6 ay sonra...
Üzerimde ki çiçekli elbisenin askıları sürekli aşağı düşüyor ve ben saniyede bir sinir olmak ile meşgul kalıyordum bugün ki dersler, her zamankinden ağır olacaktı yabancı öğrencilere Türkçe alfabesi ve dersi vermek ise başlı başına bir sorun ve canımı sıkan bir durum haline gelmişti. Hayallerimin mesleğini hiç böyle tahmin etmemiştim bu ülkede ki 6. Ayıma girmiştim ama hâlâ sokakları karıştırıyor veya üniversitenin hangi sokakta olduğunu unutuyordum. Üzerimde ki çiçekli elbisem ile ilkbaharın süslediği ağaçların yoğunlukta olduğu, ve ölümüne insan seslerinin birbirine karıştığı ve korna seslerinden duramadığınız Oxford Street caddesin de bunların zıttı olan sessizlik içerisin de yürüyordum. Daha Oxford Üniversitesine gitmemin erken olduğunu biliyordum ama nedense bir his beni evde durdurmuyordu, zaten geldiğim ilk günden beridir eve sadece uyumak için giriyordum onun haricinde evde durdukça fırından gelen o acı dolu hatıralarımın gizlendiği koku evimin içerisine sürekli doluyordu ve kendini hissettiriyordu. Aylardır tek bir telefon görüşmesi dahi yapmamıştım telefonuma gelen mesaj bildirimlerine bile bakmadım elimden geldiğince, sosyal medyadan ve ailemden kaçıyordum arkadaşlarım ile bile aylardır görüşmemiştim. Bu durumlar beni üzse de annem ile yaptığım konuşma her gece beynimde kendini tekrar ederek beni gözyaşlarına boğsa da, aramadım arayamazdım eğer onların sesini duyarsam dayanamaz hemen bu ülkeden tekrar evime dönerdim. Ama ben hâlâ yaralıydım evime dönemeyecek kadar yaralı babama verdiğim sözü tutacak iyileştiğim de hemen, evime babama geri kavuşacaktım şimdi kavuşmam ve beklemem gereken üç kişi olmuştu birisi babam, diğeri özlemle ve nefretle yandığım annem, diğeri ise kalbimin haylaz ela gözlü şımarık adamı... Kafamda dolaşan düşünceleri bir kenara zorla bırakmaya çalıştığım da haftaya olan olay eski düşüncelerime ara verdi, doğum günüm yaklaşıyordu bahar ayı her yere geliyorken benim kalbimde çiçekler yerine acı hatıralar açtırıyordu. Yıllardır değişmeyen tek şey doğum günümden ve çilekli pastadan nefret etmem olacaktı galiba, ilk aşkım değişti, annemin terk etmesi değişti, babam değişti, yaşadığım şehir değişti ama doğum günü nefretim hep aynı kaldı. Bakışlarımı kaldırımdan kaldırdığım da kampüs bahçesine geldiğimi çoktan anlamıştım ne zaman hangi ara, adımlarım beni buraya getirdi bilmiyordum kafamın içerisin de olan düşünme çatışmaları hep beni dünyadan koparıyordu.
" Hayır bunu kabul edemem "
Ses... Ardımda olan o ses bu ses yıllardır duymadığıma rağmen hemen kulaklarım da ve kalbimde ve bedenimin içerisin de, tanıdık sıcaklık ile kendini tekrar ve tekrar ederek tanıdı yutkundum hayal duyuyordum ben. Sanki bu düşünceler beni delirtmeye başlıyordu olamazdı kalbim göğüs kafesim de hızla çarptığında parmaklarım üşüdü, dudaklarım kurumaya başladığın da ardımda kalan sese bakışlarım, bedenim, ve kalbim titreyerek döndü. Gözlerim onun haylaz ela bakışların da ki sesi aradığın da gözlerini görmeyi diledim o ses yıllar sonra kalbime ve bedenime, yakın olarak duyduğum ses kesinlikle ona aitti ya da ben deliriyordum bilmiyorum artık özlem ve aşk yerini kafayı sıyırmaya bırakıyordu galiba. Gözlerim ile bakışlarımın her değdiği noktayı dikkatle izliyordum onun ela gözlerini görme düşüncesi beni çılgına çeviriyordu, gözlerimin doluluğu ile bakışlarım üniversitenin hemen köşesin de kalan trafik ışıklarının olduğu nokta da durdu. Yaşların doluluğundan bakışlarım kısıtlı görüyorken arkası dönük bir adam dikkatimi çekti gözlerimde akmak için bekleyen yaşlar, bile akmamak için yemin etmişti sanki kalbim atmaktan tekledi bacaklarım binlerce yol yürümüş gibi halsiz olmaya ve titremeye başladı. Uzun siyah paltosunun ve geniş omuzlarının ardında kalan bakışlarım dikkatle sırtı dönük adamı izlemeye devam etti, siyah arkadan bile dağınık olduğu saçları kendi belli ederken ellerine baktım. Parmaklarının eklem yerleri hafif beyazlamış ellerinde tuttuğu belgeler ile kırmızı ışığın yeşil ışığa dönmesini sabırsız ve bıkmış şekilde bekliyor gibiydi. Bunu ellerinde gerginlik ile tuttuğu bir sürü belgelerden anlamak kolay oluyordu, gözlerimde ki doluluk yerini yavaşça yanaklarıma bıraktığın da sessizce hüngür hüngür ağlıyordum. Sokağın tam ortasın da durmuş bedeni bile bana dönmeyen adamı izleyerek ağlıyordum, o benim şımarık haylaz ela gözlü sevdiğim adam olabilir miydi? Nefesim hızlanmaya başladığın da parmak uçlarım çiçekli elbisemin üzerinde olan ince paltomun üzerinden kalbime gitti, avuç içimi sıkıca göğsüme bastırdığım 'da nefes almaya çalıştım. Gözlerimi kapatma hissine karşı koymaya çalıştım sanki gözlerimi kapattığım da onun hayali birden kaybolacak ve öylece gidecek gibi hissediyordum, hemen yakınımda olan kampüsün duvarından destek aldığım da halsiz bacaklarım üzerin de durdum. Bakışlarım hâlâ o trafik ışıklarının ve üniversite kampüsünün hemen ucundaki adamı izlerken, gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdım boğazımda oluşan binlerce düğüme rağmen duygularımı kontrol altına almaya çalışarak o adamın bulunduğu noktaya hızla adım attım. Şu an tüm sesler yıllar sonra bir uğultu oldu koca ve kalabalık şehirde yalnızca ben ve bakışlarım ile izlediğim adam kalmıştık, nefes seslerim dışarıdan bile duyulacak hızla arttığın da hiç durmadan hızla yürüdüm ama o adamın bulunduğu noktaya geldiğim de birden yeşil ışık yandı ve adam hızla uzaklaştı. Boğazımda parçalar vardı yutkunamadım gözlerimde özlemle dolup taşan ve akan yaşları umursamadım yalnızca, caddenin kalabalık lığı arasına karışan siyah paltolu adama haykırarak bağırdım yaşları tenime sertçe bastırıyorken.
