İçeriğe geç

GRİ BÖLGE

Bölüm 1 · 6 dk okuma

GRİ BÖLGE

Bölüm 1

Duruşma

Adliye binasının mermer koridorlarında yankılanan topuk sesleri, sabahın erken saatlerinde bile hüküm süren disiplinin bir parçası gibiydi. Yargıç Ayça Bozkurt, elindeki dosyayla birlikte duruşma salonuna doğru ilerlerken, zihni sürmekte olan davalarla değil, ilk kez sabah aynada gözlerinin altındaki morluklarla meşguldü. Uyuyamamıştı. Çünkü içinde bir his, bugün bir şeylerin değişeceğini fısıldıyordu.

Salonun kapısını itip içeri girdiğinde, herkesin yerini almış olduğunu gördü. Avukatlar, izleyiciler, zabıt katibesi... Hepsi tanıdık, her biri sistemin tanımlı taşlarıydı. Ama sanık koltuğu boştu henüz. Ayça, yüksek yargıç kürsüsüne çıkıp yerine oturduğunda, katibeye göz ucu ile bir işaret verdi. Ayça’nın işaretiyle birlikte salonun büyük, ahşap kapısı ağır bir gıcırtıyla aralandı. Sessizlik, bir anda beklenti dolu bir uğultuya dönüştü. İçeriye önce iki jandarma girdi. Ardından sanık… Barlas Vezirhan.

Ayça’nın gözleri istemsizce o yöne kaydı. İlk bakışta sıradan bir adam gibiydi. Siyah gömleği düzensizce iliklenmiş, saçları hafif dağınıktı. Ama yürüyüşünde bir şey vardı—bir meydan okuma, bir kabulleniş karışımı… Sanki bu salonu daha önce defalarca ziyaret etmişti de şimdi yalnızca son perdesini oynamaya gelmişti.

Barlas'ın gözleri salonu tararken, Ayçayla göz göze geldi. Bir saniye... belki daha az. Ama o an sanki zamanın akışı büküldü. Ayça’nın içini açıklayamadığı bir ürperti kapladı. O gözlerdeki sakinlik, alıştığı suçluların ya suçluluğunu gizlemeye çalışan telaşıyla, ya da isyanıyla çelişiyordu. Bu adam korkmuyordu. Savunma yapmaya hazırlanmıyordu. Hatta… yargılanmaya da değilmiş gibiydi.

Katibe, davanın numarasını ve sanığın adını okurken Ayça dosyaya göz attı. Kâğıtlardaki harfler, Barlas Vezirhan’nın geçmişini çiziyordu: “Cinayet. 2. derece.” Ancak dosyadan taşan bir şey daha vardı. Bir boşluk. Eksik bir anlatı. Ve Ayça bunu ilk kez hissediyordu—bir dosyanın sustuklarını.

“Sessizlik istiyorum,” dedi Ayça, sesi salonun dört bir yanına çarparak yayıldı. Gözlerini Barlas’dan ayırmadan devam etti:

“Barlas Vezirhan… Suçlamaları anladınız mı?”

Barlas başını hafifçe eğerek yanıtladı, sesi alçak ama netti:

“Evet. Anladım.”

Ayça, kısa bir duraksamayla devam etti:

“Suçlamaları kabul ediyor musunuz?”

Barlas, bir an durdu. Sanki bu basit sorunun, hiç kimsenin hazırlıklı olmadığı bir cevabı varmış gibi. Sonra başını kaldırdı ve Ayça’nın gözlerinin içine bakarak dedi ki:

“Hayır. Ama suçsuz olduğumu da söylemeyeceğim.”

Salonda ince bir kıpırtı oldu. Avukatlar, izleyiciler, zabıt katibi... Herkesin kalemi, soluğu, zihni duraksadı. Ayça’nın kalbi bir anlık hızla çarptı ama yüzü hiç değişmedi.

