İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 2 · 26 dk okuma

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 2

2. Bölüm SIR

Acı hatıralar ömür boyu kalıyordu kalbinin en derin ve sessiz köşesinde buna bir kez daha boğazımda olan, ve yutkunmama bile izin vermeyen düğüm ile anladığım da kendime bunu yapamazdım gözlerim demirli bahçe kapısından kaydığın da hızla uzaklaşmaya başladım. Benim daha buna gücüm yoktu onun olduğu anılarla dolup taşan yerlere tekrar gelmeye, gücüm yoktu bu kadar güçlü değildim iç hesaplaşmalarım başladığın da anneannesinin ismimi ardımdan bağırmasına aldırış etmedim. Ben artık kendimi birisi için üzecek cahillikte değildim anneannesi her ne demek istiyorsa bana dışarda da diyebilirdi, o eve asla o olmadan dönmemeye yemin etmiştim ben. Seneler önce ilk gittiği zamanlar ben her gece gittiği saatte geliyor ve gözyaşı döküyordum o demirli bahçe kapısının önün de, bu alışkanlığı 3 sene evvel bıraktığım da kalbim daha az acıdı şimdi bu yaşlı kadın herşeyi mahvediyordu. Durakladığım da yanaklarımdan delicesine süzülen yaşları daha yeni fark ediyordum yine küçük bir kız çocuğu gibi 19 yaşında ki hicran gibi, hislerime hakim olamıyordum yine onun evinin caddesinin ortasında ağlattı beni bu aşk. Parmak uçlarım nefes alamadığımı hissettiğim de boynumda nazikçe gezindi kendimi rahatlatmaya çalışıyordum, ama ardımdan yükselen ses benim tekrar nefesimi kesip aynı saniyeler içerisin de kalbimi milyon kere çarptırana dek...

" Refhan senin yüzünden ya da yaşadığınız olaylar yüzünden gitmedi kızım "

Bütün bedenim buz kestiğin de ardımda kalan sesin yönüne doğru bedenimi ve bakışlarımı çevirdim, anneannesi dikkatle yanıma yaklaştığın da yorgun bakışları yerini doğruluğa ve hüzüne bıraktı.

" Babası torunumu buna o zorladı babasının yüzünden Refhan oraya istemeyerek gitti bana herşeyi anlattı kızım seni sevdiğini ne olursa olsun senden ayrı olamayacağını bana söyledi ama babası onu dinlemeyerek o sır yüzünden onu gönderdi "

Boğazım, gözlerim, dudaklarım, kalbim, bedenim, ve bacaklarım hissetmemeye başladım hepsi bu cümle yüzünden o kadar acıyordu ki. Bacaklarımın titrediğini ve çaresizce beni taşımaya başladığını hissettim göğüs kafesim, o kadar daraldı ki bakış açımda ki kalan herşey kararmaya başladı bedenimi çaresizce kaldırım taşına attığım da parmak uçlarım kalbimin üzerin de durdu. Şu an nefes alamıyordum bunlar, bunlar çok saçmaydı hayır... Hayır o gitmişti tek gerçek o beni bırakmıştı annem gibi hemde ona çok sinirliydim hayır! Ona çok kızgındım hayır! Ben ona çok aşıktım... Aşkımın büyüklüğü kadar nefes alamadığım da başımı hayır anlamında kaç kere salladım bilmiyordum son dediği sözler, beynimin içerisin de dolaşıyorken kulaklarımı tıkadım.

" Güldüremedim bıktırdım özür dilerim..."

Gözlerimi yuvasında daha da sıkı yumduğum da herşey dönüyordu zihnimde şu an adeta tüm etrafım anılar ve sesler ile, kaplı olduğun da nefesimin gittikçe zorla çıktığını hissediyordum astım krizini çok yakınım da hissediyordum. Bunlar bu sözler çok ağırdı benim için o yıllar önce gördüğüm rüya şu an gerçek gibiydi, o rüya da söylenen sözler ve onu birden kaybetmem resmen yıllar öncesini haber vermiş gibiydi bana ama ben kör olduğumdan bunu bile anlamamıştım.

" Ne yapıyorsunuz siz! Ne hâle getiriyorsunuz onu rahat bırakın ona resmen işkence ediyorsunuz uzak durun arkadaşımdan! "

Alçin'in sesini duyduğum da gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından saniyeler içerisin de açtım parmak uçlarım, kulaklarımdan yavaşça akarken onun gözlerine baktım o ise korku dolu bakışları ile beni izliyordu.

" Gel gidelim hicran "

Oturduğum kaldırım taşından uzattığı eline parmak uçlarımı koyduğum da alt dudağım titredi nefesimin sesi eşliğin de, Alçin'e sıkıca sarıldığım da ayağa kalktım parmak uçlarının saçlarımdan şefkatle aktığını hissettim aynı zamanda. Tüm bu yıllar sonra duyduğum sözlerin saçma oluşuna ve aynı zamanda gerçek olacağını düşünüyordum yıllar önce gördüğüm o rüya da olduğu gibi, ortada bir sır vardı sanki bu sır benim gözlerim önünde duran koca bir resimdi ama ben görmüyor gibiydim. Herkesin bildiği büyük bir resim ama yine kör olan ben arkadaşım ile olduğumuz yerden hızla uzaklaşmaya başladığımız da, ne kadar uzaklaşırsak kalbimin o kadar gitme deme içgüdüsü kendini belli etti sanki o yaşlı kadını dinlemeyerek hata yapıyormuş gibi hissediyordum. Uzun bir sessizlikte eve gidene kadar konuşmadan yürümeyi sürdürüyorduk ikimiz de zaten benim şu an konuşacak pek bir halim yoktu, bu dışarıdan açıkça görülebilirdi otobüs durağını geçtiğimiz de bakmadım tüm çabam ile ama yine de kalbimde bir şeylerin kırıldığını ve acıdığını hissettim. Seslice iç çektiğim de mahallenim girişine yavaş adımlar eşliğin de yaklaştık bu şehirde son günlerim olmasına çok üzülüyordum, sanki eğer buradan gidersem ona olan aşkımın anılarını da beraberinde terk etmiş ve burada bırakıyormuş gibi hissediyordum. Bir kaç küçük adım daha attığımız da durakladım bedenim ben istemeyerek durduğun da artık neredeyse ağaçların çokluğu ve büyüklüğünden görünmeyen parka, bakışlarım yavaşça çevrildiğin de dudaklarımı kemiriyordum 4 yılın içerisin de çektiğim acılar aklıma geldiğin de nefesim hızlandı.