" Refhan! Refhan! Refhan!"
Boğazım da olan düğümlere ve kırılmış parçaların acıyla takılmasına rağmen bağırdım tüm son gücüm ile ardından bağırdım, ama siyah paltolu adam ardına bir kaç saniye dönerek bakmadı bile. O Refhan Araslan olamazdı beni sesimden bile tanıyan bir adama haykırdığım da ardına bir kere bile bakmayarak gidemezdi, ben sadece yıllar içerisin de yaptığım alışkanlığı devam ettirdim herkesi ona benzetme alışkanlığım aylar sonra tekrar gün yüzüne kavuştu. Ben her papatya buketini, her lunaparkı, her fırını, her yoldan geçen adamı... Ona benzetiyordum bu alışkanlık beni çok yoruyordu aslında yıllarca sokakta ona her benzeyen adamın peşinden koşuyor, onun ela gözlerini tekrar görme umudu ile yanarak kül oluyordum oldum da ben artık kül oldum. Ve kalbimde onsuzluk ile esen rüzgarlar beni savurdu öylece hiç bilmediğim bir ülkeye benim küllerimi savurdu bu acı, onun saçlarına, ellerine, gözlerine, kirpiklerine ... Benzeyen her adamda şımarık gözlerini aradım ama bir sürü göz ona benzese de asla haylaz ela renkli adamın, aynı zamanda acı ama aynı zamanda tatlılık barındıran gözleri olmadı olamazdı da. Refhan Araslan sıradan bir adam değildi o, o çok derinlerde gizli kalmış çok güzel bir kitap gibiydi üstü tozlanmış ama satırları hâlâ, güzelliğinden bir şey kaybetmemiş bir kitap gibiydi tıpkı bu adam. Öylece sokağın ortasında durduğumun yeni farkına vardığım da derince bir nefes çektim içime, kendime gelmek için yabancı şehrin yabancı kokusunu ciğerlerime çekmeyi beklerken onun kokusu yıllar sonra ciğerlerime doldu. Ve ciğerlerim bu tanıdık kokuyu hemen benimseyerek ve tanıyarak kalbime verdi onun kokusu, nasıl burada olabilirdi ki? O yoktu bile sadece hayal ediyordum artık beynim sadece varlığını bana gösteriyordu arada sırada. Ama bunlar fazlaydı onun kokusu ve sesi hayal edilemeyecek kadar güzeldi bunları yüzünü bile yavaş yavaş, unutmaya başladığım da hatırlamam olamazdı bu düşünceler beynimi artık acıtıyordu taşıyamıyordum artık bu düşünceler ve bu duyguları. Parmak uçlarım da asılı kalan çantamı omuzuma sabitlediğimde seslice nefes verdim bakışlarım hâlâ o siyah paltolu adamın, kaybolduğu yöne çevrili ve izliyorken üniversite kampüsünün siyah demirli kapısını hızla ittim. Yorulmuştum bu hislerden adımlarımı hızlandırmaya başladığım da yutkundum belki o siyah paltolu adam hayaldi ama boğazımda olan düğümler gerçekti ne yazık ki... Uzun yemyeşil üniversite kampüs alanını hızla yürüyerek giriş kapısı ile arayı kısa sürede kapattığım da kurumuş dudaklarımı ıslattım, giriş kapısına geldiğim de görevli bayana okutman kartımı gösterdiğim de nazikçe başını olumlu anlamda sallayarak tebessüm etti. Aynı tebessüm ile dudaklarına cevap verdiğim de hızlı adımlar ile zihnimin içerisin de yankılanan o sesi, unutmaya çalıştım sadece hayal ettiğim bir sesin günümü mahvetmesine izin veremezdim. Bugün ki ortak derslerde Türk Dili Ve Edebiyat vardı yoksa üniversiteye pek gelmezdim ama zorunluydum bugünün dersi Türkçe olduğu için, planlama ve ortak zorunlu dersi öğrencilere anlatmak benim mesleğim ve sorumluluğum altındaydı. Saatlerdir yabancı öğrencilerin bıkkın ve yorulmuş gözlerine Türkçe dersini yabancı bir dille anlatmak, beni resmen bardağı taşıran son damla haline getiriyordu yabancı öğrencilerin ise anlattığım derslerden bir gram bile anlamamaları beni çok yormuştu. Sanırım bugün ki çıkışta her zaman ki gibi koca bir karton bardakta gömülür şarkısını dinleyerek kahvemi yudumlayarak, yavaş adımlarla şehrin kokusunu içime çeke çeke eve gidecektim. Evde de biraz tembellik yapmayı planlıyordum uzun zamandır belki de o saçma koku yüzünden beynime bir şeyler etki yapıyordu, ben içimde dolup taşan özlemi ve acıları satırlara dökmeye başlamıştım buraya geldiğim ilk günlerden beridir sadece yazıyordum. Acılarımı, hüznümü, aşkımı... Yazmak o kadar beni rahatlatıyordu ki yıllar sonra her yazdığım da rahat bir uyku gerçek anlamda, uyku tadıyordum ve bu durum benim kalbimde ki acıyı hafiflettiği için hoşuma gidiyordu. Beynimde dolaşan düşünceler adımlarımı karışık üniversitenin içerisin de bilmediğim bir kata getirdiğin de, o kadar dalmışım ki üst kata bile çıktığımı hatırlamıyordum artık bedenim bile beynim ve kalbim gibi avare avare dolaşıyordu. Seslice iç çektiğim de omuzumda olan çantamı parmak uçlarıma aldım geri geldiğim yöne çıkış kapısına doğru adımladığım da, gözlerim altın renginde ki çerçeveli yazıya takılı kaldı dudaklarım sessizce okuduğunda irkildim.
