İçeriğe geç

GÖREV11

Bölüm 2 · 25 dk okuma

GÖREV11

Bölüm 2

#1 YENI OKUL

Öncelikle merhaba, kitabımı okumaya karar vermişsin çok sevindim. Umarım pişman olmaz, çok seversin. Görüşlerini yorumlarda belirtirsen sevinirim. Oy kullanmayı da unutma
(Aşko kuşko yazarınız)

***

BÖLÜM 1

Yeni Okul

Bir insanın hayatı ne kadar sürede değişebilirdi, ne zaman yada nerede değişebilirdi? Ne kadar değişebilirdi?

"Sadece aşk ve ölüm değiştirebilir her şeyi" diye bir söz vardır. Bilir misiniz?

-Kapak: Nil Atan-

Bölüm şarkıları:
- Second - Aklımda bir kördüğüm
- Donald Glover - Me And Your Mama
- Nirvana - Something in the Way

***

Ben Nil Atan. Bu zamana kadar yaşadığı mahalledeki okullar dışında okula gitmeyen Nil. Bu Nil yani ben, şimdi tam bugün yaklaşık bir kaç saniye sonra o hayallerimdeki okula Ataman Koleji'ne ilk adımımı atacaktım, gerçekten kocamandı. Öğrenciler resmen karınca gibiydi buradan bakınca.

Bu düşüncelerimi bölense omzuma çarpan çantaydı. Üzerinde kocaman STAR yazan pembe çanta omzuma değdiğinde bir kaç adım öne doğru adımladım. Bir özür beklerken çantanın sahibi süslü kız bana iğrenerek bakıp sanki ben çarpmışım gibi bir tavırla önümden geçti.

Üzerime bir baktım, en sevdiğim karakter olan Gojo baskılı siyah oversize tişörtümün altına kirli yeşil kargo pantolon giymiştim aslında kendimce güzel bir kombindi ama okula bir baktığımda benim dışında neredeyse tüm kızlar düğüne gelir gibi gelmişti.

Bunları umursamadan merdivenlerden aşağıya okulun bahçesine indim. Ve herkes sınıf sınıf ikişerli sıra halinde dizilmişti. Bense mal gibi okulun ortasında duruyordum. Aptalca görünmemek için sıraların arkasındaki bir banka oturup orda dinledim müdürü. Duyduğum kadarıyla müdür kimsenin dinlemediğini bilmesine rağmen yeni dönem hakkındaki beklentilerinden ve yapacaklarından bahsediyordu. Konuşacağını konuştu ve fazla bekletmeden öğrencileri binalara aldı.

Okulda iki tane bina vardı A bloğu ve B bloğu yazıyordu üzerlerinde, hangisine gideceğime karar verirken müdürün o anonsunu duydum: 9 ve 10.sınıflar A bloğa, 11. ve 12.sınıflar B bloğa... Bu duyuru için tanrıya milyonlarca kez teşekkür edip kendimi B bloğa atmıştım. Ve nereye gideceğimi bilmiyordum. Yanıma esmer ama yapılı, gerçekten havalı giyinmiş bir çocuk geldi ve "Merhaba, yenisin galiba." dedi alaycı bakışlarıyla. "Evet." diyebildim sadece.

Beni biraz kenara çekti ve ellerini uzattı. "Ben Gökay, sen güzellik?" Çapkınca baktığında amacını yeni anlayabilmiştim, normal şartlarda ona güzellik lafını yedirip ağzının payını verirdim ama şuan gerçekten yardıma ihtiyacım vardı. Kesin kesin. Yarım ağızla "Nil" dedim. "Bak benim bu okula ilk gelişim bu çok belli oluyor biliyorum ama yine de söyleyeyim-" dedim ve boş gözlerimi okulda gezdirdim. "- nereye gideceğimi bilmiyorum tek bildiğim 12.sınıfım ve eşit ağırlık öğrencisiyim." dedim, kocaman bir nefes verdim ardından. "Şanslısın Nil, bende 12.sınıfım ve bende eşit ağırlık öğrencisiyim. Ve sana bir şey diyeyim mi, okulda sadece bir tane eşit ağırlık sınıfı var. Benimle aynı sınıftasın." dedi ve arkasını dönüp "Beni takip et yeni." dedi.

Yeni mi? Güzellik, yeni... Bu çocuğun insanlara isimleriyle hitap edememe sendromu mu vardı.

Aptal gibi onu takip ederken arkasından "Nil!" diye düzelttim. Aniden arkasını döndüğümde kendimi birden frenledim. Tek kaşı kalkık bir şekilde baktı sonra sırıtarak yüzümü incelediğinde kaşlarımı çattım. "Nil," dedi ve arkasını dönüp "hadi derse geç kalacağız" diye ekledi.

En alt katta hiç sınıf yoktu sağ taraftaki kafeteryayı göz ucuyla görebilmiştim ancak. Bir üst katta öğrenciler dolanıyordu ama biz bir kat daha çıktık ve anladım ki burası en üst kattı sağa saptık ve "12/C" yazan sınıfın kapısının önünde durduk. Bana son kez sırıtarak baktıktan sonra sınıftan içeri girdik.

Biranda tüm sınıf sustu ve bize baktı. Sonra Gökay beni beklemeden orta en arka sıraya oturdu. Önünde oturan biri kendi gibi esmer ama bonus saçlı diğeri ise sarışın olan iki çocuk hemen arkasına döndü ve onunla bir şeyler konuştu.

Bakışlarımı sınıfta gezdirdim ve üç tane boş sıra buldum. Biri Gökay denen çocuğun yanıydı.

Diğeri pencere kenarının en arkasında oturan kafasını diğer tarafa çevirmiş rubik küp ile oynayan herkesten farklı şekilde gündelik kıyafetler giyen çocuktu. Üzerindeki düz siyah tişört çok bol olsa da omuzlarını sıkıyordu. Altına tişörtten bir tık daha koyu olan kot pantolonu giymişti. Hava çok sıcaktı ama yanında bir ceket duruyordu. Kumral saçları dağınıktı, uzundu arkadan bunlar görünüyordu.