" Ben yapamıyorum bunlar çok ağır ben böyle yaşayamıyorum anlıyor musunuz ben böyle nefes alamıyorum! "

Tırnaklarımı avucumun içerisine sertçe bastırdığım da gözlerimin dolduğunu ama yaşların eskisi gibi kolayca akmadığını hissettim, bacaklarımda ki son güç ile parka doğru adım atmaya başladığım da arkamdan gelen adım seslerini duyuyordum. Benim ile birlikte ayağımızın altın da kalan küçük çakıl taşlarının ezilme sesi eşliğin de yavaşça yürüdüğümüz de, parka ulaşmak için ağaçların yapraklarını ellerim ile kenara itmek zorunda kaldım. Seneler içerisin de büyük ağaç yaprakları daha da çoğalmış ve daha da büyümüşlerdi parkı tamamen bir görünmez, ilan ettiklerin de benim için daha iyiydi ağaçlar sayesin de en azından parkı görmüyordum üniversiteye gidiyorken. Parkın tam ortasında ki boş mermerin üzerin de adımlarım durduğun da banka korkakça bakmaya çalıştım gözlerim, tozlanmış ve iyice eskimiş bank ile göz göze geldiğin de tüm vücudumun acıdığını hissettim.

" Acılar geldiğin de teker teker değil, tabut tabut gelir "

Onun sesi, onun gözleri, onun anıları, onun yaralı elleri, onun sakalları, onun kokusu, onun saçları kısacası onun herşeyi adeta bank ile yüzüme tokat gibi çarptığın da kalbimin ağrıdan teklediğini hissettim. Ben onun yüzünü unutuyordum bu canımı daha da yaktığın da gözyaşları yanaklarımdan usulca ve bir o kadar da dikkatlice süzüldü, bacaklarımın titremesine aldırış etmeden banka doğru adım attığım da parmak uçlarım onun oturduğu yere dokundu. Parmaklarımın kalbim gibi kül olduğunu hissettim dudaklarım bu yakarışa sessizce devam etti o kadar çok sessiz iniltiler şeklin de, ezeli yakarışlar kopuyordu ki dudaklarımdan ben ise sessizce yutkunmaya çalışıyordum dışarıdan. Parmak uçlarım hâlâ onun oturduğu yerde gezinirken eskisi gibi onunla oturduğumuz ve ekmek yediğimiz gibi aynı yerime oturdum ama, yıllar geçmişti fırın kapandı ben büyüdüm o gitti şu an ne ekmek vardı ne de haylaz ela gözleri. Sanki fırın bile onun gittiğini hissedip günler içerisin de fırın da kapanmıştı okul kütüphanesini söylemiyorum bile, artık orası hep öğrenci doluydu çiftler doluydu herkes sevdiği ile ya vizelere ve finallere çalışıyor ya da kitap okuyorlardı. Ben ise yıllar içerisin de sadece bir kere oraya girme cesaretin de bulunmuştum benim kalbim artık anılar olan yerlerden, geçerken acıdan sızlıyordu kendime bu işkenceyi daha fazla yapmak istemiyordum ama yine en çok anı olan yerde oturmuş bunları düşünüyordum işte bu kadar saçmaydı. Ben hâlâ aynı banktaydım gelip beni ve eskide kalmış aşkımızı elimden tutarak çekmesini istiyordum bu lanet banktan, gözlerimi açtığım da onun olmadığı boşluğu parmak uçlarım doldurmuyordu artık çünkü şu an karşımda hayatım boyunca gördüğüm en şımarık ela gözler dikkatle beni izliyordu. Yutkundum ya da bilmiyorum bedenim sanki duygularım ile beraberin de kenetlenmiş gibiydi parmak uçlarım, bankın üzerin de gezdirdiğim de boşluk hissediyordum ama ela gözleri şu an karşımdaydı göz kapaklarım bile birbirine vurmayı unuttuğun da etrafıma baktım. Eğer bu bir hâyal değil ise arkadaşım burada olurdu ama parkın etrafına baktığım da yalnızca her yer çok karanlıktı sadece, ela gözlerinin ve benim üzerime titrek bir ışık süzmesi vuruyordu. Parmaklarımı bankın boşluğundan dikkatlice çektiğim de yalnızca ela gözleri beni izlemeye devam etti, gözlerimi hâyal gördüğüme inanmamak için ovuşturduğum da hâlâ karşımda duruyordu. Ne yani o, o gelmiş miydi? Refhan Araslan geri dönmüştü öyle mi? Bu, bu imkânsızın bile ötesindeydi gözlerimde ki yaşlar özgürlüğünü ilan ettiğin de şımarık ela gözlerinin dudakları aralandı.

" Yüzünü göster parlak ay, ışık ver yıldızlarına. Kov bulutları gözyaşlarımız dönüşsün mutluluğa..."