Bu cümle, her şeyin başlangıcıydı. Ve Ayça o anda, içindeki o sabah fısıldayan hisse hak verdi:

Bugün bir şeyler değişecekti. Hem de geri dönülmez biçimde.

Ayça, Barlas’ın cevabını duyduğunda içindeki bütün alışkanlıklar, bütün düzenli düşünce yapıları bir anlığına çatırdadı. Mahkeme salonları netlik isterdi. “Evet” ya da “Hayır”. “Suçlu” ya da “Suçsuz”. Ama bu cevap… griydi. Belirsizdi. Tehlikeliydi.

Yargıç cübbesinin altındaki ellerini masanın kenarına bastırdı. Kendini topladı.

“Bu ne demek oluyor, sanık?” dedi, sesi biraz daha sertti bu kez. “Mahkemede açık konuşmanız gerekir. Suçlamaları kabul etmiyorsanız, bunu net bir şekilde beyan edin.”

Barlas, başını yana eğerek hafifçe gülümsedi. Gülümsemesinde bir alay yoktu, ama bir sır sakladığı açıktı.

“Benim suçum sisteme ait. Ama suçum bir kişinin ölümüne sebep olmak mı, yoksa yaşamasına göz yummak mı, onu sizin anlamanız gerekiyor, Sayın Yargıç.”

Salon bir kez daha uğultuya boğuldu. Ayça'nın içinden bir ses bağırmak istedi: Oyun mu oynuyorsun? Duruşma salonunu sahne mi sandın? Ama yapamadı. Çünkü adamın sözlerinde bir tür matematiksel kesinlik, içini kemiren bir dürüstlük vardı.

Sanki ne söylediğini gayet iyi biliyordu. Ve Ayça da o anda, bu davanın sıradan bir dosyayla kapanmayacağını anladı.

Savcı söze girdi:

“Sayın Yargıç, sanığın bu beyanı davayı geciktirme çabasıdır. Deliller açık ve nettir. Güvenlik kamerası görüntülerinde sanığın olay yerinde olduğu, maktulün ölümünden önce onunla tartıştığı sabittir. Bu cümleler aldatmaca içeriyor.”

Ayça başını salladı.

“Sanık, açıklamanız için size ek süre tanıyacağım. Ama bu mahkemede belirsizlik olmaz. Gerçek ya da yalan; ikisinden biriyle konuşacaksınız.”

Barlas, gözlerini kısarak karşılık verdi:

“Gerçek bazen iki ucundan da yalan gibi gözükür. Seçim sizin. Hangisini duymaya hazırsanız, onu anlatayım.”

Ayça’nın içinden buz gibi bir şey geçti. Bir yargıç olarak, binlerce yüz, binlerce kelime duymuştu. Ama BarlasVezirhan, daha ilk duruşmada düzeni bozan bir denklem olmuştu.

Salonda bir sessizlik daha oldu. Bu defa gerilimin değil, beklentinin sessizliğiydi.

Ayça kürsüden dosyaya son kez baktı.

“Mahkeme, öğle arasına kadar ertelenmiştir,” dedi. “Sanığın ifadesi, öğleden sonra ayrıntılı şekilde dinlenecektir.”

Tokmağı indirdiği anda, Barlas Vezirhan yerinden kalktı ve son bir kez Ayçaya döndü.

“Bazı insanlar suçlu doğmaz, Sayın Yargıç. Ama sistem onları öyle ilan eder.”

Ayça, gözlerini kaçırmadı. Ama ilk kez bir sanığın sözleri, kararlarını değil, inançlarını sorgulatıyordu.

Ve bu, daha başlangıçtı.

