İçeriğe geç

Guardian of Justice

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Guardian of Justice

Bölüm 1

Choice and Necessity

Kötülük nedir? Kötülük seçim midir yoksa zorunluluk mudur? Yoksa kötülük ani gelen dürtüler silsilesi midir? İnsan kötü mü doğar yoksa kötülüğü sonradan mı benimser? Hiçbir zaman bulamadım bu sorulara cevap, her zaman aklımda bir yerleri kurcalayıp durdular ama hala kurcalıyorlar. Mesleğim boyunca her zaman kötülüğün tanımını araştırsam da kesin bir sonuca hala ulaşmış değilim, neden durduk yere kötü olsun ki insan? Ben inanmıyorum kötülüğün bir seçim olduğuna, sonuçta hepimiz temiz ve saf bir kalple geliyoruz dünyaya. O kalp her zaman beyazdır, ben kalbi siyah olan hiçbir bebek görmedim. Ama nasıl olur da o kalp siyaha bürünür? Zaman mıdır insanı değiştiren, insan mıdır zamanı değiştiren? Gün gelir saatlerce bu soruları kafamda tartışırım, gün gelir aklımda bir yerlerde saklanırlar. Mesleğim gereği suçlularla her zaman yakındım, garip gelecek ve belki de sorgulayacaksınız ama ben de bir suçluyum. Tabii, kanuna göre. Benim işim haksız yere kötülük yapanların canını almak, yaptığı kötülüğü ona yaşatmadan öldürmem kimseyi. Kimilerine göre azılı bir katilim, kimilerine göre adalet arayıcısı. Ne insanlar bilir beni, ne ben bilirim insanları.

|||

“Lee Know! Seul Hastanesi’nin yanındaki bankada soygun olmuş. Lider seni görevlendirdi!”

Masamda bir kelimesini bile okumadığım dosyaları kurcalarken Hyejin’den gelen ses uyuyan beynimi uyandırdı, ofis koltuğumda gerindim yavaşça. Bazen masa başı işleri tercih ediyordum suçlularla uğraşmaya ama görünen o ki Lider Park beni koştururken görmeyi seviyordu. Homurdana homurdana ayağa kalktım, yavaşça ofisten çıkarken gözlerimden uyku akıyordu. Daha dün seri bir katille 1v1 atmıştım, bir gün Lider’e fena patlayacaktım…

“Oo, sen çıkar mıydın ofisinden? Yüzünü gören cennetlik!”

Changbin’den gelen alaycı yorum gözlerimi devirmeme sebep olmuştu, hiç şaka kaldıracak havamda değildim. Elimi yavaşça saçlarıma geçirdim ve boğuk ses tonumla mırıldandım, ses tellerim bile susmam için yalvarıyordu.

“Yine ne oldu, bu sefer kiminle uğraşacağım.. Neden kimse benim yerime gitmiyor göreve?”

Gözlerim yavaşça çevrede gezinirken Yeji’nin sırıtmış yüzüne denk geldim, sorgularcasına tek kaşımı kaldırdım ve konuşmasını bekledim. Bugün herkesin sabrımla derdi vardı…

“Bay Lee, sebepsizdir ama Lider’in gözde çalışanısın. Seni oradan oraya koşarken görmek onu sevindiriyor galiba, ayrıca dosyaları okurken masal okuyormuşçasına okuyan bir adam hangi akla hizmet masa başında çalışmayı düşünür ki?”

Derin bir of çektim, haksızsın diyemedim ama kıza. Gözlerim dosyalarda yazılan bir cümleyi okurken bile kayıyordu, kelimeler benimle alay edercesine dans ediyordu ve bu benim saniyeler içinde uykuya dalmama sebep oluyordu. Yavaşça başımı salladım ve gerindim, kaslarımı esnetirken kendimi daha zinde hissettim.

“O zaman hızlıca görevi açıklayın biriniz, siktiğimin Lider’i yine hangi suçluyla uğraşmamı istiyor?”

Seungmin yavaşça önündeki belgeleri karıştırmaya başladı, Tanrı aşkına bu çocuğun sakinliği beni bitiriyordu. Gözlerime sabırsızlık duygusu büründüğünde dayanamadım ve çocuğun yanına gidip yavaşça sırtını sıvazladım.

“Yarına kadar bekler miyim, Baş Yardımcı Kim? İsterseniz çok hızlı okumayın, yazık başınız filan ağrır sonra.”

Ofistekilerin kıkırdamaları Baş Yardımcı Kim’in iç çekmesine neden oldu, alay dolu sözlerimden etkilenmemiş olsa gerek stoacı görünümü bozulmamıştı. Bana keskin bir bakış atmakla yetindikten sonra tekrar belgelere verdi dikkatini. Bana sonsuzluk gibi gelen birkaç dakikanın ardından sonunda konuşmaya başladığında kendi kendime ‘sonunda…’ diye mırıldanmam kaçınılmazdı.

