Bazen insanın içinde bir şeylerin değiştiğini anlaması için büyük bir olay yaşamasına gerek kalmıyordu. Küçük bir alışkanlık bile bunu fark ettirebiliyordu. Son zamanlarda benim için de böyle olmuştu. Gün içinde ne kadar farklı şeyle uğraşırsam uğraşayım aklımın bir köşesinde mutlaka Kaan oluyordu.
Bir şey gördüğümde ona anlatmak istiyor, komik bir şey olduğunda vereceği tepkiyi merak ediyor, bazen de hiçbir sebep yokken telefonumu elime alıp ondan gelecek bir mesajı bekliyordum. Bunun ne zaman bu kadar normal bir hale geldiğini bilmiyordum. Sanki hayatımın içinde hep varmış gibi hissettirmeye başlamıştı.
Bugün de düşüncelerimin arasında onun olması artık şaşırtıcı değildi. Hatta bunu fark ettiğimde eskisi gibi kendimi sorgulamıyordum. Sadece küçük bir gülümsemeyle geçiştiriyordum. Yine de içimde garip bir heyecan vardı. Bugün maçımız vardı ve nedense maçtan çok önce başlayacakmış gibi hissediyordum. Sanki içimde biriken bütün enerjiyi sahaya çıkıp atmam gerekiyordu.
Belki de son zamanlarda yaşadığım şeylerin arasında kendimi en rahat hissettiğim yer orasıydı. Top elime geldiğinde başka hiçbir şeyi düşünmüyordum. Ne çekmecedeki fotoğrafı ne abimin tuhaf tavırlarını ne de kafamda cevap bulmaya çalışan soruları. Sadece oyuna odaklanıyordum.
Ama yine de aklımın bir köşesinde başka bir düşünce vardı. Kaan'ın bugün bana yazıp yazmayacağını merak ediyordum. Normalde bunu bu kadar düşünmezdim. Günaydın mesajını görmeye alışmıştım. Bazen onun mesajını görmeden güne başlamamışım gibi hissediyordum.
Telefonumu elime aldığımda ekrana bakıp bir şey olmadığını görmek bile içimde küçük bir boşluk oluşturuyordu. Bunun saçma olduğunu biliyordum. Sonuçta herkesin her an telefona bakması mümkün değildi. Kaan'ın da kendi hayatı ve sorumlulukları vardı. Yine de bugün nedense ondan gelecek tek bir mesajın bile maç öncesindeki heyecanımı biraz olsun azaltacağını düşünüyordum.
Düşüncelerimi daha fazla uzatmadan yataktan kalktım. Odamın perdelerini açtığımda içeri dolan gün ışığı gözlerimi kısa süreliğine kısmama neden oldu. Birkaç saniye pencerenin önünde durup dışarı baktım. Sokak her zamanki gibiydi. İnsanlar işe yetişmek için evlerinden çıkıyor, birkaç araba yoldan geçiyor, karşıdaki apartmanın önünde biri aceleyle arabasına doğru yürüyordu. Her şey normaldi. Sadece benim içimdeki heyecan biraz daha fazlaydı.
Üzerime rahat bir şeyler geçirip odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde annem kahvaltıyla uğraşıyordu. Masanın üzerine birkaç tabak koymuştu. Beni görünce kısa bir bakış attı.
“Bugün maç vardı değil mi?”
Başımı salladım. “Evet. Öğleden sonra.” dedim.
Sandalyelerden birine oturup önüme konulan çayı aldım. Birkaç yudum içtikten sonra telefonumu masanın kenarına bıraktım. Ekranına bakmamaya çalışıyordum ama gözüm istemsizce birkaç kez oraya kaydı. Kaan'dan hâlâ mesaj yoktu. Telefonu elime alıp ekranı açmakla açmamak arasında kaldım. Sonunda dayanamayarak bildirimlere baktım. Yine hiçbir şey yoktu.
Telefonu sessizce masaya bıraktım. “Bugün biraz heyecanlı gibisin.” dedi. Annemin sesiyle başımı kaldırdım. “Biraz.” dedimm. Gülümsedi. “Maçtan dolayıdır.” dedi annem.
Ben de gülümseyerek başımı salladım. Daha fazla açıklama yapmadım. Kahvaltıma devam ederken aklımın bir köşesinde yine aynı soru vardı.
Kaan neden hâlâ yazmamıştı?
