İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 9 · 29 dk okuma

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 9

9. Bölüm YETEMEMEK

Saatlerce susmayan babam ve arkadaşımın sesi yerini sessizliğe bıraktığın da merak da etsem sorgulamak istemedim açıkçası bu benim için daha iyiydi, sessizce uyumak istedim yutkunduğum da kafamda hiç bir düşünce dönmüyordu zihnim ve bakışlarım bulanıktı.

" Şeker portakalı? "

Yanan göz kapaklarımı odamı dolduran sesi ile açtığım da kapımın arkasında ki sesi bu korkunç rüyadan beni uyandıran, güvenli hissiyatı verdi nefes aldığım da bile acıyan göğüs kafesimde ki his yerini huzura sesi ile bıraktığın da hızla yataktan kalktım. Bir kaç hızlı adımdan sonra kilitli kapımı açtığım da haylaz bakışları odamı bağlayan küçük koridorda karşıma çıktı, ve ben saatler sonra nefes aldığımı hissettim. Yıllarda büyüdüğüm oda yerine kendimi onun gözlerine bakınca evimde hissettim dudakların da ki hafif tebessüm kızaran gözlerimin içine, umut ışığı oldu yorgun bedenimi hangi ara kollarına attığımı bilmiyordum göğsüne sığındım. Ceketinin altına yüzümü sakladım kalp atışlarına kendimi bastırdığım da kolları aynı hissiyat ile sıkıca kendine bastırdı bedenimi, çenesinin altında ki saçlarıma burnunu gömdüğün de gözlerimi huzurla kapattım. Benim nereye gideceğim sorusuna bir yanıt bulduğum da bu şımarık adam hep vardı Refhan Araslan herkesten kaçtığım özel bir alan gibiydi, sadece benim için var olan özel bir alan gibi. Sıkıca bastırılmış kolları gevşemeye başladığın da ceketinin altında ki yüzümü açığa çıkardım bal rengi gözleri ile, gözlerim göz göze geldiğin de parmak uçları yanağımı nazikçe okşadı. Bal rengi gözlerin de ki ben seni anlıyorum bakışı rahat bir nefes aldırdı serbest hâlde ki parmak uçlarım yanağına uzandığın da, belirsiz sakallarını sevdim bu his kendini sıkan bedenimi saniyeler içerisin de baştan aşağı gevşetti sevgilim yine tam zamanında bal gözleri ile beni buldu. Büyüdüğüm odamın ortasın da birlikte bedenlerimiz yan yana dikildiğimiz de bakışları etrafı inceledi utanan bakışlarımı bedeninden kaçırdığım da, ne kadar dudakları gülümsese de gözleri korkmuş ve endişeliydi bunu görebiliyordum. Odayı incelemeyi bıraktığın da bal rengi gözleri kaçırdığım bakışlarım da sabitlendi parmakları parmaklarıma karıştığın da beni çektiği yere adımladım bedenimi omuzlarımdan tutarak yatağa yatırdığın da yutkundum, anlamayan bakışlarım ile hareketlerini izlemeye devam ettiğim de kırılmış sandalyenin ayağını sabitledi sandalyeyi özenle yatağın tam annemin beni izlediği yere koyduğun da oturdu. Şimdi o acı veren sandalye de artık sevdiğim adam oturuyordu bilerek mi yapıyordu bunu bilmiyordum ama basit bir sandalyenin verdiği acı hatıra yerini tebessüme bıraktı, tam gözlerimin karşısında ki sandalye de oturan bal gözleri gülümsedi. Parmak uçları alnıma düşen siyah kaküllerimi özenle çektiğin de boşta kalan eli ile de elimi tuttu işte şimdi dağılmış odamın, ortasında ki bu his o saniye yaralarımı sarmıştı bu şımarık adam böyleydi acı olan yeri saniyeler içerisin de yeni güzel hatıralar ile dolduran birisiydi. Uykusuzluk ile daha fazla mücadele edemeyen yanan göz kapaklarımı yavaşça bal rengi gözlerine bakarak, kapattığım da avucumun içerisin de sıcak elleri yerine soğuk bir metal bıraktı bilekliğini yeniden tenimde hissettiğim de uykuya dalıyordum bile... Ağzımda ki çok ama çok kötü tat yüzünden yüzümü ekşiterek gözlerimi açmaya başladığım da boğazım kurumuştu, çatlayan dudaklarıma parmak uçlarım ile dokunduğum da dağılmış yatağımdan bedenimi sandalye de uyuyan adama çevirdim. Çatlamış dudaklarımdan sıcacık bir tebessüm yayıldı bu sefer terk edilmedim ben o sandalyede sevdiğim adam, hâlâ yanı başımda duruyordu işte korkuyordum uyurken bile gitmesinden gece uyurken bile parmaklarını avucumun içerisin de tuttuğumu hissetmiştim. Bileğimde ki soğuk metal tenime çarptığın da yutkundum dağılmış yatağıma geri uzandığım da yüzünü izlemeye başladım, siyah saçları alnında resmedilmiş gibi yerini almıştı kiraz renkte ki dudakları solgundu. Ela bakışları masumca ve derince uyuyordu bana acı veren odada nefeslerimiz birbirine karışarak uyumuştuk, bu düşünce odayı acıdan kurtararak yerine huzur getiriyordu işte. Kimse beni anlayamadı bu yaramaz adamdan başka ona ihtiyacım olduğu an bunu hissediyor gibi yanı başımda bitiyordu teni, onun bana dediği gibi benim de kimim kimsem bu adamdı yıllar önce ki o otobüs durağında ki bal gözlerinin şimdi hayatım da bu kadar yer edeceğini nereden bilebilirdim ki. Tebessüm kendini dudaklarımdan bıraktığın da ela bakışlarının uyanması ile irkildim şimdi ona hangi cümleleri kurabilirdim ki? Ne diyebilirdim? Hangi kelime içimde ki tutuşan şeyleri açıklardı bilmiyordum açıkçası konuşmak istemiyordum kimseye tek bir kelime etmek, istemiyordum susmak istiyordum günlerce belki de aylarca susmak böylelikle acı giderdi böylelikle kalbim özgür kalırdı. Bakışları sanki bunu anlamış gibi hiç bir şey sormadı yalnızca kırık sandalyeden dikkatle ayağa kalktı yorgun bakışlarım onu takip ederken, dolabıma yöneldi bir kaç saniye oyalandığın da ince bir battaniye çıkardı. Ne yaptığına anlam veremezken seslice nefes aldım bedeni ve ela gözleri yeniden beni bulduğun da adım sesleri odunsu yerde yankılandı, battaniyeyi bedenime sardığın da beni dikkatle kucağına aldı bende hiç bir kelime söylemeden ve açıklama beklemeden göğsüne başımı yasladım. Ne yaptığını veya ne yapmaya çalıştığını anlamak istemedim yalnızca onun yanında olmak tam göğsünde ki kokuya bir ömür boyu, gömülmek istedim bedenimde ki yorgunluğa rağmen kollarımı boynuna doladığım da başımı göğsüne daha da sıkı bastırdım. Odamın kapalı kapısını açmayı başardığın da ahşap merdivenlerden dikkatle adımladı yorgun bakışlarım göğsün de etrafımda ki şeyleri boş boş izlerken, babamın salonda ki bakışları ile karşı karşıya kaldım gözlerimi hayal kırıklığı ile kaçırdığım da Refhan'a daha da sıkı sarıldım. Bir kaç saniye böyle durduğumuz da ela gözlerinin babam ile bakışlarla konuştuğunu anladım her iki erkek ne konuştu, bilmiyordum ama en sonunda babam yenilmiş şekilde gitmemize izin verir bakışlarla başını hafifçe salladı. Dış kapıdan küçük bahçemize ilerlediğimiz de titreyen bedenimi gözlerimi kapatarak geçiştirmeye çabalıyordum, yeşil gözlerim kucağında son kez büyüdüğüm eve bakıyorken aynı renge sahip olduğum zümrüt gözlere gözlerim denk gelene dek. Çocukken beni her zaman beklediği kötü ışıklı sokak lambasının tam önün de bedeni ile öylece karşımda dikilirken yalnızca boş boş, bakmaya devam ettim gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım buna gücüm bile yoktu. Karnım ağrıyordu ölmek üzere olan bir insan gibi tenimde ki solgunluğun yavaşça beni ele geçirdiğini hissediyordum, yutkunduğum da kendi hıçkırık seslerim daha yeni kulaklarıma geliyordu. Ağlıyordum ama neye? Ela bakışları baktığım noktaya bakarak sabitlendiğin de başımı göğsünden yavaşça kaldırdım boğazımda ki kuruluğu gidermek adına tekrar yutkunduğum da, Refhan'ın bakışları çocukluğum dediğim adam da bir kaç saniye kaldı baktığı noktada ki yeşil gözlere yeniden bakışlarımı çevirdiğim de kızının sesi yankılandı.

