aselsoykan:
Bu kadar alıngan olmanı beklemiyordum.
aselsoykan:
Sert çıktığımı düşünüyorsan...
belki de sen çok hızlı geldin bana.
aselsoykan:
Ben kaçmadım Bulut.
aselsoykan:
Sadece frene bastım.
aselsoykan:
Çünkü uzun zamandır ilk kez kendimi düşünmek istiyorum.
aselsoykan:
Birine "şans" vermeden önce
kendime şans vermem gerektiğini fark ettim.
aselsoykan:
Bunu anlamanı isterdim.
aselsoykan:
Ama anlamasan da olur.
aselsoykan:
Ben netim.
aselsoykan:
Ne yalan yaşamak istiyorum
ne de bir beklentinin altına girmek.
aselsoykan:
Seninle ilgili kötü bir düşüncem yok.
aselsoykan:
Sadece şu an
"biz" demek bana ağır geliyor.
aselsoykan:
Göreve gidiyorsun demişsin...
aselsoykan:
Dikkat et kendine.
aselsoykan:
Dönünce hâlâ konuşabiliyorsak
konuşuruz.
aselsoykan:
Ama konuşamazsak da
bunu bir kayıp gibi görme.
aselsoykan:
Bazen bazı insanlar
sadece doğru zamanda karşımıza çıkar
ama yanlış anda kalır.
⸻
Bulut mesajları okudu.
Cevap yazmadı.
Telefonu masanın üzerine bıraktı.
Bir süre ekrana bakakaldı.
Asel'in "sertliği" aslında bir savunmaydı, bunu anlayacak kadar tanıyordu onu. Ama yine de içi acıdı.
"Şans istemek bu kadar mı korkutucuydu?" diye düşündü.
Ceketini aldı.
Çıkmadan önce annesinin sesini duydu salondan.
— Bulut, Asel'le konuştun mu?
Durdu.
Derin bir nefes aldı.
— Konuştuk anne...
— Ne dedi?
— Biraz zaman istedi.
Annesi başını salladı.
— Zaman isteyen ya gerçekten yorulmuştur...
— Ya da gitmeye hazırlanıyordur, diye tamamladı Bulut.
Kapıyı kapattı.
Merdivenlerden inerken telefonu tekrar titreşti.
Asel değildi.
Ama Bulut yine de ekrana baktı.
Çünkü bazı insanlar,
mesaj atmadan da insanın içini titretebiliyordu.
Sizce Asel gerçekten sert mi,
yoksa kendini mi koruyor?
Bulut beklemeli mi, yoksa gitmeli mi?