İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 4 · 28 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 4

4. Bölüm BİLEKLİK

4. BÖLÜM BİLEKLİK

İzmir... Fırının önü onu izliyordum... Hayran bakışlarla ona odaklanmışken omuza gelen, o ani darbe ile bakışlarımı o çocuğa yöneltmiştim. Gözüme yerde duran bileklik çarpmıştı sanırım o çocuk düşürmüştü bilekliği yerden, avuçlarıma aldığım da üzerindeki R harfi dikkatimi çekmişti. Çocuğun gittiği yere doğru bakıyorken serhat çoktan yanıma gelmişti bile...

Evet

Hatırladığım karşımda duran ela gözlere bakınca hatırladığım, tek şey bu anı olmuştu bileğimdeki R harfinin metali tenime değdikçe yaktığını hissediyordum. Nefes almayı unutmuştum gözlerine öylece bakıyordum sadece bu, bu kadar tesadüf olamazdı değil mi? Refhan... Bileklik aynı şarkı dinlememiz. Gözlerinden tanışmak için uzattığı eline bakışlarım kaydığın da, kahkahası tüm kütüphaneyi kaplıyordu bile. Nefesimi normale döndürmeye çalışıyorken ona belli etmiyordum kaşlarımı çattığımda da, geriye doğru adım atıyordum ona yakın olmamak için. Kahkası bittiğinde kütüphanenin ana masasına doğru umursamaz bir tavırla ilerledi, olduğum yere yapışmış şekilde onu izliyordum evet bu çok tuhaftı. Oturduğum yere çantamın yanına oturduğun da ellerini ensesinde birleştirdi, ayaklarını masaya doğru uzattığın da hâlâ onu izliyordum. Gözlerini bedenim de gezdiriyorken baştan aşağı beni süzüyordu, büyük üst sınıflardandı bu çok belliydi ukala tavırlarından. Dudakları haylaz şekilde yukarı doğru kıvrıldığın da utanmıştım hemde çok, serhat gelmişti aklıma beni pijamalarla baştan aşağı izlemesi gelmişti birden gözlerimin önüne. Ama üzerimde ne pijama vardı ne de beni izleyen bir serhat... Onun yerine bu ukala adam karşımda haylaz şekil de sırıtıyordu ve ben bu durumdan nefret etmiştim. Düşüncelerimi sesi böldüğün de onu izliyordum.

"Yeni sınıfların ilk günden dersi asmaları hiç hoş olmasa da bu durum hoşuma gitti burada en azından yalnız başıma olmayacağım uğraşacak bir eğlence oldu banada"

Kaşlarımı sinirle çattığımda seslice nefes alıyordum bu adam, beni tembel olarak adlandırmaya başlamıştı şimdi de. Ona doğru adım attığım da masada duran kitabımı ellerine almıştı. Serhat ve benim kitabımız dı bu durum hiç hoşuma gitmiyordu, onun en sevdiği şeyi bu ukala adam elleri arasına almış şimdi de onu inceliyordu. Dudaklarını ıslattığın da siyah saçları altın da kalan ela gözleri beni bulmuştu. Ayaklarını masadan indirdiğin de yanıma gelmek için bana doğru adım atıyordu, ben ise bu ukala adamdan gözlerimi ve bedenimi uzak tutmak istiyordum. Geriye adım attığım da durdu beni baştan aşağı gözleri ile yine süzüyorken, ela gözlerini oymak istiyordum adeta.

"Demek Shakespeare aşkın emeği boşuna okuyorsun"

Anlamayarak kaşlarımı çattığım da gururla başımı kaldırdım, gözlerinin içine kendimden emin şekilde bakıyorken bıkkınlık ile konuşmuştum.

"Evet ne olmuş ki? Hem sen nereden biliyorsun?"

Ukala sırıtışı anın da kaybolduğun da bana doğru adım atıyordu. Her adımın da vücudum çok geriliyordu ben alışkın değildim, bir erkeğin yabancı bir erkeğin bana bu kadar sıcak olmasına. Şu an küçük filistin sokakların da pijamalarım ile bile, onun beni izlemesini tercih ederdim o kadar gerilmiştim bu adamın yanında.

"Hangi aşık bilmez ki Shakespeare'i"

Yutkunduğum da elleri arasın da tuttuğu kitabı mı gururla ellerinden çekmiştim. Kitabımızı kalbime bastırdığım da, burnumun ucunda ki yakın varlığını umursamamaya çalışıyordum. Ana masaya doğru hızlı adımlar ile ilerlediğim de çantamı alel acele topluyordum. Kütüphane raflarına yaslanmış ukala bakışları ile beni izliyorken, sesli nefes alıyordum buradan acilen gitmem lazımdı evet kesinlikle. Çantamı koluma taktığım da sinirden başıma ağrı girmesini unutmaya çalışıyordum, çıkış kapısına ilerlediğim de elim kapının kulpun da şaşkınlıkla durmuştu.

" Ama yine de eski çılgınlıklarımızın izi kaldı bende.

Biraz katlanmalısınız bana oldukça bitkinim şimdi.

Yavaş yavaş kendime gelirim. Durun biraz düşünelim:

Bu salgın onları da buldu, yürekleri doldu aşk vebasıyla

Ve sizin gözlerinizden yakalandılar bu yürek sızısına."

Kalbim saniye de milyon kere atıyorken Serhat'tan başka birinin, kitabımızdan mısralar dudaklarından dökülüyorken tek düşündüğüm bu adamın sıradan biri olmadığıydı. Bu kitap sadece bizim içindi anlamını herkesin bilmediği onunla ve benim, tüm satırlarını ezbere bildiğimiz özel kitap'tı. Daha fazla bu adama katlanmak istemiyordum ilk günden bana sorun olmuştu, sabahtan beri beni süzüyor bedenime yakın olan bedenini düşünmemeye çalışmaktan yorulmuştum. Çok dolmuştum babamın tavırlarından İzmir'den uzak kalmaktan onun aşkıyla yıllardır yanarken, birden ondan uzak olmaktan ve karşıma hayatım boyunca gördüğüm en ukala adamın çıkmasından çok yorulmuştum. Ona doğru hızla adım attığım da tüm bunların, acısını o güzel yakışıklı yüzüne sıkı bir tokat atarak rahatlamıştım. Derin derin nefes alıyorken dolan gözlerim ile ona bağırmıştım.

"Benden uzak dur tamam mı!"