" Baba "

Bakışlarım o küçük kız çocuğuna kaydığın da kaderinin benim gibi olmasından korktum aşk evliliği olmayan bir anne ve babanın çocuğuydu o kız, tıpkı benim ailem gibi şimdi ise sanki o kızın yeşil gözleri gelecekte ki hâline bakıyor gibi bal rengi gözlerine ve bana baktı. İki yaralı insana sevimli bakışları bir kaç saniye kaldığın da dudaklarımı ıslattım bu görüntü sanki bir kâbus gibiydi, ben bitsin istedikçe herşey daha da üst üste geliyordu bu durumdan bıkmıştım.

" Hicran hadi eve dön sen kızım "

Filistin sokağının sessizliğin de zümrüt gözlerinin sesi yankılandığın da kendi ismim onun dudaklarından dökülen ismim, o kadar tuhafıma gitti ki bir an ela gözlerinin de bu ana tanıklık ettiğini unutmuştum. İşte şimdi herşey daha da uçuruma sürüklendi şu an beni burada terk edeceğinden o kadar emindim ki, haklıydı aynı durum içerisin de bende olsam çok farklı düşünceler içerisine girebilirdim bedenimde ki örtülü olan battaniye ile beni daha da sardığın da kaşlarımı çattım. Bir şey söylemeden öylece bedenime sıkı sıkı sarılmış kolları ile birlikte oradan uzaklaştık nereye gidiyorduk bilmiyordum bilmekte istemedim uzunca Filistin'in dar sokakların da birlikte yürüdük daha doğrusu o beni bir çocuk gibi sarmalayarak kolların da taşımaya devam etti bende bu durumdan şikayetçi olmak istemedim. Adımları uzun bir yürüyüş sonrasın da sabitlendiğin de beni kucağından dikkatle indirdi yorgun bedenimin üzerin de adımlarım dikildiğin de, karşımda olan manzaraya dikkatle baktım burası bizim küçükken geldiğimiz yerdi burası benim ayağımın kaydığı yeşil gözlerinin tuttuğu ve dans ettiğimiz yerdi. Burası nişan günü haykırarak ağladığım yerdi yanımda ki şımarık adamın ise bana sıkıca sarıldığı görüntüler gözlerim önünden geçiyorken, yutkundum neden buraya gelmiştik bilmiyordum ama yıllar önce ki o kıza söylediği sözler beynimde ki yankılandı.

" En kötü anıları en iyiye dönüştürmek bizim elimiz de. "

O gün platonik aşık olduğum adam beni tutmasa ölür müydüm? Bu düşünce arada sırada başka ülke de bile aklıma geliyordu, koca taşların üzerin de ki hatıralar denizin dalgasının vurması ile gün yüzüne çıktığın da tenimin daha da solduğunu hissettim. Yorgun bacaklarımda ki son güçler ile büyük koca taşların üzerine adımladım o gün ki ayağımın kaydığı nokta da, durduğum da uçurumda esen rüzgarlar yanaklarımdan süzülen yaşları ve saçlarımı etkisi altına aldı. Gözlerimi yavaşça kapattığım da derin bir nefes çektim acı ile ağrıyan göğüs kafesimin içerisinden, ciğerlerim havada ki boşluk ile dolduğun da içimin çok ama çok dolu olduğunu anladım. Yıllar önce ki ana döndüm sanki anne kelimesini duyduğum ve ağlayarak çıktığım arkadaşımın evinden geldiğim, 19 yaşında ki hicran gibi hissettim ama şu an o cahil kız değildim artık yine de aynı nokta da durmuş sessizce göz yaşı döküyordum. Ayaklarım altında ki sert kayanın kaydığını hissettiğim de gözlerimi açmadım yıllar önce ki gibi kendimi bıraktım bedenimi bu duruma özgür kıldım, ta ki sıcak teni belimde ki soğukluğa değene dek. Ayaklarımın altında ki eskimiş kayadan belimden tutarak kendi bedenine beni bastırdığın da yutkundum sırtıma değen göğsünde ki kalp atışlarını, hissettim kolları belimden daha da sıkı sardığın da uçurumun kenarında böylece kaldık rüzgârın ve dalganın verdiği hissiyat ile gözlerimi kapattığım da sessizce fısıldadı dalga seslerinin arasında.