Sesi koca karanlığın içerisin de ışık süzmesini daha da parlattığında kalbim sesine susamış gibi adeta olduğu yerden çıkmak istercesine, saniyeler için de milyon kere atmaya başladı ince parmaklarım korkak titremeler eşliğin de bana acı içerisin de bakan ela gözlerine dokunmak için uzandığın da durakladım. Üşümüş parmak uçlarım yanağına zarifçe dokunduğun da sıcaklığını tenimin altın da hissettim o, o gerçekten tekrar bana gelmişti parmak uçlarım yanağını zarifçe sevdiğin de parmakları sardı elimi. Sıcak teni parmaklarımı kapladığın da avucumun içerisine küçük bir öpücük bıraktı iç çekerek nefes seslerim tekrar kulağıma geldiğin de, arkadaşımın sesi ile olduğum yerden korkuyla sıçradım.

" Hicran sen iyi değilsin gel artık hadi gidelim bu yerden "

Alçin'in sesini umursamayarak oturduğu yere bakışlarımı geri çevirdiğim de ela gözleri yoktu parmak uçlarımın havada asılı kaldığını, gördüğüm de dudaklarım titredi o benim kafamın içerisin de yarattığım bir hayaldi sadece o yoktu. Refhan Araslan asla gelmeyecekti bizim hikâyemiz, bizim aşkımız başlamadan bitti bunu çok çok iyi biliyordum. Bunun gerçekliği benim sevgimin gerçekliği kadar fazlaydı işte tüm bunlar daha fazla canımı yaktığın da tek yapabileceğim şey, öylece buradan sessizce uzaklaşmak oldu elimden yalnızca bu geliyordu çünkü. Ben hep savaşmadan yenilgiyi kabul ediyordum gücüm o kadar azdı ki çocukluğumu bile benden aldıkların da, sessizce kabullendim ben sevdiğim adam gittiğin de sessizce yine kabullendim ben. Gözlerimde dolan yaşlar eşliğin de banktan yavaşça kalktığım da başımı arkadaşımın , göğsün de buldum bacaklarımın çok yorgun ve bitkin şekilde olmasına rağmen eve adım atmaya çalıştığım da eski tuğlalı evi geçmiştik. Merdiven basamaklarından Alçin'in desteği ile çıkmayı başardığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime, yarından itibaren mezun oluyordum bunun sevinci içim de olsa da yine de aşkımın burukluğu daha ağır basıyordu. Yarından itibaren evin içerisinde ki eşyaları yavaşça toplamamız gerekiyordu benim ise anılarımız olan yerlere veda etmem, özellikle yıllardır girmediğim odama nasıl veda edeceğimi bilmiyordum bunun düşüncesi bile kalbimin en derin ve sessiz bölgesin de kanayan yaraları gün yüzüne çıkarıyordu. Küçük evimin mutfağı ile birleşik salonuna girdiğim de üzerimde ki omuzlarıma artık ağır gelen ceketimi çıkardım, koltuğa kendimi resmen attığım da zihnimin içerisin de dolaşan sesi yok etmek istedim.

" Refhan oraya istemeyerek gitti bana herşeyi anlattı kızım seni sevdiğini ne olursa olsun senden ayrı olamayacağını bana söyledi "

Gözlerimi hüzünle kapattığım da dudaklarımı kemiriyordum eğer o şımarık adam gitmek istemediyse neden, bahçede gitmeden önce o kelimeleri söylemişti neden kendini gitmek istiyor gibi düşündürmüştü bilmiyordum bu soruların cevabı her neyse her kimdeyse canımı fazla yakacak gibi hissediyordum. Sanki onunla çocukluk aşkından çok bambaşka bir büyük duvar vardı bizi ayıran ama neydi bu duvar kimdi veya bilmiyordum, o büyük koca resmi Refhan benden önce görmüştü ve gitmişti asla gitmeyeceğini biliyordum ama bu sır her neyse onun gitmesini bile sağlayan büyüklükteydi. Anneannesinin sözleri belki de beni oraya o eve götürmesinin sebebi herşeyi bana demek istemesiydi belki de herşeyi bana orada, o evde açıklamak istiyordu ben ise acıdan ve anılardan dolayı dinleme fırsatı bile vermeden kaçmıştım oradan sözlerinden. Gözlerimi aklım da dolaşan tilkiler ile açtığım da kaşlarımı çattım eğer yarın gidersem hatta gidemezdim yarın asla vaktim olmazdı, muhtemelen bizim kızlar beni hiçbir yere göndermezdi kutlama yapmak için. Yutkunduğumda Alçin'in salonda olmadığını fark ettim yavaşça ayağa kalktığım da su sesleri geliyordu, onun duşa girdiğini anladığım da fırsat şimdi gitmekti geri şımarık adamın evine. Yaz akşamının hafif esen serin rüzgarı yüzünden ince bir palto omuzlarıma aldığım da arkadaşıma hemen geleceğimi söyledim, kızlara açıklama yapmadan şımarık adamın evine pek fazla gidemiyordum çünkü beni yalnız bırakmak istemiyorlardı ikisi de. Telefonumu ve ev anahtarını masanın üzerinden hızla aldığım da kendimi merdivenli yokuşun balat kokan yokuşuna attım, cevaplar bulmak istiyordum benim tüm sorularıma bir yanıt olmasa da bazı sorulara yanıt olacak cevaplar arıyordum ve bu cevaplar şımarık adamın evinde saklıydı. Resmen halsiz ve bitkin bacaklarım koşarak ilerlediğin de büyük sahili geçiyordum otobüs durağına kısa bir bakış attığım da, cevapları bulma hırsım ve hissi daha da artıyordu kalbimde ve damarlarım da. Onun evine çıkan hareketli ana caddeye geldiğim de yorgunluk ile bir nefes verdim parmak uçlarım kalbimin üzerinde durduğun da, şımarık ela gözlerini hatırladım bana bu caddede dediği sözleri adımı haykırışını hatırladım bu anılar dudaklarım da tebessüm ettirdi. Halsiz bacaklarıma rağmen anılar eşliğin de evinin mesafesini kapattığım da büyük demirli bahçe kapısının önün de yalpalayarak durdum, nefes hızım yine normalin üzerine bindiğin de burnumdan derince nefes çektim içime. Dudaklarımı kemirme alışkanlığı hep korku basıncı ve üzüntü bastığın da olduğun da alıştığı konumu aldı yine dudaklarımı kemirme huyum, büyük demirli bahçe kapısını yavaş ve dikkatle ittiğim de sürgülü bahçe kapısı açıktı. Krem tüller ardında uçuşan balkon kapısına kalbimin milyon kere atış hızı ile baktığım da ela gözlerinin gelme umudu, kalbim de yine koca bir umut filizi oluyordu bu filizler saniye içerisin de göğe değen ağaçlara dönüşüyordu işte düşünceler arasında kaybolduğum da sinirle büyük salondan yükselen ses dikkatimi dağıttı.