Library- Kütüphane
O kadar fazla üniversitelerden artık nefret ediyordum ki bu üniversitenin üst katlarını dahi hiç bu yüzden gezmemiştim, sadece mesleğimi yapıyor dersleri planlıyor ve sunuyor ve evime öylece gidiyordum ya da sokaklar da delicesine sessizlik ile yürüyordum. Parmak uçlarım çantamdan es geçtiğin de bileğimde olan boşluğu yavaşça sevdim, ona ait bileklikte yıllardır benden uzaktaydı huzur veren herşeyi benden alarak gitmişti gözlerini, ekmeklerimizi, bilekliği... Bileğimde ki boşluk kalbimde ki boşluk gibi kendini belli etti ve ben bu boşlukları sanki yeniden kütüphanede, kitapların arasında dolduracakmışım hissine kapılarak kütüphanenin olduğu noktaya adımladım. Üniversitenin kütüphanesinin kapısını üşümüş parmak uçlarım ile korkarak ittiğimde yıllar önce olan olay, kapıyı açmam ile yüzüme tokat gibi çarptı sanki 19 yaşında ki hicran aklıma geldiğin de tebessüm ettim. Başka bir ülkede, başka bir kütüphanenin kapısını yıllar önce ki aynı korkaklığım ile ittim ben ne kadar büyüdüm 23 yaşına geldim artık desem de içimde, bir yerlerde o cahil hicran yaşıyordu hissediyordum ve şimdi nadir göründüğü anlardan birinde ise benim adımlarımı bu koca kütüphaneye getirdi. Ardımda kalan kapıyı yavaşça kapattığım da güneşin son ışıkları ve akşam karanlığı kütüphanenin uzun dikdörtgen camları içinden vuruyordu, kütüphaneyi dolduran hafif güneşin ışık süzmesinin izin verdiği kadar etrafa bakışlarım ile göz gezdirdiğim de yutkundum. Bu kütüphane tıpkı Türkiye'de ki kütüphaneye benziyordu tek fark biraz daha büyük ve pencerelerinin olmasıydı, derince bir iç çektiğim de parmak uçlarıma ağır gelen çantamı büyük ana masaya attım tıpkı yıllar önce olduğu gibi... Bu anılar dudaklarıma buruk bir tebessüm koyduğun da paltomun içerisine iyice saklandım ilkbahar ayların da olmamıza rağmen, burası hâlâ biraz soğuktu bu şehir garipti kışın biraz ılık ilkbahar aylarında ise biraz soğuk olabiliyordu tekrardan. Yorgun yeşil renkte olan bakışlarım etrafı tebessüm ederek süzmeye ve keşfetmeye başladığın da gözlerim Türkçeye çevrilmiş bir kaç, eskimiş romanda takılı kaldı parmak uçlarım eskimiş dilimde ki romanlar da zarifçe gezerken bir kitabın isminde öylece aniden durdu.
Aşkın Emeği Boşuna
Dudaklarım sessizce kitabın ismini okuduğun da yutkundum gözlerim hüzün ile karışık şaşkınlık ile birbirine vuruyorken, sessiz kütüphanede derin ve neşeli bir ses yayıldı ve koca kütüphanenin binlerce kitapları arasından kulaklarıma ulaştığın
da olduğum nokta da dondum kaldım.
" William Shakespeare güzel tercih anlamlı bir kitap okumanı tavsiye ederim "
Hayır... Hayır bu, bu kelimeler yine benim kafamda zihnimin karanlık köşelerin de hayal ederek yarattığım seslerdi, onun sesi tüm kütüphane kitapları arasına, raflara, kulaklarıma, kalbime hızla doluyorken nefes seslerim tek duyulan gürültü oldu raflar arasında ve ben bakışlarımı ardıma çevirdim. Yaşlar ile öylece dolu olan ve buğulanmış gözlerim kütüphane mermerinden yavaşça karşı raflar da duran adamın bedenine yöneldi, siyah botlarını ve siyah pantolonunu es geçtiğim de bakışlarım yavaşça yukarı doğruldu siyah boğazlı kazağı üstünde ki siyah paltosu boğulmama sebep verdi. Titreyen dudaklarım eşliğin de gözlerimden yanaklarıma bile ne zaman süzüldüğünü bilmediğim yaşlar ile, yüzüne baktım dört yıl tam dört yıl sonra şımarık ela gözleri başka bir ülkede başka bir kütüphanede gözlerimi buldu. Hâlâ rafta ki aşkın emeği boşuna kitabının üzerinde üşümüş parmak uçlarım duruyorken gözlerine bakmaya devam ettim, titreyen bedenimi bile umursamadım dudaklarım kurudu, kalbime inanılmaz bir ağrı saplandı saniyeler içerisin de hem de kiraz dudaklarına bakışlarım hipnoz şekilde bakıyorken tüm zaman durdu ve parmak uçlarım o kelime ile olduğu noktadan hızla yanıma düştü.
" Hicran "
İşte şimdi olduğum nokta da ben öldüm. Hicran... Babasının koyduğu isim yıllar sonra dudaklarından tekrar döküldüğün de, yutkunamadım kalbimde yıllardır ismini defalarca haykırarak gece gündüz ağladığım adam ismimi yıllar sonra söyledi ismimi yıllar sonra dudaklarından işittim. Parmak uçlarım boğazımda olan düğüme gittiğin de bakışlarım şımarık ela gözlerinden yavaşça kaymaya başladı, etrafım bakış alanım daralıyordu sanki ben ölüyormuşum o ise Refhan haline girmiş ölüm meleği gibi beni dikkatle izliyordu. Tüm gücümle son kalan gücüm ile raflardan tutunarak ayakta dengemi sağlamaya çalıştığım da dışarıdan bile duyulan nefes seslerimizi, umursamadık ikimiz de birbirimize donmuş şekilde bakıyorduk sanki ikimiz de birbirimizin varlığını hayal görmüş sanarak bakıyorduk. İkimiz de gerçekliğimizi ölçmek adına birbirimize korkakça adım attık gözlerimden deniz gibi süzülen yaşların izin verdiği kadar, bedenine adım attım aramız da sadece bir el kadar mesafe kaldığın da kalbim titredi. Ben sanki ölmüştüm de cennetteydim gibiydi onun haylaz ela gözleri kütüphane raflarının arasında hüzünle parladı, buğulu bakışlarım yüzünü incelediğin de siyah saçları dağınıktı alnına bir kaç tel saçları düşmüştü ela gözleri her zaman ki gibi şımarık ve haylaz oluşundan ödün vermemişti. O hâlâ Davy Johns'tu siyah paltosunun arasından küçük bir mesafe kala ulaşabileceği yüzüme parmak uçları, yavaşça, korkak ve titremeler eşliğin de ulaştığın da parmakları yanağımı kapladı. Ve ben en son ne zaman nefes aldığımı bile hatırlamıyordum ellerinin sıcaklığı üşüyen bedenim ile temas ettiğin de, bedenim irkildi kalbim gibi ama kalbim ise bakışları ile titremişti şimdi yıllar önce ki yaralı elleri tenimle buluştu. Ve ben hüngür hüngür seslice haykırarak ağladım gözyaşları o kadar fazlaydı ki tıpkı özlemim gibi, titreyen parmak uçlarım yanağımı kaplayan elinin bileğine ulaştı o soğuk metal tenime değdiğin de verdiğim bilekliği hâlâ bileğin de taşıyordu o gerçekten gelmişti o gerçekten beni 3.940,4km içerisin de bulmuştu onun şımarık ela gözleri tekrar beni yıllar önce ki gibi bulmuştu ve ben şimdi haykırarak ağlıyordum. Ela bakışları yeşil gözlerim gözyaşlarına boğuluyorken yalnızca bir kaç küçük gözyaşı akıttı yanaklarına ama emindim o gözyaşları, yıllardır içinde gizli tuttuğu dolan yaşlardı çünkü o hep neşeliydi hiç ağlamazdı. Yanağımı tenimi yavaşça ve zarifçe seven parmakları yanağımdan kaydı bileğini sıkıca tutarak bilekliği hissetmek adına parmak uçlarımı bastırdığım, parmaklarımı hızla ve sertçe tutarak parmak uçlarımdan bedenimi kendine çekti. Başım yıllar sonra göğsün de tam kalbinin üzerinde durduğun da bedenimi kendine o kadar fazla bastırıyordu ki, nefes alanım iyice daralmıştı bende bedenini sırtından kollarım ile kendime iyice sararak bastırdım gözyaşlarım kokusunu bile doğru düzgün içime kalbime çekmeme izin vermediğin de bedenini hızla iterek gözyaşlarım ile haykırarak bağırdım.