" Düşeceğine izin vereceğimi mi sandın juliet? "

Sözlerinin derinliği ile karışık fısıltısı tüylerimi diken diken yapmıştı kendime yaslanacak bir omuz isterken onun ela renkteki gözleri, yine beni tam zamanında buldu sıcak parmakları tenimden kaymaya başladığın da gözlerimi saniyeler içerisin de açtım. Ardıma hızla döndüğüm de yorgun bakışlarım şımarık gözlerini arıyordu arabanın olduğu noktadan gelişini, izlemeye başladığım da ellerinde tuttuğu beyaz şey dikkatimi gözlerinden ona kaydırdı. Dudakların da ki o çok iyi bildiğim ukala gülüş dans etti yüzünde ve ben gözyaşlarını umursamayarak eskisi gibi, gözlerimi saniyeler içerisin de devirdim onun şımarık gözleri ise daha da çok bu anılar ile parladı. Adımları ve gülüşü benden bir kaç santim uzakta durakladığın da elinde tuttuğu beyaz duvakla birlikte bedenime yaklaştı, kaşlarımı çatmayı durduramadığım da ellerinde tuttuğu beyaz duvağı saçıma dikkatle yerleştirdi. Neden arabasında gelinlik duvağı olduğunu bilmiyordum açıkçası tuhafıma gitmiyordu ela gözlerinden artık her şeyi bekliyordum, bu yüzden galiba alışmıştım onun bu garip tavırlarına bakışlarım hareket jestlerini izlediğin de hayali kravatını bir kaç düzenleme ile çekiştirdi dağılmış siyah saçlarını özenle yana attığın da gülümsedim o çocuk gibiydi asla büyümeyen bir şımarık erkek çocuğu. İkimiz de çocukluğumun geçtiği kıyıda ki taşların üzerinde öylece durduk herşey sessizdi ne tek bir insan ne tek bir araba sesi duyulmadı küçük sokakta yutkundum, dün gece ki yaptığım şeylerden utanç duydum ben kendimi kaybetmiştim koca bir karanlığa kendimi kaptırmış gibi hissettim yalnız başıma o karanlığa yeniden girmekten korktum ben. Ama şimdi tüm bunları tersine çeviren karanlıktan ziyade başıma beyaz gelin duvağı yerleştiren adam gülümsedi, ve bu gülüş herşeyi sardı saniyeler içerisin de bedeni ve bakışları benden ayrıldığın da derin bir iç çektim bir kaç dakika sonra geldiğin de parmaklarını özenle parmaklarıma uzattı parmak uçlarımı sıcak avucunun içerisine koyduğum da yaprak sapından yapılmış yüzük şeklinde ki şeyi, parmağıma taktı ela gözlerine sabahın ilk ışıkları vurduğu için bal rengini alırken kalbim bu an ile huzurla attı. Parmağıma taktığı güya yüzük olan yaprak sapına baktığım da kıkırdadım bu adam deliydi gerçekten kafamda ki beyaz duvak ve yalandan yüzüğüm ile, onu izlemeye devam ettim ağladığım noktaya giderek kollarını bir kuş gibi özgürce iki yana açtığın da başını geriye atarak bal rengi gözlerini kapattı.

" Evet! "

Çatık kaşlarım yerini şaşırmaya bıraktığın da hayali düğünümüzde nikâh yapıyorduk bu evcilik oyunu kısa sürecek olsa bile, çok hoşuma gitmişti yaralı iki çocuk gibi evcilik oynuyorduk hayalimiz olan oyundu gerçek olmasını isteyeceğim ama herkesin karşı çıkacağı bir hayali oyun oynadık ikimizde bilerek. Gülümseyen dudaklarım bu gerçek ile karşı karşıya kaldığın da dudaklarım bu savaşı kaybetti biz doğru düzgün bir araya bile gelemiyorduk, ben onun ellerini tutarak sıradan şeyler yapamıyordum birlikte gezemiyorduk, birlikte eğlenemiyorduk, birlikte simit çay yapamıyorduk, birlikte yürüyemiyorduk sokakları birlikte hayal kuramıyorduk, birlikte kolunu omuzuma atarak dolaşamıyorduk biz birbirimize en yakın olarak birbirimize en uzak kılıyorduk bunlar canımı yakıyordu herkes bi şekilde yolunu bulmuştu bu hikâyede ama biz yolumuz bile yoktu ki nereye gideceğini bilmeyen iki kişiden başka bir şey değildik. Gözyaşlarımı görmemesi için hemen o bana dönmeden önce ardından bedenine sarıldım göğsünden kendime onun bana yaptığı gibi, bedenini çektiğim de başımı sırtına yasladım, boğazımda yükselen düğüm ile kokusunu ciğerlerime çektim korkuyordum birbirimizi yeniden kaybetmekten yeniden onu ararken çekeceğim özlemden çok korkuyordum. Kollarımın arasında bedeni olduğu halde korkudan titriyordum o hayaldi sanki kafamda yarattığım mükemmel adam hayali sanki her an kollarım arasından teni bakışları kayacak gibi hissediyordum bu his, beni hergün bitiriyordu ben iyi değildim hiç hemde bir şeyler yanlış gibiydi bir şeyler yanlış geliyordu uyuşmayan düşünceler birbirini izleyen ama bir yol bulamayan olaylar hepsi karışıktı. Herşey bir rüya gibiydi sanki bu rüyadan her an uyanacak gibi hissetmek doğru muydu peki? Birbirini çeken iki zıt kutup gibiydik ne ben gidebilirdim ondan ne de o gidebilirdi benden birbirimizin kutuplarının kıyısına muhtaçtık biz, ama zıttı işte adımız asla kavuşamayan ne olacaktık sonumuz yine mi kilometreler 'di? Bilmiyordum gözlerimi bu düşünceler ile sıkı sıkı kapamaya devam ederken kollarım arasında ki sıcacık teni sakinleşmemi sağlıyordu... Yol boyunca hiç bir şekilde gözlerimi açmayı tercih etmemiştim sanki gözlerimi açtığım da düşünceler beynimi yakacak ve benim canım, çok acıyacak gibi hissediyordum bu yüzden konuşmamayı ve uyumayı tercih etmiştim. Buna da yanımda ki ela gözleri katılmıştı ikimiz de susmuştuk ikimiz de tüm yaşanılan olayların ağırlığı kadar, susmayı tercih ettik yaşanılan ve hâlâ devam eden olaylar çok ağırdı çok kırıyordu, bazen nefes alma isteğini bile benden alıyordu sanki. Yoruluyordum tüm bu şeylerin ortasında kalmaktan tüm bu şeylerin içinde sürekli debelenmekten çok yoruluyordum tek kaçtığım nokta, yanımda ki adam olabiliyordu o da bir yere kadardı yine tüm herşey beni buluyordu. Sanki tüm bu saçma şeyler beni bulmaya ant içmiş gibiydi bende sürekli ortasında kalmaya yemin biçmiş bir salaktım. Arabanın durması ile irkildiğim de boğazımda sigara dumanı gibi dolan düğümü yutkundum arabanın arka koltuğun da yatan bedenimi doğrulttuğum da yorgun bakışlarım dikiz aynasından beni izleyen ela gözlerinde takılı kaldı, sanki demek istediği şeyler vardı ama diyemiyor çekiniyor ya da korkuyor gibi benden kaçıyordu ya da tam tersi ben kendimde onu görüyordum. Ben kaçıyordum belki de oraya tekrar dönerek ben kaçmıştım zaten belki değildi ben kaçmıştım her zaman ki gibi, ardımda onu bırakarak kaçan o değil bendim. Bu gerçekte bir kere daha yüzüme vurduğun da derin bir nefes alarak kendimi ve bedenimi ve duygularımı arabadan resmen attım, tüm bu herşey artık ağzımda inanılmaz bir tat duygusu bırakıyordu, merdivenli yokuş mahallesi şu an beni daha da boğuyordu nefes aldırması yerine herşeyden artık yorulmuştum herşeyden kurtulmak ya da bunun izahı ile ölmek istiyordum gibi birşeydi.

