467****: Neva, bunu nasıl söylesem bilemedim. Üzgünüm.
055*******: Neyi nasıl söyleyeceksin?! Her şey ortada, bariz.
467****: Neva, lütfen beni bir dinle.
055*******: Dinlememe gerek yok, sen benim hayali arkadaşımdın.
Donakaldım. Kanım bile çekildi, hatırlamasına şaşırmıştım.
055*******: Yanlış mı hatırladım yoksa?
055*******: Seni çok özledim. Neredeysen çabuk gel, lütfen. Sana ihtiyacım var.
Bunu okuduktan sonra Neva'ya baktım. Hevesle beni arıyordu, telefonumu cebime atıp yüzüne yaklaştım. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Umarım beni görür, umarım beni hisseder.
"Kokunu bile özledim," diye mırıldandı gözlerini açmadan önce. Sonra bana baktı, tam olarak gözlerimin içine. "Yanıma otursana." derken gözleri parlıyordu. Yanına oturdum, bu hissi özlemiştim.
"Nereden ben olduğumu anladın?" diye mırıldandım bacağına yatarken.
"Numaradan, 'Neva' deyişinden anladım." Genelde birbirimize ismimizle hitap etmezdik, takma isimler takardık.
"Tatlım," diye bağırdı birisi. Ayak sesleri gelmeye başladı, kapı açıldı ve birisi içeri girdi. Ben bunlar olurken elim armut toplamıyordu. Ben de o sırada görünmez olmak zorunda kaldım. "Hah, burada mıydın tatlım?" Neva başını salladı, o da benim gitmemi annesinden biliyordu. "Sen neden uyumadın?" Neva elinde ki kitabı gösterdi. "Sen neden konuşmuyorsun?" diye sordu bu kez. Tam ağzını açmıştı ki koşma sesi geldi.
"Teyzee," diye coşkuyla girdi yeğenleri. Sonra benim olduğum tarafa baktılar, hepsi bir ağızdan " Bu abi kiim?" diye bağırdılar. Sağ elimin işaret parmağını dudaklarıma götürdüm sessiz olmalarını istercesine.