Günler birbirine benzemeden akmaya başladı.
Ne hızlandı ne yavaşladı.
Sadece... yerli yerine oturdu.
Asel sabahları daha erken uyanıyordu artık.
Alarmdan önce.
Mutfakta kahve yaparken pencereye yaslanıyor,
şehri izliyordu.
O sabahlardan birinde Bulut arkadan sarıldı.
Sessizce.
Bir şey söylemedi.
Asel ilk kez irkilmedi.
İlk kez "şimdi ne diyecek?" diye düşünmedi.
"Bugün işin var mı?" diye sordu Bulut.
"Var," dedi Asel.
"Ama seni bekleyen bir iş değil."
Bulut gülümsedi.
"İyi," dedi.
"Ben de seni bekleyen biri olmak istemiyorum."
Bu cümle, Asel'in içinde bir yere oturdu.
Daha önce hiç kimse böyle söylememişti.
Ya beklenmişti
ya da bekletilmişti.
⸻
Bir akşam yağmur başladı.
Plansız.
Israrcı.
Asel'le Bulut dışarıdaydı.
Sığınacak bir yer aramadılar.
Yürüdüler.
Bulut ceketini çıkarıp Asel'in omzuna koymadı.
Asel de "üşüyorum" demedi.
Yan yana ıslandılar.
"Biliyor musun," dedi Asel,
"eskiden böyle anlarda bir anlam arardım."
Bulut kaşını kaldırdı.
"Şimdi?"
"Şimdi sadece ıslanıyoruz," dedi.
"Ve bu yeterli."
Bulut güldü.
"Hayatın özeti bu olabilir."
⸻
O hafta ilk kez gelecekten somut bir şey konuştular.
Bir tarih değil.
Bir söz değil.
Bir ev.
"Balkonu olsun," dedi Asel.
"İçine kapanmasın."
Bulut başını salladı.
"Bir de sessiz bir oda," dedi.
"Kimsenin kimseye karışmadığı."
Asel durdu.
"Bunu hayal etmek beni korkutmuyor," dedi.
Bulut da durdu.
"Beni de bağlamıyor."
İkisi de anladı:
Bu bir plan değildi.
Bir ihtimaldi.
Ve ihtimaller,
zorla tutulmazdı.
⸻
Asel bir gün defterine şunu yazdı ama Bulut'a okutmadı:
"Birinin yanında geleceği düşünebilmek,
onu hemen yaşamak zorunda olmak değildir."
Bulut da aynı gün arkadaşına şunu söyledi:
"İlk kez bir ilişki,
benden bir şey almadı.
Beni büyütmedi de.
Olduğum yerde bıraktı."
⸻
Anneler uzaktan izlemeye devam etti.
Daha az sordu.
Daha çok sustu.
Çünkü bu kez çocuklarının sesindeki sakinlik,
cevaplardan daha ikna ediciydi.
⸻
Bir akşam Asel balkonda çiçekleri sularken Bulut'a döndü:
"Bir gün evlenirsek," dedi,
"bunun sebebi korkularımız olmasın."
Bulut hiç düşünmeden cevap verdi:
"Olursa, cesaretimizden olsun."
Asel başını salladı.
Bu cevap ona ağır gelmedi.
Hafifti.
Taşınabilirdi.
⸻
Hikâye hâlâ bir karara varmıyordu.
Ama artık şunu biliyordu:
Bazı hikâyeler
"ne olacağız?" sorusuyla değil,
"olmadan da iyiyiz" cümlesiyle güçlenirdi.
Ve bazen kalmak,
bir söz vermek değil;
aynı masada
sessizce oturabilmekti.
Çatlak, büyük bir yerden gelmedi.
Ne bir kavga,
ne bir bağırıştı.
Bir cümleydi sadece.
Yersiz.
Zamansız.
Asel işten yorgun dönmüştü.
Çantasını kanepeye bıraktı.
Ayakkabılarını çıkarmadan balkona geçti.
Bulut içerideydi.
Telefonla konuşuyordu.
"...evet," dedi Bulut,
"birlikte yaşıyoruz ama
henüz net bir şey yok."
Asel durdu.
