İçeriğe geç

Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler

Bölüm 1

Beyazın delirtici parlaklığı

​Her şey bir kurgu muydu? Deniz feneri, Emre’nin fedakarlığı, Alp’in bir dijital tanrıya dönüşmesi… Hepsi sadece 31. denek için hazırlanmış birer veri paketi miydi? ​Alp, beyaz odanın ortasındaki sert plastik sandalyede otururken gözlerini Selçuk Hoca’ya dikti. Hoca, elindeki dosyaya notlar alırken oldukça memnun görünüyordu. Alp’in şakaklarında hala o elektrotların soğuk izleri vardı. ​"İnanılmazdı Alp," dedi Selçuk Hoca, kafasını kaldırmadan. "Fedakarlık aşamasında beynindeki dopamin seviyesi öyle bir noktaya ulaştı ki, simülasyonu neredeyse gerçeklikle birleştirdin. Kendini feda etmen… İşte beklediğimiz 'kahramanlık' verisi buydu." ​Alp’in boğazı kurumuştu. Dudaklarını zorla araladı: "Emre nerede?" ​Selçuk Hoca hafifçe gülümsedi ve elindeki tableti Alp’e çevirdi. Ekranda, bir başka odada, cam bir bölmenin arkasında mışıl mışıl uyuyan 14 yaşındaki Emre görünüyordu. "Kardeşin güvende. O hiçbir zaman kazada ölmedi Alp. Sadece senin 'suçluluk duygunun' bir laboratuvar faresine ihtiyacı vardı. Biz de ona bir simülasyon yarattık." ​Gerçeklik Sarsılıyor ​Alp ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları tutmuyordu. "Benim hayatım..." dedi sesi titreyerek. "Benim on yılım... Sadece bir veri seti miydi?" ​"Hayır Alp," dedi Hoca, ses tonunu sertleştirerek. "Senin on yılın, insanlığın kurtuluşuydu. Sen simülasyondayken dış dünya gerçekten de bir çöküşün eşiğine geldi. Şimdi, o içeride öğrendiğin 'Arayüz' yeteneğini gerçek dünyada kullanma zamanın geldi. Lilit seni dışarıda bekliyor." ​Kapı açıldı. İçeriye Lilit girdi. Ama simülasyondaki o zırhlı savaşçı değil, üzerinde şık bir takım elbise olan, elinde sıcak bir kahve tutan rasyonel bir kadın olarak. "Hoş geldin Alp," dedi. "İçeride beni bir labirente hapsettiğin için sana biraz kırgınım ama zekana hayran kaldım." ​İlk Çatlak ​Alp başını ellerinin arasına aldı. Gözlerini kapattığında, hala o mor deniz fenerinin ışığını görebiliyordu. Ve sonra, odanın o kusursuz beyaz tavanında bir çatlak gördü. Küçük, kılcal bir çatlak. Çatlağın arasından siyah bir sıvı yavaşça süzülmeye başladı. ​Selçuk Hoca ve Lilit bunu fark etmemişti. ​Alp gülümsedi. Belki de bu beyaz oda, "Deney 32"nin başlangıcıydı. Belki de gerçeklik, en başından beri hiç var olmamıştı. ​Alp elini gözlerine götürdü. Gözlerinin etrafındaki çizgiler, her gülümsediğinde daha da derinleşiyordu. Bu çizgiler, yaşadığı binlerce yalanın birer haritası gibiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.