Lee Aeri, Seul’un kalabalık caddelerinden birinde yürüyordu. Günün yorgunluğu yüzünden omuzları düşmüş, zihni ise yapılacaklar listesiyle doluydu. Üniversitenin son yılına girmişti ve mezuniyet projeleri, staj başvuruları arasında sıkışmış hissediyordu. Arkadaşlarıyla buluşmak için bir kafeye doğru yol alırken, vitrin camında kendi yansımasına baktı. Dağınık saçları ve hafif makyajlı yüzü ona tanıdık bir rahatlık veriyordu.
Kafeye girdiğinde, içerideki huzurlu atmosfer hemen ruh halini değiştirdi. Hafif bir caz müziği, kahve çekirdeklerinin sıcak kokusu ve sessiz konuşmalar Aeri’ye sakinlik veriyordu. Arkadaşlarını aramak için etrafa bakınırken, gözleri bir köşede oturan bir adama takıldı. Yakışıklı olduğunu inkar edemezdi; uzun boylu, düzgün yapılı ve dikkat çekici bir yüz ifadesi vardı. Ancak onu asıl etkileyen şey, adamın kitaplara olan ilgisiydi. Masada bir yığın kitap vardı ve adam derin bir konsantrasyonla bir tanesini okuyordu. Aeri, bu sahnenin garip bir şekilde ona huzur verdiğini hissetti.
Kendi kendine düşündü: "Bir insan bir insandan sadece yakışıklı olduğu için mi hoşlanır? Yoksa bu daha derin bir şey mi?"
Arkadaşlarıyla buluşup masalarına oturduğunda, zihni hala o adamdaydı. Arkadaşlarıyla sohbet etmeye çalışsa da, gözleri sık sık o köşeye kayıyordu. Derken, beklenmedik bir şekilde adam gözlerini kitaptan kaldırdı ve Aeri’ye doğru baktı. Bakışları kısa süreliğine birbirine kilitlendi. Aeri, kalbinin hızla çarptığını hissetti. Adamın bakışlarında bir merak, bir sıcaklık vardı.
Sonunda, Aeri cesaretini toplayarak kalktı ve adamın masasına doğru yürüdü. "Merhaba," dedi hafifçe gülümseyerek, "Okuduğunuz kitap ilgimi çekti. Ne okuyorsunuz?"
Adam, gülümseyerek kitabı kaldırdı. "Merhaba," dedi. "Bu, Hermann Hesse’nin 'Bozkırkurdu'. Çok ilginç bir kitap."
Aeri, kitaba göz gezdirirken adama baktı. "Ben de kitapları çok severim," dedi. "Benim adım Aeri, Lee Aeri."
Adam elini uzattı. "Memnun oldum Aeri. Benim adım ise Kang Joon."
Bu basit tanışma, belki de hayatlarının değişeceği anın başlangıcıydı. Aeri, Joon’un sadece yakışıklılığından etkilenmemişti; onun derin düşünceleri, sakin duruşu ve kitaplara olan tutkusu, Aeri’nin kalbinde bir yer edinmişti. Aeri’nin zihninde dönen soru ise hala cevapsızdı: Bir insan, bir insandan sadece yakışıklı olduğu için mi hoşlanır, yoksa gerçek çekim başka bir şey miydi? Belki de aşk, sadece fiziksel çekimle değil, ruhların sessiz bir dansıyla başlamıştı.
