O gece belkide hiç başlamaması gereken olayların kapısıydı fakat o kapıyı kendi elleriyle ören henüz tanımadığım yabancı yine kendi elleriyle kırmıştı o kapıyı…
O gece her gece oldugu gibi mini şortum,yünlü baldırıma kadar gelen pembe beyaz çizgili çorabım, kulağımda kısık sesle oyuncuları dinleyerek valorant oynarken bir yandan en sevdigim çalma listesini dinleyerek bitmek üzere olan cipsimden yiyordum.
Acı baharatlı cips’im bitince acısını dindirmek için karanlık bomboş tek yaşadığım bekar evi gibi kullandığım evin soğuk koridorundan geçerek mutfağı buldum.Üşengeçliğimden dolayı su içmeyi aksattığım için kana kana su içtim.Geri odama dönerken adetimin sancısı bastırdı,kıvrana kıvrana odama döndüm .Trendyol kuponum aklıma geldi ,bir kova waffle sipariş ettim.
Waffle’ımı beklerken ballı turtam Selinim görüntülü aradı görüntümü kapattım ki yine abur cubur yediğimi görüp bana kızmasın diye ama Selin nasıl oldugunu anlamadığım bir şekilde yine anladı.Selin ile çocukluk arkadaşıyız ,yetimhane arkadaşları…
Selin neredeyse doğduğundan beridir yetimhanedeydi, bense annemi doğduğumdan kısa sonra kaybetmişim yüzünü sadece rüyama girdiğinde görüyorum,babamsa beş yaşımdan sonra hapse girdi bana hiçbir şey kalmadı Selinden başka.Selin çok zekiydi çalıştı etti tıp kazandı hemşire oldu, bana da bu yüzden çok düşkün sürekli para göndermeye çalışıyordu.şanslıydım ki matematigim iyiydi okulu öyle böyle bitirdim ve orta okullara özel matematik dersi vererek kendi başıma yetecek kadar paramı kazandım.
Üniversite’ye giderken babam hapisten çıktı ,nereden geldiğini bilmediğim bir para gönderdi ve ortadan kayboldu.Babama karşı kin duymuyordum ,artık umrumda da değildi açıkçası.O zamanlar beleş paraya bir şey demedim ve bu evi aldım.
Kapı çaldı,waffle’ım gelmiş ,afiyetle yiyip eritmek niyetinde sabahın 2.30’unda yürüyüşe çıktım.Hâlen kıştı ,yünlü paltomdan bile belli olan belirgin bel kıvrımıma bakıp gülümsedim ,tanımadığım annemin genetiklerine teşekkür ettim,ne canlar yakmıştır diyip kendi kendime güldüm.Kalın atkıma rağmen sert rüzgardan ötürü kızaran burnuma dokunup Van’ın karanlık yollarına attım kendimi.
Evimden oldukça uzaklaşmıştım ,sokak lambaları bozuk çingene mahallesine benzer yıkık dökük bir sokaktan geçiyordum .Normalde karanlıktan falan korkmam ama içimi istemsiz bir ürperti kaplamıştı, o sokaktan hemen çıkmak istiyordum .Kahretsin içimdeki ürperti beni yanıltmamıştı ilerde hiç tekin gözükmeyen bir keko sürüsü gördüm .İçimden *siktir Açelya tam da girilecek sokağı buldun*dedim.Göz teması kurmadan hızlıca geçmeye çalıştım ama o p!cler durur mu .Kekolardan birisi*pışşşşşt yavru bizide al o m3m3lerin arasına*diye bağırdı.Ne kadar sinir olsam da,onları döversem bir daha müsabakaya çıkamaya bilir bir daha tekvando yapamaya bilirdim.Görmezden gelmeye çalışarak ordan ayrılmaya çalıştım tam gidecekken ,onlardan kurtulacakken bir el kolumdan sıkıca çekip beni sarstı .Aynı anda regli kramplarım beni karnıma yum ruk yemişcesine yüzümün buruşmasına sebep oldu.İçimden*siktir ya bunun hiç sırası değil*dedim ,keko*Hadi yavrum gel bizimle*diyip kolumdan çekiştirince düşecek gibi oldum ama düşmedim.Sancıdan gözlerim kararıp yere düştüğümde sokağın başında uzak olsada oldukça büyük bir gölge gördüm.Bana doğru hızla geliyordu artık sancıdan gözlerim karardığı için mi bana iki göz açıp kapatış gibi gelmişti bilmiyorum birden büyük gölge yanıma gelip kekoları tuzla buz etmişti.Sonunda ışık yüzüne çarpıp kar beyazı suratının üstüne konmuş bomboş gözlerle öldüresiye dövdüğü kekolardan hırsını alamamış resmen kapı kadar adamın suratını görmeme şans vermişti sokak lambası.İsmini bile bilmediğim adamın gözümün önünde kekoları kana susamış gibi döverken güneş sarısı gözlerini örten uzun kirpiklerine düşen minik kar tanelerine bakakalmıştım.