Çıkış kapısını hızla vurup çıktığım da boğazım düğümleniyordu onun anıları, beni her yerde buluyordu bundan nefret ediyordum ben onu acıyan kalbimi tek başına kanatması için sevmemiştim ben onu benimle kanaması için sevmiştim. Derin bir nefes aldığım da telefonuma bakıyordum hafsanur' dan gelen mesaj bildirimi dikkati mi çekmişti.

" Umarım ilk günün güzel geçiyordur benim ki harika bir sürü yeni arkadaş edindim kızım hele bir de amfiyi görsen çok güzel "

Buruk bir gülümse ile mesajı okuduğum da en azından birimizin günü iyi geçiyordu. Yanaklarımdan süzülen yaşları sildiğim de bileğimde ki R harfini kalbime bastırıyordum. Bilekliğin bu adama ait olması imkansızdı kesinlikle bana çocukluğumdan beri, huzur veren bileklik bu şımarık kendini beğenmiş ukala adamın olmasını imkansız kılıyordu. Derin bir nefes aldım beynimi kurcalayan düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum, artık kalbim bu aşkı kaldıracak kadar iyi değildi. Ben ona çok aşıktım ama o aşkıma karşılık vermesini bırak, benim sevgimi bile göremeyecek kadar kördü. Üniversite de ilk günümün çok kötü olmasına izin veremezdim, kendimi motive ettiğim de amfiyi bulmak için koridorlarda geziniyordum. Sonunda elimde ki belgenin üzerin de yazan koca amfiyi bulmuştum girdiğim de çok utanmıştım profesör ders anlatıyordu, sessizce sıraya doğru ilerlediğim de tüm amfi beni izliyordu. Köşede yerin dibine giriyorken profesör beni inceliyordu beni yanına çağırdığın da, çok gerilmiştim kesinlikle fırça yiyecektim.

"Adın nedir? Neden ilk günün de ilk derse bu kadar geciktin? "

Kalın sesi ile ciddiyet içinde sorduğu sorulardan çok korkmuştum. Gözlerim yeri izliyordu ismimi söylemeye bile şu an çok korkuyordum.

" Hi... Hicran"

Kekeleyerek ismimi söylediğim de tırnaklarımı avuç içlerime bastırıyordum gerilmekten. Neden bu aptal şehire gelmiştim ki? Herşey berbat olmuştu ilk günüm de. En azından orada alışkındım babamın tavırlarına, ona olan kalbimde ki tek taraflı koca aşka küçük filistin sokaklarına... Çok alışmıştım kendimi samanlıktaki iğne gibi hissediyordum çok yalnız. Gözlerim doluyorken profesör kalın sesi ile tekrar sorduğun da, bana yavaşça yaklaşıyordu.

" Neden geç kaldın?"

Yerden gözlerimi aldığım da gözlük altında ki mavi gözlerine bakıyordum, o mavi gözler sanki her an beni öldürecek gibi bakıyordu. Cevap vermeye çalışıyorken tüm amfi de dedikodum yapılıyordu duyuyordum. Tüm amfinin sesini ta ki kapı çalması bölene kadar.

"Hocam"

Sesi ile başımı olduğu yöne çevirdiğim de haylaz ela gözler ile gözlerim birbirine bakıyordu. Bu çocuk tam bir baş belam olmuştu kesinlikle büyük baş belası hemde. Tüm amfi Refhanı izliyorken profesör'e gülümseyerek tatlı bir öğrenci gibi yaklaşıyordu. Yanımda durduğun da yutkundum attığım tokat aklıma geldiğin de dudaklarımı kemiriyordum.

" Yeni öğrenciniz benimleydi müdüre burs için bir kaç imza vermesi gerekliydi ben götürdüm sizede haber vermeyi unuttum benim hatam özür dilerim"

Gözlerim şaşkınlıktan kocaman olduğun da onu arkadan dürtmüştüm. Bu hareketime sadece haylaz şekilde gülümsemişti. Profesör Refhanın gözlerinin içine baktığın da hafif bir tebessüm ederek, sıraya geçmemi işaret etmişti. Ve ben olan şeylere çok şaşırıyordum neydi şimdi bu yardım? Ona tokat attığım adam geliyor ve beni kurtarıyordu. Düşüncelere ve kafa karışıklığına dalmışken aniden yanıma oturan kişiye çevrildi bakışlarım.

" Ah bir pelerinim eksik sadece tokatçı leydim"

Bunu söylerken dudakları hazla yukarı doğru kıvrılıyordu ve ben ona iyice tam anlamıyla gıcık oluyordum. Seslice bıkkın bir nefes aldığım da sadece gözlerimi kapattım ve, onun burada yanımda olmadığını hayal etmeye çalışıyordum ama bu herif buna bile izin vermiyordu.

" Benden uzak dur Refhan!"

Sessizce fısıldadım daha fazla bu adamın yanında olmak istemiyordum ama, elim kolum şu an bağlıydı hocaya karşı mahcup bir durum içerisindeydim hemde. Siyah kot ceketinin yakalarını düzelttiğin de dersi dinliyormuş gibi duruyordu. Kaşlarını anlamayarak çattığın da ne yaptığını çözmeye çalışıyordum. Tahtayı izliyorken kulağıma doğru eğildiğin de çok utanmıştım, yanaklarım elma şekeri rengine bürünürken onu dinliyordum.

" Neden senden uzak durayım? Belki benim gözlerim senin kadrajıma girmenden çok memnun oluyordur"

Yakın varlığını kendimden uzaklaştırmak için ayağa aniden kalktığım da tüm amfi de hoca da, Refhanın haylaz gözleri de beni izliyordu... Etrafıma kaşlarımı çatmış yerin dibine girmek istercesine bakıyorken hocanın gözlük altından, kızgın mavi gözlerini çok net görebiliyordum. Yanımda ki bu yaramaz çocuk gibi oturan adama nefret ve sinirle baktığım da, sadece bana aptal gibi sırıtıyordu gözlerimi devirdiğim de hocanın kızgın sesi tüm amfiyi doldurmuştu.