" Yetmiyor "

Merdiven basamağının tam başladığı nokta da düşüncelerimi toparlamaya çalışıyorken sesi tüm duygu ifadelerimi alarak, kendisine yönlerdir di bakışlarım gözlerine değdiği an devam etti demek istediği kelimelere.

" Sana herşeyi veriyorum vermeye çalışıyorum her bir parçamı ama yetmiyor ben yetemiyorum "

Tüm söylediği kelimeler beynimde dolaşıyorken ne demeye çalıştığını veya ne ima etmeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum, ama ela gözleri buna fırsat dahi vermeden içinde ki birikmiş kelimeleri kusuyordu adeta.

" Ben sana asla yetemeyeceğim değil mi? Çocuğunun ismi bile sana ait nasıl inanabildim ki beni seveceğine? Sadece unutmak için buradayım değil mi ? "

Sözlerinin ağırlığı canımı yakmaya başladığın da parmak uçlarım ile duvara tutundum.

" Sen hâlâ o yıllar önce ki platonik aşkın içerisin de dönüyorsun hicran oradan ne ben çıkarabildim seni ne de sen kendin "

Tüm düşüncelerimi yerlebilir eden kelimeleri merdivenli yokuşun ortasına düştüğün de ikimize de sıçradı parçaları, ve ikimiz de o saniye orada öldük. İçini yiyerek bitiren kelimeleri sonunda açığa çıktığın da çok şey acıttı ve değişti düşüncelerim değişti, ben unutmuştum o aşkı ben iyiydim iyileşmiştim değil mi? Tüm bunları şüpheye attığın da gözlerimden akmak üzere olan sıcaklığı sinirle tenime bastırdım. Söylediği kelimelere değil benim bunu düşünmesini sağlayan hareketlerime sinirlendim haklıydı yetemiyordu ben, hâlâ aptal gibi yetmemesini istiyordum yıllar önce ki gibi yanlışlar kendini tekrar etti kavuşmak sadece yetmedi. Kavuşma ile sorunlar daha da çığ gibi büyüdü ve yükseldi biz de altında kaldık şimdi bu sözleri o hissi verdi, asla iyileşemeyen hasta gibiydim asla tamir olamayacak bir oyuncak ya da parça gibiydim. Hani bir yan olur ya asla tamir olamaz ve o parça yüzünden tüm çalışma mekanizması durur öyleydim ben onun hayatında buydum, kendimi keserek atmam gerekliydi ona çok ihtiyacım olmasına rağmen daha da uzağa itildik ikimiz de... Adımlarının sesi gibi gözleri de benden uzaklaşmaya başladığın da bir şey yapmalıydım gitmesine her zaman ki gibi gitmesine, izin veremezdim o hep benden bu şekilde kaçıyor ve bende buna sürekli izin veriyordum artık bıkmıştım benden kaçmasına gözyaşlarını sürekli benden saklamasına her geçen gün onu bile bile kaybetmekten çok bıkmıştım. Bu yüzden aklıma gelen ilk düşünceyi birden dudaklarımdan döktüğüm de adımları olduğu nokta da durakladı.

" Randevuya çıkalım mı? "

Aramızda ki sorunları ve bu uçurumu belki de gerçekten ilk kez sorunsuz ailemizin geçmişini düşünmeden geçmişte ki aptal aşkımı, düşünmeden gerçek bir çift gibi randevuya gidersek düzelebilirdi. Olayları bi yerden toplamaya başlamak bir nebze uzaklaşmak ikimiz içinde çok çok iyi olacaktı cevabını boğazımda yükselen heyecan düğümü ile, beklerken yıllar önce ki o şımarık genç adam parladı gözlerinde ikimiz de gerçekten bu gönül işlerini unutmuştuk çünkü yalnızca acı vardı daha fazla acı daha fazla gözyaşı başka bir şey yoktu hikayemiz de bizim.