“Önemli bir şey değil anlaşılan, sadece soygun… Adı Kim Myeong-woon, 38 yaşında ve 2 sabıka kaydı var. İkisi de hırsızlık. Lakin sistemde görünene göre adli olarak soruşturulmamış araba kaçağı suçu da var, eminim polislerin hesabında daha çok bilgi vardır ama polislerin verilerine tamamen ulaşamıyoruz, bu yüzden bizim paneldeki verilerle yetineceğiz. Katil olmadığını varsayarsak işin kolay, sadece sık başına ve geri gel. Ardından Jay bir şekilde çalınan paraları bankaya geri bırakır.”

Yavaşça başımı salladım, bu işte pek bir heyecan yoktu. Hızlıca masada duran ve kimin olduğunu bilmediğim bir tabancayı belime taktım, hızlıca ofiste çıkarken herkes tekrardan işlerine gömülmüşlerdi.

|||

Sadece dakikalar sonra Seul Hastanesi çevresindeydim, işim gücüm yokmuş gibi polislerin görevini üstlenip sikik suçluyu arayacaktım. Tabii bizim geri zekalıların hatası, saatler sonra bilgi veriyorlar. Belki adam çoktan atlamıştır bir gemiye kaçmıştır yurt dışına, ne halt edebilirdim ki ben?

Sallana sallana bankaya doğru ilerlerken yoğun bir kalabalık vardı, herkesin arasından sıvışarak girdim içeriye. Yetkili birisi yolumu kesti, burası polislerin alanıydı. İçten içe gözlerimi devirdim ve yıllanmış kartımı sundum yetkiliye.

“Seul Karakolu, Organize Suçlarla Mücadele biriminden baş komiser Cheol Sang-min.”

Yetkili hızlıca girmem için açıldı, işime yarıyordu bazen bu sahte polis kartı. Yıllar önce karısını öldürmüş bir polisin kartıydı ama dava çoktan kapandığı için Sang-min denilen piçi ben sanıyorlardı. İçeri geçtim ve feryat figan ağlayan insanları inceledim bir süre, ardından banka sahibiyle konuşmaya başladım. O bana suçlunun dış görünüşünü anlata dursun bizim ekibin üyeleri kulağımdaki kulaklıktan her şeyi not ederek robot resim yapmaya çalışıyorlardı, gerekli bilgiyi aldıktan sonra burada durmama luzüm yoktu. Hızlıca terk ettim bankayı, en fazla birkaç saat sonra paraları yerine gelecek olan zavallı insanların bağırışlarını dinlemek gibi bir niyetim yoktu.

Tekrardan ofise doğru yürürken küfrediyordum bu güne, yanlış anlaşılmasın adrenalin arayan bir insan değilim ama bu saçma sapan görevi lanet olasıca bir polis yerine getirebilecekken bizimkilerin her boka burunlarını sokmaları sebebiyle ben yerine getiriyordum. Bir ara Lider Park’a çok pis sövmeyi koymuştum aklıma…

|||

Hantal hantal ofise girdiğimde herkes beni bekliyor gibi bana odaklanmışlardı, nefes nefese kaldığım için kısa bir süre soluklandıktan sonra bir masaya yaslandıktan sonra omuz silktim.

“Ne bakıyorsunuz aval aval? Ekibin bir tane bile arabası yok ki anasını satayım, her yere koştur koştur gitmekten iki deri bir kemik kaldım!”

Seungmin gözlerini devirdi ve ağzımı taklit etti, bazen onun yüzünü dağıtmak istiyordum ama işte lanet olsun ki arkadaşımdı.

“Boş konuşma, herkesin fasfakir olması bizim suçumuz değil. Oyalanmayı bırak da gel resme bak.”

Keşke Seungmin’den alt rütbede olmasaydım diyerekten iç çeke çeke herkesin yanına yöneldim, bakışlarım yavaşça bilgisayarı bulduğunda gördüğüm resimle yüzümü buruşturdum ve kusar gibi yaptım.

“Bu ne la? Yarrağıma kaş göz eklesek daha iyi, sikim tipli şey. Yani benim zavallı ayaklarım bu yüzünü siktiğim piçi yüzünden mi onca yol katetti? Hay sıçayım.”

Felix’in dudaklarından minik bir kıkırdama döküldü ve omuz silkti, o da bir süre robot resme baktıktan sonra yüzünü buruşturdu ve mırıldandı

“Yapacak bir şey yok, işimiz bu Hyung…”

“Sizin işiniz bu değil aptal, siz anca oturun götleriniz acıya acıya. Ben de anca sokak sokak koşturayım e mi? Nerede hak, hukuk, adalet?”