" Bayan Hicran sınıftan çıkarmasınız lütfen "

Dudaklarımı kemiriyorken çatık kaşlar altında kalan yeşil gözlerim doluyordu hissediyordum. Çantamı hızla omuzuma taktığım da ardıma bakmadan, amfiyi hızlı adımlar ile terk ediyordum. İlk günüm mahvolmuştu ilk anım olacak gün resmen hayal kırıklığım olmuştu en çok buna üzülüyordum. Yanaklarımdan yavaş yavaş süzülen yaşları giysimin koluna siliyordum, hemen gözleri dolan bir kızdım ben bundan nefret ediyordum herşey de gözleri dolan bir insan olmaktan artık bıkmıştım. Şu an filistin sokakların da küçük penceremden bahçemi, seyretmek için her şeyimi verirdim hemde her şeyimi. Burnumu seslice içime çektiğim de çıkış kapısından hızla kampüs alanına koşuyordum, çok yorulmuştum herşeyden herkesten hayatımda ki aptal aşktan beni umursamayan babamdan. Gözlerimi kapattım kampüsün ortasın da öylece durduğum da derin derin nefes alıyordum. Parmaklarım kalbime gittiğin de acıyor gibi kalbimi tutuyordum, yutkunmak istedim ama boğazımdaki düğüm buna izin vermiyordu. Konuştuğum da sesli sesim puslu çıkıyordu, zorla bir kaç kelime söyleye bilmiştim sadece.

" Seni çok özledim anne!"

Gözyaşlarına boğulmamak için kendimi zar zor tuttuğum da nefesim daralıyordu. Ellerimin titremeye başladığını gördüğüm de anlamıştım, işte şimdi gerçekten zor duruma düşüyordum yine şiddetli bir astım krizim kapıda gelmek üzereydi. Doğduğumdan beridir alerjik astım hastasıydım çocukluktan beridir ne çiçek koklayabilir ne de, parfüm sıkabilir ne de sigara içen ortamlar da kalabilirdim. Genetik di bu hastalık annemde de vardı, annemin bana tek bıraktığı şey bu hastalık geni olmuştu. Kampüsün ağaçlık alanına doğru ilerlediğim de sıkışan kalbime, parmaklarım ile baskı uygulamaya çalışıyordum. Kampüs duvarına kendimi zar zor attığım da sırtımı dayamıştım çantam da ventolin arıyorken telaşla, nefesim daha da daralıyor ve boğazımı biri sıkıyormuş gibi hissediyordum. Gözlerimi kapattım içimden sayı saymaya başladığım da, sesi ile durakladım ona baktığım da bana ürkek bir ceylânmışım gibi yaklaşıyordu.

" İyi misin? "

Gözlerine baktığım da durakladı sorudaki sesi telaşlı ve üzüntülü gelmişti. Vicdan azabı çekecek gibi bile görünmüyordu bu adam. Onu umursamamaya çalışıyordum sıkışan kalbimi ve zar zor aldığım nefesimi kontrol altında tutuyorken, ondan uzaklaşmak istedim duvarlardan denge kurmaya çalışarak gidiyorken gözlerim kararıyordu. Arkama bakmak istemedim çünkü biliyordum adım sesleri arkamdan beni takip ediyordu, gözlerim daha da kararıyorken duvardan denge sağlamaya çalıştığım parmaklarım yavaş yavaş gidiyordu. Kendimi bıraktığım da hatırladığım en son şey ela gözlerin beni sıkıca tutmasıydı. Gözlerimi açtığım da başımda çok keskin bir ağrı vardı nerede olduğumu anlamak için başımdaki ağrıyı umursamadım. Başımı yavaşça kaldırdığım da kampüsün çıkış kapısındaydık, arabanın içinde tek başıma oturuyordum. Kampüs içinde kalan ağaçlara baktığım da hatırladım ela gözlerini, beni tuttuğunu kucağına alarak arabaya getirdiğini hatırladım. Bu adamdan uzak kalmaya çalıştıkça burnumun dibin de bitmesi gerçeği beni sinir ediyordu. Derin bir nefes aldığım da çantamın içinde telefonu mu arıyordum mesaj bildirimlerini gördüğüm de, meraklandım merakla yerimden doğrulduğum da serhat yazısına tıkladım.

" Filistin sokakları çirkin terlik seslerini özledi..."

Gülümsedim. Boğazımda ki yanma hissine aldırmadan diğer mesaj bildirimini okudum.

" Bu arada ben de özledim..."

Telefonu çantama geri koyduğum da boş şekilde önüme bakıyordum. Neydi şimdi bu mesajlar? Abi kardeş gibiydik abiler kardeşlerine böyle şeyler yazar mıydı hiç. Sanki ona olan yıllardır beslediğim çocukluk sevgisini biliyordu, sanki bilerek yapıyordu bu hareketleri bu mesajları. Ben buraya gelirken söz vermiştim yeni hayatım da o yoktu onsuz bir hayat onun, yıllarımı zehir eden karşılıksız aşkı olmadan bir hayat istiyordum. Onun ilk aşkını dinlemiştim onun gecesi sabaha kadar gözlerim şişene kadar ağlamıştım onun dudaklarından dökülen, aşk tanımlarını dinlemek beni kaç kere öldürdü bilmiyordum bile. Benim ona olan aşkımı duysa ölürdü herhâlde aşk öyle kolay tanımlanamazdı aşkı benim gibi sessiz sedasız ölenlere sormak gerekiyordu... Oysaki ben aşkından kül olmuştum onun parmağının ucu yanmazken. Ben yıllardır yanarken bir ah bile dememiştim yeşil gözlerinin kalbimi mum gibi eritmesine, ses dahi etmemişken onun bana gülümseyerek anlattığı aşkı ne yapabilirdim. Biz çocuktuk büyüdük benimle birlikte ona olan aptal platonik aşkım koca bir dünya olmuştu içimde, ben bilemezdim tanıştığımız ilk gün bu kadar yara alacağımı onun aşkıyla. Yeşili sevmeyen ben şimdi iki çift dünya güzeli yeşil göze canımı feda etmiştim. Serhat meral... ismi hep içimde kanaması durmak bilmeyen yaram olarak kalacaktı. Gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdığım da ağlamaktan kızarmış burnumu seslice içime çektim, karşıdan telaşla gelen haylaz bakışları yerine korku olan adam gelene kadar toparlanmaya çalışıyordum. Arabanın kapısını hızla açtığım da durdu arabaya yaslandığın da hızla aldığı nefes seslerini duyuyordum, yanakları koşmaktan hafif kızarmıştı onu dikkatle incelediğim de bu adam dergi kapaklarından fırlamış mankenler gibi duruyordu adeta yeni fark ediyordum. Yutkunduğun da boş bakışlar ile onu izliyordum elindeki su şişelerini arabanın üzerine koyduğun da bana yaklaştı, gözlerime baktığın da ne düşünüyordu bilemiyordum derin bir nefes aldığın da gözlerini kapattı. Kafasındaki düşünceleri atmak için sanki alnını ovaladığın da bıkkın sesi ile konuştu.