Balkon kapısı yarı açıktı.
Konuşma bitene kadar içeri girmedi.
Bulut telefonu kapattığında Asel mutfağa geçmişti.
Sessizce su dolduruyordu bardağa.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Bulut.
Asel başını kaldırmadı.
"Yok," dedi.
"Olmadı."
Ama ikisi de biliyordu:
Olmuştu.
⸻
Yemek sessiz geçti.
Bu sessizlik,
alıştıkları türden değildi.
Bulut bir ara dayanamayıp sordu:
"Duydun mu konuşmayı?"
Asel bıçağı bıraktı.
"Duydum," dedi.
"Ve kızgın değilim."
Bulut rahatladı sanmıştı.
Ama Asel devam etti:
"Sadece...
'henüz net bir şey yok' cümlesi
bana uzak geldi."
Bulut durdu.
"Yalan söylemedim," dedi.
"Net değil."
Asel başını salladı.
"Biliyorum," dedi.
"Ben de zaten netlik istemiyorum."
Bir an sustu.
Sonra ekledi:
"Ama görünmez olmak da istemiyorum."
İşte çatlak,
tam oradaydı.
⸻
Bulut sandalyeye yaslandı.
Bu kez kaçmadı.
Ama savunmaya da geçmedi.
"Bunu saklamak için söylemedim," dedi.
"Kendimi korumak için söyledim."
Asel ona baktı.
"Ben de seni hızlandırmak istemiyorum," dedi.
"Ama yavaşlamakla,
geri çekilmek arasındaki farkı
bilmek istiyorum."
Bu cümle Bulut'u susturdu.
Çünkü cevabı hazır değildi.
⸻
O gece aynı yatakta uyudular.
Ama arada bir mesafe vardı.
Soğuk değil.
Düşünceli.
Asel tavana baktı.
İçinden şunu geçirdi:
Bu, kaçmak mı?
Yoksa sadece alışkanlık mı?
Bulut da uyumadı.
Aklında tek bir soru vardı:
Ben sakinliği seviyorum,
yoksa belirsizliği mi?
⸻
Sabah kahvaltı hazırlanmadı.
Kimse acele etmedi.
Asel montunu giyerken durdu.
Kapıda Bulut'a döndü.
"Şunu bilmek istiyorum," dedi.
"Eğer biri sana 'net' dediğinde
için daralıyorsa...
bu benimle mi ilgili?"
Bulut başını salladı.
"Hayır," dedi.
"Bu, benden kalan eski bir şey."
Asel bir adım geri attı.
"Eski şeyler," dedi,
"yeni ilişkilerde
sessizce büyür."
Bulut bunu inkâr etmedi.
⸻
Kapı kapandı.
Bu bir ayrılık değildi.
Ama bir eşik olduğu belliydi.
Çatlak büyümemişti.
Ama görünür olmuştu.
Ve bazı hikâyelerde
en zor soru şuydu:
Bu çatlağı
onaracak mısın,
yoksa onunla yaşamayı mı öğreneceksin?Bulut o gün erken çıktı evden.
Asel'den önce.
Bu bir kaçış değildi.
Sadece yalnız kalma ihtiyacıydı.
Bir kafeye oturdu.
Cam kenarı.
Kalabalığın içindeki yalnız masalardan biri.
Kahvesi soğurken
ilk kez uzun süredir yapmadığı bir şeyi yaptı:
Geçmişini savunmadan düşündü.
⸻
Evet.
Bulut daha önce evliliğin kıyısına gelmişti.
Her şey "doğru zaman" gibi görünüyordu.
Aileler tanışmıştı.
Ev konuşulmuştu.
Tarihler ima edilmişti.
Ve herkes ondan bir şey bekliyordu.
Netlik.
Kararlılık.
Bir cümle.
Ama o cümle her yaklaştığında,
Bulut'un içi daralıyordu.
Çünkü o ilişkide
"kalmak"
bir tercih değil,
bir görev gibiydi.
Gitmek ayıptı.
Kalmak mecburiyetti.
O gün nikâh dairesinin önünde
kimseyle kavga etmeden,
kimseyi suçlamadan
geri dönmüştü.