Birde o bana çarpan pembe çantalı kızın önündeki hafif dalgalı saçlı kızın yanıydı.

O an en mantıklı gelen seçenek kızın yanıydı, tam o tarafa yönelecekken yanına çantayı sertçe bırakınca önümde iki seçenek kalmıştı, hemen karar verip oturmalıydım çünkü şuan gerçekten aptal gibi duruyordum. Bana çarpan kızla konuşan Gökay'ın bakışları bendeydi bunu fark eden kız, çocuğun görüş açısını kapatıp yanına geçti. Gökay'ın hareketlerinden memnun olmadığı anlaşılıyordu.

Benim şuan o kızla hiç uğraşasım yoktu. Bu yüzden yavaşça diğer çocuğun yanına geçtim ve çekingen bir tavırla oturdum. Ben oturur oturmaz öndeki dört kişinin bakışları direkt olarak bana döndüğünde bende şaşkın şekilde onlara baktım hemen önümüzde oturan esmer kız gerçekten öldürecek gibi bakıyordu.

Öldürecekmiş gibi bakan büyük güzel gözleri, mükemmel bir burnu ve dolgun dudakları vardı. Gerçekten çok çekiciydi.

Yanındaki esmer kıvırcık saçlı çocuksa şaşkın ama dikkatlice bakıyordu. Diğer kız gibi dolgun dudakları, düzgün bir burnu vardı fakat gözleri ona göre daha açık renkli ve daha kısıktı. Bu haliyle karizmatik görünüyordu.

Onların önünde oturan sarışın kızda yine şaşkın bakıyordu ama şaşkın bakışlarının altındaki merakı gizleyemiyordu. Sarı dalgalı saçları vardı, mavi gözleri uzun kirpikleri altında gölgelense de güzelliği gölge altında kalmıyordu. Çok tatlı ve alımlıydı.

Yanındaki çocuğun kızıl saçları vardı, bu onu çok farklı kılıyordu ayrıca onu farklı kılan sadece bu değildi yüzüne oranla küçük kalan dudağının şuan sırıttığı için kıvrılan sol tarafında siyah bir piercing vardı. Diğer kız gibi mavi gözleri ise meraklı bakıyordu.

Onları incelikten sonra yanımdaki çocuğa baktığımda ise bana döndüğünü görünce irkilip arkaya doğru sürükledim kendimi, sıranın en ucuna geçtim ve sırıttım. O ise ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Çatık kaşlarının altında ezilen kahverengi gözleri, öyle herkeste gördüğüm kahverengilerden değildi. Çok başkaydı, çok derindi, çok güzeldi. Yeni yeni çıkmaya başladığı belli olan sakalları şekilli ve kemikli yüzünü tamamlıyordu. Dudakları şekilliydi, kurumuştu.

Dudaklarını ıslatıp bu kez tam gözlerime baktı. Sanki bir şey arıyorlardı bakışlarımda.

"Ee... Yer yoktu başka, sanırım-" Gökay'ın olduğu tarafı göstererek "-kız arkadaşı benden pek hoşlanmadı. İki boş yeri de doldurunca ben burada oturmak zorunda kaldım yani eğer sevgilin için bir sıkıntı olacaksa-" bunu söylerken öndeki esmer kıza bakıyordum. Yanımdaki lafımı böldü. "Işık, Gökay'a saplantılı aşık. Kendini Gökay'ın manitası sanıyor. Bu yüzden kıskanıyor. Şizofren yani. Gökay sanırım seni güzel buldu. Buraya oturduğundan beri bana feci bakıyor. Her neyse, rahat ol."

Daha sonra ciddi duruşunu duruşunu biraz daha rahat bir hale getirdi. O böyle yapar yapmaz diğerleri önüne döndü. Biri hariç, esmer kızla uzunca bir süre bakıştılar. Sonra kız bana sert bir bakış atıp önüne döndü.

Gülce dedikleri kız bana neden bu kadar sert bakıyordu? Acaba sevgililer miydi? Sevgili olsalardı benim oturduğum yerde ben geldiğimde oturuyor olurdu. O zaman küstüler. Yada ayrılmışlar mıydı? Ama çocuk kıza hiç öyle bakmıyor. Demek ki duygularını çok iyi saklıyor. E, zaman neden Gökay onu tehdit olarak görsün ki... Hem tehdit olarak görmek ne be! Neyim ben pazardan satın alabileceğiniz bir eşya falan mı! Hayatım boyunca bu kadar iğrenç bir muamele görmemiştim.

Hoca çoktan sınıfa girmiş bir şeyler konuşuyordu, bense hiç fark etmemiştim. Henüz hocaya odaklanamamışken hocanın sesini duydum. "Nil Su Atan, yeni öğrencimiz. Okulumuzdan tam burslu olarak faydalanacak. Türkiye Matematik Olimpiyatlarının 14.sünde ikinci 15.sinde birinci olmuş. Merhaba, ben Şenay öğretmen. Edebiyat öğretmeniyim. Kendini tanıtmak ister misin güzel kızım?" orta yaşlı hafif kilolu güzel ve mütevazi bir bayandı. Ayağa kalkıp kendimi tanıttım. "Ben Nil. Su'yu kullanmıyorum. O şekilde hitap etmezseniz sevinirim. Bu kadar." Söyleyecek hiç bir şey bulamamıştım.

Su'yu kullanmıyordum çünkü annem bir keresinde bana Su ismini babamın koyduğunu söylemişti. Çocukken çok sevsem de bunu duyduğumdan beri kullanmıyordum.

"Peki, soru cevap şeklinde gidelim o zaman, nerelisin Nil?" diye sordu hoca "İzmir" diye cevapladım hemen.

"Baban ne iş yapıyor?" dedi ağız ucuyla, bunu sorarken çantasını karıştırıyordu. Bir müddet cevap veremedim. Nasıl denilirdi ki benim babam beni istemediği için annemi de beni de terk edip gitmiş. Onu hiç görmedim, bana kendini hiç göstermedi. Şuan hangi cehennemde bilmiyorum.