" Çok korktum iyisin değil mi? "

Kendimi şu an çok tuhaf bir durumun içerisinde hissediyordum. Çatık kaşlar altında ki yeşil gözlerim ile ona kısaca bakış attığım da beni izliyordu. Simsiyah saçlar bal rengi gözler kumral tenine yakışan uzun siyah kirpikler, e tabi yakışıklı yüzünü daha da yakışıklı yapan siyah kısa sakallar... Sapık gibi vücudunu izlediğimi fark etmemesi için ondan hızla uzaklaşmak istedim.

" Bak Refhan benden uzak dur tamam mı? Sana bunu kaç kere tekrar etmem gerekli belli ki kendine eğlence arıyorsun ama eğlence aramak yerine buradaki son yıllarını ders çalışarak geçirsen senin için daha verimli olur ben kimsenin eğleneceği bir oyuncak değilim anladın mı?"

Yüzüne baktım mimiklerini merakla izlemek için vereceği tepkiyi merak ediyordum. Bedenimden uzaklaşmak için geriye doğru adım attığın da gülümsedi. Bıkkınlık ile gözlerimi devirdim ellerimi göğsümün üzerinde bağladığım da ellerini suçlu gibi havaya kaldırmıştı.

" Tamam korkma bak sana yakın değilim şu an sana dokunmuyorum bile gördün mü?"

Tam cevap verecektim ki beni susturdu.

"Şhhh tamam kendini savunma moduna geçme hemen. Anlam veremiyorum neden erkeklerden bu kadar korkuyorsun?"

Küçük mahallem de sadece erkek olarak etrafım da olan tek kişi bu zamana Serhat'tı öyle alışmıştım. Başka bir erkek yanımdan geçince bile ona ihanet etmişim gibi geliyordu, karşılıksız aşkıma ihanet etme düşüncesi ne kadar aptalca olsa da bu böyleydi. Kendimi bu düşüncelerden alamıyordum eğer bu karşımdaki adam bunları bilirse benimle muhtemelen fena şekilde dalga geçerdi. Bir keresin de bahçemiz de oyun oynuyorken çok susamıştık eve su içmeye geldiğimiz de, onun içtiği su bardağını o eve gittikten sonra babam görmeden saklamıştım dolabıma. Her gece o bardağa bakıyor yerine geri saklıyordum bu kadar büyük ve aptal bir sevgiydi işte benimkisi. Kalbim onun aşkıyla öylesine doluydu ki kimseye yer yoktu orada resmen. Bu düşüncelerimi eğer alnımdan bu ela gözlü adam okusa bundan mizah kitabı bile yazardı eminim. Kendimi toparladığım da ardıma bakmadan otobüs durağına hızla yürüyordum. Daha fazla düşünce istemiyordum beynim hata verme uyarısına doğru ilerliyordu artık. Otobüsün geç geleceğini anladığım da yürümeye karar vermiştim merdivenli yokuşa, hem düşünceler kafamdan giderdi belki de hem de bu şehri tanımış olurdum az da olsa. İstanbul boğazına baktığım da kokusunu ciğerlerime çektim kendime gelmek için, ne yapıyordum ben ya? Tek başıma çalışarak en güzel şehir de üniversite kazanmıştım. Bunun gururunu yaşamam gerekliyken hayatım da gördüğüm en haylaz ela gözlerle uğraşıyordum. Eskitmeli tuğlalı evin önüne geldiğim de uzun dik yokuşlu merdivene bir adım atmıştım, tabelaya baktım tuğlalı evde asılı eski tabelaya. Sıra sıra bitişik renkli evleri izledi gözlerim balat kokusu tüm mahallede yayılıyordu adeta. Gözlerimi kapattığım da Filistin'i hayal ettim o ekmek kokusu burnumu gıdıkladı, onunla fırına gittiğimizi ekmekleri bölerek ucundan yediğimiz anılar film gibi canlandı beynimde. Tuğlalı evin sağ tarafına doğru baktığım da fırın olduğunu görmüştüm adımlarım benden bağımsız, fırına yöneldiğin de o ekmek kokusu kalbimi çok acıtmıştı. Basit bir koku kalbimi sanki birisi almışta üzerinde tepinmiş gibi hissettirebilir miydi? Yutkundum titreyen çene kaslarım ile adeta dudaklarım yanıyordu. Fırın camının önüne geldiğim de melek figürlü kolyeme gitti parmaklarım, hediyesi boynumu sıkan bir ip gibiydi adeta nefes alamıyordum. Annemden sonra ki en büyük kalp acım ona olan on senedir ona olan karşılıksız aşkımdı. Uzaktan sevmek o kadar zordu ki çok yakınım da olmasına rağmen uzaktan seviyordum ben onu. Ama artık ayrı şehirlerdeydik bana uzaktı ama kalbim filistin de onunla kalmıştı, sanki ondan her uzaklaşmaya çalıştığım da kalbim biraz daha onunla kalıyordu. Fırının camından ince parmaklarım yavaş yavaş kayıyorken 1 tane taze ekmek almıştım. Sıcak buğusu üzerinde süzülüyorken kokusunu ciğerlerime iyice çektim, gözlerimi kapattığım da çocukluğumun yarası olan adamı çok özlediğimi fark etmiştim. Ekmeğin ucundan böldüğüm de gözlerim doluyordu buruk bir gülümseme ile yanımda ki hayali Serhat'a ekmeğin diğer ucunu uzattığım da hüngür hüngür ağlayarak gülümsüyordum. Serhat beni böyle yapıyordu yanında gözlerim farklı dudaklarım farklı benden bağımsız hareket ediyorlardı. Gözyaşlarımı mahalleye girmeden sildiğim de kimsenin görmemesini umut ediyordum özellikle, o yaşlı dedikoducu teyzelerin beni ilk geldiğim gün camdan izlemelerinden sonra temkinli olmaya karar vermiştim. Dik yokuşlu renk evlerin yanında ki merdivenden nefesimin son kalan kısmına kadar çıktığım da, koca bir ekmeği bitirmiştim bile. Anahtarları çantam da bulmaya çalışıyorken halime gülümsüyordum, ayaklarımın ucuna baktığım da yerdeki çiçeği yeni fark ediyordum. Ağızımdaki son lokmamı heyecanla yuttuğum da yerdeki koca lavinia biletini kollarım arasına almıştım. Kaşlarımı anlamayarak çattığım da bu diğer ismi ile ölüm çiçeğini kimin yolladığını anlamam notu okuyana kadar uzun sürmemişti.

