorsunuz siz!?" Kükremişti resmen.

Biz? Dediğinden bir şey anlamamıştım. Kafamı kaldırıp yan tarafıma bakınca Kartal'ın bir kaç atıp gerimde durduğunu fark ettim. Arabası yoktu benimle beraber mi yürümüştü yolu? Bu sorunun cevabı benim için önemsiz olduğundan tekrar abime baktım.

"Devran'ın yanına gittim." dedim son kalan enerjimle.

"Öldü o artık, mezarlığa gidip durma." dedi ne kolay çıkıyordu dilinden. Kafamı olumsuz anlamda sallayarak dediklerini onaylamadan konuştum.

"Umarım abi bir gün benim yaşadıklarım ile sen asla imtihan olma.", dedim elimi kaldırıp işaret parmağımın ucunu gösterdim.

"Şu kadarcık bile çekme inan bana abi çok zormuş. Sevdiğinin gitmesi çok acıymış. Zaten sen kimseyi sevmezsin de olurdu bir gün sevecek olursan da sevme bu dediklerimi hatırla. Sevme. Ama bu gönül laf dinlemez seversen de umarım tek duamdır şu toprakta yaşayan kimse sevdiğinin ölüm acısını görmesin.", dedim görmesin istemezdim ölüm kötü şeydi. Devran benim gözümde dünyanın en yakışıklı adamıydı ne giyse yakışır, ne söylese doğruydu ama kefen bu hayatta ona yakışmayan tek şeydi.

"İçeri gir bir daha da oraya gitme.", dedi Kara abim. Burukça baktım ona gizlemeye çalışsa da sesinde şefkat tınısı hakimdi.

"Dile söylemesi ne kolay.. Ama abi buraya zor.", dedim kalbimi gösterdim.

"Gül!" Abimin tekrar kükremesi ile güldüm. Gözlerindeki sinir yerini şaşkınlığa bıraktı. Biri de anlasın acımı.

O gitti, kimse gülmesin, kimse yemek yemesin onun beraber herkes ölmeli! Niye herkes hayatına kaldığı yerden devam ediyordu? Gülmem sonunda içli ağlamaya dönüştü. Göremiyorlar mıydı, toplayamıyordum kendimi.. Devran gitti ben bittim tüm benliğimle. Duvarın dibine çökerek puzzle gibi dağılım bozulan hayatıma baktım. Ben geleceğim için çok hayaller kurmuştum ama hiç birinde böyle bir hayat yoktu. Devran hep hayallerimde vardı ama şuansa yanımda yoktu.. Toprak almıştı onu.. Ela gözleri olan katil yapmıştı bunu..

Birden havalanmam ile abimin beni kucağına aldığını anlamış oldum. Abimin göğsüne ilk ve son kez sokularak ağladım. Devran buradaymış hiç gitmemiş gibi. Biran bir kez daha Devran'ın kolları arasında ki sıcaklığı hissetmek istedim.

*********

İKİ HAFTA SONRA..

"Abla?" Ölmek için günlerimi beklediğim bu küçük odamda Asi'nin cılız, üzgün sesiyle kafamı ona çevirdim.

"Söyle Asi?" dedim artık sesim bile zar zor çıkıyordu.

"Aşk kötü şey mi? " dedi küçük yeşil gözleriyle kaşlarım istemsiz çatıldı. Bu nasıl soruydu! Aşk hiç kötü olur muydu?

Aşk. Ateşler içinde, şimşekler alevinde kor gibi yanmaktı. Bu kulağa korkunç gelebilir ama Sevda zırhını giydiyseniz aşk size cennetti. Benden cevap bekleyen kardeşime baktım.

"O nerden çıktı? "dedim öksürüklerimin arasında.

"Senin canını yakıyor bu aşk. Yaktı da.. Abla ben ilerde aşık olmayacağım.", dedi üzgün sesiyle.

Doğru yakmıştı. Benim o zırhım Devran'ı kaybettiğim gün onunla beraber gitmişti. Üstümde ki Devran'ın hırkasına sıkı sıkıya sarılıp güç aldım.

