İçeriğe geç

Görücü Usulü

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Görücü Usulü

Bölüm 26

26

Bulut döndüğünde şehir eskisi gibi değildi. Ya da şehir aynıydı ama onun içindeki her şey yer değiştirmişti. Terminalin kalabalığında yürürken omzuna çarpan insanlara aldırmadı. Tek düşündüğü şey, birkaç saat sonra Asel'le aynı odada olacak olmasıydı. Mesafe bitmişti ama asıl mesafe şimdi başlıyordu.

Asel o sabah erkenden uyandı. Alarm çalmadan. Güneş perdenin arasından sızıyordu ama içi aydınlık değildi. Aynanın karşısında durdu. Ne giyeceğini değil, nasıl duracağını düşündü. Yumuşak mı? Net mi? Mesafeli mi?

Hepsi birden olamazdı.

Telefonu sessizdi. Bilerek.

Onu ilk arayan olmak istemedi.

Buluşma yeri netti. Eski bir sahil kafesi. İkisi için de nötr bir alan. Anılarla dolu olmayan, ama geleceği de vaat etmeyen bir yer.

Bulut erken geldi. Her zamanki gibi. Masaya oturduğunda eli istemsizce masanın kenarına gitti. Parmaklarıyla ahşabın pürüzlerini yokladı. Beklemek, görevdeyken farklıydı. Burada zaman daha yavaştı. Daha acımasızdı.

Asel'i gördüğü an, nefesi kesildi.

Değişmemişti. Ama aynı da değildi.

Asel yaklaştı. Gülümsedi. Kısa, temkinli bir gülümseme.

"Hoş geldin," dedi.

"Hoş buldum."

Sarılmadılar. Tokalaşmadılar. Aralarında görünmez bir çizgi vardı. İkisi de farkındaydı.

Bir süre havadan sudan konuştular. Yol, dönüş, kahve... Kelimeler dolanıyor ama asıl meseleye yanaşmıyordu. En sonunda Asel sustu. Bardağını masaya bıraktı.

"Konuşalım," dedi.

Ses tonu sakin ama kararlıydı.

Bulut başını salladı. "Evet."

Asel derin bir nefes aldı. "Ben seni beklemedim," dedi. "Ama seni hayatımda tutmaya da çalışmadım. Çünkü ikisi de beni eksiltiyordu."

Bulut'un kaşları hafifçe çatıldı. "Ben kaçmadım," dedi. "Sadece... alan vermek istedim."

"Biliyorum," dedi Asel. "Ama alan bazen boşluk yaratıyor. Ve boşlukta insan kendi sesini fazla duyar."

Bir sessizlik oldu. Martı sesleri, uzaktan geçen bir vapur... Hayat devam ediyordu. Onlar durmuş gibiydi.

Bulut eğildi. "Seni kaybetmekten korktum," dedi.

Bunu ilk kez bu kadar açık söylüyordu.

Asel gözlerini ondan kaçırmadı. "Ben de kendimi kaybetmekten."

Bu cümle masanın ortasına düştü. Ağırdı. Ama gerçekti.

Bulut konuştu. "Döndüm. Buradayım. Kaçmıyorum. Ama senden netlik istiyorum."

Asel başını salladı. "Netlik tek başına gelmiyor. Güvenle geliyor. Ben senin yokluğuna alışmadım. Ama belirsizliğine alıştım. Ve bu daha zor."

Bulut bir an sustu. Sonra yavaşça sordu: "Benden vazgeçtin mi?"

Asel'in cevabı hemen gelmedi. Gözleri doldu ama ağlamadı. "Vazgeçmedim," dedi. "Ama kendimi askıda tutmaktan vazgeçtim."

Bu, bir evet değildi.

Ama bir hayır da değildi.

Bulut bunu anladı. İçinde bir şey kırıldı ama aynı anda başka bir şey yerli yerine oturdu.

"Zamana ihtiyacımız var," dedi Asel. "Ama bu kez gerçek bir zaman. Sessizlikle değil, dürüstlükle."

Bulut başını salladı. "Buradayım," dedi sadece.

Hesabı ödediler. Ayağa kalktılar. Yine sarılmadılar. Ama bu kez aralarındaki mesafe korkudan değil, bilinçtendi.

Ayrı yönlere yürüdüler. Birkaç adım sonra Asel durdu. Arkasını döndü.

"Bulut," dedi.

Bulut döndü.

"Bu bir son değil," dedi Asel. "Ama bir başlangıç da sayılmaz. Arada bir yer."

Bulut gülümsedi. Bu kez tam bir gülümsemeydi. "Arada kalmak," dedi, "bazen en dürüst yerdir."

Asel başını salladı. Ve gitti.

Bulut arkasından bakmadı. Gökyüzüne baktı. Bulutlar hâlâ ağır ağır ilerliyordu. Ama bu kez kaçmıyorlardı. Sadece yol alıyorlardı.

⸻

Yazar Notu 🤍

Bu bölümde yüzleşme, büyük cümlelerle değil, küçük ama ağır gerçeklerle geldi.

Ne bir kopuş oldu ne de bir kavuşma. Çünkü bazı ilişkiler, tam da bu arada kaldıkları yerde olgunlaşır.

Asel kendini seçti.

Bulut kalmayı.

Ama aynı yerden bakarak değil.

Bu hikâye artık "beklemek" ya da "gitmek" üzerine değil.

Yan yana durabilmeyi öğrenmek üzerine.

Bir sonraki bölümde sınav daha da derinleşecek.

Çünkü gerçek yakınlık, mesafe bittikten sonra başlar.

Ve bu kez, kaçmak değil...

Değişmek zorunda kalacaklar. 🤍

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.