" Sana gitme dedim lavinia ama sen yine de gittin..."

Parmaklarım da tuttuğum not kağıdı ellerimi yakarmışçasına yere attığım da artık yaptığı eylemlerden bıkmıştım. Kapıyı sinirle açtığım da çantamı da elimde ki koca lavinia buketini de yere fırlatmıştım. Kapıya yaslandığım da ellerim saçlarıma gidiyordu, parkeye yavaşça oturduğum da bacaklarımı karnıma doğru çekiyordum avazımın çıktığı kadar ağladım. Ölüm çiçekleri beni öldürüyordu gerçekten de yeşil gözlerinin yıllarca öldürmesi yetmediği gibi şimdi de lavinia çiçekleri ile öldürmeyi başarıyordu. Olduğum yerde ağladım öylece ağladım tek yapmak istediğim tek elimden gelen buydu çünkü. Ağlamalarım hıçkırığa dönüştüğün de kalbim daha da çok acıyordu, sevgi aşk denen şey bu kadar kalbe yara açabilir miydi? Sevgi ve aşk insanın kalbine yara değil merhem olurdu ama onun aşkı benim kalbimin katiliydi. Ben katilim için senelerimi zehir ediyordum ve etmeye de devam ediyordum bu çok aptalcaydı. Biz hep kardeş gibiydik ben üzüldüğüm de hep yanımda o olurdu geçecek abiciğim... Derdi hep bana aksine bunu dediği zaman ben ölüyordum. Ama o görmüyordu bile bıkmıştım kör birini sevmekten, benim kalbimin aşk melodilerine kulakları sağırdı gözlerinin kör olması gibi. Gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdım kalbimin acı ağıtlarını zorla kalbime geri bastırdığım da, telefonumu elime aldım parmaklarım titriyordu kalbim gibi aynı. Yutkunduğum da her yazdığım kelime de gözyaşlarım usulca süzülüyordu.

" Ne sen Özdemir Asafsın ne de ben laviniayım serhat abi."

Yutkundum düğüm boğazımı çok yakıyordu. Telefonu koltuğun üzerine fırlattığım da anahtarları öylece alıp çıkmıştım evden. Nereye gittiğimi bilmiyordum renkli evlerin yanında ki dik merdivenden sessizce ağlayarak, koşuyordum yüreğimin acısı beni nereye götürecek merak etmiyordum açıkçası. Şu an sadece kalbim çok acıyor boğazlarım çok sigara içmişim gibi yanıyordu. Gündüz geldiğim fırının önüne gelince ayaklarım yere sabitlenmişti. Soğuk havadan çıkan nefes buğuma baktım parmaklarımın eklem yerleri ağrıyor, ve kızarmıştı soğuktan parmak uçlarım fırının camına tehlikeliymiş gibi korku ile dokunduğun da gözlerimi kapattım. Anılar sinema filmi gibi gözlerimin önünden geçiyordu...

"Hicran hayatımda gördüğüm en güzel yeşil gözler sendeler"

Gülümsedim buruk gülümsemelerden 'di bu da. Alt dudağım titrediğin de annemin gidişini söylediğim gün geldi ona aklıma.

" Ben varım abin olarak bak Hicran ben buradayım seni asla bırakmam abiler gitmez hem hiç"

Bu sözlerle kalbimin bir yarısını annem gitmesi ile diğer yarısını o bu sözleri demesi ile öldürmüştü. Gözlerimi açtığım da fırının yansımasından kendime bakıyordum yeşil gözlerim ağlamaktan kızarmıştı, burnum ren geyiği gibi olmuştu adeta ben kendime zarar veriyordum artık platonik aşk ile. Ya bu aşkı kalbimden ve kafamdan kazımam gerekliydi ya da ona itiraf etmem, yoksa bu sorunun başka çözümü yoktu kalbime başkasını asla alamazdım unutmak için başka birisinin duygularını kullanamazdım da bu bana tersti. Üşüyen vücudumun kollarına gitti parmaklarım ısınmak için kollarımı parmaklarım ile nazikçe ovaladığım da, saatin bayağı geç olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Mahalleye doğru yürüdüğüm de merdivenli yokuş tabelasının altında ki ilk merdiven basamağına oturmuştum. Mahallenin sonuna doğru baktığım da kızarmış burnum ile gülümsedim. Yeni evimin sonu kısa bir yola ve kocaman bir denize çıkıyordu. Boğazın ışıklarını izledim sonra bakışlarım gökyüzüne çevrildi acaba şu an o da gökyüzünü benimle izliyor muydu? Onunla gökyüzüne aynı anda bakmak bile bana mutluluk veriyordu. Kalkmak için duvardan destek aldığım da arkamdan gelen ses ile irkilmiştim.

" Ah kızım hasta olacaksın üzerine bu havada bir şey de almamışsın"

Şaşkınlıkla mahalledeki yaşlı teyzeyi izliyorken omuzlarıma elinde tuttuğu örgü yeleği örtmüştü. Şaşkınlık yerini sıcacık gülümsemem aldığın da anne şefkatini çok özlediğimi fark ettim, tekrar merdivene oturduğum da teyze de yanıma zor olsada oturmuştu. Mahallenin deniz manzarasını yanımdaki yabancı teyze ile izliyordum bakışlarımı utanarak teyzeye çevirdiğim de, acı dolu kahve gözlerinden yaşlar süzülüyordu usul usul. Neden birden bire ağladığını merak ettiğim de ona sormak ve ona sarılmak çok istedim. Bana hiç gözlerini çevirmeyerek cebinden çıkardığı çikolatayı uzattığın da dudaklarından dökülen sözleri dikkatle dinledim.

" Neden bu gözyaşlarını o fırının önünde kimin için döktüğünü bilmiyorum ama yanaklarından dökülen o yaşlar sevginin o kadar büyük olduğunu gösteriyordu ki seni izlerken bu kızın kalbini bu kadar kaplayan büyük sevgi ne olabilir dedim sonra üşüdüğünü gördüm ve üzüldüm gözyaşlarının sahibi gibi seni o soğukta bırakmak istemedim ve işte şimdi bu yaşlı bunak halimle evimden hiç çıkmayan biri olarak genç bir kızın yanına geldim ve bu ölesiye soğuk merdiven de birlikte oturuyoruz şimdi."

