İnsan ağlayınca acı çektiği anlaşılırmış öyle derler. O zaman neden benim kahkaham acı dolu… o zaman neden ağlayamıyorum, o kadar acı çekmeme rağmen…
"tekrar" elimde silahla mankeni başından vurmaya çalışmamın aralıksız üçüncü günündeyim. "artık mola verebilir miyim?"
"sınavda mola vermene izin verecekler mi sanıyorsun? sen bilirsin ,bana çalışmıyorsun sonuçta" elimdeki silahın şarjörünü doldurdum ve tekrar mankene doğrulttum. günlerdir mankeni pek çok kez şah damarından ve kalbinden vurmuştum, ama abime göre bunlar tamamen öldürmez ve yaşama şansı olabilirdi.
"annemin intakımı nasıl almayı planlıyorsun. çalışanları öldürerek mi?" silahı adamın bacağına doğrulttum "hayır" dedim, silahı ateşlerken "yavaş yavaş" dedim, bu sefer kalbinden vurdum "fark ettirmeden" yine şah damarından vurdum "ve tam bana güvendiklerinde..." mankenin kafasına doğrulttum "onları bitiricem" dedim mankenin kafasına sıkarken. abim bir bana birde mankene bakıyordu camın arkasında Gizem ve Ece'nin bana ağzı açık baktıklarına emindim silahı ve kulaklıklarımı masanın üzerine bıraktım. kapıyı açıp asansöre bindim asansörün mavi ışıkları arasında dağılmış saçlarımı at kuyruğu yaptım. odama ulaştığımda üzerimdeki çelik yeleği ve siyah şortu çıkardım sıcak bir duş alıp yine siyah olan pijama takımımı giydim. kendime dolaptan kırmızı şarap alıp kadehe doldurdum ve üç gündür elime almadığım telefonumu aldım
"BABAM 243 ARAMA 592 YENİ MESAJ"
"MERCAN 90 YENİ MESAJ 178 ARAMA"
"DENİZ 130 YENİ MESAJ 300 ARAMA"
yok artık, abime bu kadar mı güvenmiyorlardı onlar gibi olmadığımız için sevmiyor olabilirlerdi ama bu kadarı fazlaydı. ne var yani anneme intikam yemini edip ailemizi korumak için her türlü pisliğe bulaşıp 10 yıl hapis yattıysa sonuçta bizim için yaptı. hemen Mercan'ı aradım "İlkay iyi misin!" nefes nefeseydi muhtemelen koşudaydı "asıl sen iyi misin kıyamet mi kotu bu ne kızım alt tarafı üç gün yoktum" dedim şarabımdan son yudumu alırken "ne demek bu kızım sen o adamın yanında bir saat kalmamalısın" bunu duyar duymaz telefonu yüzüne kapattım bunları abimize söylemeye hakkı yoktu diğerlerini aramayacaktım çünkü mercanı tanıyorsam bunları babama yetiştirmeden bir dakika durmazdı. herkesin benden haberi olduğuna göre, artık gide bilirdim ancak saatin geç olmasını beklemem gerekti.
🖤
gece saatin iki buçuk olduğunu tahmin ediyordum. çünkü telefonumun şarjı bitmişti.
orman tarafına bakan bir odam vardı, bu yüzden şehirden uzaktaydım.
zifiri karanlıktı el fenerini açtım çünkü ekip uyuyordu. aynadaki yansımama baktım kan kırmızısı saçlarıma, ve aynı renkteki dudaklarıma... bunlar annemin bana tek mirasıydı. ben güzeldim, gerçek anlamda, ve bu yüzden babamın moda şirketindeki en ünlü modeldim. babamdan yedi gün izin almıştım. dün, günümün tamamını abimin bana eğitim vermesiyle geçirdim. dövüş ve silah konusunda abim kadar iyiydim ama en iyisi olmalıydım.
gerçekten, hayatımda kendimden daha mükemmeliyetçi başka insan tanımam.
camın arkasından art arda yanıp sönen farları görünce düşüncelerimden sıyrıldım. abime elimle 5 işareti yapıp perdeyi indirdim.
üzerime siyah, kalçamın biraz altında biten kot şort ve siyah askılı crop giydim. sonuçta rahat giyinmeliydim. siyah çantama birkaç parça kıyafet, maske, silah, bıçak ve siyah ruj aldım. kapının yanındaki masamdan motor kaskımı aldım. fenerin pillerini cebime atıp silahlarımı aldım. deri ceketimi üzerime geçirirken merdivenleri iniyordum kapıya ulaşınca sessiz olmaya çalışarak topuklu ayakkabılarımı aldım. tamamen hazırdım artık. abim ağaç olmuş olmalıydı.