" Buraya gelemezsin! Orada kalacaksın anladın mı? Bir kere dediğim sözde dursan ne olur buraya gelirsen eğer o kıza herşeyi anneannen anlatacak buna izin veremeyiz biliyorsun! "

Dudaklarım titremeye başladığın da telefondan gelen, şiddetle bağırma ve yalvarma sesi neredeyse bayılmama sebep verecekti.

" Sen bir kere de benim için bir şey yap baba! Yalvarırım baba lütfen bırak geleyim onun karşısına çıkmama izin ver baba..."

Üzerimde ki palto beni boğmaya başladığın da onun sesi, onun sesini ben yıllar sonra kulaklarım ile dinledim gözlerimi gözyaşları içerisin de kapattığım da elimi göğsüme koydum sesi telefonda kesilmeden önce en son duyduğum kelimesi acı içerisinde ki baba... Demesi olmuştu. Benim şımarık haylaz ela gözlü sevdiğim adam bana gelebilmek için bağırıyordu havuzun kenarından çekildiğim de, bayılmak üzere olan bedenimi duvara hızla yasladım dudaklarım sanki yıllardır su içmiyormuş gibi saniyeler içerisin de kurumuştu. Onun sesine çok susadığımı anlamıştım onun acı içerisin de bağırma sesi bana kavuşmak için mücadele verdiği sesi, nefesimi kesiyordu ama onun babasının gözlerinin içine bakarak onu gönderdiği yeri bilmek bu tüm herşeyden daha ağır basıyordu şu an. Duvardan destek alarak vücudumu kaldırmayı başardığım da kurumuş dudaklarımı ıslattım kalbimin acı içerisin de, onun varlığını isteyerek atmaya başlaması eşliği ile sürgülü balkon kapısından içeriye girdiğim de salonun ortasında sinirle duran adamın kahve gözleri ile karşı karşıya geldim. Halsiz bacaklarımın ve kalbimin ürkerek atması eşliğin de yorgun yeşil gözlerim ile kararlılıkla gözlerine baktığım da, takım elbisesi içerisin de ki sert kahve bakışları ve kumral tenine eşlik eden hafif beyazlamış siyah saçları ile kısa bir bakış eşliğin de babasını süzdüğüm de o da aynı bakışlar ile beni süzdü. Birbirimizi tanımayı bıraktığımız da sert kahve bakışlarından biraz da olsa çekinmiştim bu şımarık adamın benim annem gibi, terk edip giden babasıydı yıllar sonra bir baba ortaya çıktığın da ise evladını yine terk edilme acısına rağmen acı yaşatıyordu. Onu benden karşımda duran ve ölümcül bir sinirle kahve gözleri ile benim bakışlarımı izleyen adam almıştı, bu düşünce ile sinirle parmaklarımı avuçlarımın içerisine bastırdığım da gözlerimde yoğunlaşmaya başlayan yaşları umursamayarak bakışlarımı ondan kaçırdım. Boğazımda yükselen düğüm hissini yutmaya çalışarak koltuklara baktığım da anılar hızla beni içerisine çekti, onun uyuduğu benim ise hemen yerde yanı başında uykusuna eşlik ettiğim yere adım attığım da kalbimin o kadar yandığını hissettim ki. Umursamadım üzerimde dolaşan sinirli bakışları parmak uçlarım lâl olmuş kalbimin yangınının feryadı ile uyuduğu koltukta, dolaşmaya başladığın da gözyaşlarımı serbest bıraktım usulca koltuğun üzerine süzüldü tüm anlatmak istediğim şeyler.

Pırıl pırıl parlarsın, gözyaşlarımın her damlasında...

Dudaklarım kitabımızdan bir dizeyi sessizce okuduğun da çenemin alt dudağım ile titrediğini hissettim duygularımı, bedenim de ve içimde bastırmaya çalıştığım da güçlü durma kalkanımı tüm gayretim ile yüzüme taktım. Bakışlarım hüzün yerine kendini öfkeye bıraktığın da ayağa kalktım parmak uçlarım uyuduğu yerden hızla koptuğunda, beni hâlâ izlemeyi sürdüren kahve gözlerine usulca adım attım bedeninin yakınların da bir noktada durduğum da koca büyük salonda yalnızca onun babası ve ben vardık.

" Onu neden gönderdin? "

Çatallı sesim salonda yankılandığın da cevabını çok merak ettiğim soruyu kalbimde ki sesi ile alevlenen yangına rağmen sordum, şu an bu soruyu içimde yakasına yapışarak bağırarak sorma içgüdüsü ne kadar çok olsa da sakince sorumu sorarak cevabını duymak istedim. Babası ise yalnızca karşımda yutkundu sinirli bakışları yerini mahçup olmaya ve hüzüne bıraktığın da, gözlerini gözlerimden çekti seslice nefes aldığını duyduğum da büyük koltuğa oturdu ben ise durduğum nokta da kalmaya devam ederek bakışlarımla onu takip ettim. Ellerini başına götürdüğünde iki elinin arasına başını çok dertliymiş gibi yavaşça aldı saçlarını karıştırmaya başladığın da, yorgun göz altlarının kırışıklığı ile bana baktı.

