İçeriğe geç

Görücü Usulü

Bölüm 48 · 9 dk okuma

Görücü Usulü

Bölüm 48

45

Gece, arabanın camlarına yapışmış gibiydi. Sokak lambaları hızla geride kalıyor, ışıklar uzayıp ince çizgilere dönüşüyordu. Hayat koltuğa gömülmüş, iki eliyle USB'yi kavramıştı. Avuçlarının içi terliyordu. Kalbi, göğsüne sığmıyormuş gibi atıyordu. Yan koltuktaki kadın sessizdi. Direksiyonu sıkı sıkı tutuyor, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Arabanın içindeki bu sessizlik, silah sesinden daha ürkütücüydü.

"Polat'ı geri almamız gerek," dedi Hayat. Sesi kararlı olmaya çalışıyordu ama titriyordu. "Onu orada bırakamayız."

Kadın derin bir nefes aldı. "Şu an geri dönersek, ikinizi de öldürürler," dedi. "Annen bunu öngördü."

Hayat başını çevirdi. "Annem beni buna mı hazırladı?" dedi. "Herkesin yalan söylediği bir dünyaya mı?"

Kadın ilk kez kısa bir bakış attı. "Annen seni gerçeğe hazırladı," dedi. "Yalanlara değil."

Araba şehir merkezinden uzaklaştıkça yollar daraldı. Asfalt yer yer bozuldu. Ağaçlar yolun iki yanından üstlerine doğru eğiliyordu. Hayat, camdan dışarı baktı. Karanlığın içinde her şey aynı görünüyordu ama içindeki dünya paramparçaydı. Polat'ın yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. Donuk bakışı. Yarı açık ağzı. Onu alıp götürdükleri an.

"Onu öldürürler mi?" diye sordu Hayat.

Kadın cevap vermedi. Bir süre sonra sadece şunu söyledi: "Henüz değil."

Bu kelime Hayat'ın içine bir umut kırıntısı bıraktı. Henüz. Demek ki zaman vardı. Demek ki hâlâ bir şeyler değişebilirdi.

Araba eski bir sanayi bölgesine girdi. Kapalı dükkânlar. Kırık camlar. Duvarlara yazılmış solmuş sloganlar. En sonda, dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi duran iki katlı bir bina duruyordu. Kadın arabayı arka tarafta durdurdu. Motoru kapattı.

"Buradayız," dedi.

İçeri girdiklerinde loş bir ışık yandı. Burası bir ev değildi ama depo da sayılmazdı. Duvarlarda haritalar vardı. İğnelerle işaretlenmiş noktalar. Tarihler. İsimler. Hayat'ın gözü hemen bir kağıda takıldı. Polat Karahan yazıyordu. Yanında kırmızı bir daire vardı.

"Bu ne?" dedi Hayat.

Kadın cekedini çıkardı. "Bu, hâlâ yaşayanlar listesi," dedi. "Ve henüz konuşabilecek olanlar."

Hayat USB'yi masaya koydu. "Annem neden listede?" dedi. "Eğer dediğin gibi sızdırılmışsa, neden onu da suçladılar?"

Kadın sandalyesine oturdu. Yorgun görünüyordu. "Çünkü annen," dedi yavaşça, "oyunu bozmakla kalmadı. Oyunu yönlendirdi."

Hayat nefesini tuttu.

"Belgeleri sadece saklamadı," diye devam etti kadın. "Belgeleri kimin göreceğini, kimin yok olacağını o belirledi. Bazı isimleri bilerek sildi. Bazılarını ise bilerek bıraktı."

Hayat'ın boğazı düğümlendi. "Kimi korudu?"

Kadın başını kaldırdı. "Seni."

O an Hayat'ın içinden bir şey koptu. Annesinin onu yıllarca karanlıktan uzak tutmak için neleri göze aldığını düşündü. Suçlanmayı. Yalnız kalmayı. Ölümü.

