İçeriğe geç

Gönül Yarası

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Gönül Yarası

Bölüm 1

Kara Sevda

''Bütün çiçekler pazartesi günü öldüler"

Hastane de iyice bunalan ve günlerdir hasta yatağından kalkamayan Cemil, uzun zaman sonra ilk defa bahçeye çıkabilmiş ve bulabildiği bir banka oturmuştu. Kucağına düşen yaprakla irkildi. Yaprak, yaralı, bereli idi. Gönül yarası geldi aklına. Yaprağa bakarak daldı gitti... Bulunduğu yer güzel, şirin bir köydü ve bu güzel köyde vatani görevini yapmaktaydı. Neşeli, şen, şakrak birisiydi. O kadar güzel fıkra anlatırdı ki, dinleyipte gülmeyen biri olmazdı. Çarşı için izin verildiği bir gün, iki arkadaşı ile birlikte dışarı çıkmış ve kendini, anlattığı şeye o kadar kaptırmıştı ki, yanından geçenlerin de gülümsediklerini fark edemedi. Arkasını dönüp bakınca, uzun siyah saçlı, yeşil gözlü kızla göz göze geldi. Ne kadar da güzel bir kız diye düşünerek ilgi ile baktı kıza. Kalbi hızlı çarpmaya başladı. Daha önce hiç bir kız, bu kadar dikkatini çekmemiş ve böyle değişik bir duygu yaşatmamıştı. Yıldırım aşkı dedikleri bu olsa gerekti. Sersemlemiş, eli, ayağına dolanmıştı. Ne yapacağını bilemedi. Arkadaşları ilerlemiş, o ise geride kalmıştı. Yüreğinde tarif edemediği duygular ortaya çıkmıştı. Aklını başından alan bu kız kimdi? Ani verilmiş kararla koşup yetişti gidenlere. "Bakar mısınız?" Diye sorduğu soruyla irkilen kızlar, şaşırmış, bir o kadar da utanmışlardı. "Cemil ben" dedi siyah saçlı kıza bakarak. "Sizi görünce yüreğime bir ateş düştü. Sevda dedikleri bu olsa gerek. Beni bağışlayın ama bir kaç aya tezkere alacağım. Benimle evlenir misin?" Diye sorunca, kızcağız, aniden gelen bu evlilik teklifi ile şok oldu. "Ben ben" diye kekeledi ve ani bir şekilde arkasını dönerek hızlı adımlarla uzaklaştı. Ağlıyordu Şeyma. Adının Cemil olduğunu öğrendiği gence o da ilk görüşte sevdalanmış, onun da gönlüne sevda ateşi düşmüştü ama abimler vermez ki beni ona diye düşününce üzüldü. Adetlerine göre yabancıya kız verilmezdi. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Hıçkırarak ağladı. Eve vardığında kalem kağıt alarak Cemil için mektuba;

Cemil, kara sevdayı duymuştum ama,

Bilmezdim ne olduğunu.

İlk görüşte, ben de kapıldım sana.

Gönlümde sevdanın rüzgarı esiyor ama

Bil ki vermezler beni sana.

Diye yazdı ve onu gördüğü zaman vermek üzere cebine attı. Günler geçmesine rağmen göremedi onu. Onu göremeden geçirdiği günler, Cemil'e olan sevgisini daha da artırarak katlamıştı. Seviyordu onu saf ve temiz duygularla. Günlerdir aklından çıkmıyordu. Onu görebileceği günü iple çekiyordu Şeyma.

Sevgi karşılıklı olunca güzeldi. Kendinde değildi Cemil. Yemeden içmeden kesilmişti. Arkadaşları haline üzülüyorlar, kendi aralarında; "Kaç gündür doğru düzgün bir şey yediğini görmedim. Çocuk çöktü. Birkaç günde zayıfladı. Kara sevdaya düşmüş. Keşke kızı göstermeseydik. Bu sevda Cemil'e hiç yaramadı. Doğru söylüyorsun gerçekten yaramadı. Bugün çarşı izni var hep beraber çıkalım da hava alsın biraz" diyerek konuşan arkadaşları Cemil'i de alarak akşama yakın çarşı iznine çıktılar. Cemil, kendini halsiz ve yorgun hissediyordu. Arkadaşı heyecanla "Cemil Cemil bu o kız değil mi?" diye Şeyma'yı gösterdi. Şeyma da fark etmişti Cemil'i. Yanlarından geçerken Cemil'in eline bir kağıt tutuşturan ve her halinden de heyecanlı olduğu belli olan Şeyma kaçarcasına uzaklaştı. Cemil ise arkasından bakarken göz yaşlarına engel olamadı. Merak içerisinde kağıdı açtı. İçinde;

Cemil, kara sevdayı duymuştum ama,

Bilmezdim ne olduğunu.