Uzattığı çikolata paketini elinden yavaşça aldığım da gülümsedim. Çikolata paketimi açtığım da bu yabancı teyzenin omuzuna başımı koymuştum. Yıllar önce ki anne sıcaklığını o kadar özlediğimi ve o kadar çok bu hissi unuttuğumu anlamıştım ki çikolatamı yerken boğazımda olan düğümü yok saymıştım. Bu hareketime karşılık teyze ise saçlarımı okşamıştı çikolata kabını cebime koyduğum da başımı omuzundan yavaş yavaş kaldırıyordum, yabancı teyzenin kahve bakışları ile karşı karşıya geldiğim de gülümsedi bende gülümsedim. Yanağımı bir anne şefkati ile sevdiğin de kalbim titriyordu o kadar çok özlemiştim ki bunları teyzenin avuçlarına utanmasam öpücükler konduracaktım. Teyzenin kalkmasına yardım ettiğim de gülümsedik diğer yokuşlu merdivenin renkli evlerinden birinin önünde durduğumuz da, teyzeye bakıyordum küçük bir kız çocuğu gibi sevgi gördüğüm de bu şekilde oluyordum maalesef. Anahtarlarını bulmaya çalışıyorken teyze bana döndü yeşil gözlerime dikkatle baktığın da teyzeyi vefat etmiş babaannem olarak görüyordum resmen.

" Benim evim burası adım filiz ne zaman yanaklarını dolduran sevgin kabarırsa bu kapıyı çalman yeterli."

Utandım başımı yere eğdiğim de gülümsedim teyzeye baktığım da başımı onay vererek jestle salladım. Karşı merdiven yokuşuna geçtiğim de evime giriyordum içeri giriyorken adımlarım durakladı, teyzenin evinin kapısına baktım bu tatlı yabancı teyze kalbimi çok ferahlatmıştı burada artık yalnız değildim yaşlı bir arkadaşım vardı. Bu düşünce ile gülümsedim eve girdiğim de gözlerim kanepede duran telefonuma gitti hemen, hiç elime almak istemedim eğer alırsam yeni arkadaşımı erkenden ziyarete giderdim bu da hiç hoş olmazdı. Omuzlarımda ki örgü yeleği astığım da merdivenlere ilerledim odama çıkmak için, küçük odama geldiğim de yatağıma kendimi bırakmıştım. Tavanı izliyorken hayatı sorguluyordum bu benim yaptığım en alışıldık hareketlerimden birisiydi. Vücudumda kol gezen üzüntüyü def etmek için bilekliğime sarıldım sanki gerçek bir canlıymış gibi onu, yastığımın yanına koyduğum da parlayan R harfini izliyordu bakışlarım. Gözlerimi kapattığım da gerçek bir insanmış gibi fısıldadım ona.

" İyi geceler R"

Tatlı loş gece lambası ışığı altında sükunet ile uykuya dalıyordum bile.

İzmir...

Gözlerimi açtığım da filistin sokaklarının tam ortasında duruyordum. Nasıl gelmiştim buraya? Kim getirmişti beni buraya? Etrafıma baktım sokak lambaları bile ışıklandırmıyordu caddeleri... Etrafıma tekrar göz gezdirdim herşey çok karanlıktı küçük parmaklarım kalbime gittiğin de, kalbim kanıyordu avucumun altında ki kalbim gerçekten kanıyordu. Avuç içlerime baktım kan damlaları çıplak ayaklarıma düştüğün de o yola baktım annemin gittiği yola... Siyah gece gibi siyah saçlarının altından yeşil gözleri ile karşılaştım. Kalbimin kanamasını boş verdim hemen, bu annemin beni bırakmasını engellemek için son şansımdı evet hissediyordum. Peşinden çıplak ayak seslerim ile koşmaya başladığım da durdum. Karşımda fırının önünde ki o çocuk vardı bana baktı ela gözleri ilk defa gözlerini görmüştüm, o çocuğun da benim gibi avuçlarının altında ki kalbi kanıyordu. Kaşlarımı çattığım da bileğime baktım bileklik bileğimden koparak, yere düştüğün de R harfi çocuğun ayak ucuna doğru yuvarlandı. Çocuğa korku ile baktığım da ikimiz de titriyorduk neydi şimdi bu böyle? Parmak uçlarım çocuğa yaklaşmak için hareket ettiğin de parlak bir ışık gözlerimi kör etmişti... Gözlerimi açtığım da güneş ışıkları tam gözlerime vuruyordu kaşlarımın ortası ışık ile çatıldığın da, yerimden aniden doğrulmuştum yanı başımda duran bilekliğe baktığım da o korkunç rüyayı hatırlamamak için yorganı kafama çekiyordum. Ders için hazırlanmam gerekliydi bıkkın bir nefes aldığım da dün ki ilk günüm aklıma geliyordu. Bugün kendimi bugün şart koşmuştum asıl bugün benim ilk günüm olacaktı evet, bütün kötü günleri rüyaları, aşkımı, babamı, bilekliği ve tabi şu yeni hayatımda ki yakışıklı haylaz ela bakışlı çocuğu unutacaktım. Evet! Büyük bir özgüven ile hazırladığım da merdivenlerden iniyordum salona dahi daha adım atmamışken, yerde duran koca lavinia buketi gözüme hemen ben buradayım diye selam vermişti resmen. Derin bir nefes aldığım da alnımı ovaladım çiçeklerin hiç bir suçu yoktu kendime kızmalıydım onları fırlattığım için, buketi kollarım arasına aldığım da büyük bir vazo arıyordum sonunda vazoyu bulduğum da çiçeklerimi ona koymuştum. Gözlerim cam kenarın da duran lavinia çiçeklerini izlerken gülümsedim ta ki bu anı yine mesaj zil sesim bozana kadar... Kanepede duran telefonum yine hayatımı zindan edecekti evet patlayacak bomba gibi telefona yavaşça yaklaşırken, ellerime aldım mesaj bildirimlerine tam elim gidiyordu ki durdum. Telefonu şimdilik çantama atmak daha mantıklı gelecekti kesinlikle çantama hızla koyduğum da kapıdan çıkıyordum bile. Uzun dik yokuşlu merdivenler ile pek iyi anlaşamıyorduk onlar beni çok yoruyordu birbirimizi pek fazla sevdiğimiz söylenemezdi. Ana sokağa çıktığım da otobüs durağına kısa bir bakış attım gözlerim birini arıyordu sanki ama kimi? Buna kendim bile yanıt bulamıyordum beklemek yerine yine yürümeyi tercih etmiştim. Kıyıya vuran dalga seslerine daha çok odaklanmak istedim araba korna seslerini bastırmaya çalışarak, geçiyordu kampüs alanına doğru yürüyüşlerim. Kulaklığımın sesini son ses açtığım da dünya da sadece şu an o şarkının melodileri çalıyordu sanki, tüm bedenim huzur bulduğun da kampüs alanından hızla yürüyordum. Arada etrafı incelemeyi unutmuyordum tabi birinci sınıflar yine ağaç diplerin de yeni bulduğu arkadaşları ile konuşuyor, ikinci kademeli sınıflar erkek veya kız arkadaşlarının diplerin de duruyor üçüncü ve son sınıflar ise dalga malzemesi arıyordu. Tüm bunlara iç çektiğim de gözlerim hemen kızların yanında duran ela gözlere dikkat kesildi. Yine bu şımarık herif ava çıkmıştı eğlence avına ne istiyordu bu çocuk birinci sınıflardan anlam veremiyordum. Yüzümü paltoma saklayarak ilerlemeye çalıştığım da beni görmemesi için dua etmeye çoktan başlamıştım bile. Adımlarım daha da hızlandığın da seslenmesi ile yerimde buz kesilmiştim.