"nerde kaldın kızım beş dakikanın bu kadar uzun olduğunu bana söyleyen olmadı" abimin yanağına ufak bir öpücük kondurup motoruma geçtim anahtarı takarken "neden kızıyorsun son anda göreve çağıran sensin hem hiç bi şey almadım yanıma" Aras bi şey söylemeden motoru çalıştırdı. ben ondan önde gidiyordum çünkü yanında gidince nasıl sürdüğüme çok karışıyordu. yirmi dakika sonra depo hemen yanımızdaydı. içeri abim girdi önce, sonra motorları kitleyip ben girdim.
kızlar yine her zamanki gibi dizilmişlerdi bense bugün hiç emir çekemeyeceğimden siyah deri koltuğuma oturdum tam bi kadeh şarap dolduracaktım ki Aras "İlkay konu seninle ilgili hemen buraya!" dedi. Melis'in yanında ayakta durdum
"önümüzdeki altı ay ben olmayacağım o yüzden sizinle başkaları ilgilenecek, merak etmeyin onlara canımı emanet edecek kadar çok güveniyorum ancak istemeyen hemen gidebilir"
tahmin ettiğim gibi kimse kımıldamadı acaba yeni dövüş partnerim kimdi "bu eğitmenler sizin korumalığınızı da üstlenecek."
cebinden bir telefon çıkardı ve Rusça bi şeyler söyledi. benim duymamı istemiyordu çünkü Rusça bilmediğim tek dildi. sonra Depo'nun kapısı açıldı ve içeriye altı adam girdi.
"Kurt" dedi abim esmer adamı göstererek "Mercanı eğiteceksin. siz tanışırsınız zaten uğraşmayacağım" esmer adam Mercan'ın önünde durdu ona bi şeyler söyledi ve arkadaki yerine geçti
"arda" dedi bu kez mavi gözlü benden 20 santim uzun bir adamı gösterdi "Gizem'i eğiteceksin" bu sefer bi şey söylemeden gitti ve Kurt'un yanına geçti
"Sarka" dedi adama, adam gülümseyip "bana da motor alırsan yaparım" dedi sanki bir çocuk gibi "olur ama gelince geri alırım" dedi abimde galiba bu aralarında bir şakaydı "Melis" dedi gözleriyle göstererek.
"Kayra!" bu sefer bağırdı "Deniz sende!" içeriye giren adam çok sinirliydi önüne çıkan ilk kişiyi öldüre bilirdi
"Tan!" abim ikidir bağırıyordu acaba adamların kulağını çınlatıp kaçırmaya filan mı çalışıyordu amacı buysa... ben varım! "İlkay sende" içeriye benden metrelerce-biraz abartmış olabilirim- uzun bir adam girdi ve yüzüme bile bakmadan arkaya, diğerlerinin yanına gitti.
abimin işi bitmiş olacak ki dışarı çıktı. "abi" dedim sessizce bana doru kafasını çevirdi yanına gelip siyah bir arabanın kaputuna oturdum "ya kriz geçirirsem" yüzünü endişeyle bana çevirdi. yanaklarımı avucuna alıp kafamı kaldırdı "öyle bi şey olmayacak İlkay, sana söz veriyorum öyle bir şey olmayacak" abime güvenim sonsuzdu ancak endişeliydim. "neden gidiyorsun" dedim endişeyle "önemli bir işim var Abbi cura di te." ( ita: kendine iyi bak) dedi gülümsedim ve devam ettirdim "Piuttosto, prenditi cura di te." (asıl sen kendine bak)
Aras motoruna atlayıp gidince kapıda sadece ben ve yıldızlar kalmıştık. bazı geceler sadece ben olmak isterim. ne çocukluğum ne de geleceğim.
Motoruma yaslanmış gökyüzünü izliyordum. Şimdi diyorsunuz ki sen ne anlatıyon iki bölümdür. Tamam sakin. Öncelikle kendimi tanıtayım ben İlkay ışık, annesine fazla bağlanan küçük bir kızdım eskiden, şimdiyse annesini öldürenleri öldürmek için her şeyi yapabilecek büyük bir kızım. Benim ülkemde tam olarak on altı yaşında YETİŞKİN olursunuz istediğinizi yapabilirsiniz ancak böyle bir ülkede yaşamak için bir BEDEL vermelisiniz. Annem de öyle yaptı yetişkinlik sınavına girdi ve tek soruyu yanlış yaptı ve sonuç olarak başka bir öğrenci tarafından öld- neyse çok abartmayalım böyle işte abim ve bende annemin intikamı için ordu yetiştiriyoruz denebilir az önce saydığı isimlerde bizim dövüş partnerleri. eğitmen demiyorum çünkü HİÇBİR ERKEK HİÇBİR YÖNDEN BENDEN ÜSTÜN DEĞİL. Ben egoist değilim sadece o adamdan sonra kimse benden, bende kimseden üstün olmamaya karar verdim.
bir anda sıcak havaya bir kan kokusu yayıldı. bu kokuyu daha öncede almıştım Tan denen çocuk yanımdan geçerken.