"Peki Polat?" dedi Hayat. "O da mı bu planın içindeydi?"

Kadın bir an sustu. Sonra net bir sesle konuştu. "Polat, annenin en büyük riskiydi."

Hayat ayağa kalktı. "Onu kurtaracağız," dedi. "Ne pahasına olursa olsun."

Kadın masadaki haritayı çevirdi. Yeni bir yer işaret etti. "Onu buraya götürürler," dedi. "Cemal Karahan konuşmadan önce oğlunu kırmak ister. Çünkü Polat konuşursa, her şey biter."

Hayat yumruklarını sıktı. "O konuşacak," dedi. "Ben konuşturacağım."

Kadın ilk kez gülümsedi. "Annen de aynısını söylemişti."

O anda duvardaki ekranda bir bildirim yandı. Canlı bir görüntü açıldı. Polat bir sandalyede oturuyordu. Ellerini arkadan bağlamışlardı. Yüzü kan içindeydi ama bakışları hâlâ dirençliydi. Kameranın dışından bir ses geldi.

"Babanla annen arasında birini seçeceksin," dedi ses. "Ve bu kez kaçış yok."

Hayat ekrana doğru bir adım attı. "Dayan," dedi fısıltıyla. "Geliyorum."

Kadın telefonu Hayat'a uzattı. "Hazır mısın?" dedi.

"Hayır," dedi Hayat. "Ama hazırım."

Dışarıda gece biraz daha koyulaştı. Ve bir yerlerde, Plan C çoktan devreye girmişti.

Hayat telefonu eline aldığında parmakları soğuktu. Ekrandaki görüntü titriyordu ama Polat'ın yüzü netti. Dudakları patlamıştı. Gözünün biri şişmişti. Buna rağmen kameraya değil, sanki Hayat'ın gözlerinin içine bakıyordu. O bakış, yıllardır taşıdığı her şeyin ağırlığını anlatıyordu.

"Beni dinle," dedi Hayat, sesi alçak ama kesindi. "Ne söylerlerse söylesinler, sakın kabul etme."

Kameranın arkasındaki adam güldü. Bu kahkaha metalikti. Soğuktu. İnsana ait değildi.

"Çok geç," dedi adam. "Seçim anı geldi."

Polat başını yavaşça kaldırdı. "Zaten bir seçim yaptım," dedi. Sesi kısıktı ama nettı. "Onun tarafındayım."

Bir tokat sesi duyuldu. Kamera sarsıldı. Hayat refleksle telefonu kendine çekti. Nefesi hızlandı. İçindeki öfke korkuyu bastırıyordu.

"Onu öldürürler," dedi Hayat kadına dönerek. "Bunu izlememe izin verme."

Kadın sakinliğini koruyordu ama çenesi kilitlenmişti. "Annen bu ana hazırlıklıydı," dedi. "Ve sen de."

Masaya doğru yürüdü. Kilitli bir çekmeceyi açtı. İçinden ince bir dosya çıkardı. Dosyanın üzerinde tek bir harf vardı. H.

"Bu," dedi kadın, "annenin son manevrası."

Hayat dosyayı açtı. İçinde eski fotoğraflar vardı. Bir hastane koridoru. Bir ameliyathane. Tarih 1996. Bir fotoğrafta genç bir kadın vardı. Aylin Demir. Yanında bir adam. Hayat adamı tanıdı. Rıza Yalçın.

"Bu tarihte," dedi kadın, "resmi kayıtlara göre annen başka bir şehirdeydi. Ama aslında burada bir ameliyattaydı."

"Ne ameliyatı?" dedi Hayat.

Kadın gözlerini kaçırdı. "Kimlik."

Hayat dondu. "Ne demek bu?"

"Rıza Yalçın ölmeden önce konuşmak istemesinin sebebi buydu," dedi kadın. "Annen onun hayatını kurtardı. Ama karşılığında onu sistemden sildi. Yeni bir kimlik verdi. Yeni bir geçmiş."

