İçeriğe geç

Görülmeyen Zarafet

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Görülmeyen Zarafet

Bölüm 1

1. BÖLÜM

Hayat tuhaftı, bir anda kendini hiç ummadığın yerlerde bulabiliyordun. Misal şu an olduğu gibi... Ben Adelina lvory namı diğer, Zifir. Şu an bir çatıda kamufule olmuş silahın dürbününden hedefimi izliyorum. Her ne kadar yeraltındaki işlerin başındaki kişide olsam da hedefim için keskin nişancı bulamamıştım... Aslında Hector bu işi sessizce halledecekti ama karısı ani bir şekilde doğum yapınca benden izin istedi. Evet, benden resmen yıllık iznini kullanmak isteyen bir çalışan gibi izin istemişti... Problem şu ki biz normal işler yapmıyorduk. Sonuç olarak iş başa düşmüştü. İşi temiz bir şekilde helledecek birine güvenememiştim. Hedefim Albert Clark kendisini bu şatafatın içinde tutan, uyuşturucu ticaretiydi. Masaya göre para temiz yollarla kazanılmazdı. Moskova'da yürüyen bu kirli işler her daim Zifir'in onayından geçerdi, yani benim. Tabi bundan bir haberlerdi... Uyuşturucu benim ince çizgimdi. On iki yaşından beri bu lanet çukurdaydım ve emin olun ki uyuşturucu hepsinden daha illetti... Albert masadan ve Zifir'den onay almıştı, ancak ona verdiğim yaşam hakkını kaybettiğini bilmiyordu. Şu ana kadar bu piç kurusu başkasının bölgesinde iş yapıyordu, ehh bende zaten kendisini pek sevmiyordum. Ona nişan almışken kendisi şampanyasını yudumlayarak karşısındakiyle hoş bir muhabbetin içindeydi. Doğru zaman önemliydi bir salise insanın canına maâl olabilirdi. Albert arkasını dönüp bir kaç adım attığında tetiğin üzerindeki parmağım hareketlendi. Doğru an... Gözümü kırpmadan tetiği çektim. Havada sessizce süzülen mermi kafasına, siyah saçlarının arasına isabet etti. İşi şansa bırakmazdım, bu yüzden kafayı hedef almak her zaman daha iyiydi. Kalkıp gitmeliydim, yerimi tespit edebilirlerdi; ama sebebi olduğum gösteriyi izlemekten kendimi alıkoyamadım. Albert'ın attığı adım yarıda kesildi, sanırsam dört yada beş saniye ayakta durdukdan sonra bir anda yüz üstü yere düştü. Kafasından, beyaz zemini kırmızıya boyayan kanı unutmamak gerek tabi. Neşeli kalabalık bir anda kaosa dönüştü. Korumalardan bazıları artık ölü olan bedenine, diğer kısmı ise bu olayın baş rolünü yani beni bulabilmek için hızlı bir şekilde koordine oldu. Islık çalarak ekipmanlarımı topladım. Büyük ve ağır silahı çantasına yerleştirdikden sonra çatıdan inmek için harekete geçtim. Binadan tamamen çıktığımda saçlarımı bir arada tutan tokayı çözerek saçlarımı özgürlüğüne kavuşturdum. Dalgalı kahve saçlarımı oldum olası hep serbest bırakmayı sevmişimdir. Gecenin sessizliğinde topuklu botlarımın tıkırtısı kulağıma doluyordu. Bir kaç seri adımdan sonra davetin verildiği mekanın olduğu sokağa çıktım. Kaos burada kendini koruyordu. Sakin adımlarla ilerlerken bir korumayla göz göze geldim. Şüphe dolu bakışlarla hızla yaklaştı, istifimi bozmadım bir kaç adım daha attım. "Hanımefendi, sizi bir süreliğine misafir etmek zorundayım." Gözlerim sağ elinde tuttuğu silaha değdi. "Anlayamadım?" Sesimde şaşkınlık vardı, oysa mükemmel bir oyuncuydum... Beni elbetteki bırakmayacaktı. Ateş hattının içindeki herkes şüpheli sayılırdı. "Zorluk çıkarmayın." Koluma uzanıp sertçe tuttuğunda elimdeki büyük çantayı aldı. İçinde Albert'tı büyük bir zevkle vurduğum silah vardı. "Ah sizinle zorluk çıkarmadan gelirim ama çantamı alabilir miyim?" Üç