Beyaz oda bir anda buz gibi oldu. Siyah silüet, tavandan akan mürekkep gibi sıvıdan beslenerek büyüyor, Alp’in kendi suretini alıyordu. Gözlerinin yerinde derin, boşluklar vardı, sanki tüm acılar o boşluklara toplanmıştı. "Onlar senin kim olduğunu biliyor Alp," dedi silüet, sesi Alp’in kendi zihninden geliyormuş gibiydi. "Onlar seni bir 'araç' olarak kullanmak istiyor. Ama ben… Ben senin kontrolünü geri almanı sağlayacağım." Emre'nin Son Çağrısı Kapı aralığındaki Emre’nin görüntüsü solmaya başladı. "Abi, onu dinleme! Eğer ona inanırsan, ben kaybolurum. Sen varsan ben varım. Bu da bir oyun, lütfen uyan." Alp, ikiye bölünmüş bir gerçekliğin ortasında kalmıştı. Bir yanda çocukluk hatırası, diğer yanda ise karanlık bir güç, özgürlük vaat ediyordu. Selçuk Hoca ve Lilit’in dijital parazitlere dönüşmüş görüntüleri, hala gülüyor gibiydi, ama sesleri sadece birer cızırtıdan ibaretti. "Bu bir deney değil Alp," dedi siyah silüet, Alp’e doğru bir adım atarken. "Bu bir tuzak. Onlar seni asla gerçek dünyaya bırakmayacaklar. Çünkü gerçek dünya, onların kontrolünde değil. Ama benimle, sen kendini özgürleştirebilirsin." Arayüzün Yeniden Doğuşu Alp, yere çömeldi. Gözlerini kapattı. Zihninde, Kovan'ın içindeki o son an canlandı. Milyarlarca insanın fısıltısı, çığlığı ve umudu. O an, Alp bir arayüze dönüşmüştü. Ve şimdi, o yeteneği tekrar kullanmanın zamanıydı. Alp, gözlerini açtığında, artık ne Emre’yi, ne Selçuk Hoca’yı, ne Lilit’i ne de siyah silüeti görüyordu. Sadece beyaz bir oda vardı. Ama bu beyazlık Alp’in zihnindeki tüm kodları taşıyordu. "Gerçeklik, zihnimde başlar," diye fısıldadı Alp. Eliyle duvara dokundu. Parmağının değdiği yerde, duvarda küçük bir kapı belirdi. Bu kapının kolu, deniz fenerinin paslı kapı koluna benziyordu. Labirentin Ötesi Siyah silüet dehşetle bağırmaya başladı: "Bunu yapamazsın! Bu bizim anlaşmamızdı!" Ama sesi titriyordu, tıpkı simülasyondaki Lilit gibi. Siyah sıvı hızla geri çekildi, tavandaki çatlaktan içeri akmaya başladı. Alp kapıyı açtı. İçeride ne karanlık ne de ışık vardı. Sadece sonsuz bir labirent uzanıyordu. Labirentin duvarlarında, Alp’in tüm simülasyonları, tüm hayatları, tüm kararları birer resim olarak beliriyordu. Her biri, bir göze dönüşüyordu. "Benim gerçekliğim," dedi Alp, kapıdan içeri adım atarken. "Gözlerimin etrafındaki çizgilerle yazıldı." Kapı Alp’in arkasından kapandı ve beyaz oda bir kez daha kusursuz sessizliğine gömüldü. Alp, kendi labirentinde, kendi geçmişinin ve geleceğinin gölgeleri arasında yürümeye başladı. Ve her adımda, o labirentin duvarlarındaki gözler, onunla birlikte hareket ediyordu.