Hayat başını iki yana salladı. "Ama ekranda öldü dediler."

Kadın acı bir tebessümle gülümsedi. "Ölen kişi," dedi, "o kimlikti."

O anda ekrandaki görüntü tekrar netleşti. Polat'ın olduğu oda değişmişti. Daha aydınlıktı. Bir masa vardı. Masanın karşısında Cemal Karahan duruyordu. Takım elbisesi kusursuzdu. Yüzü sakindi.

"Bak oğlum," dedi Cemal. "Bu işin sonu yok. Annenin yaptıkları yüzünden herkes yanacak."

Hayat'ın içi buz kesti. Cemal kameraya yaklaştı.

"Ve sen," dedi, "bunun merkezindesin."

Hayat refleksle ekrana seslendi. "Yalan söylüyor!"

Polat gülümsedi. Zor bir gülümsemeydi. Ama gerçekti. "Biliyorum," dedi. "O yüzden buradayım."

Cemal'in yüzündeki sakinlik çatladı. "Hâlâ onu mu seçiyorsun?" dedi.

"Evet," dedi Polat. "Çünkü senin seçimin her zaman korkuydu."

O an kadın kulaklığa dokundu. Birilerine işaret verdi. Binanın içindeki ışıklar bir anlık titreşti. Haritadaki kırmızı noktalardan biri söndü.

"Şimdi," dedi kadın, "Plan C başladı."

Hayat kadına döndü. "Bu plan Polat'ı kurtarıyor mu?"

Kadın başını salladı. "Eğer sen konuşursan," dedi. "Evet."

Hayat ekrana baktı. Polat'ın nefesi hızlanmıştı ama gözleri hâlâ direniyordu. Hayat içindeki korkuyu bastırdı. Kameraya doğru eğildi.

"Dinleyin," dedi. "Herkes dinlesin."

Kadın yayını açtı. Ekran tekrar canlı yayına döndü. Sayılar hızla artıyordu. Binler. On binler.

"Ben Hayat Demir," dedi. "Ve şimdiye kadar anlatılan her şey eksik."

Cemal bağırdı. "Yayını kesin!"

Hayat devam etti. "Annem suçlu değildi. Ama masum da değildi. O bir muhbirdi. Bir cerrahtı. Sistemin içini açtı."

Kadın kulağına fısıldadı. "Şimdi."

Hayat USB'yi ekrana tuttu. "Bu kayıtlar," dedi, "yalnızca belgeler değil. Kimlerin yaşayıp kimlerin öleceğine karar verenlerin isimleri."

Ekranda bir dosya açıldı. Cemal Karahan'ın adı kırmızıyla yanıp söndü.

Cemal geri adım attı. "Bunu yapamazsın."

Hayat'ın sesi titremedi. "Annem yaptı," dedi. "Ben sadece tamamlıyorum."

O anda ekrandaki görüntü karardı. Bir patlama sesi geldi. Sonra sirenler.

Kadın hızlıca ayağa kalktı. "Onu çıkarıyoruz," dedi. "Şimdi."

Hayat kalbi ağzında bekledi. Dakikalar saat gibi geçti. Sonunda kulaklıktan bir ses geldi.

"Hedef alındı," dedi ses. "Ama çatışma var."

Hayat gözlerini kapadı. İçinden tek bir cümle geçti. Dayan Polat.

Ve o sırada, ekran tekrar açıldı.

Bu kez Polat koşuyordu.

Kanıyordu.

Ama özgürdü.

Hayat ağladı. İlk kez. Sessizce. Ama derinden.

Kadın arkasına baktı. "Bu daha bitmedi," dedi. "Annenin sakladığı son gerçek hâlâ sende."

Hayat USB'ye baktı. Dosyalardan biri henüz açılmamıştı.

Adı tek kelimeydi.

"Ben."

Ve Hayat anladı.

