Defterimi sesli bir şekilde kapattım. Çantamı zaten dersin bitmesine beş dakika kala toplamıştım. Bir elime defteri ve kalemimi, diğer elime de bitmek üzere olan suyumu alıp amfiden inen öğrencileri yararak küt saçlı, yuvarlak gözlüklü, huysuz profesörün yanına gittim. O kapıdan çıkarken zor bela arkasından sıvıştım ve o önde, ben arkasında yürürken hızlı hızlı konuşmaya başladım: "Hocam, sonraki dersimiz için birkaç not çıkarttım, bunları incelerseniz-" Profesör ilerlerken bana bakmadan konuşmaya başladı: "Bana mail gönder, burada zaman kaybedemem." Daha da hızlı yürümeye başlayınca tökezledim ve elimde gevşekçe tuttuğum su yere düştü. Suyu almak için eğildim. Sırada şişenin içindeki su miktarı beni ciddi anlamda şaşırttı: Şişe tamamen doluydu Bu mümkün değildi, amfiden çıkarken birkaç yudumluk su kaldığına yemin edebilirdim. Bu aralar çok çalıştığımdan olsa gerek, spesifik bir şekilde su elementi ile alakalı halüsinasyonlar görüyordum. Şimdilik içimden bir psikiyatriste gideceğime söz verdikten sonra bunu da umursamamaya karar verdim ve hızlıca eğildiğim yerden kalktım. Profesör gitmişti bile. İçimden kadına saydırmaya devam ederken yanıma koştur koştur gelen Luna'yı gördüm. Yanımda durup biraz soluklandıktan sonra yavaş ve sakince konuşmaya başladı: "Kızım, sen bela mısın? Ne diye koşarak çıktın kadının arkasından?" Kafamla çantamı işaret ederken cevap verdim: "Dün hazırladığım notları gösterecektim ama 'mail at' dedi gudubet karı. Mail atınca da kızıyor, 'beni sakın rahatsız etmeyin' diye. Zevk alıyor sanırım!" Nefesimi sakince geri verdim. Az önce aklımı oynatmama sebep olan sudan birkaç yudum aldım, kapağını kapattım ve çöpe attım. Yanlış görmüştüm herhalde. Luna'nın kahkaha sesi beni düşüncelerimden ayırdı. "Sana bin kere dedim ki, yaranılmaz o kadına!"Kampüsün çıkışına Luna'nın motoruna doğru yürümeye, bir yandan da konuşmaya başladım."Yaranılmaz vallahi! İngiliz edebiyatı öğretiyor diye bir havlar bir havlar, gören de tıp fakültesi profesörü sanar. Her neyse, eve geçeceğim, geliyor musun?" Luna'nın göz bebekleri büyüdü. Bize gelmeyi seviyordu; eğleniyoruz, yemek yapıp yiyoruz, film izliyoruz, ohoo daha neler neler... Luna sorumu es geçti ve konuşmaya başladı. "Evde salça var mı? Salçalı makarna yapalım, yanına da çıtır tavuk." Gülümsedim. Luna'nın motorunun yanına gelmiştik bile. "Var tabii, olmaz mı ama önce," motora baktım ve "bizi uçurman lazım"Yaklaşık on beş dakikalık çalkantılı bir motor yolculuğundan sonra evdeydik. Ben makarna için sol elimle musluktan akan suyun ısınıp ısınmadığını kontrol ediyor, sağ elimle de sos tavasına yağ koymaya çalışıyorken Luna da elbette bana bölümdeki dedikoduları anlatıyordu.Birkaç saniye sonra suyun ısındığını hissettim. Bir yandan da Luna'yı dinliyordum: "Nayana, biliyor musun, 3. sınıftaki sarışın çocuk var ya, bizim sınıftaki Nancy ile çıkıyor-" Luna cümlesini yarım bırakmıştı. Bunu normal şartlarda asla yapmadığı için şaşkınlıkla ona doğru döndüğümde, o da aynı şaşkınlıkla bir bana bir de elimle sıcaklığını kontrol ettiğim suya bakıyordu. "Nayna, eline bak! Bu..." Hızla ayağa kalkıp yanıma geldi: "Su, su sana itaat ediyor! Suyu kontrol ediyorsun! Bu... Bunu biliyorum, bunu gördüm!" O kadar hızlı konuşuyordu ki beni korkutmuştu. Ben de onun baktığı elime bakınca neden bahsettiğini anladım. Gözlerim onunkiler kadar açıldı.Musluktan tazyikli akan su benim elime çarpınca yavaşlıyor, elimi çevreliyor ve daha sakin bir şekilde akmaya devam ediyordu. Sanki benimle, yani tanışmış ve beni tanımaya çalışıyor gibiydi. Aklımda bir sürü film şeridi geçti: Küvette duş alırken suyun bedenimi sarması, daha sonra her hafta sulamayı unuttum sanıp çiçeklerimin solmasından korkarken suyun bir şekilde onları bulması, her sabah kalktığımda ellerimden akan suyla çarşafımın ıslanmış olması... Ellerimin çok terlediğini sanırdım bu yüzden ama durum sandığımdan daha büyük ve belki de korkunçtu. Düşüncelerimin arasından zorla sıyrılmaya çalışırken bir anda korkuyla elimi sudan çektim. Aynı anda Luna elimi tuttu ve aynı hızla konuşmaya başladı: "Hayır Nayana, bu kötü bir şey değil, sakin ol. Bunu aslında Deep Web'de görmüştüm, yani çok derinlere inmiştim. Bilmiyorum, anonim hesap paylaşmıştı. Ben kendimce dalga geçip sihirbazlığını bu kadar ciddi bir medya sitesi yerine eğlence amaçlı kurulan sosyal medyada paylaşması gerektiğini düşünmüştüm." Elimi tutan elleri gevşedi. Bu sefer de sıkıca omuzlarımdan tuttu. "Bak dinle, bunu araştıracağız, ne olduğunu bulacağız. Başka bir evrene gitmen gerekiyorsa," bir elini yumruk yapıp havaya doğru kaldırdı ve dalga geçerken takındığı yüz ifadesini yaptı, "o başka dünyanın kapılarını beraber açacağız ve ben seni o kapıdan şutlayacağım!" Hızlı hızlı atan kalbim ve neler olduğunu kavrayamayan beynimi bir kenara bıraktım ve bir anda kahkaha atmaya başladığımda çoktan Luna'ya sarılmıştım bile. İleride neler olur bilemem, belki kafasından uydurduğu dünya gerçek olur ancak onsuz bir yere gidemem, onunla aramda olan bağı koparamam. O benim hayatımdaki en değerli varlığım. Belki de bunu kendi başıma keşfetseydim muhtemelen sonum ruh ve sinir hastalıkları hastanesi olurdu.
Bölüm 1
Uyanışın ilk damlası
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.