"
Neden beni terk ettin! Neden beni yeniden annesiz bıraktın Refhan Araslan? Söylesene!"
Bir cevap bekledim gözlerine özlemin verdiği delilik ile bakıyorken gözyaşları daha fazla aktı ona çok öfkeliydim o beni bırakmıştı, o benim kalbimi yok etmişti bir hiç miş gibi kalbimi ayakları altın da ezmişti. Adımlarım kitap raflarının ve bedeninin arasından uzaklaşmaya başladığın da çantamı ana masadan hızla aldım gözyaşlarım, hâlâ delice yanaklarımı yıkıyorken ağlamaktan bütün etrafımda olan nesneleri bulanık görüyordum canım yandı. Ve bu yangın gözyaşlarım ile bile sönmedi hâlbuki bir deniz kadar büyük ve yoğun yaşlar süzülürken yanaklarımdan, adımlarım olduğum nokta da sabitlendi ardım da şımarık ela bakışlarını bırakmak hiç istemedim aptal gibi neden gidiyordum neden duygularım karmakarışık olmuştu. Bilmiyordum bir şey hissetmeme noktasına gelmiştim sanki parmak uçlarım da tuttuğum çantamı ayaklarımın dibine bıraktığım da, aramızda olan kısa mesafeyi koşarak adımladım ve bedenini bedenime tekrardan sıkıca bastırdım. Dudaklarım da hicran öpücüğünün acısı, kalbimde büyük aşkla yandığım özlem, ve gözlerimde ela bakışlarını tekrar bulma mutluluğu kendini belli etti. Başım tekrar huzurla atan göğsüne kavuştuğun da gözyaşlarını umursamadım sadece ikimizde, sanki birbirimizi tekrar kaybedecek gibi bedenlerimizi sıkıca birbirimize bastırdık öylece kaç dakika belki de kaç saat durduğumuzu bile hatırlamıyordum. Hıçkırıklar ve gözyaşlarımız kütüphanenin sessizliğine karıştığın da ikimiz de sakinleştik ama yine de ikimiz de birbirimizin teninden kopamadık, o bir adım attığın da bile adımlarım hemen onu takip ediyor ve göğsüne sığınmama daha fazla sebep oluyordu. Bedenimi bedeninden yavaşça ve dikkatli şekilde ayırdığın da çenemden parmakları narince ona bakmamı sağlamak için, tuttu bakışlarımız birbirinde yıllar sonra bu denli uzunca durduğun da fısıldadı mahcup ve üzgün şekilde.
" Özür dilerim gitmek zorunda olduğum için kalbini kırdığım için bu güzel yüzüne gözyaşlarını koyduğum için annen olamadığım için ve hâlâ seni sevdiğim için çok özür dilerim"
Parmak uçları titreyen çenemden usulca ve sessizce kaymaya başladığın da ellerini hızla tuttum parmaklarını, parmaklarıma hızla karıştırdığım da yanağından sessizce süzülen yaşları parmak uçlarımın üzerinde durarak dudaklarım ile tenine öpücük ile geri bastırdım. Ellerimde olan elini bakışlarım izlediğin de yutkundum parmaklarını ve avuç içini, korkarak kalbimin olduğu noktanın tam üzerine bastırdığım da şımarık ela gözlerine baktım tebessüm ederek.
" Ve bende sana aşık olduğumu delice yüzüne bağırarak haykırarak söyleyemediğim için özür dilerim"
Düz çizgi duran dudakları yerini kelimelerin bittiği an tebessüme bıraktığın da kurumuş dudaklarımı ıslattım, yutkundu bakışları derince beni izlerken kütüphanenin loş ışıkları arasında bal rengi gözleri kendini belli etti ve ben bu şımarık adamı kalbime saklamak istedim. Dudakları aralandığın da boşta kalan parmak ucumu dudaklarına bastırdım ve bu yaptığım hareket, eski anılara ikimizi de hızla götürdü sanki içene aniden çekti ve ikimiz de merdivenli yokuşta ki görüntüler
ile gülümsedik.