" Acelen ne çimen göz?"

Giriş kapısına öylece baktığım da gözlerimin dolmasına izin veremezdim. Serhat'ı ben ne kadar unutmaya çalışıyor oldukça kader onu alıp kalbimin ortasına geri koyuyordu. Herşey herkes her baktığım kişi her baktığım gözler resmen onu hatırlatmak için olan bir tuzak gibi geliyordu artık. Bu adam karşımda ukala şekilde sırıtan adam canımı bilmeden o kadar çok yakıyordu ki, işte bu yüzden bu adamdan ilk görüşte nefret etmiştim tüm bedenim ve kalbim ile bu adamdan tanımadan nefret ediyordum artık. Yumruğunu sıktığım da eklem yerlerim beyazlıyordu ona döndüğüm de gözlerimin dolu olmaması için ümit ediyordum.

" Defol git anladın mı? Uzak dur benden şımarık herif!"

Kendime hakim olamayarak bağırdığım da tüm bahçedeki öğrencilerin meraklı gözleri bizi izliyordu. Refhan' a baktığım da sadece sırıtıyordu ne yani tüm bunlar bu aptal adamın hoşuna mu gidiyordu! Yanaklarım utançtan kızarıyorken giriş kapısına doğru koşmuştum. Tüm öğrencilere rezil etmiştim kendimi ama ne yapabilirdim ki sürekli bana yaram olan bir insanı bilmeyerek, hatırlatıyordu ve benim canım çok yanıyordu. Amfiye girdiğim de en dip sıraya yöneldim kimsenin bu sulu göz hallerimi görmesini istemiyordum artık, profesör içeri girdiğin de mavi gözleri memnuniyetle bana bakıyordu bu sefer. Tüm gün derslere o kadar ilgisiz kalmıştım ki tek düşündüğüm kampüs alanında olan olaydı ve tabi kaçınılmaz olan çocukluk aşkımdı. Telefonumu hiç elime almamaya karar vermiştim bugün son kalan Türk Edebiyat Tarihi dersimden çıktığım da, beyin hücrelerimin içeride vefatının gerçekleştiğine yemin edebilirdim. Tüm bunlar beni çok yoruyordu artık mahalleme gitmek ve en kısa sürede kendimi, yatağıma atmak istiyordum uzun koridor da çıkış kapısından bir bir ayrılan öğrencileri izliyordum. Koridorun en sonunda ki sağ tarafta kalan kapıya gözüm kaydığın da anlamsız şekilde oraya gitmek istiyordum. Ayaklarım beni resmen oraya istemeyerek sürükledi bakışlarım kütüphane yazısını gördüğün de yutkundum. Kapıyı yavaşça ittiğim de korkusunu belli etmemeye çalışan kediler gibi kuyruğumu dik tutuyordum resmen, koca kütüphane rafları arasında kalan ana masaya ilerlediğim de etrafıma hızla göz gezdiriyordum. Koca masaya oturduğum da derin bir rahatlama ile iç çektim derken onun sesi tüm bedenime adrenalin aşılamıştı bile...

" Beni mi özledin?"

Arkama döndüğüm de egolu ela bakışları ile karşılaştım anın da. Bu herif neden bu kadar kendine aşıktı merak ediyordum açıkçası. Cevap olarak seslice nefes aldığım da gözlerimi devirdim kitap okumama geri dönüyorken ona bakmak istedim, hatta şu an ona bakmak için heyecandan ölüyordum kendime anlam veremiyordum. Hem bu adamdan nefret ediyor hem de ona bakmak istiyordum bu çok garipti. Dudaklarımı düşünceler ile kemirmeye başladığım da sandalye sesine odaklandı tüm dikkatim sandalyeyi benim yanıma sürüklediğin de durdu, siyah saçlarını yana attığın da yanıma oturdu elimde ki kitabı daha önce hiç görmemiş gibi incelemeye koyulduğun da onu izliyordum.

" Aşık mısın? "

Gözlerim şaşkınlıkla kocaman olmuştu eminim yoksa bana tuhaf şekilde bakmasının başka bir izahı olamazdı. Nerden anlamıştı nasıl anlamıştı bilmiyordum başımı gururla kaldırdığım da kitabımı köşeye koymuştum.

"Nereden çıkardın?"

Arkasına yaslandı ellerini ensesinde birleştirdiğinde hayatım da gördüğüm en umursamaz sesle konuştu omuzlarını silkerken.

" Bunu anlaya bilecek kadar çok zaman geçirdim kızlarla"

Haylaz şekilde dudaklarının yukarı kıvrılmasını izledim. Bu adam sinir bozacak şekilde gıcık ve ukalâ biriydi, böyle insanlardan babam hep uzak kalmamı söylerdi ama bu adam hep burnumun dibinde bitiyordu sevmediğim ot misali... Onun etrafımdaki varlığını yok saymaya çalıştım kitabımı okumaya geri dönmüştüm mısralar da her okuduğum da onu hayal ettiğim de, yanımdaki adamı unutmuştum sahi neden hiçte sesi gelmiyordu merak ediyordum. Kitabın altından onu bakışlarım aradığın da utandım gözlerimiz birbirine denk geldiğin de anın da bakışlarımı başka yöne çevirdim. Baş belası herif yine de beni izliyordu artık bıkmıştım bu durumdan şu an onu bir poşete koymak ve denize sallamak istiyordum evet. Seslice şikayetimi belli ederek homurdandım ama bu onun zoruna gitmek yerine hoşuna gidiyordu adeta dudaklarını hazla, yana kıvrıldığın da gözlerimi devirdim kollarımı göğsüm de bağladığım da kitap okumayı bile düşünemiyordum artık. Bıkkınlık ile sordum.