"Asi. Aşk dünyada başına gelecek en güzel şey olacak kardeşim. Mutlaka karşına çıkan o doğru kişiye ve kendine o şansı tanı.", dedim ben sevdiğime kavuşamamıştım umarım kardeşlerim kavuşurdu.

"Ama senin gibi acı çekersem. İstemem ben.", dedi Asi korkarak.

"Aşk insana acı vermez ki ne zaman sevdiğin senden gider o zaman kor ateşlerin içinde acı çekersin.", dedim önemli olan aşka yakalanmak değil sevdiğini bırakmamaktı.

"Ben acı çekmem istemiyorum abla.", dedi kafamı sallayarak konuştum.

"O zaman sevdiğinin senden gitmesine asla izin verme. Aşkın için mücadele et. Kaybetme onu, senden gitmesine izin verme.. O zaman acı çekmezsin", dedim Asi güldü.

"Vermem. "dedi sesindeki net kararlı ifade yüzünde yansıdı. Gözlerinin içine baktım, göz bebeklerinde ay gibi parlıyordu umut .Benim küçük kız kardeşim.

Aşk her yaşta güzeldi. Güzel ve temiz sevmek aşkta en önemli desturdu. Devran'da güzel yüreği ile beni güzel sevmişti. Zaten aşk güzel seven adamların elinde çiçek açıyordu.

Hayat izin verseydi bizim çiçeğimiz bahar getirecekti.. Yaşın sıfır olarak hesaplandığı kalbin üç kat hızla çalıştığı görünmez çekimin içinde dönen bir evrendi Aşk! Mevsimi bahar olan.. Benim mevsimi derin bir zemheri sarmıştı.

******

Dışardan gelen seslerle gözlerimi açtım. Odamdaki karanlık akşamın çoktan olduğunun belirtisiydi. Seslerin tekrar duyulmasıyla yataktan kalktım. Bu konakta herkes kendi derdine dalmıştı ki Asi dışında beni gören duyan yoktu. Belki bunun sebebi tüm gün odamda olmam yada Devran'ın yanına gitmemden kaynaklanıyordu. Gözlerinin önünde değildim, sesim artık çıkmıyordu. Ölümü bekleyen mahkum gibiydim.

Sahi ölümü belleyen mahkum nasıl olurdu? Benim gibi olurdu galiba. Kartal ne zaman bu konağa gelse benim varlığım öyle hatırlanıyordu. Kara abime kızgın, aileme kırgın, kızıl saçlı kızdım ben. Annem ve babamaydı en çok bu kırgınlığım. Erkek çocukları, gelinleri ve torunları için de kayıp olmuştum ben..

Yüzümüzü yıkamak için banyoya girdim.

Ölüm kötü şey değildi aslında sadece sevdiklerimize uğraması kötüydü. Keşke Devran'da ölümün kıyısından dönüp gene bana gelseydi. Şimdi ölümü bekleyen kızdım ben. Azrail ile oturup iki sohbet etmek güzel olurdu.

Yüzüme çarptığım soğuk su ile aynadaki halime baktım. Bu kadın kimdi? Devran'ın aşık olduğu kadın bu değildi. Devran da zaten burada değildi.. Belki Devranla beraber gitmişti o kadın. O zaman aynada bakıştığım yabancı kimdi? Banyodan çıkarak pencerenin önündeki yerime geçtim. Odam konağın arkasına bakıyordu mezarlıkta şuradaki konakların arkasındaydı. Devran'a baktım beni bekliyordu. Bende onu. Akan göz yaşlarım dizlerime damlarken derin bir nefes almak istedim. Telefonun müziğiyle dikkatim dağıldı.

Kimin telefonuydu bu?

Çekmeceden gelen sese doğru yürüdüm. Ahşap çekmecemi açarak telefonu elime aldım. Kendi telefonum olduğunu görünce kimin aradığına baktım.

Ekrandaki Erva arıyor. Yazısıyla düşündüm kimdi bu Erva? Telefonum sustu, saniyeler sonra gelen mesajla hiç bir şey anlamamıştım.

Gül ben Mardin'e geldim seninle konuşmam gerek, sana küçük birde hediyem var.