" Akşam sekiz de merdivenler de bekle "

Bir kaç saniye daha birbirimize baktığımız da hızla uzaklaştı kelimeleri beni bir hatıraya iterken dudaklarım da zarif bir tebessüm yer aldı, yıllar önce ki kütüphane de yine saat sekiz de beni bekle demesi canlandı zihnimde ve ben 19 yaşında ki o hicran gibi heyecanlandım. Bu gece ona yetememe duygusunu hissettirmemek onun yaralarını sarmak yaralarımı sarmasına izin vermek istedim, tıpkı yıllar önce ki kütüphanede izin verdiğim gibi. Yutkundum bi yandan zihnimde dolaşan kötü yaşanılan olaylar diğer yandan bu randevu hangi birini düşünmeye çalışmaya hesaplamaktan yorulmuştum, kalbimde tekleyen buluşma heyecanına kendimi kaptırarak merdivenlerden hızla çıkmaya başladığım da midem de uçuşan kelebekleri tek tek akşama kadar saymak istedim. İlk gün ki gibi hâlâ ona aşık oluşumu hâlâ beni bu denli heyecanlandırmayı başardığını bilmek garipti sanki hiç yıllar geçmemiş gibiydi, sanki onun şımarık gözlerini bir kaç gün önce durakta görmüş gibiydim. Küçük evimin paslı kapısını kapattığım da derin bir nefes aldım evimin kokusunu özlemiştim bana merdivenli yokuş iyi geliyordu bunun farkına daha bir kaç saniye önce vardığım da, kuruyan dudaklarımı ıslattım onu düşündüm hayatında ki her detayı bilmiyordum sorduğum da ise kaçıyordu ya da kısa cevaplar veriyordu Refhan yaralarına dokunmama gözlerine uzun uzun bakmama seni seviyorum dememe bile karşılık vermiyordu. Sevgiyi unutmuştu kimseden sevgi görmemesi yüzünden unutmuştu babası ise yıllardır kavgalı hatta yumruk yumruğa birbirlerine girdiklerini daha yeni yeni öğreniyordum, sürekli babası ile arasında bir kaos vardı durmak bilmeyen bitmemeye yemin etmiş bir nefret vardı babası ile ve ben bu konuya el uzattığım an parmak uçlarım yanıyordu ya da geri çekilmem için tutuluyordu şımarık gözleri tarafından. Refhan o kadar fazla benden hayatını kaçırmaya çalışıyordu ki neden böyle bir şey yapıyordu anlam dahi veremiyordum anne konusunu yurt dışında açtığım gece, o kadar fazla susmuştu ki şaşırmıştım tek bir gözyaşı bile dökmemişti ama gözleri o kadar derin bir şey anlattı ki daha fazla sormamıştım. Üstüne gitmek istemiyordum babası ile sürekli kavga ediyor anneannesinden bir sürü laf yiyor ve babamdan da nefret alıyordu hangi birine nasıl dayanıyor bilmiyordum ama birlikte kaldığımız geceler uyuduğumu düşünerek hüngür hüngür içini döküyordu ağlayarak ve ben bir şey yapamıyordum. Yaraları olmasına rağmen yanımda ağlamamasına bana destek olmaya çalışmasın da kalbim acıyordu Refhan sürekli her gün, yeni bir olayın içerisin de kalıyordu suçu olmamasına rağmen sürekli suçlu konumdaydı. Üzülüyordum hemde çok ama o bu olayların dışında kalmam için bana hiç bir şey hissettirmemeye çalışıyordu ve daha bir kaç dakika önce, tüm bu şeylerin üstüne o kelimeleri demesi canımı daha da yakıyordu yanında olmak isterken kendi ellerim ile onu daha da itiyordum kendime kızdım hemde çok kızdım. Tek yaralı ben değildim ki şikayet edip duruyordum o da yaralıydı belki de benden daha çok onun annesi sonsuza dek gitmişti, hiç dönmeyecek bir yere en azından benim annem dönmüştü umudum vardı ama Refhan ağlayacak ne annesinin dizleri vardı ne de buna merhem olacak babası... Hatta babası durumu daha da beter yapıyordu sürekli her konuda şımarık gözlerini suçluyor ondan daha da fazla beklenti içerisine giriyordu kendi oğlunu sadece başarı için kullanan bir babaya hâlâ şımarık adamın kıyamaması bu durumu daha da berbat noktaya taşıyordu. Düşünceler o kadar fazla zihnim de dolaşıyordu ki öylece koridorun ortasın da durduğumu bile yeni fark etmiştim, saate bir kaç kaçamak bakış attığım da buluşma vaktimiz yaklaşıyordu...

Derin bir nefes çektiğim de üzerimde ki kırmızı elbisenin pileli kısımlarını düzeltiyordum dediği gibi tam sekiz de merdivenli yokuşun meşhur merdivenlerin de, onu bekliyordum yıllar önce ki topuzlu halim zihnimde bir resim gibi canlandığın da kıkırdadım zaman gerçekten hızlı geçiyordu ne o topuzlu halim ne de pencereden bizi dikizleyen teyzeler vardı. Ha bir de benim düşmem bu anı ile resmen dudaklarımdan kahkaha çıktığın da gözlerim loş ışıkların altın da gözlerini buldu yıllar önce ki gibi, ela gözleri merhaba dedi bana otobüs durağında olduğu gibi ikimizin de dudakları birbirini izledi ve aynı sıcaklık ile tebessüm etti. Utandım utandı gerçek bir randevuya çıkmak hissi ikimizde de biraz utangaçlık yapmıştı onu ilk defa şımarık edepsiz hallerinden uzakta, utanmış şekilde görmek tuhaf ama tatlıydı hiç görmediğim bir yanını açığa vurduğun da bunu anlamış gibi haylazca gülümsedi.

" Çok uyumlu elbisenin rengi ve yanakların "

