Bölüm 1: Arka Sıra
Mahmut'u ilk gördüğümde hakkında söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu.
Bu garip gelebilir.
Bir öğretmen, öğrencilerini tanıdığını sanır. Daha ilk haftadan kim çalışkan, kim yaramaz, kim lider ruhlu, kim içine kapanık aşağı yukarı kestirdiğini düşünür.
Bazen haklı çıkar.
Bazen de sadece erken karar vermiş olur.
Mahmut, sınıfın en arka sırasında oturuyordu.
Ne ders kaynatırdı ne de dikkat çekerdi.
Sorulan sorulara genellikle kısa cevaplar verirdi. Teneffüslerde koridorda koşanların arasında görünmez olurdu. Defterlerinin kenarlarına sürekli bir şeyler çizerdi; kutular, yollar, anlamsız şekiller...
Öğretmenler odasında adı geçtiğinde herkesin söylediği üç aşağı beş yukarı aynıydı.
"İlgisiz."
"Dağınık."
"Kendi halinde."
Bir süre sonra ben de aynı şeyi düşünmeye başladım.
İnsan her gün yüzlerce öğrenci görünce kestirme yollar buluyor.
Çalışkanlar.
Tembeller.
Sessizler.
Sorun çıkaranlar.
Kimse bunu itiraf etmese de hepimiz öğrencileri küçük kutulara yerleştiriyoruz.
Mahmut da o kutulardan birine girmişti.
En azından ben öyle sanıyordum.
Bir gün kompozisyon ödevi verdim.
Konu serbestti.
İsteyen bir anısını, isteyen bir hayalini, isteyen de tamamen kurgusal bir hikâye yazacaktı.
Ertesi hafta kâğıtlar masamın üzerinde birikti.
Bazıları yarım sayfaydı.
Bazıları internetten kopyalanmış gibiydi.
Bazılarıysa sadece ödevi teslim etmiş olmak için yazılmıştı.
En altta Mahmut'un kâğıdı duruyordu.
Dört sayfa.
Bu bile beklediğimden fazlaydı.
Akşam okul boşaldıktan sonra masamda tek başıma oturup okumaya başladım.
Birinci sayfayı çevirdim.
Sonra ikinciyi.
Üçüncü sayfaya geçtiğimde başımı kaldırıp boş sınıfa baktığımı hatırlıyorum.
Çünkü Mahmut hakkında bildiğimi sandığım her şey yavaş yavaş değişmeye başlamıştı.
Ve daha hikâyenin sonuna gelmemiştim.