Başını tekrar bana çevirdiğinde anladım ki bir cevap istiyor. "Öldü." deyiverdim. Ölüp ölmemesi umurumda değildi ama yalan söylememiştim benim için ölmüştü.

Ben bu kısa cevabı verdiğimde yanımdaki çocuk kaşlarını çatıp bana bakarken önündekiler de kafasını çevirdiğinde yüzlerinde tek ifade vardı acıma, şefkat. Ama ben bunu istemiyordum ki. Bana acısınlar istemiyordum.

"Başın sağ olsun kızım. Arkadaşınıza soracağınız başka sorular varsa eğer-" hocanın lafını bölen Gökay oldu. "Gözlerin tam olarak hangi renk?" dedi düşünürmüş gibi yaparak.

Yanımdaki çocuğun gözleri ise Gökay'daydı. Sanki bir açık arıyor gibi gözlemliyordu onu. "Bilmiyorum." dediğimde tüm sınıf gülmüştü. Fazla yüz vermek istemiyordum.

Arkadan Işıl denen kızın sesi yükseldi. "Ela işte, bilmiyorum falan gizemli mi takılmaya çalışıyorsun yeni burslu!" Gözlerimi devirip ona iğneleyici bir şekilde baktığımda oda bana meydan okur gibi baktı. "Maalesef, öyle bir amacım yok. Ama sen dikkat çekmek istiyorsan pembe çantanı herkese vurmaya devam et. Ayrıca benim bir adım var." Ona neden bu kadar sert davranmıştım, sinirlerim bozuldu.

Kız, ters bir bakış attıktan sonra bana bakmayı bırakıp önüne döndü.

"Bir ilişkin var mı?" diyerek sessizliği bozdu Gökay. Önündeki çocuk atıldı "Oo! Bu bir teklif mi yoksa!" Kelimenin sonunu uzatırken ona iğrenir gibi baktığımda Işıl denen kızın bakışlarını fark ettim. O çocuğu resmen boğacaktı. Gözleri sus diye bağırırken dudaklarını büzüyordu. O çocuk da bunu anlamış olacak ki biranda sustu ve kocaman yutkundu.

Sanki sınıfta hoca yok gibiydi ama hoca resmen tam karşımda ayakta duruyordu. "Bu özel bir soru." deyip onu tersledim ve yerime oturdum. Bu ters cevabımdan sonra daha çok sırıttı. Kafamı diğer tarafa çevirdiğimde yanımdaki çocuk bana bakıyordu hem de garip bakıyordu. Sanki istediği cevap bu değildi gibi.

İki önümüzdeki kızıl saçlı çocuk bana önümüzdekilerden kalan boşluktan uzanıp sırıttı. Sonra konuşmaya başladı. "Sen onlara bakma. Onlar kendilerini üstün görürler ama bok gibilerdir. Tanıdıkça anlarsın." Gülümseyerek karşılık verdiğimde ise kendi arkadaşlarından dolayı "Bunlara hiç bakma zaten. Yabanidir onlar. Eğer kendilerini tanıyabilirsen çok seversin. Ama tanıyabilirsen. Bizi bizden başkası tanımaz da. Ben Koray." Yanındaki kızı eliyle gösterdi, kız ona bırakmadan gülümseyerek "Sude." dedi. Sonra tekrar Koray konuşmayı devraldı. Esmer kızı gösterdi ve "Bu Gülce, ona takılma o yabancılara karşı böyledir. Yabani." dedi sırıtarak ama kız ona da ifadesizce baktı. Daha sonra yanındakini gösterip "Murat Can" dedi.

En sonunda yanımdaki çocuğu gözleriyle gösterip "Ayaz" dedi. Tam o sırada göz göze geldik. Bakışlarımı kaçırıp Koray'a döndüm. "Teşekkürler ama bir şey sorabilir miyim, neden bize böyle davranıyorlar?" Tekrar sırıttı.

"Biz diye bir şey yok güzelim. Biz-" dedi az önce tanıttığı dört kişiyle kendini göstererek daha sonra gözleriyle beni işaret ederek "- ve sen. Bize bursluyuz ve farklıyız diye hatta onların değişiyle kötüyüz ve varoşuz diye böyle davranıyorlar. Ve sana da burslu olduğun için bize benzediğini düşündükleri için böyle davranıyorlar. Ama benzemiyorsun. Ama seni nedensiz sevdim biliyor musun? Ben öyle her insanı sevmem. Gökay denen çocukla biraz flört et, çevren genişler ve sana vebalı gibi davranmaktan vazgeçerler. O zamana kadar burada otur. İstersen yer değiştirebiliriz. Sen Sude ile oturursun bende Ayazla. Ha eğer diyorsan ki yok kalsın benim manzaram güzel, sen bilirsin." Tekrar sırıttı.

Gülce dediği kız ona yine sert bir bakış attığında ona da sırıttı. Gülüşünün arkasında çok kurnaz bir kişilik yatıyordu. Gülerek bakan gözlerinin arkasında iğneleyici bakışlar, iğneleyici sözler vardı.

"Öyle bir amacım yok, bahsettiğin gibi bir ihtiyacım hiç yok, o insanların arasına girmek gibi. Ama madem bu konuya bu kadar ilgilisin, sen flört edebilirsin istersen. Teşekkür ederim tavsiyelerin için, ayrıca manzaranda senin olsun. Ne de olsa tahtaya bakacağım manzaraya değil." diye karşılık verdim bende kendi gibi iğneleyici gülerek.

Yanımdaki çocuk yani Ayaz sanki beklemiyormuş gibi tek kaşını havaya kaldırdı. Koraysa yine gülerek "Etkileyici, beğendim gel şöyle." dedi. Psikopat mı bu çocuk? Bana ters ters bakması gerekiyordu ama gülüyor.