Erva? Erva. Ah tabi ya kuzenim Erva ama yıllardır İstanbul'da olan bu kız şimdi niye Mardin'deydi? Ve benimle ne konuşması gerekiyordu. Telefonu tekrar yerine koymadan önce telefonu tamamen kapattım. Başında saatlerce mesajlaşacağım, her bildirim sesinde ondan geldiğini düşüneceğim sevdiğim adam yoktu artık..

Sabahın beşinde odamdan çıkmış gene ona doğru gidiyordum. Devran şimdi üstümdeki siyahları görse hiç sevmezdi. Bana kızardı ama bende onu toprak altında, kefene sarılı görmeyi sevmemiştim.. Mezarlığa varınca gidip hemen yanına sokuldum.

"Ben geldim. Sen gelmeyince..", dedim çatallaşan sesimle kafamı toprağa koyarak ona sarıldım.

"Devran. Özledim seni gelsen artık bitse bu kâbus..", dedim içim kan ağlıyordu.

Üstüm başım çamur içinde konağa doğru yürüyordum. Neden yağmur başlar ki! Devran ıslandı hasta olacak sonra.. Konağa gidip battaniye alıp tekrar mezarlığa gitmem gerekiyordu. Üstümde ki hırkayı onun üstüne örtmüştüm, battaniyeyi getirene kadar idare edecekti sevdiği adam.

Önüme duran arabanın far lambası ile gözlerimi koluma kapattım. Saniyeler sonra kapanan far lambası ile kolumu yüzümden çektim. Tanımadığım arabadan inen kadına baktım. Yüzünde rengarenk bir makyaj, üstünde kısa bir bluz ve altında çok ama çok kısa denecek kadar mini etekle kıza baktım.

Bakışları üstümde dolandı. Dudakları küçümser bir edaya kıvrılırken bana doğru bir kaç adım atarak yaklaştı. Eliyle sarı saçlarını arkaya attı konuşmaya başladı.

"Gül konağa gittim yokmuşsun, bende tam İstanbul'a dönüş yapıyordum seni gördüğüme sevindim .", dedi ses ton bakışları hiç hoşuma gitmemişti.

"Sen kimsin?", diyerek ona baktım.

"Ben Erva tanımadın mı yoksa?", dedi bakışlarımı tepeden tırnağa onun üstünde gezdirdim. En son dokuz yaşında gördüğüm kuzenim tanımaz olur muyum hiç?!

"Hayır." , dedim aslında gözleri ele veriyordu onu ama pek anlaşamadığımız için cevabımızı pek önemi yoktu.

"Neyse önemli değil. Şey başın sağ olsun Gül. Ben Devran'ı çok severdim. Yurt dışında olduğum için bir sene önce gelemedim şimdi babam amcamın yanına gelmişken bende gelmek istedim seneler sonra. Keşke geliş sebebim ikinizin düğünü olsaydı daha güzel olurdu ama kader.", dedi yalandan karşımda duygusuz duygusuz konuşan kıza baktım. Devran'ın ismini ağzına alması bile beni rahatsız etmişti.

"Konuşacakların bu kadarsa sana hoşçakal.", dedim yanından geçerek yürüdüm.

"Hayır sana küçük bir hediye vermek istiyorum. Bugün Devran'ın çok değer verdiği şey konakta dikkatimi çekti içimden bunu sana vermem doğru olur diye düşündüm.", dedi durup ona baktım.

Bana yasak olan konak.. Devran'ın kanlı bedenini en son gördüğüm. Sevdiğim adamın evi bana yasaktı. Bizzat abisi Devrim abi tarafından. Kartal ile evleneceğim söylentisinden sonra beni silmişti.

Erva arabanın bagajında aldığı kutuyu bana doğru uzattı.

"Al." dedi elindeki kutuyu aldım içinden sesler gelen kutuya bakmadan sordum.

"Bu ne?", dedim çattığım kaşlarım ile Erva gülerek konuştu.

"Devran'ın Zümrüt'ü.", dedi duyduğum kelimeler ile hemen kutuyu açtım.

Elime aldığım güzel güvercine sarıldım öptüm.

Zümrüt.

Devran'ın en sevdiği dostu.