Gözlerimi kelimeleri biter bitmez devirdiğim de kolumda ki çantayı karnına geçirdim o kıvranırken sözlerini geri yedirme gururu ile, öne doğru adımladım az önce ki dediği cümle daha da yanaklarımı kırmızıya boyarken ona belli etmemeye çalıştım. Birlikte yan yana yavaş şekilde adımlamaya başladığımız da nereye gittiğimizi önemsemedim onunla birlikte yan yana yürümek, yaz aylarının esintisi ile daha da dinlendirici oluyordu biz birlikte hiç sevgili olarak yürümemiştik İstanbul sokaklarını yeşil gözlerimi sokakta ki hızla yürüyen adamlara, kadınlara, trafiğe kaydırdığım da parmak uçlarım da soğuk bir ten hissettim. Bakışlarım yavaşça yanımda ki şımarık adama kaydığın da parmakları parmaklarıma sıkıca karıştı ve ben aynı saniyeler içerisin de bakışlarını, gözlerim de bulduğum da daha da yandım. Şu an biz gerçek bir buluşma içerisindeydik evet. Biz sevgili buluşmasındaydık ve bunu benim aptal kafam teklif etmişti bu düşünce daha da, beni utançtan yerin dibine sokarken adımlarımız el ele şekilde durdu aynı saniye de bakışlarını yüzümden karşı tarafına gelecek şekilde kaydırdığın da şımarık ela gözlerinin durduğu noktaya baktım.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Üniversitenin kampüs giriş kapısının önün de el ele durmaya devam ettiğimiz de tuhaf hissettim okula gelmeyeli yıllar olmuştu acaba, o ne hissediyordu burada neredeyse birlikte bir sürü anı, acı, gözyaşı geçmişti burası bizdik ben ve onun geçmişi bu kampüs içeride ki sıralar ve o kütüphaneydi... Parmak uçları sıkıca karıştığı parlaklarımı ardından çekmeye başladığın da üniversitenin kampüs giriş kapısının demirini ittik büyük bir ses ile kapı açıldığın da anılar hızla yüzüme tokat gibi çarptı.

Üzülme ben senin annen olurum...

Ben orada ki adamım...

Beni mi özledin?...

Tüm konuşmalarımız tüm attığım tokatlar nefesimin daraldığı gün tutunduğum duvar herşey zihnimde öyle bir döndü ki, nefes yine alamadım ama bu sefer hasta olduğum için değil heyecandan ve özlemden. 19 yaşında geldiğim ve büyüdüğüm okula bakarken yüreğim burkuldu burası benim gerçek aşkı, kendimi, olgunluğu bulduğum yerdi öylesine duygu yüklü öylesine hasret yüklü öylesine anlamlı. Şımarık adamın peşinden çekiştirdiği yere gidiyorken gözlerimin her değdiği noktayı inceledim fakülte hiç değişmemişti giriş büyük sütunlar bile aynıydı, güvenlik kulübesine geldiğimiz de güvenliğin kızacağını düşünmüştüm hatta burada bizi sorguya çekeceğini ama öyle bir şey yapmak yerine Refhan ile birbirlerine selam verdiler başlarını sallayarak neler döndüğünü anlamayarak kaşlarımı çatmaya devam ederken peşinden hâlâ sürüklenmeye devam ediyordum. Uzun amfilerin dolduğu koridorları ezbere bildiğimiz koridorları geçerken gözyaşlarını dökmemek için zor duruyordum, ama kütüphane yazısını gördüğüm dakika herşey yerlebilir olma noktasına zirve ile ulaşmayı başarmıştı. Yıllardır sadece o gittikten sonra bir kaç kere geldiğim adam şimdi tam yanımda benimle o kapının önün de duruyordu randevu yerimiz, kütüphane olamazdı diye düşünüyorken kütüphanenin anahtarları ile şımarık gözleri saniyeler içerisin de açarak içeri girdi. Göz ucu ile yeşil gözlerimi kütüphanenin çok iyi ezbere bildiğim içine ürkerek baktığım da dudaklarımı kemirmeye başladım kırmızı elbisemin pileli etek kısmını ölesiye gerginlik ile sıkarken, içeriye adımladım her adım sesim kütüphaneyi doldurduğun da göğüs kafesim hızla kalktı ve indi. Kütüphanenin büyük ana kapısının kapanma sesi ile ardıma baktığım da ela gözleri parladı ve dudaklarında ki o şımarık ifade kendini korumaya devam etti.

" Tam burada sana dediğim kelimeleri hatırlıyor musun? "

Her harfi beynime yıllardır kazıyordum hatta kazımıştım dediği kelimeler yıllar önce ki sarıldığım göğsüne ağladığım adam, şimdi yine tam anlam yüklü kütüphanenin tam ortasında benimle dururken tıpkı onun bana yaptığı gibi bende onun anne kabuğunu kırmak istedim. Adımlarım ana büyük masasının tam yanında durduğun da onun gibi sesime hiç bir duygu yüklemeyerek sordum.

" Hayatın da ilk kırıklığı ne zaman tattın? "

Bakışları ilk önce anlamayarak daha sonra sanki o yıllar önce ki bizi hatırlamış gibi yüzünde ki şımarık ifade kayboldu yutkunmasını resmen hissettim, dudakları aralandığın da bir umut bekledim kabuğunu benim gibi kırmasını yıllardır saklı tuttuğu duygunlarını benim gibi bir anda dökmesini istedim ama kendini sıktı. Vücudunu o kadar fazla sıktı ki gözlerinde ki buğulanmayı fark etmeye başladım kendi kabuğundan kendi ördüğü duvarlarını yıkması, onun için o kadar zordu ki işkence gibiydi belki saniyeler belki dakikalar geçti aramızda ki bir kaç mesafelik boşluğu koşarak adımladı ve beni kendi bedenine bastırdı. Ağlıyordu tıpkı yıllar önce ki ben gibi rolleri değişmiştik o hicran ben ise refhan olmuştum bekledim sakinleşmesini beni ne kadar sıkı sararsa, onu o kadar karşılıkla sardım sanki hiç bitmeyecek hiç dinmeyecek kadar ağladı ve ben yine beklemeye devam ettim onun bana yaptığı gibi.

" Onu çok özlüyorum herkes beni suçluyor bazen dayanamıyorum karşılıksız bir şey başarmadan kimse beni sevmiyor gibi hissediyorum korkuyorum bazen çok yalnız hissediyorum annemi arıyorum boşluğu öyle canımı yakıyor ki bazen, bazen kendimi öldürmek ve yanına gitmek istiyorum "

Tek bir nefeste tüm içini döktüğün de kelimeleri kütüphane de yankılandı kabuğunu kırmak onun için ne kadar güç ise benim de kelimelerini dinlemek, ve hazmetmek o kadar güç olmuştu şimdi kollarım da bir erkek çocuğu gibi bana sığınan adama nasıl teselli verirdim bu kadar büyük yaraları ben hangi sözüm ile sarabilirdim bilmiyordum ama öylece dökülmüştü dudaklarımdan.

