Yolun arkalarından çöken taş bloklarla kapanması, tünelin içindeki havayı daha da ağırlaştırdı. Toz bulutu arasında öksüren beş arkadaş, fenerlerinin ışığıyla önlerindeki tek açık koridoru taradı. Kalp atışını andıran o boğuk ritim, artık duvarların içinden değil, doğrudan ayak bastıkları zeminin altından yankılanıyordu.
"Başka şansımız yok," dedi Arda, tozları eliyle dağıtarak. "Sadece ileriye gidebiliriz."
Tünel ilerledikçe daralıyor, tavanı alçalıyordu. Duvarlardaki tuğlaların yerini, üzerlerine karmaşık geometrik şekiller kazınmış koyu renkli, soğuk taşlar almaya başlamıştı. Melis, adımlarını hızlandırıp Arda’nın hemen arkasına geçti. Elini duvara sürttüğünde, taşların buz gibi olduğunu ama tuhaf bir şekilde hafifçe titrediğini hissetti.
"Bu semboller yer değiştiriyor," diye fısıldadı Melis. Gözlerini bir anlığına duvardaki sarmal bir şekle dikmişti. "Işığı kaydırdığımda sanki yavaşça dönüyorlar."
"Bize öyle geliyor," dedi Can, sesini güçlü tutmaya çalışarak. Ancak o da duvarlardaki gölgelerin fener ışığından bağımsız hareket ettiğini fark etmişti.
Zeynep, Burak’ın omzuna daha sıkı tutundu. Ayağındaki sargı tüneldeki çamurlu su yüzünden tamamen ıslanmıştı. Birden, önlerinde geniş bir dairesel oda açıldı. Odanın tam ortasında, taştan oyulmuş devasa bir kuyu duruyordu. Kuyunun etrafında, köşkteki odalarda gördükleri 1950'li yıllara ait eski aile fotoğrafları, kurumuş çiçekler ve paslı metal eşyalar dairesel bir düzenle dizilmişti.
Arda kuyunun kenarına yaklaşıp fenerini aşağıya doğru tuttu. Kuyunun dibi görünmüyordu ancak aşağıdan yukarıya doğru, su seslerinin arasından tanıdık bir mırıltı yükseldi. Bu, bağ evindeki radyodan duydukları o fısıltının aynısıydı.
"Burası mühür yeri," dedi Arda, günlüğün ıslanan sayfalarını açarak. "Günlükte bahsedilen 'merkez' burası olmalı. Aile, evdeki laneti burada bastırmaya çalışmış ama mühür tamamen kırılmadan önce sadece erteleyebilmişler."
Tam o sırada, kuyunun içinden simsiyah, yoğun bir sıvı yükselmeye başladı. Sıvı taş feryatları andıran bir sesle dalgalanırken, odanın giriş yolları da yavaşça kararmaya başladı. Bir kez daha kapana kısılmışlardı ve bu sefer kaçacak bir merdiven ya da yangın çıkışı görünmüyordu.