Mahkeme salonu boşalmaya başladığında, Ayça hâlâ yerinden kalkmamıştı. Zabıt katibi defterini toplarken ona kısa bir bakış attı ama bir şey demedi. Ayça'nın gözleri hâlâ Barlas Vezirhan’nın oturduğu sanık koltuğundaydı. Sanki orada hâlâ oturuyormuş gibi… Sanki o cümle, koltuktan değil, doğrudan Ayça’nın kendi içinden çıkmış gibiydi:

> “Bazı insanlar suçlu doğmaz…”

Ayça başını hafifçe salladı. Bu cümle, çocukluğundan beri duyduğu tüm doğruları çatırdatıyordu. Suç doğuştan gelmezdi, evet. Ama bir insanı suçlu yapan tam olarak neydi? Bir bıçak mı? Bir karar mı? Yoksa... bir göz yummak mı?

---

Öğle arasında odasına çekildi. Cübbesini çıkarıp sandalyeye astı, saçlarını gevşetti. Aynadaki yüzüne baktı: Göz altındaki morluklar daha da belirginleşmişti. Sanki bir gecede değil, bir hayat boyunca uykusuz kalmış gibiydi.

Masasına oturdu, dosyayı tekrar açtı. Barlas Vezirhan hakkında yazılı olanlar netti:

– Yaş: 29

– Eğitim: Üniversite terk

– Meslek: Serbest (belirsiz)

– Sabıka: Yok

– Suç: Mehmet Alaz’ın ölümüne sebebiyet vermek.

Deliller: Güvenlik kamerası görüntüleri, tanık ifadesi (Mehmet’in kardeşi), olay yeri inceleme raporu.

Hepsi dosyada vardı. Ama bir şey yoktu… Motif.

Neden?

Ayça kalemiyle dosyanın kenarına bir soru işareti koydu. Sonra düşünmeden bir kelime daha yazdı:

“Tanıklık?”

Sonra bir başka şey dikkatini çekti:

Tanığın ifadesiyle güvenlik kamerası görüntüsü çelişiyordu. Tanık, "Barlas’ın bağırarak tehdit ettiğini" söylüyordu ama görüntülerde sanık sessizdi. Kamerada yalnızca Mehmet’in öfkeyle Barlas'a doğru yürüdüğü, ardından kadrajdan çıktıkları ve birkaç dakika sonra yerde hareketsiz yatan Mehmet’in göründüğü an vardı.

Ayça dosyayı kapattı.

Olayın içinde bir boşluk vardı ve o boşluk, Ayçayı içine çekiyordu.

---

Saat 14:02. Mahkeme salonu yeniden doldu.

Ayça yerine oturdu. Bu kez biraz daha yorgun ama daha dikkatliydi.

Barlas Vezirhan salona girdiğinde hiçbir şey değişmemişti… ama her şey farklıydı. Ayça bunu hissetti.

Barlas gözlerini yine ondan kaçırmadı.

Bir meydan okuma değil, bir teslimiyet vardı bu bakışta. Ama garip bir türden — sanki her şeyin çoktan yaşanmış olduğuna inanan birinin teslimiydi.

Ayça mikrofonu açtı.

“Sanık Barlas Vezirhan … Şimdi detaylı ifadenizi vermenizi istiyoruz. O gün ne oldu? Maktulle aranızda ne yaşandı?”

Barlas gözlerini salonun tavanına çevirdi. Derin bir nefes aldı.

Ve sonra dedi ki:

“Mehmet Alaz ölmedi, Sayın Yargıç. O, çoktan ölmüştü. Ben yalnızca onun maskesini indirdim.”

Salondaki hava dondu.

Ayça’nın kalem tutan eli bir an titredi. İçinden bir ses fısıldadı:

Bu davanın içinde başka bir dava var. Ve Barlas Vezirhan, yalnızca sanık değil... belki de tanık.

Bunu kanıtlamak ise, artık Ayça’nın görevi değildi sadece.

Bu, onun kendi vicdanıyla yüzleşmesinin de ilk adımıydı.

Gri Bölge açılmıştı. Ve içine giren, eskisi gibi çıkamazdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.