Erva ya çekinerek baktım bu yaptığı iyiliği asla unutmayacaktım. Aslında niyetinin kötü olduğunu yıllar sonra kendi ağızından duyacaktım.

"Teşekkür ederim.", dedim Zümrüt Devran'dan bana kalan son şeydi.. Aylar önce Devran'a yazıp ama onun hiç okuyamadığı şiir aklıma gelmişti. Erva'nın yanından geçerek kucağımda ki Zümrüdü sevdim. Devran'a okuyamadığım şiiri sesli sesli şimdi Zümrüd'e okuyordum.

"Damda büyüttüğün Zümrüt olmak isterdim hani o her gece derdini anlattığın.... Yahut başucundan ayıramadığın ve okumaya doyamadığın kitabın olmak isterdim. Dinleyip dinleyip başa aldığın müzik listendeki en sevdiğin şarkı olmak, Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağını gördüğünde yüzünde oluşan tebessüm olmak, Hani kimsenin kimseyi anlamadığı zamanlar olur ya öyle zamanlarda kaçtığın sığınağın olmak isterdim. Belki ağlayan bir çocuğu gördüğünde sızlayan vicdanın olmak. Belki de bir kedi ya da bir köpeğin başını okşadığındaki merhametin olmak, Sevgiden bahsedildiğinde ya da konu güzel şeylere geldiğinde aklına ilk gelen kişi olmak isterdim. Özlediğin olmak isterdim. Düşündüğün kişi olmak, Sevdiğin kişi olmak isterdim. Ama, ama her şeyden önce sen olmak isterdim, Senin olmak.."

*******

Zümrüt kollarımın arasında huzurluydu. Devran'ın yokluğu ondada yıkıma sebep olmuştu. Konağın en üst katında ona güzel bir alan yaptım. Devran'ın izi vardı onda.. Nasıl kötü bakabilirdim ona? Mezarlığa her gittiğim an onu da yanımda götürdüm. Devran'a uzun uzun Zümrütten bahsettim. Artık odama kapanmış günümü tek Zümrüt ile geçiren kızdım ben. Kara abim evlilik konusunda geri dönüş olmayacağını söylüyordu. Bir sene geçip gittiği gibi aylar eşi sıra geliyordu. Kartal biraz daha düğün için beklemek istediğini söyleyerek toparlanmam için aman yaratıyordu. Abim Kara konağın dışında ki adamlara emir vermişti, mezarlığa gitmem tamamen yasaktı bana. Konaktan çıktığım an korumalarda beni takip ediyor mezarlığın önüne gelince gitmem için izin vermiyorlardı. Hata gittiğim bir gün Kara abimi arayıp telefonu bana uzattılar.

"Eğer Gül oradan içeri bir adım daha atarsan bugün seni Kartal ile İstanbul'a salarım.", bu kurduğu cümle yüzünden Devran'a beş ay hasret kalmıştım. İki yıl.. Kolay değildi acıya alışmıştım, onsuzluğa da..

Zümrüdü besledikten sonra konağın bahçesinden gelen sesler ile konağa çıktım. Aşiret büyüleri toplanmış bir konuya karar veriyordu. Pınar yanıma gelerek koluma girdi.

"Abla gel filim izleyelim." dedi kafamı iki yana sallayarak onu geçiştirdim.

"Konu ne gene neye toplandılar?", dedim dışardaki kalabalığa bakarak.

"Kara abimin kuyumculuk için İran'dan getirdiği özel işlemeli mallarını çalmış aklını kaybeden bir deli.", dedi kafasını iki yana salladı. Şok içinde inanamıyordu, koskoca ağanın malına göz koymak eceline susamak gibi bir şeydi buralara. Eceli elen it cami duvarına işermiş misali. Üzülmemiştim abimin hırsızlığa karşı net kuralları olan bir adamdı. Asla o masadan adamın affı çıkmazdı. İdam çıkacağına gözü kapalı kumar oynardım. Konağı kapısı açıldı yaş bir adam içeri benden bir yaş küçük bir kızla girdi. Gözümün önünde bire bir yaşanan olaya göz yaşları içinde izledim. Adam hırsız oğlunu korumak için kızından vazgeçmişti..