" Refhan iyiliği için gitmek zorundaydı hem oğlumun eğitim hayatı iş hayatı orada daha güzel olacaktı öyle de oldu iş hayatı buradan daha iyi eğer kalsaydı böyle olmazdı bu yüzden gönderdim "

Sakince tek bir nefeste basit bir cevap verdiğin de beni yalanlar ile söylenen bir cümlenin içerisine bıraktı az önce ki konuşmaya şahit olmasam, kesinlikle bu söylediğine inanma ihtimali verecektim o kadar içten ve kararlılık ile söylemişti ki cümleleri. Ama ben bu basit yalanlar ile dolmuş sözlere inanacak kadar aptal veya kör değildim ben çocuk değildim, ben bir yetişkindim doğruluk payını tüm çıplaklık ile gözlerim önüne seren kelimeler duruyorken bu adamın yalancı sözlerine inanmamı beklemesi çok aptalcaydı. Onun yıllar sonra biraz değişmiş haykıran sesini duyduğum da kalbim de ve midemde yıllar sonra umut kelebekleri uçuştu, o hâlâ beni seviyordu o da beni seviyordu o da bana ulaşmak istiyordu ama bu aramız da ki görünmeyen duvar neydi bilmiyorum ama bizi birbirimizden sevsek dâhi uzak tutuyordu. Gözyaşlarımı telaşla görmemesi için tenime geri bastırdığım da sakince adım attım oturduğu koltuğa bir zamanlar onun oturduğu yere, yavaşça oturduğum da boğazım adeta yandı onun ellerinin yaralı olduğu gün aynı oturduğu koltuğun yerine oturdum. Serhat abi ile kavga etmesinden ellerinin nasıl yaralanmış olduğunu bilmiyordum bunu öğrendiğimde kalbim acımıştı, çocukluk aşkımın bu kadar katı yürekli olmasına ise midem bulanmıştı. Refhan o gün sessizce bana bir şey belli etmemek için evinin kapısının önüne kadar gelen çocukluk aşkımı oradan uzaklaştırmıştı, sırf o gün onun karşısında şımarık ela gözlü adamın ellerini tutarak gittiğim için onun ellerine zarar vermişti benim bir zamanlar yere göğe sığdıramadığım kusursuz olarak gördüğüm adam. Refhan ise bana hiçbir şey belli etmeyerek geri yanıma dönmüştü ve bana yine de gülümsemişti, bunu hafsa nurdan öğrendiğim de canım o kadar acımıştı ki çocukluk aşkımdan bir kez daha nefret etmiştim. Kafamda dolaşan düşünceler arasından babasına bakışlarım kaydığın da tıpkı onun gibi sessizce yanımda oturmaya devam ediyordu, ben ise bu sessizliği bozmak ve sorularıma cevap bulmak istiyordum.

" Siz nasıl babasınız terk eden sonra ayda bir kere hâlini hatırını soran ve geldiğin de ise evladını kendinden ve herşeyden uzaklaştıran bir baba nasıl olabilir? "