İlk görüşte ben de kapıldım sana.

Gönlüm de sevdanın rüzgarı esiyor ama

Bil ki vermezler beni, sana.

Diye yazıyordu. O günden sonra, kalbinin baş köşesine yerleşen Şeyma'yı bazen kısa da olsa görebiliyordu. Askerliği bitmek üzere olan Cemil, bir iki güne tezkere alacağından, buluşmak için Şeyma'ya arkadaşı aracılığı ile haber yolladı. İkisi de aynı zaman da geldi buluşma yerine. Sevdaları adeta gözlerine yansımıştı. Şeyma'm dedi ama sarılmadı çünkü henüz nikahlısı değildi. Haya sahibiydi. Allah korkusu vardı yüreğinde. Şeyma'ya; "Artık evlenebiliriz, tezkeremi aldım" diyerek müjde verdi. Şeyma duyduğu sözler ile hüzünlendi. İçinden, ya abilerim Cemil'e vermezse diye düşündü ama düşüncelerini sevdiği gence söyleyemedi. Üzülmesini istemem dedi içinden. Cemil Şeyma'ya; "otobüs iki saat içinde kalkıyor, Allah nasip ederse annemi, babamı alıp iki hafta için de seni istemek için inşallah geleceğim, istersen ailene bahset Şeyma" dedi. "Bu akşam konuşmaya çalışırım" diyen Şeyma ürpermişti birden. Abileri ne diyecek, nasıl tepki verecek diye düşününce, ansızın içini korku kaplamış şekilde Cemil'i yolcu etti. Otobüs hareket edeli uzun zaman olmasına rağmen oradan ayrılamadı. Korkuyordu. Cemil üzülmesin diye söyleyememişti. Bu akşam görücü gelecekti ona. Görücü gelmeden konuşmalıyım diye düşünerek koşa koşa eve gitti. Nefes nefese kaldığını gören annesi; "Ne oldu kızım niye böyle soluk soluğasın?" Diye sorunca; "Annecim, seninle bir şey konuşmam gerekiyor" dedi. "Ne konuşacaksın hayırdır inşallah?" Deyince annesi, Şeyma ona; "Hayırdır, hayır" diyerek anlatmaya başladı. "Anne, ben birini seviyorum, ismi, Cemil. Beni istemek için, ailesini almaya gitti. İki haftaya kadar buradalar" deyince annesi hiddetle bağırdı Şeyma'ya. "Şeyma sen ne söylediğinin farkında mısın? Bu gece sözün kesilecek" deyince annesine Şeyma; "İstemiyorum söz, möz olmayacak diye bağırıp kendini odaya kapattı. Şeyma'ya annesi; "Aç kapıyı deyince; "Açmayacağım. Abimlerle konuş. Cemil'den başkası ile, ölürüm de evlenmem" dedi. Yengeleri, abilerini aradığından, abileri sinirle eve gelmişler, "duyduklarımız doğru mu?" Diyerek kapıya dayanmışlardı. "Evet. Doğru. İstemiyorum, dünür, münür. Ben Cemil'i seviyorum" dedi abilerine Şeyma. "Bana bak Şeyma aç kapıyı, Cemil de kim? Sen sözlü sayılırsın kendine gel yoksa, ben ne yapacağımı bilirim" dedi büyük abisi. "Ne yapacaksın?" Diye sordu Şeyma korkarak. Abisi; "O çocuğu deyince, ne demek istediğini anlayan Şeyma ağladı ve abisine; Abi ne olur ona bir şey yapma, ne olur abi dedi. Abisi ona; "Bu sana bağlı, bir kelimeme bakar" dedi. Duydukları sözler nedeni ile Şeyma kapıyı açmak zorunda kaldı. Şeyma'nın ağlamaktan gözleri şişmişti. Aferin, işte böyle. Ne dersem onu yapacaksın. Eğer lafımı dinlemezsen, olacaklardan sorumlu değilim deyince abisi, Şeyma sessizce ağlamaya devam etti. Zaten ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu elinden. Görücü gelmiş, sözü nerede ise kesilmek üzereyken odasına giderek, kalem ve kağıt aldı ve Cemil için mektuba bir iki satır bir şeyler yazıyordu ki kapı tıklandı. Gelen abisiydi. "Hadi seni bekliyorlar, acele et" deyince odadan çıktı ve misafirlerin yanına gitti. Söz olmuş bitmişti bile. Şeyma'nın dışında herkes mutlu idi. O günden sonra bir daha konuşmadı Şeyma. Şeyma susunca, kabullendi dedi abileri. Ne yapacak başka, elbet kabul edecek. Ev halkı düğün telaşına kapıldığından, Şeyma'nın yemeden içmeden kesildiğini fark etmemişlerdi. Kınası yakılmış, nihayet düğün günü de gelip çatmıştı. Gelinliği giymesine annesi yardım edecekti. Büyük bir özenle çıkardı gelinliği paketinden. Aman kırışmasın, ele güne karşı dedi. Şeyma kırk beden giyerdi. Bu ölçüye göre gelinlik sipariş edilmişti. Annesi gelinliği giydirirken kızına dikkat etmemişti. İşi bitince "dur, sana şöyle bir bakayım" dedi. Kızını süzdü. Dikkatli bakınca gelinliğin bol geldiğini farketti. "Bir işi de düzgün yapamıyorlar, büyük beden mi yollamışlar" deyip gelinliğin bedenine baktı. Kırk bedendi. O an Şeyma'ya daha dikkatli baktı. Ne kadar zayıflamış dedi kendi kendine. İçine bir sıkıntı yerleşti. Günlerdir kızının sesini duymadığını farketti. O neşeli kızı yoktu karşısında, içi acıdı. "Nikahta keramet vardır, unutacak elbet, unutmak zorunda" dedi ve içeri geçti. Düğün konvoyu gelmiş, davul, zurna ile gelin alınmıştı. Düğün yerine, gelin arabası ile getirdiler Şeyma'yı. Şeyma bitkindi. Yürümekte zorluk çekiyordu. Abileri ise evlenmek istemediği için yapıyor diye düşünüyordu. Düğün başlamasına rağmen nikah henüz kıyılmamış, eğlenceler devam ediyordu. Cemil de işlerini erkenden halletmiş, ana, babasını alarak Şeyma'yı istemek için köye geldiğinde, köyde düğün dernek kurulduğunu gördü. Nedenini bilmiyor du ama içinde bir sıkıntı vardı. Gözü Şeyma'nın bir arkadaşına takılınca; "Kim evleniyor?" Diye sordu kıza. Kız cevap vermeden başını eğip uzaklaştı. Cemil buna anlam veremedi. Kızı, Cemil'in annesi göz ucu ile takip etti ve kızın doğruca gelinin yanına gittiğini gördü. Bir şeyler anlar gibi oldu. Ama oğluna söyleyemedi. Cemil'in içi içini yiyordu. Kim evleniyordu ki dedi Emine bana söylemedi. İleride birileri düğünle ilgili konuşuyordu. Biri sanki Şeyma demişti. Şeyma mı? O an her şeyi anladı. Düğün Şeyma'nındı. Cemil'in gözleri kararmış düşüp bayılacak gibi olmuştu. Beni, beklemedi diye düşünüp, hayal kırıklığına uğramış, o an sanki dünyası başına yıkılmıştı. Çok sevmek tez ayrılık getirir derler bu söz doğru mu idi? Keşke, seni hiç sevmeseydim diye hayıflandı. O kadar üzülmüştü ki, biran gözleri karardı. Ana babası koluna girmeseydi yeri çoktan boylamıştı. Oysa Cemil iki çift gözün kendisini takip ettiğini bilmiyordu. Biri Şeyma, diğeri ise abisi. Abisi öğrenmişti Cemil'in gelişini. Adamlarını hazır tutmuştu bir aksilik olursa, diye. Şeyma sadece ağlıyordu. Sessiz içli