Çok güzel bir gün geçirebilmeyi başardım.. Annemle babamın kavgalarına rağmen mutlu olmayı başardım. Açıkcası çok.. heyecanlıydı. Aynı zamanda zordu. Mutlu olmak kolay değildir. Mutlu olmak; şaşalı elbiselere, gösterişli eşyalara sahip olmak değilmiş. Bugün bunu fark ettim. Mutlu olmak paha biçilemez bir şey. Yanındaki insana bağlı olan bir şey. Yanındaki kişi seni mutlu edebilmeyi başarıyorsa doğru insandır demek.
Beni mutlu eden kişi ise... Yaklaşık 153 gündür platonik olduğum çocuk.. Garip ama o da bana platonikmiş. İlk başta çok heyecanlıydım onunla konuşacağım için. Gündelik rutinlerden falan konuşacağım diye kendimi şartlamıştım. Sonra her ne olduysa birden kendimi, ona onu sevdiğimi söylerken buldum. Ne söylediğimi ancak söyledikten sonra farkına varabilmiştim. Biraz utandım. Hatta.. birazdan biraz fazla utandım.
Tam kafamı yere eğip gidecekken çenemden tuttu ve ona bakmamı sağladı. İnanır mısınız ama gözleri ışıldıyordu. Kahverengi gözleri... parıl parıl parlıyordu. Heyecandan kalbimin sesi kulaklarımda uğuldamaya başlamıştı. Bir kaç saniye sonra ise bana şu cümleyi kurdu,
"Hislerimin karşılıklı olmasına sevindim."
Şaşkınlıktan gözlerim yerinden çıktığını zannettim. Bir kaç saniye şaşkınlıkla suratına bakmıştım. Ardından kulaklarımı dolduran ritmik kahkahası yeniden hayata dönmemi sağladı. Ciddi olup olmadığı konusunda suratına avel avel bakmayı sürdürdüm. O ise gülmeye devam ediyordu. Bu kahkahalarıyla onun ciddi olup olmadığını anlamak bir hayli güçtü. En sonunda konuşmayı tekrardan hatırlayarak konuşmaya çalıştım.
"S-sen ciddi misin?"
"Hiç olmadığım kadar Duygu."
Lanet olsun ki kalbim o an atmayı bırakmıştı.
Gözümün önünde bir tane masa belirdi. Bir dakika bir dakika. Birileri evleniyordu! Nerede olduğumu tahmin etmek için etrafıma bakınayım derken kolumda birinin olduğunu gördüm. Bu Melih'ti! Melih'in kolunda ne işim olduğunu sorgulamaya başlayacaktım ki masaya ilerlemeye başladık. Bir dakika.. neler oluyordu böyle? Sandalyelere otururken Melih sandalyemi çekti ve oturmamı işaret etti. Nikah memuru masaya oturduğunda ne olduğunu kavradım en sonunda. Evleniyordum. Ha? Ama daha çok gencim! Nikah memuru adımı seslendiğinde başımı kaldırıp baktım.
"Sayın Duygu Parlak Melih Yılmaz ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
"HAYIR DAHA ÇOK GENCİM. DAHA ÇOK GENCİM OLMAZ. ERTELEYEMİYOR MUYUZ BİZ BU NİKAHI? DAHA ÇOK GENCİM MEMUR BEY!"
"Duygu? Ne nikahı ne ertelemesi ne diyorsun?"
Melih'in sesiyle gerçek dünyaya döndüm.
"Duygu iyisin misin? Halisülasyonlar falan mı görmeye başladın?"
Elini alnıma değdirdi.
"Allah Allah ateşin de yok."
En sonunda konusmayı akıl edip telaşını dindirmeye çalıştım.
"İyiyim tabii ki. Biraz susuz kaldım sanırım o yüzden kafam bi gitti geldi falan."
"Gel ben seni evine götüreyim."
"Olur."
Evimin yolunu tarif ede ede zar zor evime geldim. Olayın absürtlüğünden evimin yolunu karıştırdım.. ve birazcık Melihle beraber yürümek fena olmazdı diye düşünerekten uzun yolları tercih ettim. En sonunda evimin kapısına geldiğimizde binaya girmeden önce beni arayacağını söyleyerek gitti.
Günün geri kalanını beni aramasını bekledim. Kendimi oyalıyacak türlü şeyler buldum fakat pek kolay olduğu söylenemez açıkcası. Annemle babamın kavgalarını dinlemek pek hoş bi hobi sayılmazdı.
En sonunda acıktığımı fark ederek mutfağa gittim. Yapabildiğim çok bi yemek çeşidi yoktu zaten. Makarnanın suyunu koyarken telefonum çaldı. Zamanlamasını sevdiğim. Telefon kapanmadan açmayı başardım.
"Alo, Duygu?"
"Melih. Naber?"
Konuşma başladığı an konuşmanın ne zaman biteceğini çözmeye çalışma gibi bir huyum var.
"Ben iyiyim iyi olmasına asıl sen nasılsın?"
Ona gördüğüm hayallerin susuzluktan olduğu yalanını söylemiştim. Hayal dünyasında yaşadığımdan haberi olmasına gerek yoktu.
"Çok iyiyim ben ya. Boşuna telaş etme arada oluyor bu."
"Ee napıyorsun?"
Napıyorum, güzel soru.
"Yemek yapıyorum. Sen napıyorsun."
Ciddi misin Duygu? Bugün birbirinize açıldığınız çocukla konuşma şekiline bak. Hey Allahım ya Rabbim.