Kahvaltımı bitirdikten sonra masadaki tabağımı tezgaha koydum.
Mutfağın kapısından çıkarken bir an durup telefonuma baktım. Hâlâ mesaj yoktu. İçimdeki merak biraz daha belirginleşmişti ama üzerinde durmamaya karar verdim. Telefonu cebime koyup odama geçtim.
Maçta giyeceğim formayı yatağın üzerine serdim. Mavi forma ve üzerinde yedi numara. Her gördüğümde içimde küçük bir heyecan oluşuyordu. Yanına şortumu, dizliklerimi ve spor çantamda olması gereken diğer şeyleri koydum. Bir süre eşyaları kontrol ettikten sonra çantanın fermuarını kapattım. Sonra tekrar açıp bir şey unutmuş muyum diye baktım. Gülümseyerek kendi kendime söylendim.
“Bir şeyi unutmadığımdan emin olmak için üç kere kontrol etmem gerekiyor galiba.”
Tam çantayı yeniden kapatacakken telefonum titredi.
Elim hemen cebime gitti.
Ekrana baktım.
Kaan'dan mesaj gelmişti.
İstemeden yüzümde bir gülümseme oluştu. Mesajı açtım.
Kaan: Günaydın güzelim. Kusura bakma geç yazdım.
Mesajı birkaç saniye boyunca okudum. Normalde daha erken yazardı. Yine de bunun üzerinde durmadım.
Siz: Günaydın. Sorun değil. Bugün maçım var diye heyecanlandımbiraz.
Cevabını beklerken yatağın kenarına oturdum. Telefonu elimde tutmaya devam ettim.
Birkaç dakika geçti.
Ekrana baktım. Henüz cevap vermemişti.
Telefonu yanıma bıraktım. Çantamı alıp ayağa kalktım. Bugün gerçekten maça odaklanmam gerekiyordu. Ama nedense Kaan'ın mesajı eskisinden biraz farklı hissettirmişti.
Çantamı yatağın kenarına bırakıp bir süre odanın ortasında öylece durdum. Kaan'ın mesajı aklımda kalmıştı. Geç yazması aslında tek başına garip bir şey değildi. Belki işi vardı. Belki telefonu yanında değildi. Bunun için kendimi gereksiz yere düşündürmek istemiyordum.
Tam odadan çıkacakken gözüm masamın üzerindeki çekmeceye takıldı.
Bir anda dün gece gördüğüm fotoğraf aklıma geldi.
Çekmecenin kulpuna doğru birkaç adım attım. Elimi uzatıp duraksadım. Fotoğrafı tekrar çıkarmak istemediğimi düşünüyordum ama içimdeki merak da gittikçe büyüyordu. Dün fotoğrafın arkasındaki plakayı fark etmiştim. Belki de gerçekten hiçbir anlamı yoktu. Belki sıradan bir arabaydı ve ben yaşadığım her şeyin arasında bir bağlantı arıyordum.
Yine de abimin o fotoğrafı gördüğündeki yüz ifadesini düşündüğümde içimdeki şüphe kaybolmuyordu.
“Tanımıyorum.”
Söylediği cümle tekrar aklıma geldi.
Eğer gerçekten tanımıyorsa neden o kadar gerilmişti?
Çekmeceyi açtım ve fotoğrafı elime aldım. Birkaç saniye boyunca sadece baktım. Bu kez insanların yüzlerinden çok arka tarafa odaklandım. Arabanın görünen kısmını ve plakanın seçilebilen bölümünü tekrar inceledim.
Geçen sefer fark etmediğim bir şey var mı diye gözlerimi kısarak fotoğrafa biraz daha yaklaştırdım.
Tam o sırada dışarıdan annemin sesi geldi. “Nida, hazır mısın?”
Fotoğrafı hızlıca elimde çevirdim. “Hazırım!” dedim.
Fotoğrafı tekrar çekmeceye koydum ama bu kez aklımda tek bir şey vardı.
O plakayı bir yerde daha önce görmüş gibiydim.