" Sen hiç aşık oldun mu?"

Dudaklarını ıslattığın da sanki bu sorumu bekliyormuş gibi gülümsedi yerinden doğrulduğun da beni izliyordu. Daha yeni yeni sinirimin geçmesinden kütüphaneyi saran parfüm kokusunu fark ediyordum, koku ile onu incelemeye başladığım da kayıtsız kaldı bakışlarım. Siyah kot pantolonu beyaz gömleği ve kot ceketi ile magazin dergilerinden fırlamış gibi duruyordu, ona hiç bu şekilde bakmamıştım hatta ona hiç bakmamıştım zengin birine benziyordu giydiği kıyafetlerden konuşma şeklinden bu ukala egosundan. Onu izlemeyi bıraktığım da bakışlarımız yine birbirini yakaladı.

" Birine aşık olacak kadar delirmedim henüz"

Dedi ciddi bir sesle. Ayağa kalktığın da gözlerim hipnoz olmuş gibi onu izliyordu rafların arasına doğru gittiğin de onu takip etmek istiyordum, ayağa kalktığım da sandalye sesi tüm kütüphane de yankı yapmıştı. Dudaklarımı yine utançla kemiriyorken parmak uçlarım yanaklarıma gitmişti yanaklarıma dokunduğum da, yandığını hissediyordum adeta neden bu aptal herifin yanında daha duruyordum ki bilmiyorum çantamı koluma taktığım da kitaplarımı topluyordum.

" Davy jones hikayesini bilirmisin?"

Anlamayarak kaşlarımı çattığım da rafların arasında kitapları karıştırıyordu.

" Hani şu kalbini söküp kutuya koyan adam."

Hayır bilmiyordum bu hikayeyi ben sadece küçüklükten bu yana onun sevdiği şeyleri sevmiştim onun heyecan ile baktığı şeylere, bende heyecan ile bakmıştım kendimin sevdiği şeyleri bilmeden onun sevdiği şeyleri bildim sevmiştim. Gözlerim kütüphane mermerini izliyorken ciddiyetle konuşan adamın sesi böldü bakışlarımı.

" Sevgilisi için özgürlüğünü kaybetmiş olan adam. Güçlü denizlerin hakimi iken bir kadının sadakatsizliği ile lanetlenmiş bir adam"

Meraklı gözler ile usulca onu dinliyordum hareket etmeden. Raflardaki kitapları karıştırmayı bıraktığın da bana döndü bedeni ve bakışları.

" Ben oradaki adamım"

Dedi omuzlarını silkerken. Onu ilk defa bu kadar ciddi görmüştüm karşım da ukala bir adamdan şu an eser yoktu adeta, omuzundan çantamı tekrar masaya koyduğum da dikkatlice oturdum sandalyeye. Tanımadığım bir adam bana koca bir kütüphane de dertlerini anlatıyordu bundan garip bir, tablo bile olabilirdi ukala bir adamın hiç tanımadığı bir birinci sınıf öğrencisine dertlerini anlatması. Hiçbir şey söylemek istemedim onu tamamen dinlemek istiyordum gözlerim önüne düşen siyah saçlarımı, kulağımın arkasına nazikçe koyduğum da mırıldandı.

" Soğuk ve zalim dalgalar gibi bana hiç geri dönecek misin? Sesimi duy ve gelgitle şarkı söyle aşkım asla ölmeyecek. Dalgaların üzerinde ve mavinin derinliklerin de senin için kalbimden vazgeçeceğim..."

Refhan Araslan...

Tuhaf bir adamdı sözleri ve gözleri yaptığı hareketleri birbiri ile uyuşturmuyordu az önce ukala bir bad boy iken şu an aşktan çok yara almış bir adam gibi görünüyordu. Onu izliyorken yutkunduğunu ben bile görebiliyordum şu an karşımda duran adam, yaralı bir aslandan farklı durmuyordu adeta. Kalbime inen sıcaklık Refhan'a merhamet duygumun oluştuğunu anlamamı sağlıyordu, bu adam resmen bir karadelik gibiydi kendine bir şekilde merhamet ettiriyor ve bağlıyordu. Kafam çok karıştığın da düşüncelerim resmen birbirine girmişti kendi hüzünlü aşk hikayem yetmezmiş gibi, benim erkek versiyon hüzünlü aşk hikayem gibi olan adamın hikayesini kendime dert edinmiştim.

"Hayatın da ilk kırıklığı ne zaman tattın?"

Düşüncelerim bir toz gibi rüzgarla uçuşup gitmişti bu soru ile. Bu zamana kadar kimse bana böyle bir soru sormamıştı hep ben kendime sorardım ayna karşısında böyle sorular, gülümsedim kalbim acıdığı zaman bu gülümseme dudaklarım da dövme gibi kendini belli ediyordu hemen. Konuştuğum da dudaklarımdan dökülen kelimeler boğuk çıktı...

" Doğum günümde tezgâhın üzerinde çilekli pastam olmadığı zaman"

Onu izlediğim de kaşlarını anlamayarak çattı yanaklarımdan süzülen yaşları yeni fark ettiğim de, kendime lanet ediyordum yine küçücük bir şey de ağlamıştım hemen küçük kız çocukları gibi.

"Yani annem gittiğin de"

Bunu yıllarca kendi içimde söylemiştim şimdi bunu kalbimin en kanayan köşesinden seslice söylediğim de, kalbimden bir parça kopmuştu kalbimden kopan parça yanaklarımdan şiddetle akarken onun kalbin de başımı bulmuştum. Ağlıyordum ona sığınarak küçük bir kız çocuğu gibi ağlıyordum kokusuna gömüldüğüm, de onu kendime o kadar çok bastırmıştım ki kokusundan başka bir şey almıyordum adeta. Kolları beni sıkıca sardığın da sanki bir baba gibi beni sarmalıyordu parmaklarının saçlarımda gezindiğini fark ettiğim de, fısıldadı sessizce koca kütüphane de.

" Üzülme ben senin annen olurum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.