metre öteden bakan biri bile bu çantanın içinde silah olduğunu anlardı. Yani biliyorum ki bu korumada anlamıştı. "Kontrol etmeliyim." Kafamı onaylarcasına salladım. Bir kaç adım atarak yakınımızdaki arabanın bagajının üzerine çantayı koydu. Durmadım bir adım arkasında durada kadar yaklaştım. "Bu kontroller ne için acaba?" Bana arkası dönüktü. Çantadaki klipsleri açmakla meşguldü. Etrafıma kısaca göz attım. Kargaşanın getirdiği sessizlik her yandaydı. Gözle görülür bir yerde herhangi biri yoktu. Herkes, ki özellikle Hector'un adamları muhtemelen dağılarak hedeflerinde ki kişiyi arıyorlardı. Paltomu geriye atarak belimdeki silahımı çıkardım. "Bazı sorunlar çıtkı, tedbir amaçlı." Gülesim geldi fakat kendimi tuttum. Cebimdeki susturucuyu çıkarıp silahın ucuna taktım. Adam ise çoktan çantayı açmıştı. Görebildiğim kadarıyla dehşete kapılmıştı. Bana doğru hızla döndü. "Albert beyi öldüren siz-" göz göze geldiğimiz an kafasına sıktım. Silahımdan çıkan tek kurşun beynini dağıtmıştı. Yere sertçe düşen bedene bakarak dudaklarımı büktüm "Pardon, cümlen yarım kaldı." El çabukluğu ile çantayı kapatıp yoluma devam ettim. Bir kaç dakika sonra çıkmaz sokağa park ederek gizlediğim arabamın yanındaydım. Geriye doğru dönüp göz gezdirdiğimde bir kaç kişinin az önce beynini dağıttığım korumanın etrafında gördüm. Acele ederek arabaya bindim. Elimdeki büyük çantayı arka koltuğa bırakarak kontağı çalıştırdım. Gaza bastığımda motor kükreyerek araba ileri atıldı. Sağa kırarak caddeye çıktım. Yan koltukta duran telefonu alarak Hector'u aradım. Bir kaç çalışdan sonra çağrı açıldı. Hoparlöre alarak tekrardan yan koltuğa bıraktım. "Adelina, bir şey mi oldu?" Benle taşşak mı geçiyordu bu adam! Resmen işini bana kitleyip birde soruyor muydu. "Yok canım. Her zaman ki gibi sıradan bir gün geçiriyorum. Ne olabilir." "Albert artık bir ceset öyleyse." Gülümsemesi sesine yansımıştı. "Kesinlikle." "Sevindim. Betty'i görmeye geleceğine söz vermiştin. Ne zaman geliyorsun?" Ahh Betty onun yeni doğan kızıydı. Her ne kadar Hector'a sinirli olsam da ufaklığı görmeyi çok istiyordum. Araç yolda sabit denemeyecek bir ivmeyle girderken dikiz aynasından arkayı kontrol ettim. Ve bingo! Tamda tahmin ettiğim gibi, iki siyah araç arkamdaydı. Yani elimi kolumu sallayarak bu işten sıyrılamazdım, biliyordum. "Halletmem gereken ufak bir işim kaldı. Sonrasında oradayım." Gözlerim yol ve dikiz aynası arasında mekik dokuyordu. "Bir sorun mu var Adelina?" Gülen sesi bir anlığına ciddileşmişti. "Hayır, hiçbir sorun yok. Merak etme." Evet sadece takip ediliyorum bu ne tür bir sorun olabilir ki. "Görüşürüz Hector." Hector kısa bir veda cümlesinden sonra çağrıyı sonlandırdı. Gaza biraz daha yüklendim. Geniş caddede saat epey ilerlediği için tek tük araçlar vardı. Beni takipde olanlarla aramı biraz daha açtıkdan sonra frene basarak hızla direksiyonu sola kırdım. Asfaltta kayan tekerlerlerin sesi caddede yankılandı. Yarım tur atarak araç kaydı. Yolun tersine döndüğümde dikiz aynasından gördüğüm arabalar şu an karşımda hız kesmeden bana doğru geliyordu. Emniyet kemerimi seri bir hareketle taktım. "Ölüme bu kadar hızlı geliyorsanız beyler, bana da aynı hızla karşılık vermek düşer." Gaza sonuna kadar yüklendiğimde bu sefer beni kovalamıyorlardı. Karşılıklı olarak onların üzerine hız kesmeden sürüyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.