" Güldürdün "
Dedim gülüşlerimizin arasında yankılandı gülme seslerine aniden sessizce söylediğim kelime ela bakışları ise, gözlerimi şaşkınlık ile izlemeye devam etti bu kadar açık sözlü olmamı ya da ona aşık olarak karşılaşmamızı beklemediğini anladım ve herşeyi ona sormak istedim. Geçmişimizi, annesini, babasını, annemi ve yıllardır yokluğum da bu koca şehirde tek başına neler yaptığını anlatmasını istedim. Ama şimdi sırası olmadığını anladım çünkü bakışları çok bitkin ve bedeni çok ama çok yıpranmış duruyordu, burada neden olduğunu bu üniversite de ne yaptığını merak ettim aynı zamanda. Ela bakışlarına soracağım o kadar fazla sorular vardı ki hangisinden başlayacağımı bilemedim yutkundum, kalbimde yıllardır birikmiş sözler boğazım da takılı kaldığın da onları yutmak için yutkundum. Sıcak parmak uçları çenemden kaydığın da üşümüş parmak uçlarımı sardı ellerimiz birbirine karışıyorken gözlerine baktım, kütüphanenin karanlığın da bile parlayan ela bakışlarına dikkatle baktım. Bu bakışları çok ama çok özlemiştim şimdi yılların acısını gözlerine uzun uzun bakarak çıkartabilirdim yalnızca kalbimde ki özlemle oluşmuş yaralar, böylece kapanabilirdi çünkü elleri ellerime daha da sıkıca karıştığın da parmaklarımız birbirine kenetlendi. Şımarık adamın ellerini özgürce tutmak o kadar güzel bir histi ki peşinden sürüklediği yere, sessizce gidiyordum nereye giderse gitsin nereye götürürse götürsün pesinden sonsuza dek gitmeye hazırdım. O saplantı dolu aşk hapishanesinden gözlerim, kalbim, saçlarım ve ellerim kurtulmuştu şimdi benim parmaklarımı sıkıca saran parmaklar özgürlüğümdü ben tekrar nefes aldığımı hissettim. Gerçek anlam da nefes almak onun ellerini tuttuğum da olacaktı biliyordum zaten ve bildiğim gibi gerçekleşti de ben onun, ellerinde yaralı ellerinde tekrar hayat buldum tutmaya kıyamadığım yaraları ellerine sıkıca sarıldım. Artık özgürdük tanımadığım bir ülke de gerçek aşkımın kalbimin tam ortasına taht kuran adamın ellerini tutarak peşinden götürdüğü yere gidiyordum, birlikte üniversite kampüsünden sessizce ve hızla ayrıldığımız da çantamı geride orada bıraktığımı hatırladım. Refhan'a söylemek için tam dudaklarımı araladığım da çantamın onun diğer omuzunda olduğunu anladım ve bu yüzümde aptalca bir tebessüm oluşturdu, ama bunu ona belli etmemek adına dudaklarımda ki tebessümü bastırdım yoksa çantayı geri oraya bırakırdı huyunu biliyordum. Üniversitenin kampüsünü bayağı bi mesafede ardımız da bıraktığımız da sessizce Oxford Street caddesi boyunca yürüyorduk, saat bayağı geç olacaktı ki normalde bir sürü insanların olduğu ve adım atacak yerin kalmadığı bu meşhur cadde boştu. Birlikte yan yana el ele gecenin karanlığına eşlik eden ay ışığı altın da sessizce nehir ve köprü boyunca yürüdük, ağaçların süslediği caddenin nehir kenarın da birlikte aynı sessizlikte adımlamaya devam ettik sanki birbirimizin varlığı hâlâ hayal geliyordu. İkimiz de her adım da parmaklarımızı birbirimize daha çok kenetleyerek yürüyorduk onu her an kaybetme korkusu, yalnızca bende değil haylaz ela gözlerinde de vardı açıkça bunu hissetmek mümkündü. Sessizce nehir boyunca yolun sonunun nereye götüreceğini tahmin etmeye çalışarak yürüyor gibiydik, adımları ve bedeni aniden olduğu yerde sabit kaldığın da gözlerine bakmama fırsat dahi vermeden bedenimi kendine çekti. Dudakları iki kaşımın arasında ki hayat damarım da durduğun da alnıma uzunca sıcak bir öpücük bıraktı, bunu en son gidiyorken yapmıştı ve şimdi o anı bile canımı yakmadı çünkü ben şımarık ela gözlerine kavuşmuştum ve asla bir daha gitmeyeceğine tüm kalbim ile emindim. Yutkundum alnımı dudaklarının sıcaklığından yavaşça çektiğim de gözlerimiz birbirini izlemeye devam etti ve ben hiç bilmediğim bir soğukluk içerisin de üşüdüm, üzerinde ki kaba siyah paltoya bedenimi çektiğin de vücudu ve paltonun içerisin de kaldım. Bir yandan bedeninin sıcaklığı diğer taraftan paltonun sıcaklığı tüm bedenim de yayılırken yanaklarımın yıllar sonra yandığını hissettim, o ve ben şu an koca sessiz caddenin lunapark ışıklarının yansıması altın da birbirimizi izliyorduk. Ve bu yakınlık parmak uçlarımı buz gibi yaptı kalbimi defalarca göğüs kafesim de çarpıttı, ve yanaklarım elma şekeri gibi olduğun da dudakları dudaklarıma daha da yaklaştı kuruyan dudaklarım titredi heyecan ile. Onun nefesi ile nefesim birbirine karışıyorken gözlerimi hızla kapattım dudaklarının sıcaklığının buğusunu tenimde hissettim, ve o dudaklarımı öpmek yerine gamzemde ki hafif belirgin çukura ufak bir öpücük kondurdu. Gözlerimin hâlâ kapalıyken onun izlediği gerçeğini çok iyi biliyordum yalnızca durdum ve bekledim.