Söylediğim cümle bittiğin de bakışlarımı bedeninden çektim babası ise yalnızca bahçede kalan havuza bakmaya devam ederek, sessizce oturmaya devam etti benim aklım bunlara anlam veremiyordu bir baba veya bir anne kendi evladına bunları nasıl yaşatıyordu bilmiyorum. Sinirliydim , öfkeliydim kendi annemin terk ettiği yetmezmiş gibi sevdiğim adamın babasının terk etmesi de canımı yakıyordu bunlar nasıl insanlardı böyle. Artık anneme bile öfkem sevgimden ağır basıyordu artık ben herkesten, herşeyden nefret ediyordum kimsenin sevgisine dahi inanmamaya başladım. Tam tüm yaralarıma merhem olacak o gözleri bulduğum da onu da elimden çekerek aldılar benim, birbirimize daha karşılıklı sevgimizi belli edemeden bizi birbirimizden çekip aldı hayat. Kızgındım, yorulmuştum, bıkmıştım, tükenmiştim... Ben herşey olmuştum hayatım da göremediğim sanki bir sürü büyük resimleri kaçırıyormuşum gibi hissettim, dakikalarca beklediğim de yine de bir cevap dökülmedi dudaklarından derin bir iç çektiğim de yanından uzaklaştım. Yorulmuştum cevap dahi bulamadığım adama ulaşmaya çalışmaktan çok yorulmuştum paltoma sokularak salon ile yalnızca küçük bir duvarın ayırdığı mutfağa baktığım da, onun ela gözleri parladı orada onun sandalyede uyuduğunu hatırladığım da dudaklarımı buruk bir gülümseme gözlerimi yaşlar aldı. Derin bir nefes daha çektiğim de ciğerlerime üst kata çıkan onun odasına çıkan ahşap merdivenlere adım attım, parmaklarımı merdivenin ahşap kolunda yavaşça gezdirerek çıkmaya başladığım da anılar sayesinde gülümsedim. Ben gülümsedim kalbimin kan ağlamasına rağmen dudaklarım tebessüm etti hayatımda ilk defa bir çift göz, bana sanki dünyanın en güzel bir şeyiymişim gibi bakmıştı onun şımarık ela gözleri benim tüm anlamım olmuştu. Odasının kapısının tam önün de adımlarım durduğun da parmak uçlarım kapının koluna gitti dokunduğum da soğuk metal tenimi yaktı sanki, kalbim kan ağlamaya devam ederek hızla çarpmaya başladığın da bu parkenin üzerinde onun müzik kutusunu anlatmasını dinlemiştim. Dudaklarım titremeye başladığın da kapının kolunu yavaşça aşağıya eğdim onun odasına 4 yıl sonunda girmek, bilmiyorum belki de pek iyi değildi ama onun kokusunu o kadar çok özlemiştim ki bu herşeye üstün bastı. Onun kokusu ile dolup taşan odaya adım attığım da nefesim daraldı kitapları yoktu yatağının baş ucunda asılı tablo, yerinde değildi ve onun kokusu odanın bütün noktaların da kendini koruyor ve belli ediyordu. Gözlerimi kapattığım da ona sarılıyor gibi hayal ederek kollarımı kendime sardığım da odanın içerisin de dolaşan kokusunu, ciğerlerime tüm gücüm ile çektim şu an ölmek için daha uygun bir zaman yoktu onun kokusunu yıllar sonra ciğerlerimde hissederek ölmek bundan daha güzel bir ölüm bile olamazdı bana. Gözlerimi yavaşça açtığım da kollarımı serbest bıraktım yatağına kısa bir bakış attığım da sessizce ağladım onu o kadar fazla özlemiştim ki, şımarık tavırlarını hele ki anlatmaya bile gücüm yoktu o benim neşeli cesur denizcimdi. Yutkunduğum da muhtemelen boş olan dolabına gitti adımlarım derin bir nefes aldığım da kokusu yine, ciğerlerime doldu taştı gülümsedim dolabını açtığım da dudaklarımı kemiriyordum koca dolabın içerisin de onun bir kaç kalmış kıyafetine rastladım. İnce parmaklarım titremeler eşliğin de üşüyerek kıyafetine dokunduğun da kalbim yerinde kendini belli etti, onun ellerimde olan bu kıyafetini hatırladığım da kütüphanede karşılaştığımız ilk kıyafeti olduğunu anlamıştım. Gözyaşı döktüğüm tişörtü ellerim arasındaydı kalbimin atış hızı ile midem de kelebekler uçuşmaya başladığın da, titreyen parmaklarım ile sıkıca tuttuğum tişörtünü burnuma yaklaştırdım kıyafetinin kokusuna başımı gömdüğüm de derince içime çektim. Dizlerim de kokusu ile derman kalmadığın da dolabına yasladım bedenimi onun benden 3,940,4km uzakta olan kokusunu, şimdi ciğerlerime çekmek benim için bir hayaldi adeta üzerimde ki paltoyu çıkardığım da onun tişörtünü kıyafetimin üzerinden geçirdim. Tişörtün yakalarından tuttuğum da yine üzerimde kokusunu taşıyan kıyafetini bol bol, ciğerlerime çektim yasladığım bedenimi dolaptan çektiğim de usulca süzülen yaşları özgür bıraktım. Sessizce süzülmesine izin verdim yatağına bacaklarım da kalan son güçler ile adım attığım da bedenimi koca boş yatağa attım, onun kokusunu taşıyan bu odada onun kokusu ile sarhoş olma noktasına gelmiştim sanki. Ya da sarhoş olmuştum bile bilmiyordum ben şu an hiçbir şey bilmiyordum onun üzerimde olan kokusunu taşıyan, kıyafetine burnumu gömdüğüm de bacaklarımı karnıma çektim onun uyuduğu yastıklara başımı koyduğum da yıllar sonra o kadar rahat bir nefes aldım ki gözyaşları bile durdu yanaklarımdan usulca süzülen. Refhan Araslan... Otobüs durağında ki tuhaf adam, kütüphanede ki şımarık herif, merdiven basamakların da romantik bir erkek ve filistin sokakların da yaralı çok yaralı bi adam. Başımı ne kadar onun kokusunu sakladığı yastıklara ve kıyafetine gömersem o kadar fazla kalbim acıdı, o kadar fazla kalbim kırıldı ve onun sesi o kadar fazla onsuzluk ile dolu onun odasına doldu.

" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."

Merdivenli yokuşun en sonuncu basamağın da gözlerimin içinde karanlıkta bile bal rengi belli olarak baktığın da, bana bu kelimeleri söylemişti şimdi ise ben onsuzluk ile dolu yılların içerisin de sadece bu kelimeyi geceleri gökyüzüne bakarak ona söylüyordum. Şimdi ise tek fark onun yatağında, onun kokusunda, onun kıyafetlerinin içerisin de ve onun belki de gözyaşlarına en çok şahitlik eden odasın da sessizce döküldü kelimeler dudaklarımdan gözyaşları ile.

" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."

Tişörtüne daha da sokulduğum da parmak uçlarım dudaklarıma gitti acı ile yıllardır inleyen dudaklarıma.

Bu hicran dudaklarıma ezeli bir yakarış bıraktı sevdiğim...

Ela gözleri benim acı dudaklarıma daha acı bir yakarış bıraktı hem de ezeli bir yakarış bitmiyordu bu bağırma, bitmiyordu ismini dudaklarım da zikretmem, bitmiyordu anılarımız, bitmiyordu ona olan aşkım belki onu yıllarca görmezsem bu aşk biter ve bende acısından kurtulurum zannettim ama asla öyle olmadı. Tam aksine bu aşk içimde o kadar büyüdü ki şu an ruhumdan bile daha çok yere sahipti içimde onun varlığı, ben onu dünya gözü ile değil gönül gözü ile sevmiştim o benim dünya gözümde yıllardır olmasa da gönül gözüm de her saniye ela gözleri karşımdaydı ben onu uzaktan da severdim razıydım ben onu içten içe severken uzaktan izlemeye. Onun kokusu ile dolu odayı üzerimde ki kıyafeti ile kapattığım da derin bir iç çektim yıllar sonra onun eskiden, tahammül edemediğim kokusunu ciğerlerime doldurmayı o kadar çok özlemiştim ki bunlar boğazım da düğüm yapıyordu resmen. Alt katta ki seslere acıma ara vererek yoğunlaşmaya başladığım da ahşap merdivenin basamaklarına dikkatle yaklaştım, aşağı da tam iki kişi vardı birisi onun babası diğeri ise ela gözlü şımarık adamı götüren o adamdı ilk bakışta hemen tanımıştım.