Tam ayaklanıyordum ki Ayaz "Kalsın" deyince Koray sanki emirmiş gibi oturdu ve bana bilmem anlamında bakıp sırıtarak önüne döndü. Gülce denen kız bana yine öldürecek gibi bakıyordu. Gözlerimi devirip Ayaz'a dönüp "Neden?" diye sordum.

Bana çarpık bir şekilde sırıtarak "Nedeni mi olması gerekiyor?" diye sorarken dudaklarına odaklanmıştım. Fark etmiş olmalı ki dudağının kıvrıldığı tarafı daha da uzattı. Bir amacı vardı. Kendime gelmeye çalıştım ve gözlerine bakıp "Hayır." deyip önüme döndüm. Bir müddet bakışlarını üzerimde hissettim ama daha sonra o da önüne döndü.

İçimde garip bir his vardı. Öyle her zaman hissettiklerim gibi değildi. Diken üstündeydim. O kadar emek vererek kabul edildiğim bu okul: Ataman Koleji. Beklediğimin tam zıddı. O izlerken bile 'gerçek değil ya' dediğim dizilerdeki, filmlerdeki o okulun içindeydim, tam içinde. O beğenmediğim genç kız kitaplarındaki o okuldaydım. Biliyorum çok saçma geliyor ama okul ikiye ayrılıyor: Burslular ve Para vererek okuyan zenginler. Okul yönetimi hakkında henüz bir fikrim yok ama öğrencilerin arasında bariz bir ayrım vardı. Kötü çocuk kitabından fırlamış gibi bir hal vardı okulda.

Yırtık pantolonlar, piercingler, siyahlar, dağınıklıklar, çizilmiş sıralar, rahat oturuşlar, öldürücü bakışlar... O an fark ettim ki sadece dışlanma değildi olay, onlarda kendini soyutlamışlardı ortamdan, yok gibilerdi. Hatta varlardı. Bayağı bayağı varlardı ama olmamaları gerekiyormuş gibi bir hava vardı. Sanki benden hoşlanmadılar. Hem de hiç. Özellikle de esmer kız, Gülce.

Ben ilk defa bu kadar dersi dinlememiştim ve dersin bittiğini fark ettiğimde hoca çoktan çıkmıştı ve sınıfın yarısı dağılmıştı. Ben sıradan kalmak yerine kafamı sıraya dikip oturmaya devam ettim. Sonra bir ses duydum. "Hey, yeni! Pardon, Nil! Neden yanıma oturmadın?" Sesin sahibi buraya gelmeme yardım eden Gökay'dı. "Yanın boş değildi." deyiverdim yarım ağız. Yanındaki kızın çantasını diğer kızın yanına attı ve gülümsedi. "Artık boş." o bunları yaparken bursluların tamamı onun röntgenini çekiyordu. Evet, gözle röntgen çekilebilseydi bunu dünyada başarabilecek tek kişi yanımdaki çocuktu.

"Gelebilirsin. Işıl biraz arızadır. Onu önemseme." diye ekledi. Koray denen çocukla biran göz göze geldik. Benim fikrimi önemsemeden kendi konuştu. "O biraz bizim yanımızda dursun, ilgisini çeken birkaç konu var. Konuşuyoruz." deyip sırıttı. Gökay'ın yüzü anlık düştü ama yine yüzüne o sahte gülümsemeyi oturttu. Daha sonra yanımdaki çocuğa bakarak "Ayaz." dedi ve göz kırptı. Bu bir tehdit miydi, yada bir uyarı. Yanımdaki çocuk gözlerini kısarak kafasını hafif eğdirerek ona karşılık verdi. Aralarında sözsüz bir iletişim sürdü ve Gökay sınıftan çıktı.

O an herkes bir şeyler anladı, ama ben mal gibi bakıyordum. Hiç bir şey anlamamıştım ama içimdeki ses hiç bir şeyin göründüğü kadar masum olmadığını söylüyordu. Yanımdaki bakışlarımdaki tedirginliği hissetmişti ki "Sakin ol, bir şey olmadı." dedi tekdüze bir tonla. Ona dönüp "Benim buraya oturmam sorun mu?" diye sordum ama oralı bile olmadı onun yerine sarışın kız, ismi Sude'ydi sanırım, o konuştu.

"Buralar hep böyledir. Sakin ol. O sevdiklerini paylaşamaz, Ayaz'ı kendine rakip gördü anlaşılan. Haksızda sayılmaz. Her neyse, Ayaz da ona bir sorun olmadığını söyledi." Çok şirin konuşuyordu. Ama konuştukları hiçte normal değildi. "Aramızda bir şey yok ama." dediğim an küçümser bir ifadeyle baktı o şirin gözleri.

"Kızım, Gökay Sungur'dan bahsediyoruz. Anlasana, istediği her kız onundur. Ayaz'ı tehdit olarak gördü çünkü Ayaz'ın tek kullanımlık kızlarından değil, kendisinin manitası ol istiyor. Şahsen ben ilk defa bir kıza sadece seks amaçlı bakmadığını gördüm." deyip Ayaz'a döndü. "Ayaz, ilk defa bakışlarında aşk gördüm." dedi heyecanla. Koray da alayla ona "Yok bide üç vakte kadar evlilik de, bayılayım şurada." dedi sahte bir oyunculukla.

Ayaz'ın tek kullanımlık kızlarımı, bu neydi şimdi. Gökay'ın manitası mı? Bunlar benim hakkımda kurulan cümlelerdi. Şok olmuştum. Beni ne olarak görmüşlerdi. Dışarıdan bakınca tek kullanımlık kız yada zengin yada havalı erkek avcısı gibi mi duruyordum.