bir ağlayıştı onunkisi. Cemil'in canı içindi susuşu. Cemil baygınlık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştı. Şeyma görmüştü olanları. O kadar üzülmüştü ki, kalbi dayanamadı. Duvağı örtülü idi. Düğünün o gürültülü müziğin de kimse Şeyma'nın kalp krizi geçirdiğini ve kalp krizine yenik düşüp, hayata gözlerini yumduğunu fark etmedi. Düğün bütün ihtişamı ile devam ederken, davetliler çılgınca alkışladılar. Nikah memuru gelmiş, damatta yerini almıştı. Mustafa'dan olma, Ayşe'den doğma Şeyma'yı eşliğe kabul ediyor musun? Diye damada sorulan soru, cevabını: "Evet" olarak buldu. Nikah memuru Şeyma'ya "Ali'den olma, Esma'dan doğma Kerem'i kocalığa kabul ediyor musun?" Diye sorunca, Şeyma'dan yanıt gelmedi. Nikah Memuru yeniledi sorusunu. Abileri çıldırmak üzereydi. "Ne yaptığını sanıyor bu kız?" Diye hiddetlenmişler, nikah memurunun önünde zor kullanamayacaklarından, seslerini çıkaramamışlar, sinirden de deliye dönmüşlerdi. Nikah memuru bir kere daha cevap alamayınca bu şartlar altında nikah kıyılamaz, deyip nikah akdini iptal edip oradan ayrılınca, abileri Şeyma'nın başına toplandı. Nerde ise döveceklerdi Şeyma'yı. Büyük abisi hışımla çekti duvağını. Ne yaptığını sanıyorsun diye hiddetle bağırıp tam vurmak üzere idi ki, Şeyma'nın hareket etmediğini fark etti. Panikledi, nabzına baktı, nabzı atmıyordu. "Şeyma" diye bir çığlık attı. Ne olmuştu ki Şeyma'ya? "Şeyma ölmüş" dedi abisi hıçkırarak. Düğün evi cenaze evine döndü. Herkes yaptığından pişmandı. Abisi; "Ah, keşke geriye dönebilsek, onu sevdiğine verirdim" dedi pişmanlıkla. Annesi ağlayarak; "Neye yarar, Şeyma öldü" dedi hıçkırarak. Abisi, yaptıkları için çok pişmandı. Kardeşinin acısı yüreğini dağlayınca Şeyma'nın odasına gitti ve Şeyma'nın eşyalarını görünce, ağladı. Odada gezinirken, yere düşen bir kağıt buldu. İçindekileri okuyunca, emanet olarak gördü. Pişmandı, Cemil'i bulmalı, emaneti teslim etmeli diye düşündü. Sorup soruşturup, Cemil'in yerini buldu. Düğün gününden beri hasta haneden çıkamayan Cemil büyük bir travma geçirmişti. Cemil'in babasını bulan Şeyma'nın abisi ondan af dileyip, kendisini Cemil'in yanına götürmesini istedi. Cemil'in babası onu hastanenin bahçesine götürdü ve eliyle Cemil'i gösterdi. Dalmıştı Cemil. Hasta, solgundu bedeni. Yanına oturulduğunu bile fark etmedi. Cemil diye seslenince Şeyma'nın abisi, irkilerek kendine geldi. "Beni nerden tanıyorsunuz?" Deyince Cemil'e; "Ben, Şeyma'nın abisiyim. Şeyma'nın emanetini getirdim" diyerek eline bir kağıt parçası bırakınca Cemil şaşırdı ve kağıdı açıp okumaya başladı. "Cemil, bu mektup eline geçer mi bilmiyorum. Bir tek şeyi iyi biliyorum o da seni çok sevdiğimi. Seni Allah'a emanet ediyorum sevdiceğim. Bu üzüntü ile çok yaşamam. Ahirette görüşmek dileği ile." Yazdığını okuyunca, "'Bütün çiçekler pazartesi günü öldüler" dedi ve hıçkırarak kendinden geçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.