“Onu burada bulmak zor, özellikle böyle bir ülkede…”

Diye konuşmaya dahil oldu Changbin, açıkçası biraz dertli görünüyordu. Zaman zaman hepimizin psikolojisinin yerlerde olduğu dönemler oluyordu ki bu çok normaldi, polis bile değilken suçluları öldürmek gibi bir işimiz vardı ve buna karşı gelme yetkimiz yoktu. Lider’e göre bundan mutlu olmalıymışız çünkü bizler birer ‘kahraman’mışız. Hep gülünç geldi bu söz bana, adam öldüren birisini öldürürsem ne farkım kalır ki ondan? Ha suçluları öldürüyorum ha masumları, ikisi de can değil mi? Neden onları polise teslim etmek varken öldürdüğümüzü anlamıyordum, zaten en başta bir polis gibi davranmamız saçmaydı!

|||

Bu hırsızı yakalamamız gerekenden uzun sürmüştü ki ilk baştaki teorim doğru çıkmıştı, adam birkaç saat önce Gangnam’dan Kıbrıs’a gidecek olan bir gemiye kaçak olarak binmiş. İşin yoksa koştur da yakala Lee Know… Tabiki de adını siktiğimin nefret kustuğumun bana takık, ciddili takık, olan aptal geri zekalı Lider’i beni gemiye yollamıştı. Şu anda 3 katlı kocaman bir yolcu gemisinde bir hırsız arıyordum, gemiyi dolaşırken suçlunun beyninden şüphe duymadım diyemem. Neden bir yük gemisi değil de yolcu gemisi? Yoksa kimlik falan mı değiştirmişti bu sikik tipli? Kötüleri anlamak zordu, sonuçta bazen kendimi bile anlayamıyordum ben.

Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum ama hava kararalı çok oluyordu, şarjı bitik telefonum bir işime yaramadığı için saati öğrenmem imkansızdı ve bu nedensizce beni sinirlendiriyordu. Kısa bir hesap sonrası gece 1 olduğunu varsaydım ve gemide dolanmaya devam ettim. Yolcu kamaraları hariç her yere bakınmıştım, hatta ne olur ne olmaz diye kaptan kamarasını dahi kontrol etmiştim. Kalan tek ihtimal yine beni haklı çıkaracak olacak ki sikik suçlumuz kimlik değiştirmişti, herkes işimi zorlaştırmaya yemin etmiş gibiydi sanki.

İç çeke çeke neredeyse 1000 kişiden oluşan yolcuların kamarasını sessizce kontrol etmeye başladım, normalde bir seri katille bile işim en en en fazla birkaç saat sürüyorken ben aptal bir hırsızı birkaç gün boyunca arayacaktım gibi görünüyordu. Küfrettim sessizce, daha sadece dört beş kamaraya bakınmıştım ki bu gidişle bulmam imkansızdı. Umudum bitmişçesine bir kamara kapısını daha açtıktan sonra resimdeki adamın tıpa tıp aynısıyla karşılaşmıştım ama odada bir fazlalık vardı, bir kişi daha vardı. Yüzümde zafer gülüşüyle odaya girdiğimde yabancının bakışları beni buldu, o beni süzerken ben suçluyu süzüyordum. Tuhaf şekilde elleri kelepçelenmişti, nasıl yani diye düşündüm içimden. Lakin çok fazla kurcalamak istemediğimden sadece belimden silahı çıkardım ve yavaşça suçlunun başına doğrulttum, hem yabancının hem de suçlunun gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Tereddüt etmeden tetiğe bastığımda saniyeler önce hayatta olan suçlunun beyni şu anda yerde dağılmış şekildeydi, kamaranın beyaz kilimi kırmızı kanla renklenirken bu işi de bitirdiğime sevinerek geri dönecektim ki arkamdan yabancının sesini duydum.

“Ne halt ettiğini sanıyorsun lan piç!? Ne diye vurdun adamı!”

Oflayarak yavaşça yabancıya döndüm, yüzümde bıkkınlık ifadesiyle bir süre sessizce yabancının yüz hatlarını inceledim. Dolgun yanakları, pembe ve ince dudakları ile nedense bana yabancı gelmiyordu. İç çektim ve yavaşça konuştum.

“Bu işe karışma, genç. Bunlar adalet meselesi. Ben Seul Karakolu, Organize Suçlarla Mücadele biriminden baş komiser Cheol Sang-min ve görevim bu hırsızı öldürmekti”

Yabancının kaşları yavaşça çatıldı, yüzüme inanmazlıkla bakarken konuştuğunda sesi şüphe doluydu.

“Sikik yalancı… Cheol Sang-min benim babam… ve ben Seul Karakolu, Organize Suçlarla Mücadele biriminden baş komiser Han Jisung.”

_____________________

Arkadaşlar suçluyu ben aklımda şöyle hayal ettim isteyenler için;

  • https://tr.pinterest.com/pin/193936327698364800/
Bölüm sonu

1 yorum