" Kızardın şeker portakalı "
Sessiz gecenin karanlığına kelimeleri döküldüğün de gözlerimi saniyesin de hızla açtım yıllar önce ki anıyı hatırladığım da, gülümsedim gerçekten gülümsedim dudaklarım ve gözlerim yıllar sonra onun şımarık ela gözlerine bakarak gerçek anlam da gülümsedi. Paltonun içerisinde kalan bedenini sıkıca kendime bastırdığım da kollarımı sırtına bastırarak kalbini daha fazla, kalbimde hissediyordum onu hiç bırakmak istemedim sürekli ona yapışık bir koala gibi bedeninden ayrılmak istemiyordum. Ayaklarımın hızla yerden kesildiğini anladığım da kucağında olduğumu fark ettim paltonun sıcaklığı ve bedeninin sıcaklığı tenimden saniyeler içerisin de koptuğun da, kollarımı boynuna doladım ve başımı huzurla boynunun altında ki boşluğa koydum. Kokusunun en yoğun olduğu noktaya başımı gömdüğüm de ciğerlerime kokusunu Londra sokakların da kucağında gidiyorken, derin derin ciğerlerime çektim ve şimdi tüm bedenim yıllar sonra huzurla rahatladı tüm dertlerim ufacık oldu ve Londra caddelerinin rüzgarlarına karışarak yok oldu. Nereye gittiğimizi bile dahi bilmeden kucağın da gözlerimi kapattım eğer bu bir rüya ise uyanmak asla istemiyordum hatta şu an, ölebilirdim hiç sorun yoktu şu an ölmek için daha güzel bir zaman olamazdı çünkü onun kokusunun sarhoşluğu benim beynimi uyuşturdu sanki. İstanbul'da olan yaşadığım acı dolu hatıra kapalı gözlerimin karanlığın da ışıklı tabela gibi belirdiğin de, kokusunu hissetmek adına odasın da kokladığım kıyafetleri geldi aklıma ve şimdi o muhtaç olduğum huzurlu koku burnumun ucunda duruyorken ben yine de gözyaşı döktüm. Kollarım boynuna daha da sıkı dolandığın da başımı göğsüne daha da gömdüm kötü anılar onun kokusunda yok olacaktı olmalıydı zaten, ben gerçek aşkıma karşılıklı birbirimizi sevdiğimiz adamın haylaz renkli ela gözlerini bulmuştum. Düşünceler arasında yeniden kaybolmaya başladığım da başımı onları unutmak ve beynimden fırlatarak atmak için salladım, gözlerimi yavaşça açtığım da dudaklarımı kemirdim ahşap bir kapı tekmeleme sesi kulaklarıma geldiğin de sessiz olan caddede de aynı zaman da yayıldı ses. Kucağın da olduğum için bu şımarık adam beni yere indirmek yerine ahşap küçük kapıya tekme atarak açmıştı, dudaklarım yine sarhoş edici tebessüme eriştiğin de yorgun bakışlarım ile etrafı inceledim. Ahşap odun çerçevesi ile korumalık yapılmış küçük ama güzel bahçenin her detayını dikkatle şımarık adamın kucağın da inceledim, bakışlarım güzel çiçeklerin dolduğu bahçeden eve döndüğün de iki katlı geniş ve büyük bir beyaz renkte ev ile karşılaştım. Muhtemelen onun yaşadığı evi daha detaylı incelemeye başladığım da hâlâ beni kucağın da salonun ortasın da olmamıza rağmen, taşımaya devam ediyordu yeşil gözlerim evi incelemeyi bırakarak ela gözlerine baktığın da seslice bıkmış gibi nefes verdim. Onun dudakları ise haylazca yukarı kıvrıldı bu ukala gülüşü hemen tanımam saniyelerimi bile almadı gözlerinin bal rengi, yine şımarıklık ile küçük bir erkek çocuğu gibi parlamaya devam ettiğinde yavaşça adımladı ne yapmaya çalıştığını çatık kaşlarım altın da kalan bakışlarım ile anlamaya çalıştığım da beni bir un çuvalı gibi öylece kanepeye attı. Sinirle olduğum noktadan doğrularak bedenini izlediğim de kollarımı küsme anlatım göstergesi olarak göğsüm de bağladım, o ise umursamayarak o şişirilmiş egosu ile haylazca gülümsemeye devam ederek paltosunu çıkarırken ciddiyetle konuştu.
" Bu arada kek yapmasını biliyor musun?"
Sorusu ile göz kapaklarım birbirine şaşkınlıkla vurmaya başladığın da onun beyninde dolaşan tilkiler bana eskileri hatırlatmaya çalışıyor gibiydi, ve bende buna uyum sağlayarak hayali topuklu ayakkabıları ayaklarımdan çıkarmış gibi yaptım. Haylaz ela bakışlarına tekrar baktığım da kahkahası bütün evin duvarlarında yankılanarak kalbimde milyonlarca kelebek uçmasına sebep verdi, onun gülüşü çok özeldi çok güzeldi koltuktan bakışlarına dikkat ile yoğunlaşmış şekilde ayağa kalktığım da bedenine yaklaştım. Parmaklarını özenle avuçlarım içerisine aldığım da gözlerine baktım loş ışıklar altında kalan ela bakışları çok yorgun olsada, dudakları tebessüm etmesini geride bırakmadı parmak uçlarım bileğin de hâlâ takılı duran ışıklar altında bile metal rengini belli eden bilekliği yöneldi. O hâlâ benim bir parçamı bileğinde taşıyordu rahatlamış şekilde seslice nefes verdim onun aşkının kalbinde bitmemesine, kalbine bu aşkı karşılıksız sanarak gömülür yapmasına ve bir daha bu yaramaz bakışlarını görememekten çok korktum ama şimdi hiç birisi olmadı. Benim ondan vazgeçemediğim gibi o da benden geçmemişti benim onu sevdiğim gibi o da hâlâ beni seviyordu ve şimdi, ela bakışlarının bal rengi gözlerimin içerisine dünyada başka bir göz kalmamış gibi derinlikle bakıyordu. Dudakları aralandığın da bir şey söylemek istediğini hatta bir şeyler itiraf etmek gibi söylemek istediğini hissettim, ama şimdilik diyeceği cümlelerden vazgeçmiş gibi yalnızca parmakları parmaklarımı sıkıca sardı ve beni yine bilmediğim bir yere peşinden götürmeye devam etti. Güneş ışıkları kapısını açtığımız odanın penceresinden titreyerek içeriye doluyorken adımlarını sessizce peşinden giderek takip ettim, haylaz ama bir o kadar da yorgun bakışları ile yatağın ayak ucunda öylece duruyorduk ne ben bir kelime söylemek istedim ne de şimdilik kelimelerimi duymak istemedi. Çok yorgundum yıllardır ağlamaktan, özlemekten, acı çekmekten ve daha 6 ay öncesine kadar anneme kavuşmaktan ve aramızda ki daha büyük duvarı öğrenmekten çok ama çok yorgundum. Ela gözleri yine tam karşım da olmasına rağmen ikimiz de biliyorduk yeniden hissediyorduk aramızda ki görülmeyen bu duvarı yine kendini o duvar belli ediyordu bir şekilde, ve biz yine geçmiş duvarının adı altında ezilmeye başlıyorduk ama bu sefer buna dayanacak gücüm bile yoktu. Tüm duvarları, tüm engelleri düşünmek dahi istemedim sadece onun kokusunu ve tenini hissederek uyumak istedim yan yana uyumak nefeslerimizin birbirine karışarak yan yana uyanmak. Onun bedeninin sıcaklığı ile ısınmak ve onun iyi geceler öpücüğü ile tebessüm etmek istedim, onun her bir hareketi benim zaafımdı. Yorgun ve bitmiş halde ki bacaklarımın son güçleri ile kendini koca büyük yatağa zorla sürüklediğim de, yorgun bakışlar eşliğinde ki haylaz ela renginin bedenimi ve yaptığım hareketleri izlemesi eşliğin de yatağa uzandım. Bacaklarımı karnıma çektiğim de boşta kalan elimi yastığın kapadığı yanağıma bıkmış ve yorulmuş nefesim ile koydum, bekledim yanıma uzanmasını ve sıcaklığını tekrar hissetmeyi bekledim ama bunu yapmadı gözlerimin bakış alanı buğulanmaya başladığın da ardımdan sıkıca belimden kavrayarak bedenimi kendi bedenine çekti aynı zamanda çeken bedeninin huzurlu sıcaklığını tanıdım. Bedenlerimiz birbirine sıkıca kenetlenmiş şekilde yatakta sessizce uzandığımız da güneş ışıkları krem renginde ki uçuşan tüllerin arasından, üzerimize doğuyordu ve dudaklarının sıcaklığını omuzumda hissettim. Sanki bu şımarık adam omuzlarımda ki yükleri biliyor ve bunları hafifletmek adına öpücük konduruyor gibi hissediyordum, gözlerimi bu huzurluluk ve bedeninin sıcaklığının verdiği ev hissini hissederek kapattım. Sessiz odayı aydınlatan güneş ışığı gibi sözleri odanın içerisine fısıltı ile dolduğun da, parmaklarım belimde olan parmaklarına iyice kenetlendi.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."