"Kız burada yokmuş gibi davranmasanız artık." dedi esmer çocuk. İsmi Murat Can'dı sanırım. Bu çocuk her zaman bu kadar mantıklı mı konuşurdu? Ona öyle büyük minnetle baktım ki. Koray önce gözlerini kısarak ona baktı, sonra haklısın anlamında kafasını salladı. Ayaz ayağa kalktı ve "Yeter bu kadar, acıktım." deyip sıradan çıkmamı bekledi. Diğerleri ise resmen atladı. Murat Can'ın gülümsemesini hissettim. Çok sıcak bir gülümsemeydi. Ardından sıradan çıktım ve ona çıkması için yer bıraktım. O sıradan çıkıp arkadaşlarının arkasından gitti. O sırada Murat Can denen çocuk "Gelmiyor musun?" diye sordu. Boş bulunup "Beni isterler mi ki?" diye sordum. "Bilmiyorum ama içimden bir ses bir müddet aramızda olacağını söylüyor." deyip yürüdü. Bende arkasından ilerledim.

Giriş kata, kafeteryaya geçtik. Herkes buradaydı neredeyse. En köşede, gerçekten tam köşede yine sınıftaki gibi kazınmış iki kare masanın birleşimiyle oluşturulan bir masa vardı. "Dur tahmin edeyim. Şu tam en köşede duran sizin, her zaman burada yersiniz ve sizin dışınızda kimse buraya oturamaz. Değil oturmak buraya bakamazlar bile." Bunu Sude, Koray ve Murat Can için söylemiştim. Çünkü onlar arkadaş canlısıydı. Ama Gülce cevap verdi. "Vay be, çok zekisin." dedi alayla ama hala ciddiydi.

"Nasıl başarabiliyorsun?" diye sordum ona bakarak. Tek kaşını kaldırarak "Neyi?" diye sordu. "Her seferinde beni iğnelemeyi. Beni tanımıyorsun bile. Çok önyargılısın." Ben bunları söylerken oturmuştuk. Koray Ayazla arasına bir sandalye çekmişti ve oraya oturmamı söylemişti.

Gülce gülümseyerek konuştu. "Güvenmek aptalların işidir. Ve ne ben ne de arkadaşlarım aptal değiliz. Seni tanımaya çalışmıyorum."

Amacı neydi bu kızın. Öfkeyle yüzüne bakıyordum. Ortamın gerginliğini almak için olsa gerek Sude "Ne yiyoruz?" dedi coşkulu bir sesle. Ayaz ona 'garip misin' bakışı attı. "Sen ne zaman bizim burada yemek yediğimizi gördün." dedi. Sude sırıttı. "Dalgınlık işte." dedi.

Bir müddet orada oturduktan sonra bahçeye çıktık. İki bankı bir köşede karşılıklı duran tatlı dut ağaçlarına karşılıklı yaslamışlardı. Çok tatlı duruyordu. Banklara isimler kazımışlardı. Çok değişik şeyler yazıyordu. Emo, AC/DC, Ayaz, Gülce, Sude, Murat Can, Oğuzhan, Koray, punk... Oğuzhan? Şuan aralarında olmayan bir kişi daha mı vardı?

Hiç düşünmeden sordum bu soruyu. "Oğuzhan kim? O da mı burslu sizin gibi?" Bu soru hoşlarına gitmemişti. Ve bunu gözlerini devirerek, omuz silkerek, oflayarak çok belli ediyorlardı. "Bu kız neden şuan burada ve bu bankta oturuyor. Saçma sapan sorularını sorma hakkını nerden buluyor?" bunları söylerken Ayaz'a bakıyordu. Sonra bana döndü, "Kızım git kendine düzgün arkadaşlar bul tamam mı, yani aramıza girmek gibi bir düşüncen olmasın. Baban sana hiç anlatmadı mı nasıl arkadaşlar seçeceğini, annen hiç mi uyarmadı?"

Gözlerim dolu dolu onu dinlerken kafasından neler geçtiğini tahmin etmeye çalışıyordum. Bir insan neden bu kadar ön yargılı olurdu, neden hiç düşünmeden karşısındakini böylesine kırardı ki?

Yanında oturan sarışın kız ayaklandı ve bana doğru yürüdü. "Tatlım, biz senle biraz şöyle yürüyelim mi?" diyerek omzumdan arkadaşça tutup beni diğer tarafa doğru yürüttü. "Sen ona takılma, Gülce bugünlerde biraz gergin sanırım. Tanımadığı insanlara karşı hep böyledir. Senin de diğerleri gibi olduğunu düşünüyor sanırım."

Gözlerine baktım, tam içine. "Bu beni ilgilendirmez. Sadece yer yoktu yanınıza oturdum. Sorun olan ne bu kadar? Neyim ben gizli gizli okula girip öğrencileri öldüren seri katil falan mıyım, yada o okuldaki gizemli çocuğun kötü ailesine ulaşmak için gönderilen ajan, sivil polis falan. Kafayı mı yediniz siz! Çok mu dizi izliyorsunuz?!" Gözlerimin içine baktı, öyle bir baktı ki gözümün derecesini falan hesaplıyor sandım, biraz baktıktan sonra gülümsedi ama sesi yine de temkinli geliyordu. "Sakin ol, dediğim gibi önyargılı biraz. Ayrıca ayak üstü film senaryosu falan yazdın. Öyle şeyler sadece polisiye kitaplarında olur, bebek. Yok okula geleceksin de, o popüler serseri çocuğun babasını falan araştıracaksın. Komik ya!" Alay vardı sesinde. Çok bariz bir alay. Ama sahte. Sahte bir alay.

Yazarın Anlatımından

Gülce, Ayaz'dan bir açıklama bekliyordu. Çünkü o kızı aslında yanlarında Ayaz istemişti. O istemeseydi, kafasıyla işaret vermeseydi Koray onunla konuşmazdı. Gülce tedirginlikle sordu. "Ayaz, Pars sana güveniyor. Yukarısı sana güveniyor. Ne bu yaptığın şimdi? Yaptığın en ufak hata bile görevi mahvedebilir. 3 yıllık emeklerimizi hiçe sayamazsın. Canlarımızı hiçe sayamazsın."

Gülce bunu söylerken sesinde korku vardı. Onlara çok bağlıydı. Abisi için çok korkuyordu. Ayaz'ın aklında ise bir plan vardı. Ayaz her zamanki sakin ses tonuyla "Okul sınırları içinde görev hakkında konuşmak yasak."