Fotoğrafı çekmeceye geri koyup kapağını kapattım. Çantamı omzuma alıp odadan çıktım
Ayakkabılarımı giyip kapıyı açtım. Dışarı adım attığım anda yüzüme sıcak bir hava çarptı. Sokak her zamanki hareketliliğine çoktan kavuşmuştu. Karşı apartmanın önünde birkaç araba park hâlindeydi. Kaldırımın kenarında yürüyen insanların ayak sesleri birbirine karışıyor, ara sıra yoldan geçen arabaların sesi duyuluyordu. Bir köşedeki küçük marketin önünde kasalar dizilmişti. Kapısının önünde duran adam gelen müşterilere selam veriyordu.
Çantamı omzumda düzelterek yürümeye başladım. Güneş tepede değildi ama hava yine de sıcaktı. Kaldırım boyunca ilerlerken saçlarımı yüzümden çekip kulağımın arkasına attım.
Telefonum cebimde titredi. Çıkarıp ekrana baktım. Kaan'dan mesaj gelmişti.
Kaan: Maçtan önce çok heyecanlanma güzelim. Elinden geleni yap yeter.
Mesajı okuyunca yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.
Siz: Elimden geleni yapacağım. Ama heyecanlanmamak biraz zor.
Telefonu cebime koyup yürümeye devam ettim. Sokağın sonuna geldiğimde karşıdan geçen otobüsün sesi duyuldu. Birkaç kişi durağa doğru koşarken ben yoluma devam ettim.
Telefonum yeniden titredi.
Kaan: Sen yaparsın. Ben sana güveniyorum.
Adımlarım yavaşladı. Mesajı bir kez daha okuyup gülümsedim.
Siz: Teşekkür ederim. Maçtan sonra sana haber veririm.
Telefonu çantama koyup yoluma devam ettim.
Salona yaklaştıkça sokaktaki kalabalık biraz daha artıyordu. Spor salonunun bulunduğu sokağın başından binanın büyük tabelası görünmeye başlamıştı.
Kapının önüne geldiğimde içeriden top sesleri duyuluyordu. Çantamı omzumdan indirip kapıyı açtım. İçeri girdiğimde takım arkadaşlarımın çoğunun çoktan geldiğini gördüm.
Soyunma odasına geçip çantamı kenara bıraktım. Formamı düzelttikten sonra dizliklerimi taktım ve saçlarımı sıkıca topladım. Salona çıktığımda takım arkadaşlarım çoktan ısınmaya başlamıştı.
“Hazır mısın?” diye sordu Merve.
“Hazırım.”
Toplardan biri önüme doğru geldi. Eğilip aldım ve takım arkadaşlarımdan birine attım.
Antrenörümüz düdüğü çaldı.
“Hadi kızlar. Isınmaya başlıyoruz.”
Sahaya geçtik.
Birkaç dakika sonra hakemler yerlerini aldı. Tribünlerdeki uğultu giderek arttı. Takım arkadaşlarımla son kez göz göze geldikten sonra kendi bölgeme geçtim.
Arka alandayken içimdeki heyecan bir anda yerini tamamen konsantrasyona bıraktı.
İlk servis karşı takımdan geldi.
Top havaya yükseldiği anda gözlerimi ondan ayırmadım. Servis hızla üzerime doğru geldi. Dizlerimi kırıp kollarımı birleştirdim. Top kollarıma çarptı ve pasöre doğru düzgün bir şekilde yükseldi.
“Güzel!” diye bağırdı antrenörümüz.
Oyun devam etti.
Karşı takımın hücumcusu sert bir vuruş yaptı. Topun yönünü son anda fark edip kendimi yana doğru attım. Kollarımı uzattığım anda top yere değmeden önce manşetle çıkardım.
“Devam!” dedi.
Takım arkadaşım topu aldı ve hücuma çevirdi.
İlk sayı bizimdi. Kısa bir sevinçten sonra hemen yerime döndüm. Maç daha yeni başlıyordu.
İlk setin son sayılarında rakibin hücumları iyice sertleşti. Bir topu manşetle çıkardım, bir diğerinde yere düşmeden hemen önce uzanıp topu oyunda tuttum. Takım arkadaşlarım da hata yapmamaya çalışıyordu. Son sayıda rakibin servisini karşıladım ve top pasöre düzgün bir şekilde ulaştı. Hücumumuzun ardından top rakip sahaya düştü ve ilk seti kazandık.