Sonra herkes ona aynı şeyi söylemişti:
"Demek hazır değildin."
"Demek korktun."
"Demek ciddiyetsizsin."
O da sustu.
Çünkü itiraz edecek gücü yoktu.
Ama asıl cümleyi
hiç kimse sormamıştı:
"Belki de yanlış yerdeydin."
⸻
Kafede telefonu eline aldı.
Asel'e yazmadı.
Önce kendine dürüst olmayı denedi.
Asel'le olan şey farklıydı.
Bunu inkâr edemezdi.
Asel ondan bir gelecek talep etmiyordu.
Bir söz de.
Ama Bulut,
kendi geçmişinden kalan refleksi
bugüne taşıyordu.
"Netlik = kapan."
Bunu ilk kez fark etti.
Ve fark etmek,
can yakıyordu.
⸻
Akşam eve döndüğünde Asel yoktu.
Ama masanın üstünde defter vardı.
Açık değildi.
Bilerek.
Yanına küçük bir not bırakılmıştı:
"Konuşmak için acelem yok.
Ama susarak geçecek bir akşam da istemiyorum."
Bu cümle,
Bulut'un boğazına oturdu.
Çünkü Asel
onu sıkıştırmıyordu.
Ama kendisiyle yüzleştiriyordu.
⸻
Asel geç geldi.
Montunu astı.
Ayakkabılarını çıkardı.
Bulut mutfaktaydı.
Bu kez kaçmadı.
"Ben 'henüz net değil' dediğimde," dedi,
"seni geri plana koymak istemedim."
Asel sandalyeye oturdu.
"Peki ne yaptın?" diye sordu.
"Kendimi," dedi Bulut,
"geçmişimden korumaya çalıştım."
Sessizlik oldu.
Ama bu, kaçan bir sessizlik değildi.
Asel yavaşça konuştu:
"Ben senden karar istemiyorum," dedi.
"Ama kendini sakladığını hissedersem
orada duramam."
Bulut başını salladı.
"Biliyorum," dedi.
"Ve ilk kez şunu söyleyebiliyorum:
Sorun evlilik değil.
Sorun, yanlış yerde kalmış olma korkusu."
Asel bu cümleyi duyduğunda
içi daralmadı.
Aksine,
bir şey yerine oturdu.
"Ben de şunu söyleyeyim o zaman," dedi.
"Ben doğru yer olduğumu kanıtlamak istemiyorum."
Bulut gözlerini kaçırmadı.
"Bunu senden beklemiyorum."
⸻
O gece sorun çözülmedi.
Ama adı kondu.
Ve bazı çatlaklar,
kapatılmak için değil;
içinden ışık sızsın diye vardır.
Bulut'un söylediği şey bir kaçış mıydı,
yoksa ilk kez kendine dürüst olması mı?
Asel bu noktada kalmayı mı seçmeli,
yoksa "anlaşılmayı beklemeden" yürümeyi mi?
Sen olsaydın,
bu çatlağı onarmaya çalışır mıydın
yoksa onunla yaşamayı mı öğrenirdin?
Bu bölümü benimle birlikte okuduğun için içtenlikle teşekkür ederim.
Satırlarda paylaştığım düşünceler, anılar ve küçük hikâyeler umarım sana iyi geliyordur.
Yazılarımın tamamına, özel paylaşımlara ve gelecekteki projelere ulaşmak istersen şu bağlantıyı ziyaret edebilirsin:
https://lnk.bio/sevipgidenbirisiii
Eğer link açılmazsa, Google'a "sevipgidenbirisiii" yazarak aratabilir, çıkan ilk sonuca tıklayıp sayfama ulaşabilirsin.
Ayrıca sohbeti sürdürebileceğimiz, en güncel içerikleri ve bölüm duyurularını paylaştığım WhatsApp kanalına da beklerim.
Fikirlerini, yorumlarını ve önerilerini orada paylaşabilirsin.
Birlikte okumaya, düşünmeye ve yeni yollar keşfetmeye devam edelim.
Teşekkür ederim — varlığın gerçekten değerli.
Takipte kalmayı unutma; haberler çok yakında.