Murat Can hepsini seviyordu ama mesele Gülce olunca kendinden bile nefret edebilirdi.

"Ayaz, abi zil çaldı, ders başladı, hepsi sınıfta. Kızı Sude idare ediyor." Bu cevap üzerine Ayaz oturup dizlerini sallamaya başladı. Kararından kendi de emin değildi ama denemeliydi.

"O kız, Atmaca denilen bok herife giden yolda anahtarımız. Sude de fark etti. Gökay iti ona aşkla bakıyor, sen Gökay'ın hangi kızın arkasından koştuğunu gördün? Bu kızı gördüğünden beri peşinde belli ki. O kızı yanımıza çekersek, onun hakkında birçok bilgiyi elimizde tutabiliriz. Bize güvenmesini sağlamalıyız, önce kızın sonra Gökay'ın. Anlasana kız sadece bir piyon asıl hedef Şah. Mat yapmak için piyon feda edilir. Aksi ahmaklık. Anlıyor musun?"

Ayaz planından bahsederken kendi de tedirgindi çünkü şansa bırakıyordu ve bu onun nefret ettiği bir yoldu. Derin bir nefes alıp devam etti sakince "Biliyorum şansa bırakmış gibi durabilir ki bende bundan nefret ederim ama ben eminim bu kızla yürüyüp gideceğiz. Ayrıca bu sadece bir alternatif, asıl amacımızda yine yürüyeceğiz. Eve soktuğumuz adam deşifre olmuşken bu kadar tedirgin olman normal karşılanır ama Gözde sen böyle davranırsan kız korkar, güvenmez iki gün sonra bu kız Gökay'ın telefonunda olacak, konuşurken yanında olacak, sonra sokağında, evinde, odasında... Yeterince açık değil mi? Aşk ahmakların en zayıf noktasıdır. Onun açığı bu aşkı olacak. Anladın mı? Aşık olursa sonu gelecek. Ve bu kız, onu kendine aşık edecek."

Gülce ona bakarken onun tekrar ne kadar zeki olduğunu, ne kadar analitik düşündüğünü gördü ve ona yine hayranlıkla baktı. "Ben bu açıdan düşünmedim ama ona nasıl güveniriz?" diye sordu. "Bizim ona güvenmemize gerek yok. Sadece o bize güvensin yeter." dedi Ayaz sonra diğerlerine baktı "Murat Can, Koray sıkıntı var mı?"

Murat Can "Ne de olsa alternatif, asıl planımız yine işleyecek benim için sıkıntı yok abi, o zarar görmesin yeter. Biliyorsun, Gülce benim kırmızı çizgim." Ayaz onaylayarak kafasını salladı. Koray sakin bir sesle, "Umarım kız fazla zeki çıkmaz ve açığımızı bulma gibi bir durum olmaz. Bir de onunla uğraşmak istemeyiz." deyiverdi.

Murat Can tekrar söze girdi "Bir de bu kız güzel, Gökay etkilendi falan tamam ama başkası etkilenirse ya?" dediğinde aralarında sadece Ayazla kendisinin anlayabileceği bir konuşma geçmişti. Murat Can Ayaz'ın Nil'e olan bakışlarını görmüştü. Nil gerçekten güzel bir kızdı. Ve Ayaz Nil'i ilk geldiğinde, yanlarına oturmadan önce bile fark etmişti. Ve Gökay'ın Nil'e bakışlarını da. Bunların hepsini de Murat Can fark etmişti.

Ayaz ayağa kalkıp duruşunu düzelti ve "O kadarda güzel değil, Gökay etkilendiyse gerisinin önemi yok. Kız Gökay'a aşık olmalı ve bizde bu durumdan yararlanıp Atmaca'ya ulaşmalıyız." dediğinde Murat Can mesajı aldı. "Konu kapanmıştır. Şimdi sınıfa, kız zaten Sude ile çıktı az önce. Kendinize gelin siz şuan 11.Görev'in Fedaileri değilsiniz, Burslularsınız." deyip okul binasına doğru yöneldi. Diğerleri ise arkalarından gitti.

***

Kapı çaldığında onlar girdiler, burslular. Yüzlerindeki ifade normaldi. Biz buraya çıkarken bağırarak kavga ediyorlardı, benim yüzümden. Ama şuan yüzlerinde hiçte öyle bir yüz ifadesi yoktu. Duygularını çok iyi saklıyorlardı. Ben ve Duygu yan yana oturmuştuk arkadan ikinci sıraya, önümüze Gülce ve Murat Can oturmuştu. Arkamıza ise Ayaz ile Koray oturmuştu.

Yaklaşık 20 dakika boyunca sessizlik sürdü. Sude arkasına döndü ve sessizliği bozdu.

"Noldu?" diye sordu, Koray da benim duyduğumu bilerek "Bir şey yok ya, Ayaz Gülce'nin ön yargılarının içinden geçti. Artık sorun yok." dedi. "Ee, bize biraz kendinden bahsetsene." diye ekledi. Bu cümlenin bana kurulduğunu geç fark ettim. "Ha? Ben?" diyerek düşünmek için kendime zaman verdim. Gülce ise "Yok deden." diye sessiz bir tepki gösterdi. Aslında duymadığımı sandı ama duymuştum. Uğraşmak istemedim. Murat Can onu hafifçe dürttüğünde ben konuşmaya başladım.

"Ben Nil işte. Bu kadar. Öyle süslü cümlelerle kendimi anlatmama gerek var mı?" dediğimde arkamızda oturan Ayaz yutkundu. "Bu ders fazla baymadı mı ilk günden" dediğinde kendi kendine konuşan hocaya baktı. "Dersi mi asıyoruz?" diye heyecanla sordu Koray. "Bugün tek sevindiren olay bu olacak cidden." dedi Gülce memnuniyetsiz bir tavırla. "E dersin bitmesine daha 15 dakika kalmış." dedikten sonra Sude bana döndü. "O da gelsin mi?" diye ekledi.