" Üzülme ben senin annen olurum "

Titrek bir ışık süzmesi gibi kelimelerim boğazımdan çıktığın da ikimiz de sessizleştik tenlerimiz bir kaç dakika içerisin de birbirinden koptuğun da, gözyaşlarının tazeliğini koruduğu ela gözlerine baktım şefkat gösteren yanım parmak uçlarımı yanağına koyduğun da sakallarını sevdim. Kirpiklerini sevdim ellerini sevdim elleri, elleri çok güzeldi ellerinin güzelliği kadar nazikçe sevdim tenini başımı hızla atan kalbine koyduğum da kolları sıkıca sarmaladı bedenimi. Kendine saklamak istercesine kalbine bastırdı bedenimi, bedenim kolları arasında kaybolurken kokusunu ciğerlerime çektim gözlerimi sıkıca kapattığım da sözleri bir kez daha canımı yaktı yetememe duygusunu ona aşılayan kişi babasıydı yani benim adımı koyan adamdı. Saatler geçmişti elbisemin izin verdiği rahatlık ile kütüphanenin raflarına yaslanarak her ne kadar zemini soğukta olsa alışmıştım, dizlerimde küçük bir erkek çocuğu gibi yatan sevgilim ise hiç bir kelime etmemişti. Yalnızca saatlerdir saçlarının her telini özenle bir sağa bir de sola parmaklarım ile tarayarak seviyordum ela gözleri ise bundan gayet memnun şekilde, dizlerim de yatmaya devam ediyordu uyuduğunu düşünüyordum ama uyumuyordu yalnızca izliyordu ve düşünüyordu sanki ama neyi.

" Sence ben bir yanlış mıyım? "

Sessizliği sorusu doldurduğun da durakladım bu ne biçim bi soruydu böyle bilmiyordum ama, eminim bunu zihnine yerleştiren kişi belliydi saçlarını sevmeye devam ederken cevap verdim.

" Hayır "

Kısa ve keskin bir cevap verdiğim de saatlerdir dizlerimde yatak başını saniyeler içerisin de cevabım ile kaldırdı, ela bakışları yeşil gözlerim ile buluştuğun da kelimeler dudaklarından döküldüğün de gözlerini benden kaçırdı.

" Ama sen bile yıllar önce böyle düşündün Serhat Meral yüzünden "

Bakışlarım gözlerini kaçıran yüzünden kütüphanenin zeminine kaydığın da bu düşüncenin doğru olması yüzünden pişmanlık hissi, saniyeler içerisin de beni bulmuştu evet yıllar önce böyle düşünüyordum hayatımdan çıkarmak istediğim insan şimdi aşık olduğum kişiydi ama ona bunu nasıl söylerdim ki zaten kötüydü ela gözlerini daha da o çukura atamazdım daha fazla batmasını sağlayamazdım. Bir cevap vermek yerine bakışlarımı da bedenimi de ondan kaçırdım dikkatle oturduğum zeminden kalkarken, boğazımda yükselen düğümü bastırdım elbisemin pileli kısımlarını düzeltirken ona bakmak istemedim. Büyük beyaz renkteki üniversitenin giriş kapısında ki sütunları arkamız da bıraktığımız da sessizce yan yana adımlıyorduk pek fazla ikimizde de, konuşma hevesi yoktu anlaşılan ki yol boyunca sessizlik hâkim sürdü ortama. Yaz gecesi bile olsa üşüdüğümü hissettiğim de parmak uçlarım ile tenimi ısıtmaya çalıştım tıpkı yıllar önce ki, partiye giderken yaptığım gibi tam da yine aynı sokakta yan yanaydık ve ben yine üşüyordum. Bakışlarım merdivenli yokuşun karanlık sokaklarından ağaçların altında kalan parka yöneldi daha aylar öncesine kadar, ağladığım onun gelmesi için yalvardığım parkın tam da karşısında duruyorduk yan yana. Dudaklarımda ki aptal tebessüm yerini ince düz bir çizgiye midemde ki kelebekler ise ağır bir yumruya kendini bırakırken bakışlarımı parktan kaçırdım, acı veriyordu yaşadığım hisler hiç beni bırakmıyordu bir şeyler çok tersti ama ne tersti bilmiyordum. Yanımda varlığı olmasına rağmen eksik hissediyordum kendimi merdivenli yokuş benim canımı yakıyordu gitmek istedim eve girmek istemedim, şu an o parktan ve bu mahalleden ne kadar uzak kalırsam o kadar iyiydi benim ve onun için. Gözlerimde ki akmak üzere olan yaşları görmemesi için hızla yürüdüm onun evinin sokağına kadar konuşmak istemedim bu gece merdivenli yokuşa gitmek istemedim, aniden neden böyle oldum hiç bir fikrim yoktu yalnızca yürüdüm hızla daha da hızla yürüdüm canımı bir şeyler yakıyordu ama ne onu bile bilmemem beni çukura itiyordu hiç çıkamayacağım koca bir çukura. Adımlarım evinin çok iyi bildiğim bahçesinin demirli kapısı önün de durduğun da gözlerimi bile kırpmadım o terk ettiği akşam, hâlâ rüyalarıma giriyor kendi seslerim o andan korkmamı sağlıyordu ben her defasında ölüyordum. Acıydı ne kadar kavuşmuş olsak ta bitmiyordu kavuşma ile herşey sarılmamıştı aksine daha fazla gözyaşı ve haddinden fazla, acı vardı yaralar bitmek kapanmak bilmiyordu zihnimde dolaşan düşünceleri anlamış olacak ki ela gözlerinin adımları tam da yanımda durdu. Birlikte ikimizin de yaşadığımız anılar bahçede canlanırken gözlerimiz de sessizce izledik ikimiz de biliyorduk o akşamı, o terk edilme gecesini konuşmalarımızı ve son kez verdiğim ekmeğin sıcaklığı gibi kalbimiz de bu olayın soğumaması. O da haklıydı kendi hikâyesinde bende haklıydım kendi hikâyemde orta da bir haksız olmaması belki de bizi, bu duruma daha da itiyordu bir suçlu arıyorduk birbirimizde bir hata arıyorduk bunu bahane ederek kendimizi rahatlatmak adına ama ne o suçluydu ne de ben...

İkimiz de kendi anne ve babamızı hâlâ suçlu ilan etmek istemiyorduk bu yüzden yavaşça birbirimizi kaybediyor ve birbirimizden uzaklaşıyorduk, ikimiz de bize gelen zarara aldırış etmiyor anne ve babamıza ne kadar kızgınsak dahi korumak istiyorduk.