Sonraki setlerde oyun daha hızlı ilerledi. Bir seti rakip takım aldı ama diğerinde yeniden toparlandık. Ben arka alanda sürekli yer değiştiriyor, gelen topları karşılamaya ve savunmayı ayakta tutmaya çalışıyordum. Son sete geldiğimizde skor birbirine çok yakındı. Birkaç uzun rallinin ardından arka arkaya sayılar aldık. Son top rakipten geldiğinde manşetimi yapıp topu havaya kaldırdım. Pasörümüz topu hücuma gönderdi ve sayı bizim oldu.
Düdük sesiyle birlikte maçın bittiğini anladım. Skor tabelasına baktığımda kazandığımızı gördüm. Takım arkadaşlarım birbirine sarılırken ben de derin bir nefes aldım. Yorulmuştum ama yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı. Antrenörümüz yanımıza gelip hepimizi tebrik etti. Maç boyunca aklımdaki her şeyi bir kenara bırakmayı başarmıştım. Şimdi ise soyunma odasına gidip telefonuma bakmak istiyordum. Özellikle de Kaan'ın mesaj atıp atmadığını merak ediyordum.
Soyunma odasına geçtiğimizde herkes maç hakkında konuşuyordu. Ben de formamı çıkarıp çantamı hazırlarken telefonumu elime aldım. Ekranda Kaan'dan yeni bir mesaj vardı.
Kaan: Tebrik ederim güzelim. Kazandınız mı?
Gülümsedim ve hemen cevap verdim.
Siz: Evet. Kazandık. Çok yoruldum ama değdi.
Mesajı gönderdikten sonra birkaç dakika bekledim. Normalde hemen cevap verirdi ama bu kez ekran sessiz kaldı. Telefonu çantama koyacakken ekran yeniden aydınlandı.
Kaan: İyi olmana sevindim. Bugün biraz kötüyüm. Sonra konuşsak olur mu?
Kaşlarımı çattım. Mesaj kısa ve her zamankinden farklıydı.
Siz: Tabii. Bir şeyin mi var?
Cevap gelmedi.
Telefonu elimde tutarken içimde garip bir huzursuzluk oluştu. Tam o sırada aklıma dün gece baktığım fotoğraf geldi. Çantamı kapattım. Eve gidince fotoğrafa tekrar bakacaktım.
Eve döndüğümde ilk işim çantamı odama bırakmak oldu. Telefonumu yatağın üzerine koyup çekmeceyi açtım. Fotoğrafı elime aldığımda bu kez doğrudan arka taraftaki bulanık plakaya baktım. Rakamların bazıları hâlâ seçilmiyordu ama bir tanesi diğerlerinden daha belirgindi.
Tam fotoğrafı yaklaştıracakken telefonum titredi.
Kaan'dan mesaj gelmişti.
Kaan: Eve vardın mı?
Siz: Vardım. Sen nasılsın?
Uzun süre cevap gelmedi. Ekrana bakarken istemsizce fotoğrafı tekrar çevirdim. Kaan'ın bugün neden böyle davrandığını anlamıyordum. Üstelik abimin fotoğrafı gördüğündeki tepkisi de hâlâ aklımdaydı.
Telefonum yeniden titredi.
Kaan: İyiyim. Sadece biraz dinlenmem gerekiyor.
Mesajı okuduktan sonra telefonu yatağın üzerine bıraktım. Fotoğrafı tekrar çekmeceye koydum ama bu kez gözüm plakadan ayrılmadı.
Belki de aradığım cevap sandığımdan daha yakındı.
Telefonum yeniden titredi. Kaan'dan mesaj gelmişti.
Kaan: Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Bir an ekrana baktım. Parmaklarım istemsizce gerildi.
Siz: Ne oldu?
Bu kez cevabı daha uzun sürdü. Sonunda mesaj geldi.
Kaan: Bende bir sinir hastalığı var. Bugün biraz kötü hissetmemin sebebi de o.
Ne yazacağımı bilemedim. Daha önce neden geç cevap verdiğini, neden bazı günler bir anda konuşmayı bıraktığını şimdi anlamaya başlıyordum.
Siz: Birtanem iyi misin?
Kaan: İyiyim güzelim. Arada böyle oluyor. Seni endişelendirmek istemedim.
Telefonu elimde tutarken içimde garip bir ağırlık oluştu. Gün boyunca aklımda olan bütün soruların arasına şimdi bir yenisi eklenmişti.
Kaan'ın bana hiç bahsetmediği bu hastalık neydi?
Ve neden bunu benden şimdiye kadar saklamıştı?