" Barış bey eski eşinizin ölüm yıl dönümü için seçtiğiniz çiçekleri teslim ettim "

Kaşlarımı çattığım da ilk başta söylediği cümleyi idrak edememiştim ama sonra babasının parmağına baktığım da, fazla gösterişli olmayan bir alyans yüzüğü görmüştüm babası evliydi yani. Eski eşi dediği kişi ise Refhan'ın annesiydi bunu anlamıştım en merak ettiğim konu, annesi olmuştu annesinden bugüne kadar tek bir kelime etmişti o da parkta olmuştu başka hiç bir şey anlatmadı bana ya da anlatmak istemedi. Dikkatle kulağımı aşağı katta ki konuşmalara verdiğim de dudaklarımı kemiriyordum dinleme huyum, bundan asla kötü de olsa vazgeçemiyordum babası tam dediği cümleye karşılık verdiğin de cümlesi havada asılı kaldı.

" Kızımın ölüm nedeni sensin bir de yüzsüz gibi o kadınla evli olduğuna rağmen kızımın toprağına çiçek mi bırakıyorsun kızımı benden aldın "

Bu yaşlı kadının sesini tanıyordum bu ses onun anneannesinin sesiydi şu an yumuşak ve şefkatli ses tonundan çok uzaktı, sanki sesi bir sürü acıyı aynı anda bastırıyor gibiydi yaşlı ve yorgun sesi salon da yankılandığın da babasına çevrildi bakışlarım.

" Tüm bunlar yetmiyor gibi torunumu bile benden aldın Mehir'den son kalan parçamı benden aldın "

Mehir... Mehir Araslan... Galiba bu isim onun annesine aitti yaşlı kadının acıdan çatallaşan sesi kalbimi kırdığın da kaşlarımı çatmaya devam ettim, çok fazla soru işareti vardı neden bu teyze böyle şeyler diyordu hiç bir fikrim yoktu babasını dikkatle izlemeye devam ettiğim de yalnızca bu sözler karşısında başını yerden kaldırmayarak sessizce dinledi. Boğazımda anlamsız derece de onun kokusu ile yükselen düğümü bastırdığım da dudaklarımı kemirmeyi bıraktım yutkunduğum da aşağıda ki, kaosun içerisine yavaşça adım attım tüm gözler benim üzerim de durduğun da ne yapacağımı bilemedim mahalleme gitmek istiyordum. Hem de hemen şu an bu evden ne kadar uzakta olursam benim için adeta o kadar iyi olacaktı paltomu ve anahtarımı heyecanla, kalbime bastırdığım da üzerimde dolaşan bakışlara aldırmadım utanarak gözlerim önüne düşen siyah saçlarımı kulağımın ardına nazikçe koyduğum da sürgülü kapıya yaklaşmam ile adımlarımın durması bir oldu.

" Hicran "

Babasının dudaklarından acı ile dökülen ismim ile yutkunarak dejavu yaşadığım da onun sesinin yemekhanede yankılanması aklıma geldi, gözlerimden dolan ve akmak üzere olan yaşları umursamayarak babasının gözlerinin içerisine kısa bir bakış attığım da yalnızca bana aynı tıpkı onun acı dolan gözleri ile bakmaya devam etti. Paltomu daha da göğsüme gerginlik ile bastırdığım da gözlerimi de bedenimi de çekerek hızla uzaklaşmaya başladım, demirli bahçe kapısından neredeyse koşarak uzaklaşmaya başladığım da tüm konuşmalar beynimin içerisin de dönüyordu.

Kızımın ölüm nedeni sensin...

Refhan'ın yıllar önce parkta itiraf ettiği sözler arasında annesinin geçtiği cümleyi hatırladığım da kanım resmen dondu.

" Sana her baktığım da hem sevdiğim kızın hem de annemin acısını hatırladığımı mı?..."

Şımarık adamın bu cümlesi Merdivenli yokuş mahallesine gidene dek kendini defalarca zihnimin içerisin de tekrar ettiğin de, yıllar önce söylediği ve yaşadığımız tüm anıları hatırlamaya çalışıyordum benim göremediğim büyük resim kesinlikle bu sözlerin içerisin de saklıydı hissediyordum. Bedenimi resmen yatağıma fırlattığım da derin bir nefes verdim bu ruhumun yorgunluk nefeslerinden birisiydi artık, ne yapmam gerektiğini nereye adım atacağımı bilmiyordum bile yarın okutman olarak mezun olmama bile sevinemiyordum. Yıllardır sürekli mesleğim hakkın da planlar yapıyordum onun aşk acısını kalbimde taşıyorken buralardan bende onun gibi gitmek istiyordum, hatta sırf bu yüzden buralardan kaçmak için ilk işime yurt dışında başlamayı çok istemiştim bu konu yüzünden babamla sayısız kere tartışmış olsak bile benim mutlu olacağımı istediği için bu teklifimi kabul etmiş ve bana çok yardım etmişti. Eşyalarımızı topladıktan sonra İstanbul'dan ayrılarak babamla vedalaşmak için bir kaç hafta İzmir'de kalacaktım, kızlarla ve babamla doyasıya vakit geçirdikten sonra bende buralardan tıpkı onun gibi gidecektim. Belki yine ondan çok uzakta olacaktım belki de ona çok yakın hangi şehir de hangi ülkede olduğunu bile bilmiyordum, belki bana sadece vicdanını rahatlamak için ulaşmak istiyordu belki de başka birisini sevmişti gözlerimi sinirle ve hayal kırıklığı ile kapattığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime. Saçma salak düşünceler ile resmen kendime işkence yapıyordum Alçin'in uyuduğu yatağa doğru kısa bir bakış attığım da saatin geç olduğunu anlamıştım, yoksa erkenden asla bu kız uyumazdı yatakta deli gibi uyuduğu için açılan üzerini tekrar örttüğüm de gülümsedim. Hafsanur ve Alçin benim ikinci ailem olmuş gibilerdi onların bana desteğini ve sevgisini o kadar fazla hissediyordum ki, belki de bu iki deli kız olmasa ben bu kadar güçlü olmayabilirdim onlara sahip olduğum için kendimi çok çok şanslı hissediyordum. Parmak uçlarım bileğime dokunduğun da ona ait olan bilekliğin boşluğunu hissettiğim de derin bir iç çektim, siyah uzun saçlarımın tellerini kulağımın ardına koyduğum da ay ışığının loş şekilde odanın içerisine dolmasına izin veren pencereye yaklaştım parmak uçlarım bilekliğin boşluğunda durmaya devam ederken sessizce fısıldadım.