Aşiretten çıkan karar Abim Kara'nın bu kızla evlenmesi oldu.

Hayatım boyunca kumar oynamam gerektiğini anlamıştım. Kız çok ürkekti, babasına ne kadar yalvarsa da babası kızı bırakıp gitmişti. Annem kızı yerden kaldırıp konuştu. Karşımda ki tablo bana komik gelmişti. Gülerek odama tekrar döndüm. Abimin başına bela olan kızda, kızın ailesinin yaptığı bu yanlış durumda, aşiretten çıkan saçma kararda zerre umurumda değildi. İki sene önce ben aşiretten çıkan karar ile boyumun ölçüsünü almıştım.

Sabah sofra da kız yoktu. Gitmiş miydi? Pınar'ın bana anlattıkları ile tebessüm ettim. Abim çıkan karar rağmen kızı ailesinin yanına götürmüş. E azından o benim gibi yanmayacaktı. Adının Beyaz olması ona güzel kader yazacağını göstermiyordu maalesef. Babam kızı tutup akşam konağa gelmişlerdi. Abim yüzünde ki şok ile kıza baktı. Aptal mıydı bu kız? Dini nikah kıyıldı. Yeni hanımağamız abimin siyahlarla döşeli odasında kalırken abim misafir odasına geçti annemin baskısı ile etrafımda dönen olayı sessizce yerimde izledim. İki gün sonra düğün yapılacağı duyuruldu. Koskoca Mardin'in büzbin bekar ağası evleniyordu. Abim arkada Beyaz önde sofraya geçtiler. Herkesin gözleri onların üstünde gezdi.

"Nasılsın Kızım?" dedi babam. Beyaz'a bakarak. Tebessüm ederek konuştu hanımağamız.

"İyi Baba sen?" dedi toy sesiyle. Abimin bakışları hemen Beyaz'a döndü. İlk günden hemen babamı benimsemesi onun garibine mi gitmişti. Neden bilmiyorum ama abimin bu halleri bana acayip keyif veriyordu.

"Bende iyiyim kızım, inşallah şu düğünü de yapalım daha iyi olacak." dedi babam resmen abimin üzerine oynuyordu. Of canıma değsin, nasıl oluyormuş sevmediğin biri ile evlenmek yaşa da gör abiciğim. Babam bana bakarak göz kırptı. Yüzümde ki gülümseme ile önüme döndüm. Herkes sofrada sessizce yemeklerini yerken Beyaz'ın ince sesini duydum.

"Bir şey mi oldu?" dedi bakılarımı onlara doğru çevirdim. Bilmiyorum ama bu Beyaz benim intikamımı alacak gibi duruyordu.

"Dön önüne yemeğini ye." dedi öküz abim. Don onono yomogono yo. Çattığım kaşlarımı ona çevirdim. Karısı ile böyle konuşamazdı!

"Afiyet olsun size." diyerek masadan ayağa kalktı. Kaç bakalım abi ne kadar kaçacaksın bu durumdan.

"Oğlum yarın Hanzadelere götüreceksin bizi ona göre yarınki işlerini ayarla." dedi annem. Abim anneme dönerek konuştu.

"Ben niye götürüyorum, dışarda tonla adam var, onlara boşa mı para ödüyoruz.", dedi vaaay cevaba gel. Biz niye düşünemedik bunu.

"Senin düğünün ya oğlum, Karın gelinliği beğenirken sende yanında ol." dedi annem yüzünde ki tebessümle. Oh oh güzel bana gerek kalmıyordu Abimle ben dışında herkes uğraşıyordu.

"Sevdiğim kadınla mı evleniyorum da gelinlik seçerken yanında olayım." Viiiş ona bakarsak bende sevmediğim bir adamla evlenecektim senin yüzünden abi. Kendimi tutamayarak elimdeki kaşığı masaya bırakıp abime doğru dönüm.

"Senin sevdiğin kadın mı varda.", dedim ha varsa gidelim onunla evlensin. Gene ben onun kadar kötü olamam. Sevmediği bir insanla ömür geçirmesindense sevdiğini alması için uğraşırdım. Dola gözlerimi onun gözlerinden çekmedim. Cevap veremedi.

