Okula geldiğim için mutsuz veya üzgün değilim. Hocalar dışında pek kimse benimle konuşmuyor çünkü. Aslında hocalar sadece konuşmaya çalışıyor. Ben konuşmak istemiyorum. Sıkıcı. Her şey sıkıcı. Adrenalini seviyorum. Korkmayı, avazım çıktığı kadar bağırmayı, gece yarısı dışarı çıkıp yağmurda dans etmeyi seviyorum. Ama en çok da bunları yaparken yanlız olmayı seviyorum. Kimseye ihtiyacım olmadığını önce kendime sonra ise herkese kanıtlamak istiyorum. En çok da kendi ayaklarım üzerinde durmayı seviyorum. Sorunlarımı çözmeyi, gerektiği zaman kavga etmeyi, dövüşmeyi, insanlara güçlerini sergilemeyi...
Gece yarısı sahilde uzanıp yıldızları sayarken bunları düşünüyorum. Kaos arzum günden güne daha çok artıyor. Bunun için en kısa zamanda çözüm bulmam gerekiyor. Belki de biraz da alıştığım şeylerden vazgeçip nefsimin istediği şeyleri yapmalıydım. Sadece bir seferlik. Aslında çocukluğumdan beri kendi nefsimi eğitmeye çalışıyorum. Bir istek uğruna yıllarımı feda edemezdim. Ama belki de feda edeceğim yıllar daha iyi bir sonuç içindi. Denemekten zarar gelmez. Tek yapmam gereken dikkatli olup bunun daha kötü sonuçlar doğurmasına izin vermemekti.
Kömür karası dalgalı saçlarımın yağan yağmurun ağırlığıyla düzleşmesini uzun bir süre izledikten sonra hırkamın fermuarını çekip ıslanmış asfalta soğru yürümeye başladım. Soğuk havada yıldızları saymak içindeki boşluğu doldurmuş, içimi ısıtmıştı. Şehrin merkezinde yaşamamama rağmen yıldızların görülebilmesi için uzun bir yolu yürüyerek gitmem gerekiyordu. Uzun bir yürüyüş yolu olacaktı. Zamanımı geçirebilmek adına telefonumu elime aldım ve Instagram'da gezmeye başladım. Bu sırada karşıma bir gönderi çıktı. Göndeeideki çocuğu tanımıyordum. Dikkatli baktığımda takip ettiğim kişiler arasında olduğunu fark ettim.

@ege_ertürk
"Lan bu kim? Ben neden bu çocuğu takip ediyorum?" Diye bağıracaktım ki aynı çocuktan gelen arama beni durdurdu. Görüntünün gerçek olduğunu anlamak için mavi gözlerimi kıspıştırdım. Sesli bir aramaydı. Meraklanmıştım. Telefonu açtım. Ne yaptığımı anladığımda ise artık çok geçti. Yüzüne elbette kapatabilirsin ama bu benim gururumu kırardı. Kısa ve net cevaplar vermem gerekiyordu. Telefonu hızla kulağıma götürdüm. Adımlarım hızlanmıştı. Telefonun ardından delen sesle daha da hızlandım. Sanki hızlıca koşsam bundan kaçabilecekmişim gibiydi.
"Merhaba" dedi telefondaki ses. Sesi çok güzeldi ama aynı şeyi karakteri için söyleyemeyeceğim. Beyni olan kişi tanımadığı bir insanı gece yarısı aramazdı. Gerçi benim telefonu açmam da akıllıca değildi. "Ne var?" Diye karşılık verdim rahatsızlığımı belirterek. "Herkese karşı bu kadar kibar mısınız?" Dediğinde benimle dalga geçmesi sinirimi bozmuştu. "Nasıl yardımcı olabilirim?" Diye düzlettim önceli sorumu. "Yarın doğum günü kutlama var okulun yanındaki bir alanda yapacağız gelmek ister misin diye soracaktım." Kendini beğenmiş bir şekilde söylediği bu cümleden sonra cevabım kesinlikle netti. "Hayır" diye yapıştırdım cevabı. Bu kadar konuşma bana yetmişti. Telefonu kapatmak için elimi ekrana götürdüm ki telefonun çoktan kapandığını gördüm. Lanet ilası çocuk benim cevap vermemi beklemeden telefonu kapatmıştı. Birden içimde bir kıpırtı hissettim. Hayır bu aşk değildi. Bu bir insanın beni bir yere davet etmesinin mutluluğuydu ve o sırada bir farklılık yapmaya karar verdim o doğum günü partisine gidecektim.