" Senin ne işin var burada? "

Annemin o çok iyi bildiğim sesi aramızda ki uçuruma dolduğun da birbirimizden adımlarımız anında ayrılarak mesafe koydu, boğazımda ki binlerce sigara içmiş duygunun yanmasını bastırmaya çalışırken gözlerine baktım. Kızgındı hemde çok fazla ama öfkesinin bana olmadığını karşımızda ki aynı renge sahip olduğum anneme olduğunu çok iyi biliyordum, bir kelime etmemesi için yalvararak gözlerine baktığım da yenilmiş ve kabul etmiş gibi başını ve bakışlarını yere eğdi.

" Önce baban sonra anneannen şimdi de hicranı mı düşman etmek istiyorsun bana? "

Duyduğum kelimeler ve annemin şımarık adamdan bu kadar nefret etmesine şaşkınlık geçiriyorken neden herkes onu suçlu yapıyordu, neden benim sevdiğim adam suçluydu neden herkes onun ela gözlerine nefret kusuyordu Refhan bunları hak edecek ne yapmıştı? Ne yapıyordu? O da benim gibiydi asıl onun ela gözlerinin sorgulaması nefret etmesi ve konuşması gerekirken neden susuyordu neden nefret etmiyordu bilmiyordum.

" Anne! "

Artık gerçekten yetmişti sabrımın en son yerine geldiğim de sertçe kelimelerimin üstüne bastırarak bağırdım zaten gergin ortam, sessizlik ile daha da gergin olduğun da şımarık ela gözlerinin yanına adımladım o zar zor nefes almaya çabalarken parmak uçlarım güçsüz kollarını sardı. Böylece beni terk etmiş bir anneme onun kalbini bırakamazdım zaten yaralıydı onu daha da yaralanmalarına izin veremezdim, daha da dibe çekmelerine izin veremezdim buradan gitmeliydik hem de hemen.

" Kızın beynini de kendin gibi yıkamışsın annesine karşı tıpkı annen gibisin Refhan Araslan onun gibi bir hatasın hayatım da "

Kollarını sardığım parmak uçlarım kaymaya başladığın da tenim bu sözler karşısında buz gibi oldu önce annem sonra, babası kelimelerin ağırlığını bilmeden öylece döküldü cümleleri ilk başta söylenen cümle önce kalbe sonra geceye karıştı ve yanımda ki adam daha da yara alarak dizlerinin üstüne çöktü. Ona onun haylaz ela gözlerinin ışığını aldılar elimden bir kaç cümle ile öldü onun şımarıklık yanı ve ben kurtarmak için hiç bir şey yapamadım, sadece damarlarım 'da öyle bir nefret gezdi ki ilk kez yaşadığım bir histi bu benim için herşeyim dediğim hayatıma anlam katan kişinin canı böylesine yanarken susamazdım onun ve kendim adına konuşmam lazımdı.

" Sen sana mı beni düşman edecek anne? Ben seni ne zaman sevdim ki düşman olayım ben senin yüzünü bile hatırlamazken sana nasıl düşman olabilirim söylesene! Beni sana düşman yapan kişi sensin zaten "

Gözlerimden soğuk tenime akan ılık yaşları umursamadan devam ettim.

" Ya sen? Sen onun hayatın da çok mu farklısın sürekli onu yaralayan onu çıkarlar için seven bir baba da hata değil mi! Ben ve o suçsuz bir hata arıyorsanız kendi geçmişinize ve şimdi ki halinize bakın "

Yanaklarımdan usulca süzülen yaşları annemin yeşil gözleri beni izlerken tenime bastırdım annem ise aynı karşılık ile, gözyaşlarını tenine bastırmaktan vazgeçerek gözlerime bakmaya devam etti canını yakmıştım ama o da benimkini yıllar önce kül etmişti zaten. Ödemiştik ben bu sözler ile annemi kendimi ve küçük hicranı öldürdüm o saniye pişman değildim bunları duyması gerekiyordu, sanki terk eden kendi değilmiş gibi haklı ve yüzsüz olmasına tahammül edemezdim. Ela bakışlarının sanki yaralı gibi kanadının altına girerek bedenim ile destek oldum demirli kapıyı sertçe ittiğim de öfkemi dışarı vurma şeklim, hâlâ çocuk gibi devam ediyordu sürgülü kapıyı yavaşça ittiğim de ağırlığını verdiği bedenimden onu nazikçe koltuğa oturttum. Elbisemin pileli etek uçlarını düzelttiğim de ardımda ki bizi izleyen gözleri umursamadım sürgülü bahçe kapısını yüzlerine kapattığım da, benim için perde bile sayılmayan ince perdeleri onların yüzünü görmemek için kapattım. Daha fazla bakışlarını görmek ve yüzlerine bakmak istemiyordum daha fazlasını midem kaldırmıyordu artık ikisinden de tiksinmiştim, bu düşüncelere iç çekerek ara verdiğim de haylaz bakışlarından eser kalmayan gözlerinin yanına oturdum. Hiç bir tepki vermedi yalnızca tavanı izlemeye devam etti tıpkı eskiden olduğu gibi ellerinin yaralı olduğu an gibi, ama bu sefer yara ellerinde değil kalbinin tam ortasındaydı ulaşamadığım nokta da yani. Sessizdik, yorgunduk bahçe de söylenilen kelimeler ölmek üzere olan bir kişiyi daha da çabuk öldürmek isteyen kişi gibi öldürdü beni ve onu son bir kez daha öldük gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. Şimdi ne olacaktı ne yapacaktı bilmiyordum herkes suçlu ve günah keçisi yanımda ki hiç bir suçu olmayan adamı yaptığın da yüreğim sızladı, bende onun şımarık gözleri gibi başımı geriye yasladığım da tavanı izlemeye başladım. Acaba şu an hangi kelimeler zihnin de dolaşıyordu çok merak ediyordum ne zaman düşmanlık bitecekti ne zaman tüm bu saçma ve akıl dışı olaylar son bulacaktı bilmiyorduk ikimiz de her geçen gün, her geçen saniye, her geçen saat kayboluyorduk siliniyorduk bu düşünceler ve olaylar içerisin de biraz daha kendimizi ve birbirimizi kaybetmeye daha da yaklaşıyorduk. Bir geleceğimiz yoktu düşünebileceğimiz bir ortak geleceğimiz yoktu bunu ikimiz de biliyorduk sanki kader bizi birbirine mahkum etmiş, ama asla kavuşturmamaya yemin etmiş gibiydi ve ikimiz de bu yeminin içerisin de günden güne tükenirken hangimizin önce öleceği belli bile değildi...



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.