"Yatıyorum ben de. Ne yemek yapıyorsun."
"Makarna."
"Hmm. Çok uğraştırıcı olmalı ben fazla rahatsızlık vermeyeyim."
Kahkahasını bastırmaya çalıştığını fark etmeseydim ciddi olduğunu düşünecektim.
"Evet ya. Baya uğraştırıcı yaptıktan sonra yemek yiyemeyecek halde oluyorum yorgunluktan o derece."
Kahkahasını daha fazla bastıramadı ve o güzel kahkahası telefondan kulağıma çarptı.
"İyi madem kapatayım o halde."
Ciddi miydi bu?
"DUR!"
"Durdum."
"O kadar aradın. Ben de o kadar aramanı bekledim ve konuştuğumuz konu bu mu. Ayrıca engel olmasam kapatıyordun."
"Hmm. Aslında bi konu hakkında daha konuşacaktım ama bu kadar meşgul olduğunu duyun-"
"Dalga geçme Melih! Meşgul falan değilim."
"Pekii. Bugün sana hislerimizin karşılıklı olduğunu söylerken ciddiydim. Ki bunu sana söylemiştim."
Evet söylemiştin Melih efendi kahkahaların sayesinde ciddi olduğunu anlamış olduk.
"Buna sevindim. Peki bunu bana daha önce neden söylemedin?"
"Uzaktan sevmek daha bi hoştu. Uzaktan çaktırmadan bana bakışını hissetmek daha heyecan vericiydi. Bende senin gelmeni bekledim."
Ne? Acaba onu gizli gizli takip ettiğimi de fark etmiş miydi? Aslında işimi baya ustalıkla yapıyordum fark etmesi imkansızdı-
"Ayrıca birilerini takip etmek hiç hoş değildi."
Hay sıçayım fark etmiş.
"Nasıl fark ettin ya. Ben gayet ustaca hareket ettiğimi düşünüyordum."
"Baya ustaca."
Bu kadar hoş bir kahkahası olmasaydı ona ukalalığından dolayı sinirlenebilirdim.
"Ee yarın planın var mı?"
Bir saniye o utanmayayım diye konuyu mu değiştirdi? Allah'ım...
"Hayır, yok."
"Sahilde yürümeye ne dersin?"
Hmm bir planıma bakayım. Biraz meşgul gibi gözüküyorum. Biraz az uyumam gerekecek.
"Olur. Saat kaçta?"
"Öğlen 2 de gelip seni alırım."
Günün taslağı kafamda oluşmaya başlamıştı bile. Bir yandan makarna dibini tutmasın diye karıştırıp bir yandan sabah rutinimi düşünüyordum.
"Tamam, bana uyar."
"Tamamdır iyi geceler. Görüşürüz."
"Teşekkürler sana da. Görüşürüz."
Telefonu bırakıp müthiş olduğundan emin olduğum makarnamla ilgilenmeye başladım.
Saat 22.46 ya geliyordu ve mutfaktan çıkabilmeyi başardım. Sadece bir makarna için bir buçuk saat harcamak mı?
Alarmı saat 10 a kurup kendimi yatağa attım. Uykuya dalmamı engelleyecek onca düş arasından uykuya dalmamı kolaylaştıracak uzay boşluğunu seçip orda süzülmeye başladım. Uzun zaman sonra huzurlu bir uyku çekeceğim gibi.
Sabah alarımının sesi eskisi gibi kulağımı tırmalamadı. Nedeninin belli olduğunu düşünüyorum. Sabah kalktığımda pek yüzümü yıkamayı sevmezdim ama bu sabaha güzel başlamak amacıyla yüzümü yıkadım.
İstanbul sanki geçen sabahlara göre bu sabah daha bi sakindi. Garip bişeyler vardı bugün. Ne olduğunu tam kavrayamasam da boş vermeyi seçtim. Bugün kötü düşüncelere yer yoktu. Bugün Melih vardı.
Annem ve babam cumartesi günleri de çalıştıkları için evde yalnızdım. Hızlıca mutfağa geçip en pratik kahvaltı menüsünü hazırlamaya başladım. Ne kadar haşlanmış yumurtadan nefret etsem de daha kolay olduğu için çoğunlukla tercihlerim arasındaydı. Üşengeçlik başa bela...
Yumurtamı yedikten sonra banyoya geçip dişlerimi fırçalamaya başladım. Bir kaç dakika banyoda oyalandıktan sonra kıyafetlerimi giyinmek için odama geçtim. Saate baktığımda zamanın bugün daha hızlı geçtiği kanısına vardım. Saat 12 olmuştu bile. Hadi ama sadece yumurta haşladım! Dünyanın en sarı elbisesini giyindikten sonra kıyafetime uygun bir makyaj yapmaya çalıştım. Makyajı becerebildiğim söylenemezdi. Günlük hayatta kullanmazdım zaten. Zaman kaybı.
Saat 2 olduğunda evden çıktım ve Melih'i beklemeye başladım. Dakikalar geçti. En son çantamdan telefonumu çıkarıp Melih'i aradım. Açmadı. Bir kere daha aradım. Açmadı. En sonunda gelmeyeceğine emin oldum ve yürümeye başladım.
Bir kaç sokak geçtikten sonra Melih'i gördüm. Bi binanın önünde bekliyordu. Çok fark ettirmeden yanına ulaştım.
"Melih?"
Arkasını döndü. Beni görünce şaşırdığını hissettim.
"Ne yapıyorsun burda?"