Bu sırada Gökay'ın bakışlarını fark ettim. Sadece ben değil ayrıca Ayaz ve Murat Can da. Bana bakıyordu. Göz göze gelmemizin ardından bana bakıp gülümsedi. Kısa bir gülümsemeyle ona karşılık verip tekrar önüme döndüm. Tam o an Gülce "Yok artık!" diye inledi. Hemen ardından Ayaz "Dışarı çıkmaya gerek yok." dedi. Bir müddet kendi aralarında konuştular. Sonra 'doğruluk mu cesaret mi' oynamayı teklif ettiler.

Kabul ettim, aptaldım. Aptalcaydı biliyorum ama içimde bir yerlere onlara güvenmem gerektiğini söyleyen bir Nil vardı. Aslında onu Nil'i boğup öldürmek istiyordum ama bunu yapmak yerine onu dinliyordum.

İlk eşleşme Gülce ve bendik. Onunda benimde en son isteyeceğimiz eşleşmeydi ama eşleşmiştik. O soruyor ben cevaplıyordum. Doğruluğu seçtim. Şeytani bir bakışla "Gerçekten yer olmadığı için mi Ayaz'ın yanına oturdun." diye sordu. Doğru olanı söyledim. "Evet, yalan söylememiştim. Yer yoktu ve oturdum."

Diğer eşleşme Sude ve Koray'dı. Sude "Benim yeni sweetimi sen mi çaldın, hırsız bok." diye sordu. Koray ise kafasını salladı. "O evde benden başka hırsız mı var." dedi Koray ona bakarak "Şerefsiz" diye söylenerek şişeyi çevirdi Sude. O şişeyi çevirirken Ayaz kulağıma fısıldadı. "Hırsızım derken şaka yapmıyordu."

Murat Can ile ben eşleşmiştik ve yine doğruluk demiştim. "Gerçekten baban öldü mü?" diye sordu. "Bunu hocaya söylerken sesin titredi, yüzün değişti. Ama yüzüne oturan duygu hüzün değil öfkeydi." diye ekledi. Gerçekten insanları böylesine inceliyor muydu? Oysa ben bakmadığını sanıyordum.

"Hayır." diye cevap verdim daha sonra düzelttim. "Yani, bilmiyorum aslında." dedim. Onlar daha da şaşkın baktılar. Bir şeyleri çözemiyorlardı. "Yani onun hakkında, bilmiyorum. Ama öldü yani benim için öldü. Yalan sayılmaz." deyiverdim. Aptal gibi gözüküyordum. Ama onlar bana ilk defa böyle baktılar, sanki anlıyormuş gibi. Gülce bile.

Ayaz'la Gülce eşleştiklerinde, soran kişi Ayaz'dı. Gülce cesaretlilik demişti. Ayaz'ın isteği ise basitti. Bu zamana kadar bizden sakladığın iki sırrı seslice açıkla, demişti. Gülce önce bana bakıp tereddüt etti ama sonra rahatça söyledi. "PlayStation'ı ben kırmıştım ama Murat Can üstlenmişti." dediğinde dert ettikleri şey PlayStation değildi, yalandı. Bunlar nasıl burslulardı.

Beklemeden ikinciyi söyledi. "Melisa'yı ben korkuttum. Koray'ın ayak fetişi olduğunu ben söyledim." Bu Koray'ı neşelendirmişti. Neşesi sesine yansımıştı.

"Yani, Nalan gibi, Feride gibi, Şeyma gibi. Bu kızın benim manitalarımla alıp veremediği şey ne? Yoksa... " dediğinde Gülce kızarmış bir yüzle "Çüş artık. Yani, yine saçma sapan şeyler düşünüyorsun sen."

Koray'ın yüzündeki gülümsemenin yerini kahkaha aldı. "Ben ondan bahsetmemiştim ama neyse." Gülce bu kez daha da utandı ve hemen şişeyi çevirdi.

Gülce ile Koray'ın arasındaki çekim fark edilebilirdi. Ama Gülce bana neden öyle davranıyordu? Hem de soru hakkında Ayaz diye vurgu yapmıştı. Bizim aramıza değil Ayaz'ın yanına demişti.

Sıradaki eşleşme Ayaz la benim eşleşmemdi. Ve cesaret demiştim. Diğerlerinin yüzüne anlamlı olarak baktı. "Gökay'a senin de onu hoş bulduğunu söyle." dedi ifadesiz bir yüzle. "Ne! Ama neden ki." Bunu söylememin ardından hafif sırıttı ve zafer kazanmış gibi bir yüz ifadesiyle "Korkuyorum desene sen şuna." Bu sözler zaferini simgelerdi. Eğer o kazanırsa ben kaybederdim. Kaybedemezdim. "Hayır korkmuyorum."

"E yap o zaman." dedi. "Yapamayacağımı söylemedim neden böyle yapmamı istediğini sordum." İnatla neden arıyordum. "Sen beni tanımıyorsun ama tanısan böyle sormazdın." Sen kimsin ki! Mr. Mükemmel mi sanıyordu kendini. Edward Cullen misin sen?!

Koray ekledi. "Biz ona bir şeylerin nedeni sormayız sorgulamayız genelde, uygularız." Bunu söylerken bana değil Gülce'ye bakıyordu. Gülce onun fikrini mi sorgulamıştı.

"E, yapmayacak mısın?" dedi heyecanla Sude. Bu soruyla kafamı Gökay'ın olduğu tarafa çevirip yutkundum. Yalnız oturuyordu. Tüm cesaretimi bugüne hatta bu ana saklamışım gibi ayağa kalkıp ona doğru yürüdüm. İlk kalktığıma nazaran daha ürkek basıyordum ayaklarımı. Uzun adımlarla ilerleyip yanına ulaştım ve oturdum.

"Merhaba. Fikrini mi değiştirdin?" sorusuyla gözlerimi bana bunu yapmamı söyleyen Ayaz'dan çekip Gökay'a gülümsedim. "Aslında özür dilemek için gelmiştim. Sana biraz sert davrandığımı fark ettim." dedim yapmacık bir gülümsemeyle.