"Ölüleri de sevmiyorum en azından." dedi ağızının içinde söylemesi ile sinirle masadan kalkıp odama geçtim.

Düğün günü geldiği zaman Kartal'ın özel dikim aldığı kıyafeti çöp poşetinin içine bastım. Yanında duran güller ve küçük hediyelerde çöpte yerini almıştı. İki senedir bana hediye yollamaktan bıkmamıştı deli! Siyah elbise giyeceğim an düşündüm. Bugün benim yas günüm değildi. Abim giyebilirdi. Lacivert elbisemi giyerek dışarı çıktım.

"Kızım seni şimdi Kara'nın amcası gilin evinden çıkaracağız." dedi annem. Beyaz kafasını usulca salladı.

"Tamam Anne. Siz nasıl uygun görüyorsanız öyle olsun. " dedi kibar ve heyecanlı edasıyla.

"Gül sende yengenin yanında git." dedi annem. Kocaman açtığım gözlerim ile anneme baktım.

"Ben neden gidiyorum anne, Ela yengem gitsin." dedim normal olarak ama Nizo hanımağamız anlar mı?

"Güül.", dedi keyfimi kaçırmamak için peşin peşin önden konuştum.

"Ama o manyak oradaysa olacaklara.." karışmam diyecekken annem sözümü kesti.

"Kara'nın yanındadır evde ne işi var onun." dedi kafamı salladım.

"Ahh tamam." dedim ayağımı yere vurarak sabah erkenden konaktan Beyaz ile beraber Ayşe Yengelere geçtik. Ayşe yenge çok tatlı bir kadındı. Kartal kime çekmişti biliyorum ki! Bize yukarı katından bir oda verdi. Ayşe yengenin bana bakarken gözünün içinin gülme sebebi gelini olacağım içindi. Oğlunun değer verdiği kadındım onun gözünde. Gözlerimi kaçırarak hızlıca Beyaz'ı yukarı çıkarttım. Gelinliği giyinmesine yardım ettim.

"Teşekkür ederim. " dedi yüzümde ki kırık gülüşle kafamı iki yana salladım. Devran için keşke bende böyle hazırlansaydım.

"Önemli değil." Odaya giren Kartal ile yüzümü buruşturdum.

"Nasılsınız kızlar?" dedi Kartal.

"Sana ne." dedim dolan gözlerimi kırpıştırarak derin bir nefes aldım.

"Gül ben banyoya gitsem. Yardım eder misin?" dedi Beyaz.

"Tamam, sen şuradan geç." dedim arkadan gelinliğini toplayarak banyoya kadar eşlik ettim.

"Makyajına dikkat et." dedim unutmaması için zaten heyecandan düşüp bayılırsa şaşırmazdım.

"Ah sen ne güzel olmuşsun Gül'üm sen öyle" dedi burnumu buruşturdum. Bu adam her seferinde aynı ilgide nasıl devam ediyordu. İki senede ona demediğim hakaret kalmamıştı, ama adam hala aynı sevgisinde devam ediyordu.

"Öpüyüm mü?", dedi Kartal. Gözlerimi kocaman açarak ona doğru döndüm. Yanıma gelerek bana sarıldı. Günah benden gitmişti en hassas yerine dizimi geçirdim.

Kartal iki büklüm canının acısıyla bağırdı.

"Ahh, ne yapıyon manyak sen!" dedi kollarımı göğsümde bağlayarak konuştum.

"Öpüyüm bir dersen böyle öperler adamı işte. Ne oldu Kartal Abi canın mı yandı?" dedim abi kelimesini tekrar bastırarak.

"Senin abini s*ksinler Gül." dedi ettiği küfür karşısında kızaran yanaklarım ile yüzümdeki gülümseme silindi.

"İlerde çocuğumuz olmazsa bunun sebebi sensin." dedi Kartal. Büzdüğüm kaşlarım ile ona doğru bende bağırdım.

"Manyağa bak be! Bizim niye çocuğumuz olsun, Ben senle evlenmeyeceğim." dedim neye güvenerek diyordum bilmiyorum ama.

"Görüşeceğiz. Ahh buraya gel Gül." dedi bir adım geriye gittim.