Bu hikâyenin son tanığı kendisiydi.

Hayat dosyanın üzerine geldiğinde eli durdu. "Ben" yazısı ekranda sabit duruyordu. Kalbi göğsüne vurdukça zihninin içi uğulduyordu. Bu dosya, annesinin ondan bile sakladığı bir şeydi. Ve artık kaçacak yeri yoktu.

Tıkladı.

Ekran karardı. Sonra yavaşça bir görüntü belirdi. Kamera sabitti. Arka planda beyaz bir duvar. Önünde annesi vardı. Daha yaşlı. Daha yorgun. Ama bakışları her zamanki gibi netti.

"Bunu izliyorsan," dedi Aylin Demir, "ya ben yokum... ya da sen artık hiçbir şeye eskisi gibi bakamıyorsun."

Hayat'ın boğazı düğümlendi.

"Bu dosyayı en sona bıraktım," diye devam etti annesi. "Çünkü bunu bilmek, seni korumayacak. Seni yalnızlaştıracak."

Görüntü bir anlığına durdu. Sonra devam etti.

"Hayat," dedi annesi, "sen bu hikâyenin dışında değilsin."

Hayat sandalye aradı ama bulamadı. Olduğu yere çöktü.

"1998 dosyasındaki ilk kayıt," dedi Aylin, "seninle ilgili."

Hayat'ın nefesi kesildi.

"Sen bir tesadüf değildin," dedi annesi. "Sen bir sigortaydın."

Kadının odadaki sesi bile değişti. "Ne demek bu?" diye fısıldadı ama Hayat duymadı bile.

"Benim sızmamı fark ettiklerinde," dedi Aylin, "benden kanıt değil, teslimiyet istediler. Ve ben onlara bir şey verdim. Seni."

Hayat başını iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

"Doğumun kayıtlara farklı geçti," dedi annesi. "Baban sandığın adam, seni korumak için seçildi. Ama seni gerçekten koruyan kişi... düşmanlarının içindeydi."

Ekran değişti. Bir belge belirdi. Üzerinde kırmızı mühürler vardı. Bir kod adı yazıyordu.

H-17.

"Bu kod," dedi annesi, "ileride her şey çökerse diye yaratıldı. Ve bu kod... sensin."

Hayat içinden çığlık atıyordu ama sesi çıkmıyordu.

"Eğer bu noktaya geldiysen," dedi Aylin, "artık saklanamazsın. Çünkü seni susturamazlar."

Görüntüde Aylin öne eğildi. Sesi fısıltıya döndü.

"Cemal Karahan seni biliyor," dedi. "Ama herkese açıklayamaz. Çünkü sen konuşursan, sadece dosyalar değil... çocuklar da ortaya çıkar."

Hayat başını kaldırdı. "Çocuklar?" dedi yüksek sesle.

Kadın arkasında duruyordu. Yüzü kireç gibiydi.

"Deney," dedi tek kelimeyle.

Ekran yeni bir klasöre geçti. Yaş listeleri. Doğum tarihleri. Kaybolan çocuklar. Yetimhaneler. Sahte evlat edinmeler. Hepsinin üzerinde aynı imza vardı.

Cemal Karahan.

Hayat'ın midesi bulandı. "Ben bunlardan biri miyim?" dedi.

Kadın gözlerini kaçırmadı. "Hayır," dedi. "Sen onların sigortasıydın. Yaşayan kanıt."

O anda kapının dışında bir motor sesi duyuldu. Ardından bir tane daha. Sonra bir tane daha.

Kadın hemen ışıkları kapattı. "Bizi buldular," dedi. "Ama bu sefer kaçmak yok."

Hayat ayağa kalktı. Gözleri kararlıydı. "Ben konuşacağım," dedi. "Hepsini."

Kadın başını salladı. "O zaman Polat'ı da riske atıyorsun."

Hayat durdu. Kalbi bir anlığına sendeledi.