O ise fırsatını bulmuş gibi sırıttı. "Özür dilemene gerek yok. Ama madem bu kadar affedilmek istiyorsun okul çıkışı bir parti var. Işıl'ın doğum günü partisi. Tüm okulu davet etti. Sende benimle gelsene. Yani eşim olarak." Gülümseyerek cevap verdim. "O gıcık kızın, pardon Işıl mıydı? O gelmemi istemez bence. Malum bursluyum falan."

"Öyleyse bursluları da çağırır." dedi. Sonra benim kafamın arkasından Işıl'a baktı. "Değil mi Işıl?" Işıl gülümseyerek "Tabi." dedi. Tam o sırada zil çaldı. Işıl, ışık hızında tahtaya çıktı. "Kimse çıkmasın lütfen. Bir duyuru yapacağım." dedi.

"Bugün benim doğum günüm. Ve hepiniz davetlisiniz. En neşeli ve şık halinizle saat 9'da partide olun lütfen. Gökay'ın evinin bahçesinde. Birde biliyorsunuz. Burslu arkadaşlarımız bizden biraz uzak kaldılar. Hem birbirimizi tanımak amaçlı siz burslu arkadaşlarımızı da davet ediyorum. Gelirseniz çok sevinirim." dedi. Sınıf kendi aralarında konuşmaya başladı.

Işıl yanımıza geldi ve "Benimle biraz gelir misin aşkım?" dedi Gökay'a bakarak. Gökay yanına gitti. Konuşarak bir yere doğru gittiler. Bende oradan kalkıp diğerlerinin yanına gittim. Hepsinin yüzü gülüyordu.

"Hoş bulduğunu söyledin mi cidden?" diye sordu Sude. Olumsuz anlamda başımı salladım. "Onu söyleyemedim ama özür diledim. O da affetmek için beni partiye partneri olarak davet etti." dediğimde Koray sözü devraldı. "Gideceksin değil mi?" cevap vermeden "Siz?" diye sordum. Bu kez Ayaz konuştu. "Gitmelisin ama Işıl kalkıp bu konuşmayı yaptıysa partneri olarak gidemezsin. İzin vermez. Ama o partide ol."

Benim adıma nasıl karar verirdi. "Benim adıma karar veremezsin. İsterim ama anneme sormam gerekiyor. Burada olmasa bile sözünü dinlemek zorundayım." dedim. Koray "Hadi ama sıkıcı olma. Annen nereden bilsin. Hem neden izin vermesin." dedi. "Dediğim gibi sormam gerekiyor." diye karşılık verdim.

"Tamam sor." dedi Ayaz. Gözlerimi kocaman açtım. "Şimdi mi?" dedim. "Şimdi mi dedim?" diye sordu. "Yani, tamam ben sorarım. İzin verir büyük ihtimalle." dedim. Daha sonra sınıfa hoca girdi. Dersler sıkıcı sıkıcı devam etti. Son iki ders kalmıştı çıkışa. Dersler matematikti. Tabi ki dinledim. Dinlerken Ayaz'ın bakışlarını arada sırada üzerimde hissediyordum. Ama dönüp bakmıyordum. Dersler bittiğinde herkes ayaklandı.

Burslular önden yürüdüler. Ayaz yine çıkmamı bekledi. Herkes çıkmıştı sınıftan. Burslular kapıda bekliyorlardı. Gülce ile Koray'ın hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlardı. Sude telefona, Murat Can Gülce'ye bakıyordu.

Ayaz'ın sesiyle eşyalarımı toplamayı hızlandırdım. "Biraz hızlı mı olsan?" dediğinde kitabımı yere düşürmüştüm. Onu almak için sıranın altına inmiştim. Kalkarken kafamı sıraya vurup acıyla inlemeye başladığımda bana gülerek bakıyordu.

"Çok sakarsın." dedi küçük kahkahasının arasından. Sonra o eşyalarımı çantanın içine atmıştı. Evet, resmen atmıştı. Elimdeki kitabı koyup önünden çekildim. Gülerek önümden geçti. Elleri cebindeydi. Bana dönüp "Hızlı olsana." dedi.

"Beni beklemenize gerek yok." dedim. "Hızlı ol dedim. Sakarlığından ölürsün falan sen şimdi. Son gören kişi olmak istemiyorum. Seni evine bırakacağız." dedi ama sesinde alay vardı. Yüzü böylesine ciddiyken nasıl alay edebiliyordu. Kafamı salladım ve yanlarına gittik.

Yola çıktık. İlk başta yokmuşum gibi davransalar da sonra sanki4-5 saattir değil de 4-5 aydır yanlarındaymışım gibi davrandılar. Gerçekten samimiler miydi? Gülce yine konuşmuyordu. Derdi neydi? Ayaz'la tam 13 kez göz göze gelmiştik. Saydım, evet 13 kez. Bakışları garipti ama çok derindi. Eğer bakışlarının bir tablosu olsaydı duvarıma asar yatmadan önce her gün bakardım. Öyle bir etkisi vardı. Ben ne saçmalıyorum?!

Bir müddet sonra tarif ettiğim yere geldik. Mütevazı tek katlı bir evdi kaldığım yer. Dedemden kalmış anneme. Annemde İstanbul'da kalmam için bana ayırmış. Kısmet bu zamanaymış. Aslında benim gerçekten parayla alabileceğim bir yer değildi. Üçgen çatısı onu çok tatlı kılıyordu. Uzun bir süre bekledik kapıda. "Burası." dedim kısık bir sesle.

"Lan burada tek mi kalıyorsun sen? Ben bu evde tek kalsam altıma sıçarım." dedi Koray. "Dışarıdan göründüğü gibi değil. Sadece Mutfağı, yatak odası ve iki odası daha var. Büyük gösteren şey çatı katı aslında."

"E iyi tamam biz gidelim artık." dedi Murat Can. Sonra gittiler ve bende içeri girdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.