Kartal bana doğru yürüyünce odada yayılan öksürük sesi ile Beyaz'a döndük. Kartal bana bakarak.

"Neyse Gülüm biz senle sonra konuşuruz. " dedi odadan çıkıp gitti.

"Bir sıkıntı mı var?" dedi Beyaz. Ah garibim benim olayları bilmiyordu tabi.

"Yok. Ama sağ ol senin sayende o manyağı elinden kurtuldum." dedim.

Daha fazla bu konakta kalmamak için hızlıca odadan çıkarak kendi konağımıza geçtim. Düğüne katılmamış bir daha da ailem ile aynı ortamda bulunmamak için karar almıştım. Her geçen gün konakta farklı bir olay patlak veriyordu. Beyaz ile üç ay boyunca yüz yüze de gelsek ikimizin derti başından aşkın olduğu için selam alıp verme dışında başka bir konuya girmiyorduk.

Odadan çıkıp zümrüdüme baktım. Konağın avlusunda ki kalabalık sesler ile dışarıya baktım.

Beyaz yengem gidiyordu.. Abime kırgın olsam da onun için üzülüyordum. Beyaz'ın unutma hastalığı ile artık baş edemez bir noktaya gelmişti. Boşanmak isteyen Beyaz'ın bu isteğini kabul etmişti. Cenk abiye 'İyi olacaksa gitsin' derken onunda aşka yakalandığını anlamıştım.

Beyaz'ın gözleri bana döndü. Kızarmış gözlerimle yavaşça Beyaz'a yaklaştım. Beyaz yengem beklemediğim bir şekilde bana sarıldı. Herkesin gözü üç ay sonra odadan çıkan bana dönmüştü. Zayıfladığımı ,değiştiğimi görüyorlardı. Sanki derdi olmayan kötü bir vebaya yakalanmıştı bedenim. Öyle günden güne eriyerek gidiyordu. Ben mutluydum bu halimden belki Allah kabul etmişti ölmek için ettiğim duaları.

Çatallaşan sesimle konuştum.

"Git. Özgürce uç artık.. Onlar gibi ihtiyacın olunca ara demeyeceğim. Sen Allah'ın izniyle dertlerin üstesinden gelmeye bak yolun açık olsun. Hoş çakal..", dedim ondan ayrılıp daha fazla kimsenin yüzünü görmek istemediğim için arkamı dönüp yavaşça odama geri döndüm.

*****

Beyaz gitmişti, konak halkı başında ki dert ile uğraşırken sessizce arka odada ki pencereden çıkıp mezarlığa doğru yürüdüm.

Kucağımda ki Zümrüdü severek topraklı yolda hızlı hızlı yürüdüm. Ara sokaklardan başım yerde kafamda ki siyah şalla yüzümü gelişi güzel omuzuma atarak yüzümü de gizlemeye çalıştım. Tam köşeyi dönüp karşı kaldırıma geçeceğim sıra gözlerime çarpan ela ile sol ayağım havada kaldı. Geriye doğru bir kaç adım atarak hemen arkamı döndüm. Tanımış mıydı beni, yüzünde ki derin şaşkınlık beni üç ay sonra gördüğü için miydi? Yoksa üç ay içinde eriyen bir Gül gördüğü için mi?

Derin bir nefes alıp verdim. Tekrar konağa dönüp odama kendimi kilitlesem iyi olurdu.

Kolumda ki parmaklar beni kendine doğru çevirdi. Titreyen bedenim ile ela gözler yüzümde gezindi. Yüzümde ki siyah şalı yavaşça çekerek baktı. Dolan gözleri ile tepeden tırnağa halime baktı. İki sene içinde 68 kilo olan kız şimdi 43 kilo karşısında duruyordu. Alp doktorun bir poşet yazdığı ilaçlar, vitaminler, birde mamaların tabi pek bir etkisi olmuyordu çünkü hepsini tuvalete döküyordum. Ölmek istiyordum artık ölüme adım adım bedenim yaklaşmıştı.

"Sana ne oldu Gül?", dedi kucağımda ki Zümrüde daha çok sarıldım.