Bedenimi bu tanıdığım sözler ve her gece yokluğun da gökyüzüne bakarak söylediğim adama döndüm gözlerimiz de parmaklarımız gibi, birbirine kenetlendiğin de bal renginin içerisin de kendimi kaybettim aynı sessizlik ile yanı başımda ki yastıkta gözlerimi izleyen adama fısıldadım.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."
Ela gözleri kapandı ve dudakların da ve yanakların da en güzel kusur olan tebessüm ve gamzeleri belirdi ve ben, bu adamın o sarhoş edici tanıdık tebessümü içerisine kendimi bıraktım onun gözleri benim kıyıma sonunda vurmuştu. Şimdi o şımarık haylaz renkte ki ela gözleri kapalı olmasına rağmen beni gülümsetti bedenlerimiz ve parmaklarımız birbirine sıkıca kenetlendi, onun o yakışıklı yüzünü izlemeye devam ettim o hâlâ yıllar önce ki gördüğüm şımarık adi herifin tekiydi ve ben bundan şikayet etmek yerine daha da huzurlu hissettim. Hiç değişmemişti yalnızca saçları biraz daha uzun sakalları hafif kısaydı yüzünde ki o ukalâ tavır asla yok olmamıştı hâlâ ilk gün ki 21 yaşında ki, Refhan'ın ukalâ gülüşü ve ukala tavırları kendini korumaya devam ediyor ve bunu sürdürüyordu. İkimiz de büyüdük tamam dediğimiz de aslında hiç büyümediğimizi birbirimizi gördüğümüz de anladık galiba benim çocuk yanım, onun şımarık gözlerini gördüğün de yüreğimde koşuşturdu salıncağa bindi ve en yükseklere süzüldü mutluluk ile. Parmak uçlarım yastığın kapattığı yanağımdan sıyrılarak kurtulduğun da korkarak tenine değdim saçlarına, kiraz dudaklarına, ellerine, kirpiklerine korkarak sevdim her bir kirpik telini özenle sevdim. Yıllar önce ki gitmeden önce ki birlikte benim yatağımda uyuduğumuz anısı gözlerim önüne geldiğin de, aslın da benimle bile bile gideceğini bile bile uyuduğunu anladım o aslın da bana tam orada veda etmişti. Bi daha da beni o vedasından sonra görmeyi beklemiyordu belliydi o gün ki şaşkınlık ile ismimi ağlayan gözlerime bakarak, söylemesinden anlamam gerekliydi bu anılar kalbime ağrı saplamaya başladığın da yutkundum parmak uçlarım kirpiklerini özenle sevmeye devam ederken sessizce fısıldadım.
" Peki senin kaderin Davy Jones?"
Ela gözlerinin kapalı olduğunu bilmeme rağmen her gece sessizce fısıldadığım bu sözü ona söylemek yine de istedim, kurumuş dudaklarımı ıslattığım da teninden ve kirpiklerinden kaydı parmak uçlarım. Alnımı alnına özenle ve onu uyandırmamak için dikkatle yasladığım da gözlerimi kapalı olmasına rağmen ela gözlerine bakarak, yavaşça uykuya teslim etmeye başladım bu görüntü yıllar sonra huzurla uyumama sebep vermeye başladığın da gülümsedim kapalı gözlerim ile.
" Kalbim hep sana ait olacak"
Güneş ışıklarının yoğunlaşmaya ve üzerimize doğru doğmaya başladığı odanın içerisine onun uyku ile karışık tatlı sesi, fısıltı ile odaya karıştığın da repliği uykulu olmasına rağmen tamamladı ve ben şaşkınlık ile daha da tebessüm ederek uykuya kendimi teslim ettim bedeninin sıcaklığı içerisinde...
Gözlerimin kapalı olmasına rağmen güneş ışıklarının tam yüzüme veya bedenime vurduğunu o kadar fazla hissediyordum ki, bu his uykumu bölmeme yok açtığın da bıkkınlık ile nefes verdim ve beynimde rüyaymış gibi gelen görüntüler canlanmaya başladığın da gözlerimi hızla açtım. O kadar yıllar sonra huzurlu uyumuştum ki dün ki olan olayları bile unutmuştum bakışlarım yatağın boşta kalan tarafını süzmeye başladığın da, onun hayal olmasından yeniden korktum yanı başımda ki ela gözleri yoktu yıllar önce ki his boğazımı yeniden binlerce sigarayı aynı anda içmişim gibi sardığın da ve yaktığın da parmak uçlarım hızla atan kalbime dokundu. Üzerimde ki ince çarşafı hızla kenara ittiğim de elbisemin etek kısımlarını bile düzeltmek için umursamadım, çıplak adım seslerim evin içerisin de yankılanmaya başladığın da nefes nefese merdivenlerin tam başlangıç noktasın da durdum. Adımlarım hızla olduğu yere sabitlendiğin de ela gözleri ile bakışlarımız birbirini yeniden buldu ve ben rahat bir nefes aldım korkuyordum, onun ela gözlerini yeniden kaybetmekten aramıza yeniden bilmediğim kilometrelerin girmesinden aramız da yeniden duvarların mesafe duvarlarının girmesinden çok korkuyordum. O kadar korktum ki bedenim benden izinsiz titriyor dudaklarım bu titremeye burukluk ile eşlik ediyor ve gözlerimden yaşlar hafifçe süzülmeye başlıyordu. Alt katta ki salonun tam ortasın da ki ela gözlerine bakmayı devam ettirdiğim de aramızda ki bir kaç merdiven basamağını, hızla kapattı başım göğsünde tekrar bana ayrılmış gibi olan nokta da yerini aldığın da bedenini kendime bastırdım. Parmak uçlarının nazikçe ve şefkatle yıllar sonra saçlarım arasında gezdiğini fark ettiğim de rahat bir nefes aldım, gözyaşlarımı tenime bastırdım ve onun saçlarımı sevmesinin huzuru içerisine kendimi bıraktım.