Tam o sırada telefon çaldı. Bilinmeyen numara.

Açtı.

Polat'ın sesi geldi. Zor nefes alıyordu ama hayattaydı.

"Onlar seni izliyor," dedi. "Ama seni durduramazlar."

Hayat ağladı. "Seni kaybettiğimi sandım."

"Beni kaybedersen," dedi Polat, "hikâye eksik kalır."

Kapı sertçe vuruldu. Kilit zorlandı.

Kadın silahı masaya bıraktı. "Seçim senin," dedi. "Gitmek ya da kalmak."

Hayat ekrana döndü. Annesinin yüzü hâlâ oradaydı. Sanki ona bakıyordu.

"Ben kalıyorum," dedi.

Kapı kırıldı.

Işıklar yandı.

Ve Hayat kameraya döndü.

"Ben H-17'yim," dedi. "Ve şimdi her şeyi anlatıyorum."

Dışarıda sirenler çalarken, içeride gerçek nihayet konuşmaya başlamıştı.

Işıklar gözlerini alıyordu. Kapı kırılmıştı ama kimse içeri girmiyordu. Sanki herkes bir adım geri çekilmiş, Hayat'ın konuşmasını bekliyordu. Kameranın kırmızı ışığı yanıyordu. Canlı yayın hâlâ sürüyordu. Artık geri dönüş yoktu.

Hayat omuzlarını dikleştirdi. Dizleri hâlâ titriyordu ama sesi netti. İçindeki korku, yerini tuhaf bir sakinliğe bırakmıştı. Annesinin sesi kulaklarında yankılanıyordu. Kaçma. Anlat.

"Ben H-17'yim," dedi tekrar. "Ve bu numara, bir dosya değil. Bir çocuğun üzerine yazılmış bir sigorta."

Ekrandaki yorumlar hızla akıyordu. İnsanlar anlamaya çalışıyordu. Şaşırıyorlardı. İnkâr ediyorlardı. Korkuyorlardı.

"1998'de," dedi Hayat, "sadece tanıklar susturulmadı. Çocuklar kaybedildi. Kimlikler değiştirildi. Hayatlar yeniden yazıldı."

Bir an durdu. Nefes aldı. Devam etti.

"Annem bu sistemin içine sızdı. Ama çıkamayacağını biliyordu. Bu yüzden beni yarattı. Bir gün her şey inkâr edilirse diye."

Kadının sesi arkasından geldi. "Zamanımız az."

Hayat başını salladı. "Biliyorum."

Kameraya biraz daha yaklaştı. Gözleri doluydu ama bakışları keskinleşmişti.

"Cemal Karahan ve onun gibiler," dedi, "sadece suç işlemedi. Bir nesli susturdu. Ve ben artık susmayacağım."

O anda ekranda bir dosya daha açıldı. İsimler birer birer görünmeye başladı. Canlı yayında. Silinemez şekilde.

Dışarıdan ayak sesleri duyuldu. Bağırışlar. Polis sirenleri. Kaos.

Hayat cümlesini bitirdi.

"Bu bir intikam değil," dedi. "Bu bir kayıt."

Kamera dondu.

Yayın kesildi.

Ama artık çok geçti.

Çünkü gerçek bir kez duyulmuştu.

Ve bazı gerçekler,

bir daha asla gömülemezdi.

Sevgili okurlarım 🤍

Sizce Hayat konuşmaya devam edebilecek mi?

Polat bu hikâyenin neresinde duracak?

Ve annesinin sakladığı son gerçek gerçekten bu mu?

Yorumlarınızı mutlaka yazın ✨

Çünkü bir sonraki bölümde dengeler tamamen değişiyor.

Bana destek olmak ve bölümleri kaçırmamak için

WhatsApp kanalıma katılabilirsiniz:

👉 sevipgidenbirisiii

(Link kopyalanamıyorsa Google'a aynen yazın,

ilk çıkan sonuca tıklayın 🤍)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.