"Öldüm..", dedim unutmuştu galiba. Titreyen göz bebekleri ile bana sarıldı. Yanaklarından akan yaşlar omuzuma damladıkça titremem daha çok arttı. Zümrüt iki bedenin arasında sıkışmıştı. Bedenimde hal derman yoktu, Kartal'ı kendimden uzaklaştırmak için bir eyleme bile girmiyordum. Yapamayacağımı biliyordum.

Kartal ağlayarak bana sarılmaya devam etti.

"Ben artık ağlayamıyorum..", dedim üç ayın sonunda geldiğim nokta buydu. Başını kaldırıp yüzüme baktı. Gözlerimin içi kızarık, çevresi mosmor, yüzüm artık bembeyazdı. Balık etli bir kızken şimdi kemiklerim sayılıyordu. Kara abim hastaneye yatırmayı bile düşünmüştü. Bu halim herkesi korkuturken bir tek beni sevindiriyordu.

Avuçlar arasına yüzümü aldı, dudaklarını alnıma bastırdı.

"Özür dilerim.", dedi yüzümü yavaşça yan tarafa doğru çevirerek çektim onun avuçları arasından.

**********

Arabaya zorla bindirilmiş, seçme hakkı tanınmamış seçtiği tercih kabul edilmemiş bir insan nasıl olursa öyle bir haldeydim.

"Konuşmayacak mıyız?", dedi Kartal ne konuşacaktık. Boş gözler ile dışarıya bakmaya devam ettim.

"Güül?..", dedi acı çeken sesiyle üstüme titriyordu.

Kartal'ın sesine daha fazla maruz kalmamak için arka pencereyi açarak elimi dışarı çıkartıp rüzgara bıraktım. Midem bulanmıştı, başım ağrıyordu, elerim yavaş yavaş titremeye başlamıştı. Uyumam gerekiyordu. Yoksa ağrıdan doktora gidersem bu sefer kesin hastaneye yatırırlardı beni.

"Peki sen bilirsin.", dedi beklemediğim bir şeyi yaparak. Kafamı koltuğun ilerisine koyarak uzandım. Gözlerimi kapattım.

"Uykun mu var?", dedi ilgili sesiyle başımı hafifçe salladım. Arabanın içinde hafif tonda açtığı şarkıyı kapattı. Bende boş bir uykuya kendimi bıraktım.

Bölüm sonu..

.

.

.

.

Birinci bölüm bitti umarım sevmişsinizdir.

OY, YORUM VE BENİ TAKİBİ UNUTMAYIN CANLAR.

Uzun bir bölümle geldim sizlere sizde desteklerinizi çok görmeyin canlarım.

Bölüm sonu

7 yorum

  • 🌙Merhaba Sevgili Yazar Dostum, Seni köklerini wattpad, çizgi studio ve kitappad gibi ilham verici platformlardan oluşturan 🌟Parlak Yıldızlar Kütüphanesi🌟 adlı discord sunucumuza davet ediyoruz.✨ ⭐Sunucumuzda seni bekleyen şeyler: ~📚Yazarlar için destek ve eleştiri turları, kitap tanıtım kanalları, tur sonrası röportajlar ve nice ödüller. ~💌Sohbetin ve muhabbetin bol olduğu kanallar. ~🎰Çeşit çeşit ses, chat ve pc oyunları. ~🕯️Bilgi alabileceğiniz çeşit çeşit gündem kanalları. ~🏆Düzenli olarak gerçekleşen yarışmalar. ~🎉Eğlencenin zirve yaptığı etkinlikler. ~💎Huzuru ve düzeni sağlayan yetkililer. Sunucumuz yeni açıldı ve senin gibi değerli yazarlarla birlikte büyümek istiyoruz.✨ 🔗 https://discord.gg/2u6VFzb4ZJ

  • O değilde beyzaîn unutma hastalığı aklıma geldikçe gözüm doluyor yaaaaaaaa hem ben beyaz ve karaya istiyor ben bu pis şerefsi-neyse işte onu görmek istemiyom

    2Yanıt
  • Okurken acı çekiyorum iki günde ancak bitirdim Kara Ağa kitabında böyle olmadım hiç aaaa