" Yüzünü göster parlak ay, ışık ver yıldızlarına kov bulutları gözyaşlarımız dönüşsün mutluluğa"
Başımı göğsünden ve hızla atmaya devam eden kalbinden yavaşça çektiğim de ela gözlerine baktım tıpkı onun hayalinin parkta, dediği sözler şimdi gerçekten ela gözlerinin kiraz rengin de olan dudaklarından döküldüğün de öylece şaşkınlık ile bakışlarını izledim. Artık kaçacak bir nokta yoktu konuşmamız gerekliydi herşeyi tüm geçmişi ve benden sakladığı ama öğrendiğim sırrı, konuşmamız gerekliydi gözlerine kararlık ve bir şeylerin açıklamasını bekleyerek baktığım da bedeni bedenimden hızla koptu. Salona doğru yavaş adımlar ile ilerlemeye başladığın da yutkundum onun adımlarını ve bedenini izlemeye devam ederek, ardından peşinden bende ilerledim sustuk Londra caddelerinin insan sesleri ve araba kornaları evin içerisinde ki sessizliği doldurmaya devam ettiğin de bu durumdan sıkıldım.
" Herşeyi biliyorum "
Yutkundum ela bakışları bahçedeki çiçekleri ve gökyüzünü izlemeyi bıraktığın da kelimelerimin bitmesi ile bana döndü, bakışları da bedenide dudaklarımı gerginlik ile kemirmeye başladığım da bir şeyler demesi için tek bir kelime bile etmesi için gözlerine yalvarır gibi baktım o ise bedenini ve bakışlarını yeniden baktığı noktaya devam ederek durduğun da bunun kolay olmayacağını anladım.
" O gün fırının önünde sana çarpan çocuk bendim aslında o gün annemi kaybettiğim gündü o bileklik de annemin bana verdiği son hediyeydi"
Boğazımda sözlerinin verdiği her kelimesinin ağırlığı kadar düğüm dizildi yıllar önce ki bana çarptığı ve bilekliği düşüren çocuğun yüzünü, ellerini ve ismini tahmin etmeye çalıştığım o çocuk şımarık ela gözleriydi ve ben yıllardır onun annesinin verdiği en değerli anıyı bileğim de taşıdım. Bu durum çok ama çok karmaşık ve tuhaf hâle geldiğin de yutkundum bedenine yaklaşmak ona sarılmak çok istedim ama yapamadım çünkü bunların suçlusu, benim annemin kendisiydi bu durum ona sarılmak isteyen bedenimin adımlarını geriye çekti ve o duvar yine aramıza örüldü.
" Annem o gün bu ilişkilerini öğrendiğin de intihar etti "
Dudaklarım kurudu, parmak uçlarım üşüdü, bedenim hiç bilmediğim bir yangına esir alındı sanki ve ben onun sesinin titremesi eşliğinde ki, kelimelerin de öldüm yutkunmam veya gözyaşlarını durdurmak imkânsızdı şu an ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Bunların sorumlusu annem ve onun babasıydı ve şimdi bunların sorumlusu olan kadının kızı tam arkasın da duruyordu, ben yine ona acıdan başka bir şey vermedim geçmiş yine benim geçmişim beni vurdu ve öldürdü. Tenine dokunmaktan yeniden çekindim ben, ela gözlerine bakmaktan yeniden utandım ben hakkım yoktu ki ona bu kadar acı veren kadının ölümüne sebep olan kadının kızını sevmesine nasıl izin verebilirdim. Ben öldüm annem beni yeniden öldürdü gözyaşlarını hıçkırıklar ile yanaklarıma bastırdığım da adım sesleri salonda yankılanan hıçkırık seslerime karıştı onun kırık kalbinin suçlusu annemdi benim annem de, onun kırık kalbinin enkazına yardım eden kişiydi sadece benim hayatımı değil sevdiğim adamın hayatını da mahvetti benim annem... Tüm bu düşünceler arasın da nefes alamadım gözyaşları, geçmiş yaraları ve hâlâ ona bitmeyen özlemim salonun her bir tarafına cam kırıklığı gibi dağıldın da başımı yine göğsün de buldum, tüm bu gerçekler ile titreyen bedenimi bedenine bastırdım hıçkırıklar daha fazla çoğaldı yaşlar hep göğsüne aktı.
" Suçlama yapma bunu bu gözyaşlarını görmemek için gitmeye kabul ettim ben şimdi bunu bana yapma hicran "
Hıçkırıklar nefes aldırmayacak kadar daha da fazla çoğaldığın da onun beni hâlâ kendinden çok düşünmesi canımı o kadar fazla yaktı ki, şu an ki acı iliklerim de hissettim tüm acıyı bedenim de hissettim onun ise parmak uçları yeniden saçlarım da özenle gezindi ve her telini koklayarak sevdi.
" Ben seni geçmişine bakarak sevmem ki ben seni sen olduğun için seviyorum hicran geçmişin hataların umurum da bile değil "
Gözlerim ağlamaktan kendini yanmaya bıraktığın da saatlerdir başım dizlerin de onun ise parmakları saçlarım arasında özenle geziniyordu, öylece duruyorduk ne o tek bir kelime söyledi ne de ben tek bir kelime söylemek istemedim. İkimize de ağır geldi geçmişin yaralı yükü omuzlarımıza bindi ve biz iki düşman ailenin çocuğu olarak birbirimiz de huzur bulduk, iki düşman ailenin çocuğunun birisi dizlerin de yatıyor birisi de saçlarını özenle okşuyordu. Tuhaftı çok tuhaftı sanki geçmişte olan acılar bizim kaderimizi birbirine böylesine aşkla bağlamak için yaşanmış gibiydi, düşündüm acaba durum gerçekten böyleyse bi daha seçme hakkımız olsa onunla yeniden tanışmak için bu acıları yaşamayı göze alır mıydım bilmiyordum. Yalnızca şu an uyumak istedim dizlerin de sadece uyumak ve hiç bir düşünce düşünmek istemedim o ve ben keşke zaman dursa, yıllarca böyle kalsak istedim parmak uçları her saç telimi özenle sevmeye devam ederken tüm kırıklıklar ve acıların içerisin de tebessüm etti dudaklarım. O böyleydi güldürürdü her fırsatta her yerde her acı da o güldürdü hiç bıktırmadı Refhan Araslan tuhaf çok tuhaf ama, kalbinin güzelliği kelimelere hatta kalbine sığmayacak kadar çok ama çok güzeldi... Ve ben bu adamın o güzel kalbini sonsuza dek kalbimde saklamak istedim bende bu göğüs kafesimin içerisinde ki yaralı kalbimi, onun saklamasını istedim ama zaten benim kalbim tam dört yıl önce onunla birlikte 3.940,4 km kadar uzaklaşmıştı benden...