" İyi geceler Davy Jones "

Yeşil gözlerim ay ışığını takip etmeye devam ettiğin de parmak uçlarım boş bileğimden kaydı acaba şu an neredeydi, ne yapıyordu, kimin yanındaydı, yemeğini yedimi, yorgun mu, uykusuz mu hâlâ o bilekliği bileğinde taşıyor mu... O kadar fazla düşünce beynim de dönüyordu ki ben onu çok özlüyordum ben onu sürekli düşünüyordum, gece yatarken, sabah uyanırken, yemek yerken, yürüyorken, konuşuyorken, gülüyorken, ağlarken sürekli onun düşüncesi beynimde kendini o kadar fazla ilan etmişti ki istemesem bile onu düşünmekten yapamıyordum. Yatağıma uzandığım da onun sesi yine defalarca kendini tekrar etti yıllar sonra onun sesi kalbimde ve kulaklarım da can bulduğun da, tekrar nefes aldım ben adeta yaşayan ölü gibiydim onsuz onun sesi bile beni tekrar anlam dolu nefes aldırdı ben onun tek bir ses teline bile özlemden muhtaçtım. Sanki sadece boşa nefes alan anlamsız bir insandım herşey onunla anlam buluyordu herşey onunla mutluluğa ulaşıyordu, ve ben hayatımda ki en saçma şeyi bile anlamlı kılan o adamın gözlerini kaybettim. Gözyaşlarım usulca yastığımın çarşafının üzerine damlarken yüreğim isyan ediyordu çığlık çığlığa, ben çığlık atıyordum ama kimse duymuyordu herkes sağırdı bu kalbimin sesine oysa ki sadece dudaklardan kopmazdı çığlık. En çok acı sesi olan çığlık kalpti ve kimse bu çığlığımı duymuyordu kalbimin acı dolu feryadının sessizliği ile, onun kokusu dolu kıyafetine sarıldığım da yorgun bakışlarım odamın içerisine dolan ay ışığını izlemeye kaldığı yerden devam etti. Kaşlarımın ortasında ki gerginlik ve buna eşlik eden inanılmaz ağrı ile gözlerimi yavaşça açmaya başladığım da, uykudan dağılmış saçlarımı yüzümden kibar olmayacak şekilde kenara çektim. Gözlerimin uykudan yeni açılmasını umursamayarak hemen telefon saatime baktığım da birazcık erken uyandığımı anladım, hâlâ hazırlanmamız için daha çok erkendi telefonu geri komodinin üzerine koyduğum da seslice nefes verdim. Saç diplerimde parmaklarım gezindiğin de yavaşça karıştırdım uzun saçlarımı yatakta sessizce oturmaya devam ederken, arkadaşıma kısaca bakış attım hâlâ deliksiz uyuyordu bu duruma dudaklarımda aptal bir tebessüm gezindiğin de sessizlik devam etti. Yatağımın tam karşısında ki aynaya baktığım da kendi yansımamdan tiksindim o kadar yorgun duruyordum ki, bu görünüş kendi kendime sorular sormama yönlendirdi beni. Yıllar önce olan olaylar, yıllar önce olan gözyaşları, yıllar önce olan acılar hepsi teker teker zihnimde kendini belli etti sahi ben neler yaşamıştım böyle önce annem sonra çocukluk aşkım en son ise şımarık adam... Yansımaya bakmaya devam ettiğim de uzamış saç tellerimden parmaklarım yavaşça kaydı ben bugün mezun oluyordum, bu mutluluğu yaşamam gerekiyorken ben ise kendimi harap ediyordum geçmiş ile aynada ki hicran bu durumu bayağı özetliyordu onun tişörtü hâlâ üzerimde duruyorken gözlerimi kapattım. Onun kokusunu ciğerlerime sabahın en erken saatlerinde çektiğim de gülümsedim, onun kokusu eşittir benim ilacımdı yataktan yavaşça ayağa kalktığım da üzerimde ki ona ait kıyafeti dikkatle çıkardım yastığımın üzerine onun tişörtünü koyduğum da banyoya yavaş adımlarla ilerledim. Eminim sıcak bir duş beni rahatlatacak ve kendimi daha iyi hissetmeme neden olacaktı ya da ben kendimi böyle avutuyordum, evin içerisinde ölümüne olan sessizliği su sesi ile böldüğüm de derin bir iç çektim bugün olacak mezuniyeti düşünmeye başladığım da okutman olarak mesleğimi ne kadar kavraya bileceğimi düşünmeye başladım...

Devam edecek

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.